yalan haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yalan haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.6.09

TOPLUMUN ORDU ALGISI

Toplumun ordu algısı
Bilmiyorum daha ne kadar kendimizi "çürük elmalar" diye avutmaya çalışacağız. Bilmiyorum daha ne kadar iyi niyetli çağrılar yapacağız Genelkurmay'a "içinizdeki çürükleri temizleyin" diye... Daha ne kadar "İşte bak, derhal soruşturma açtılar, demek ki üstüne gidiyorlar" diye umutlanacağız ve sonra yeni bir andıçla birlikte yeni bir hayal kırıklığı yaşayacağız...
Taraf'taki haberi dün okumuşsunuzdur umarım. Çünkü artık haberi tekrarlama imkanımız yok; yasak geldi. O yüzden sadece yorum yapabiliyoruz.

Aslında konunun yorum yapmaya ihtiyacı da yok ya; her şey o kadar apaçık ortada ve durum o kadar vahim ki...Ergenekon soruşturmasının başından bu yana ortaya çıkan her belgeden sonra "Artık ordu yönetimi akıllanmıştır; kendi içindeki darbeci-komplocu mihrakları temizleyecektir" diye umuyorduk. Bu soruşturmanın ilerlemesinde asker-siyasetçi mutabakatının sağlandığını sanıyorduk. Evet, anlaşılıyordu ki, ordu yönetimi soruşturmanın muvazzaf subaylara doğru derinleşmesini istemiyor; emekli subaylarla sınırlı kalmasını arzu ediyordu. Ama bunu sağlamaya çalışırken de zımni bir söz veriyordu hepimize... "Söz, suça karışan muvazzafları ben kendim temizleyeceğim, bundan sonra da böyle şeyler olmasına izin vermeyeceğim."

Bu konuda söze dökülmeyen bir mutabakat vardı; ya da biz öyle sanıyorduk...

Ama önceki sabah kalktık ve bir de baktık ki, Ergenekon soruşturmasının başından bu yana ordu içinden çıkan gizli belgelerin en korkunçlarından biriyle karşı karşıyayız.

Eğer belge sahteyse, sorumlular elbette bedelini öderler.

Ama gerçekse korkunç bir gerçekle karşı karşıyayız:

Genelkurmay'ın beyni sayılabilecek bir birim olan Harekat Başkanlığı'nda, hem de bundan sadece iki ay önce hazırlanan bir eylem planında Türkiye ordusunun kendi halkına karşı savaşan bir ordu haline getirilmesinin planı yapılmış. Meşru hükümeti yıkmak için harekete geçilmesi, halka karşı komplolar kurulması, etnik sorunların tahrik edilmesi, bazı komşu ülkelerle aramızın açılması, suçsuz insanlara karşı provokasyonlar düzenlenmesi, iftiralar atılması düşünülmüş ve bütün bu korkunç suçlar, altında bir kıdemli albayın imzasıyla resmi bir rapor haline getirilmiş.

Böyle bir eylem planı ordu içine sızmış birkaç kişinin işi olabilir mi?

Böyle bir plan emir-komuta zinciri dışında, birkaç subayın kafasına esip de hazırladığı bir plan olabilir mi?

Gelinen bu noktada, ordu yönetiminin yukarıda sorulan soruların bütün toplumun kafasında olan sorular olduğunu anlamasında fayda var. Ortaya çıkan bu suç planının "münferit bir olay", faillerinin de ordu içine sızmış birkaç suçlu olduğuna inanmanın çok zor olduğu bir noktadayız.

Bütün bu planlar, ordu içinde köklü biçimde yerleşmiş ve kurumsallaşmış olan bir zihniyetin ürünüdür. Bu zihniyet, kendisini Türkiye'nin asıl iktidar sahibi olarak görmeye devam etmekte ve iktidarının sarsıldığını hissettiği anda son derece gözü kara bir biçimde böyle planlar yapmakta tereddüt etmemektedir.

Yaşadığımız bu acı tecrübe siyasi iktidarlara da askeri vesayet rejimiyle uzlaşmanın mümkün olmadığını göstermiştir umarız. Siz uzlaştığınızı sanırsınız, sonra bir bakarsınız ki arkanızdan kuyunuz kazılmış. Bu korkunç andıç geleneğinin son bulması için askeri vesayet rejiminin yıkılmasından, vesayet rejiminin bütün kalıntılarının hem zihinlerden hem de kurumlardan temizlenmesinden başka çare yoktur.

Açık konuşalım; son birkaç yılda yaşanan acı tecrübeler, halkımızda "gözbebeğim" dediği ordusu hakkında derin bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Halkın ordu algısı değişmektedir. Ve belki de en kötüsü, bu algı değişimi, ordunun asli görevini iyi yapmasını da engelleyecek boyutlara gelebilir.

Hiçbir anne baba oğullarını, baş meselesi halka karşı komplolar kurmak haline gelmiş bir orduda savaşmaya göndermek istemez.

Acaba Genelkurmay bu kritik eşiğin ayırdında mı?

14 Haziran 2009 Pazar BUGÜN GÜLAY GÖKTÜRK

Devamını BURADAN okuyun...>>>

14.11.08

AKREDİTASYON VE YALAN HABERLER

Böyle üslup var mı?

Başbakanlık, 7 gazeteciye akreditasyon sınırlaması getirdi. Açıkçası, hangi kurum kaynaklı olursa olsun akreditasyonun her türlüsüne karşı çıkan biri olarak, bu uygulamayı doğru bulmadığımı belirtmek isterim.

Karar, gerekçesi ne olursa olsun yanlıştır.

Maalesef, ‘akreditasyon’ medyanın temel problemlerinden biridir. Bugün sadece başbakanlık değil, Genelkurmay’dan CHP’ye kadar birçok kurum ve kuruluş akreditasyon uygulamasına cevaz veriyor.

Burada üzücü olan, meslek kuruluşlarımızın soruna sadece ‘hükümet’ perspektifinden bakmasıdır. Sanki iktidar partisi akreditasyon uyguluyormuş gibi davranmak, iyi niyetli bir yaklaşım olmadığı gibi çifte standarttır.

Aynı şekilde hükümete ağır ithamları içeren haberlerin ödüllendirilmesi, sözgelimi asrın davası Ergenekon’la ilgili tek habere iltifat edilmemesi, Silivri’de ve TÜYAP’ta Ergenekoncuların saldırılarına maruz kalan gazetecilere sahip çıkmayıp başbakanlığın akreditasyon uygulamasına tepki gösterilmesi, çifte standardın bariz örneklerinden sadece bir kaçıdır.

Oysa doğru yaklaşım, hangi merkezden yükselirse yükselsin tüm haksızlıklara karşı meslektaşlarımıza sahip çıkılmasıdır. Üzülerek belirtmek gerekirse bu konuda meslek kuruluşları sınıfta kalmıştır.

O nedenle kamuoyunda itibar görmemektedir. Ayrıca haksızlığa maruz kalan birçok meslektaşım gibi bu kuruluşları bir ikisi dışında hiç ciddiye almadığımı ifade etmeliyim. Sözgelimi Basın Konseyi gibi...

Çuvaldızı kendimize batıralım

Bu temel tespiti yaptıktan sonra akreditasyon sınırlamasının, bir hayra vesile olmasını ve özeleştiri mekanizmasının işletilmesini teşvik edici sürece dönüşmesini ummak istiyorum. Buna çok ihtiyacımız var.

Neden mi? Anlatalım...

13 Mart 2005 tarihli Hürriyet’i satın alanlar, Demre Belediye Başkanı Süleyman Topçu’nun AK Parti’de krize yol açtığını okudular. Habere göre; Başkan Topçu, Ruslar tarafından hediye edilen Noel Baba heykelini kaldırtarak yerine plastik heykel diktirmiş, bu duruma tepki gösteren AK Parti Genel Merkezi başkana çok kızmış, durumunu MKYK’da ele almayı kararlaştırmış!

Oysa Başkan Topçu, AK Partili değil DYP’liydi.

17 Aralık 2006 tarihli Hürriyet’e bakanlar, ‘Tesettür Faciası’ manşetini gözlerine inanamayarak okudular. Habere göre; Çoban A.G, testislerinde şiddetli ağrı ve şişlik şikayetiyle Konya Numune Hastanesi’ne gitti. Acilen Ültrasona gönderildi. Tesettürlü Radyoloji uzmanı geri çevirdi! Ertesi gün yine ultrason çektirmeye gönderildi. Görevli olan ikinci tesettürlü kadın doktor da geri çevirdi!

Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, 30 Ocak 2007 tarihli köşesinde bu haberin ‘yalan’ olduğunu açıkça itiraf etmek zorunda kaldı.

2007 yılı Nisan ayında AK Parti’de Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunun istişare edildiği dönemde Hürriyet’te yayınlanan bir haberde; MKYK Üyesi Egemen Bağış’ın Başbakan Erdoğan’ı aday olmaması konusunda uyardığı belirtiliyordu.

Bağış, o toplantıda yoktu, ABD’deydi.

Bu haberden kısa süre sonra 6 Haziran 2007 tarihli Hürriyet’te 1 Mart Tezkeresi’ne karşı çıkan Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen’in liste dışında bırakıldığı haber veriliyordu.

O tarihte liste açıklanmış ve Ergezen Bitlis’te 1. sıradaydı.

4 Ağustos 2008 tarihli Hürriyet’te bir ilginç haber daha vardı. Başbakan Erdoğan ve Milli Savunma Bakanı Gönül, Yüksek Askeri Şura’da ihraç kararlarına ‘şerh’ koymuştu!

Aynı gün şura kararları açıklandı. YAŞ’tan çıkan tek bir ihraç kararı yoktu. Haliyle ‘şerh’ de söz konusu değildi.

1 Ekim 2007 tarihli Akşam Gazetesi’nde de 28 Şubat sürecinde Sultanbeyli Belediyesi Mezarlıklar Müdürü olan ve o dönemde açıklamalarıyla tartışmalara neden olan İmdat Kaya’nın müridi (!) Emre Kahyaoğlu aracılığıyla Başbakan Erdoğan’dan yurda dönebilmek için izin istediği haberi vardı!

Halbuki İmdat Kaya, 3.5 yıldır Artvin’de yaşıyordu.

Başbakan Erdoğan’ın Ürdün’e Kral Abdullah ile Kraliçe Reina’yı barıştırmak için gittiğine dair ‘yalan’ haberleri ise saymıyorum.

Herhalde basın özgürlüğü, ‘yalan rüzgarı’ değildir.

Bir de ‘üslup’ meselesi var

Geçen Ramazan’da tanık oldum, Radikal Gazetesi’nin bir genç muhabiri, Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’ya soruyor: ‘Almanya’da Deniz Feneri davası sonuçlandı. Epeyi malı götürmüşler, nasıl değerlendiriyorsunuz?’

Allah aşkına, gazetecilikte böyle bir soru üslubu var mı?

24 yıllık gazetecilik hayatımda böyle bir tekniği hiç kimse bize öğretmedi. ‘Yeni dönem böyle’ diyorsanız, o zaman Genelkurmay brifinglerinde ‘Özür dileyerek’ başlanıp yöneltilen soruları, birilerinin bize izah etmesi gerekir.

Bu brifinglerde açıklama sahiplerini, ‘Efendim açıklamalarınız yanlış anlaşılabilir’ diyerek basın müşaviri gibi uyaran gazeteci arkadaşlarımızı da dikkatlerinize sunmak isterim.

Evet...

Akreditasyonlara tümüyle karşı çıkalım, isyan edelim, öfkemizi haykıralım. Ancak; Medya kuruluşları da kendine çeki düzen vermeli, meslek kuralları karargahlara göre esneklik taşımamalı, haksızlıklar, muhataplarının ideolojik kimliklerine veya çalıştıkları kurumlara göre ele alınmamalıdır.

Var mısınız?...
şamil tayyar star 14/11/2008

Devamını BURADAN okuyun...>>>

13.11.08

HÜRRİYET OKURLARINA YANLIŞ BİLGİ VERDİ

Bari Manşetten Vermeseydiniz!

Hürriyet gazetesi, son İstiklal Gazisi'nin vafatını manşeten vereyim dedi ama 'tarihi' bir hataya imza attı...

Hürriyet tarih'ten sınıfta kaldı. Son İstiklal Gazisi'nin haberinde büyük hata yaptı...

BU NASIL HATA!

Manşet haberin spotunu ise yazan sağolsun fena halde sallamış. Biraz allayıp-pullayalım demişler sanırız ama bir "skandal sallamaya" imza atmışlar...

Haberin spotunda altı çizili bölümde şunlar yazıyor; "Mustafa Birgöl, Harp Okulu'ndan mezun olduktan sonra Çanakkale'de görev yaptı ve kanlı çatışmalara katıldı"

Skandal sallamayı fark ettiniz mi?
Biraz matematik lazım...

Mustafa Birgöl 1903 doğumluydu...
Zaten haberde kendileri de yazmışlar 105 yaşındaydı diye...
Çanakkale savaşları ise 1915-1916 tarihlerinde oldu...
Şimdi 1915'den 1903'ü çıkarırsak ne kalır; 12 değil mi!..
Yani o tarihte 12 yaşındaymış son gazimiz...
Peki siz hiç 12 yaşında Harp Okulu mezunu gördünüz mü?
Dahası 12 'sinde bitirip de Çanakkale savaşına gideni duydunuz mu?
Hürriyet görmüş, baksanıza Birgöl'ü 12 yaşında Harp Okulu'ndan mezun edip bir de Çanakkale'ye savaşa göndermiş... Yetinmemiş bir de kanlı çatışmalara sokmuş...


O ZAMANLAR DAHA ORTAOKULDAYDI!

Hani atılır atılır da bu kadar mı desteksiz sallanır...
Mustafa Birgöl'ün yaşam öyküsünde Çanakkale savaşının "Ç"si bile geçmez... Geçemez de zaten büyük olasılıkla o tarihlerde o Bursa Işıklar Askeri okulunda okuyordu.
TARİHTEN SINIFTA ÇAKTILAR

Murat Bardakçı ayrıldıktan sonra anlaşılan Hürriyet'de tarih bilen kimse kalmamış... Son gazisinin hayatını ezbere bilmelerini kimse beklemiyor onlardan... Ama Anadolu Ajansı hayat öyküsünü geçmişti onu bir okusalardı... Hadi bunu da yapmadılar, özgün bir şey yazalım dediler en azından bir Google'dan hayatını araştırsalardı. Malum "google eart'den Türkiye'yi bölünmüş gösteren haritaları bulup kullanıyorlar ya... Yabancı değiller oraya...

HÜRRİYET İÇİN HAYAT HİKAYESİNİ VERELİM

Hadi biz bir iyilik yapalım...
Hürriyet'e son gazinin hayat öyküsünü verelim...
Cuma günü son yolculuğuna uğurlanacak...
En azından o gün kalkıp yalan-yanlış şeyler yazmasınlar...

Bu da bizim size kıyağımız olsun...
Buyrun SON MUSTAFA'NIN HAYATI;

"İstanbul Üsküdar'da 1903 yılında doğan Mustafa Şekip Birgöl'ün babası ve dedesi, deniz subayıydı. İlkokulu Hasanpaşa, ortaokulu Bursa Işıklar Askeri Okulu'nda, liseyi Edirne Kuleli Askeri Lisesi'nde okuyan Mustafa Şekip Birgöl, daha sonra Harp Okulu'na girdi. Birgöl, 7 kuşaktan deniz subayı olan dedelerinin aksine, 15. Fırka 45. Alay'dan Piyade Mülazım (Asteğmen) rütbesiyle Afyon Cephesi'nde Kurtuluş Savaşı'na katıldı.

Büyük Taarruz'da da bulunan Mustafa Şekip Birgöl, düşmanın İzmir'de denize dökülmesinin ardından Samsun'daki kıtasına döndü. 1928 yılına kadar Samsun'da görev yapan Birgöl, daha sonra Sarıkamış, Bayburt ve Muğla'da görev yaparken, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra çıkan bazı ayaklanmaların bastırılmasında fiilen görev yaptı. Çanakkale Eğitim Alayı, Ezine Dağ Tugayı ve Gelibolu 4. Tümen'de de görev Yapan Mustafa Şekip Birgöl, 13 Eylül 1952'de albaylıktan emekli oldu.

(gazeteciler.com)

Devamını BURADAN okuyun...>>>

21.10.08

HÜRRİYETİN EZELİ BAŞÖRTÜSÜ DÜŞMANLIĞI

Bu mantıkla Gladyo sonsuza kadar yaşar

Bu ülkede o kadar çok hadise o kadar hızlı yaşanıyor ki! Bazen değil bir tespit yapmak, meselenin bir yönüne değinip geçme fırsatını bile yakalayamıyorsunuz. Bu durum, bazen şuuraltı yüklemelerin ince hesabının devamına yarıyor.

Çoğu kez iletişimdeki ince göndermeler ve sessizce çizilen imajlar insanların zihnine yapışıp kalıyor. Tabii bu arada tarihe yanlış notlar düşülüyor ve insanların şuuraltı müktesebatı yanlış işaret taşlarıyla bambaşka bir yöne çevriliyor.

Geçenlerde Hürriyet gazetesinde yer alan bir haber onca gürültünün arasında kaybolup gitti. Beğenirsiniz beğenmezsiniz, onu bilemem; Hürriyet'in önemli bir gazete olduğuna inanan birisi olarak arz edeceğim, haber diziliş biçiminin bende büyük bir üzüntüye sebep olduğunu söylemek zorundayım. Öyle inanıyorum ki vahim sonuçları hatırlatıldığında Aydın Doğan da, Ertuğrul Özkök de bu durumdan rahatsız olacaktır. O yüzden aradan bir kaç gün geçmesine rağmen buna temas etmeyi faydalı buluyorum. Bahsi geçen gazeteyi yıpratmak gibi basit amacın peşinde değilim; fakat bu kadar bariz bir iletişim hatasını görmezden gelmeyi de daha sonra oluşacak zincirleme bir kaza olarak görüyorum. Çünkü yapılanı Hürriyet gibi 60. yılını kutlayan bir gazeteye yakıştıramadım; Hürriyetçiler de yakıştırmamalı.

Olayı hatırlayalım: Bir kadın canlı bomba yakalandı geçenlerde. Olay herkesin malumu. Kadını günlerce takip eden İstanbul polisi kadın teröristi derdest etti de İstanbul bir felaketin eşiğinden döndü. İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, kameraların karşısına geçti ve canlı bombayı nasıl takip ettiklerini en ince ayrıntısına kadar anlattı. Görüntülerden ve fotoğraflardan anlaşıldı ki polis gerçekten görevini iyi yapmış ve feci bir olayın önüne geçilmişti. Bu habere her gazete ve televizyon yer verdi. Ancak hiçbiri Hürriyet titizliği (!) içinde yaklaşmadı olaya. Hürriyet'in ilk sayfadaki başlığı aynen şöyle: "Eşarbı çıkarınca yakalandı" iç sayfada da "Başörtüsü düştü, canlı bomba göründü". Ne anlıyorsunuz siz şimdi bu başlıklardan? Sanırsınız ki canlı bomba eşarplı bir kadındı, takip edilmiyordu, bilinmiyordu ve 'eşarbı çıkarınca' yakayı ele verdi. Canlı bomba üzerinden eşarp mesajını böyle verirseniz, aradan onlarca sene geçse bile başörtüsü sorunu çözülemez. Herkes biliyor ki kadın günlerce takip edilmiş, kılıktan kılığa girmiş, kamuflaj yapmış... Bu ülkenin en sıcak gündem maddelerinden biri başörtüsünü terör gibi meşum bir olaya bulaştırarak vermek doğru bir yaklaşım değil. Toplumsal barışa da zarar verir, gazeteciliğe de, Hürriyet'e de.Aynı günün Hürriyet'inde Zahid Akman'ın bilmem kaç yüzüncü kez basılan resminin yanına 'Deniz Feneri'ni yazmak gazeteci görevi' denmiş. Doğrudur. Bir komplo kuşkunuz yoksa objektif kriterlerden taviz vermeyecekseniz, tercüme hataları deyip tarihe yanlış notlar düşmeyecekseniz vs. bu konuyu yazmak tabii ki gazetecilik başarısıdır. Ancak unutmamak lazım ki Taraf Gazetesi tarihin seyrini etkileyecek kadar vahim iddialarda bulundu ve bir sürü belge yayınladı da sadece üç gazete bu bilgiyi görmezden geldi. Ve Hürriyet o üçten biriydi. Ergenekon davası ile ilgili görmezden gelme ya da karikatürize etme temayülü üzerinde durmaya bile gerek yok; malumu ilam olur...

Vahim iddiaları nakletme yerine 'sızma' üzerine bir sürü şey söylendi. Tabii ki o da önemli ve o da sorgulanmalı; ancak herkes de biliyor ki ister Hürriyet isterse diğer gazetelerin ses getirici haberlerinin önemli bir kısmı da sızdırma bilgilere dayanıyor. Mesela şu ödüllere boğulan 'Askerimizin başına çuval geçirildi' haberi apaçık bir içerden sızmış bilgiydi. Herhalde durduk yerde Irak'ta yaşanan vahim bir olay Ankara bürosuna küt diye düşmemişti. Her neyse...

Asıl demek istediğim şu: Ergenekon davası başladı ve korkarım ki bazı gazeteler şuuraltı göndermelerin bin bir çeşit taktiğine yine başvuracak. Baştan beri bu olayı sulandırmak için çırpınıp duran meslektaşlarımız var. Bu davayı sulandırmak, sadece gazetecilik hatası olmaz; aynı zamanda bu ülkenin geleceğini gasp etmek anlamı taşır. PKK militanı bir canlı bombacıdan başörtüsü mesajı çıkarmak gibi bariz hatalara girilince insan endişeye kapılıyor. Çünkü bu mantıkla Avrupa kıtasında ayakta kalan son Gladyo'yu yenmek mümkün değil...

EKREM DUMANLI-ZAMAN


21.Ekim.2008

Devamını BURADAN okuyun...>>>

8.10.08

KLASİK ALİ KIRCA DÜZENBAZLIĞI

Bunlar artık aşmış! Muhabir canlı yayında nasıl ışınlandı?

Show ana haber bültenini izleyenler şaşkına döndü. Dönmemek de mümkün değildi. Zira Show muhabiri Diyarbakır'dan bir anda Aktütün'e ışınlandı.
GAZETECİLER.COM/ÖZEL: Show ana haber ekibi ekranlarda eşine az rastlanacak bir olaya imza attı. Diyarbakır'daki muhabirlerini 5 dakika içinde Aktütün'e ışınladılar.

Bildiğimiz kadarıyla insanoğlu henüz ışınlanma tekniği bulamadı.
Ama Show ekibi bunu başardı.
Bu nasıl mı oldu?
Bizde anlamadık ama ekranda olanları anlatalım...

Diyarbakır'da polis servis aracına yönelik saldırı ana haber bültenlerinin bir anda yayın akışını değiştirdi. Ali Kırca yayına Diyarbakır'dan canlı telefon bağlantısı yaparak başladı.
Olay yerinde muhabirleri vardı.
En azından Ali Kırca öyle diyordu.
Muhabir Ozan Pezek, heyecanlı bir sesle neler yaşandığını, neler gördüğünü aktardı. Öyle anlatıyordu ki dinleyenin onun orada bulunduğuna inanmaması mümkün değildi.

Ne var bunda diyorsunuz değil mi?
Asıl komedi bundan sonra...
Diyarbakır'da olay yerinde bulunan Show muhabiri Ozan Pezek, ortalama 5-10 dakika sonra bu kez Aktütün'de ortaya çıktı.Üstelik bu kez telefon bağlantısı ile değil görüntülü canlı yayındaydı.
Kamera onu gösteriyordu.
Köşede de canlı yayın yazısı vardı.
Evet, kesinlikle Ozan Pezek Aktütün'deydi...

Peki ama Ozan Pezek bültenin başında Diyarbakır'da değil miydi?
Ne zaman hangi arada Aktütün'e gitti...
Bunu yapabilmesinin tek yolu ışınlanmaktı...
Sanırız Show ekibi ışınlanma tekniği bulmuş...
Başka açıklaması yok bunun... gazeteciler.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

15.9.08

HÜRRİYET TEKZİP YAYINLAYACAK

Hürriyet'in iftirası kanıtlandı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı Dr. A. Zahid Akman, Almanya’daki Deniz Feneri Derneği davasıyla ilgili olarak Hürriyet Gazetesi'ne karşı açtığı tekzip davasını kazandı.Hürriyet Gazetesi'nin 3 Eylül 2008 tarihli nüshasının 1. sayfasında “Weiss Holding’den Beyaz Holding’e” ve 18. sayfasında “Deniz Fener'i Paraları Böyle Beyazlatmış” başlıklarıyla yer alan haberlerde, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı Dr. A. Zahid Akman’ın kamuoyundaki onur ve saygınlığını sarsmaya yönelik iftira boyutunda tamamen gerçek dışı iddia ve değerlendirmeler yapılarak, kişilik haklarına, mesleki itibar ve saygınlığına yönelik ağır, haksız ve hukuka aykırı saldırıda bulunulmuş, buna karşılık, gönderilen cevap ve düzeltme metni de yayımlanmamıştı. Bunun üzerine Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi 5187 sayılı Basın Kanununun 14. maddesi gereğince Dr. A. Zahid Akman’ın cevap ve düzeltme hakkı tanınması talebinin kabulüne karar verdi.
Devamını BURADAN okuyun...>>>

5.9.08

M.ALTAN GENERALLERİN TAHLİYESİNİ BEKLİYOR

Şimdi artık tahliye bekliyorum

Ne Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yarın gerçekleşecek olan tarihsel Erivan ziyareti...

Ne de Türkiye’nin büyük övgü aldığı Şam’daki Ortadoğu gündemli 4’lü ‘istikrar için diyalog’ zirvesi...



Ben müstakbel ‘İkinci Şemdinli’ Vaka’sındayım... Önce bizim gibi ‘hukuksuzluğun’ esas olduğu bir ülkede hukuk adına küçük ve masum bir sorum var...

Önceki gün...

Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde yer alan açıklamada, ‘3 Eylül 2008 günü saat 11.30’da Kocaeli ili Garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi, Kandıra Cezaevi’nde tutuklu olarak bulunan Emekli Orgeneral Şener Eruygur ile Emekli Orgeneral Hurşit Tolon’u ziyaret etmiştir’ denildi.

O sırada aklıma gelmedi...

Ama sonra hatırladım...

Eğer söz konusu hukuk ise ‘sanık iki orgeneralin ziyaret edilememesi’ gerekirdi... Çünkü ‘ziyaret yasağı’ vardı... İlk delinen bu ‘ziyaret yasağı’ oldu... * *

Biz çabuk unutuyoruz...

O nedenle 22 Ağustos tarihli ‘Hurşit Tolon ve Eruygur’a Ziyaretçi Yasağı’ başlıklı haberi bir daha anımsatayım:

‘Ergenekon davası kapsamında tutuklanan eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur ve İstanbul eski Birinci Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un milletvekilleri tarafından ziyaret edilmesi savcılık kararıyla yasaklandı.

Edinilen bilgilere göre, CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Nur Serter, avukat eşliğinde geçtiğimiz hafta Tolon ve Eruygur’u ziyaret etmek için tutuklu bulundukları Kandıra’ya gitti. Prof. Dr. Serter’in Eruygur ve Tolon’la görüşme talebini Cezaevi Savcısına ileten avukatına ‘olumsuz’ yanıt verildi. Savcı, Tolon ve Eruygur’un avukatları dışında milletvekilleri de dahil ziyaretçi yasağı uygulandığını bildirdi.’

* * *

Dün Radikal Gazetesi’nde okudum: Tutuklu ve hükümlülerin kimler tarafından ziyaret edilebileceği konusu Cezaevleri Tüzüğü’yle düzenleniyormuş...

Cezaevindekileri ziyaret etmek için arada kan bağı bulunması gerekiyormuş...

Eğer kan bağı bulunmuyorsa, Cezaevleri Tüzüğü’nün 128. maddesine göre Cezaevi Savcısı’na dilekçe vermesi gerekiyormuş...

Ayrıca... Bu dilekçeye, görüşecek kimsenin neden görüşmek istediğini ayrıntılı bir biçimde yazması gerekiyormuş...

Cezaevi Savcısı’nın izin vermesi halinde görüşme gerçekleşiyor.

Burası Türkiye olduğu için...

Herkes gülümsemeyle de karşılasa ortada bir yasak ve tüzük var... Bunlar herhalde ‘çiğnensin’ diye imal edilmedi?

* * *

Daha önce cezaevi savcısı görüşme taleplerine, görüşme yasağı nedeniyle ‘olumsuz’ yanıt verirken, görüşmeci korgenerale neden ‘izin’ verdi?

Cezaevleri tüzüğü ‘kan bağı bulunmuyor’ ise görüşmeye cevaz vermiyor... O halde, ‘görüşmeci korgeneral’ dilekçe yazdı mı, yazdıysa ‘görüşme nedeni’ neydi? Hukuk ya var, ya yok... ‘Bazen var, bazen yok’ olur ise, ne olur? Dün söyledim, ‘İkinci Şemdinli’ olur...

* * *

Bu arada ‘terörle’ mücadeleyi ilk hedef alan TSK’nın, ‘Ergenekon Terör Örgütü’ sanıklarını ziyarete gönderdiği ‘ziyaretçinin’ adı ilk ‘Kutlu Cinayeti’yle duyulmuş’...

Hürriyet’in haberi şöyleydi:

‘Korgeneral Galip Mendi, Özel Kuvvetler’de uzun yıllar görev yaptı.

1992-1994’de Özel Kuvvetler Komutanlığı Okul Komutanlığı yaptıktan sonra 1996’da KKTC’de Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı’na atandı.

Kıbrıslı gazeteci Kutlu Adalı, 23 Mart 1996’da yazdığı bir yazıda ‘St. Barnabas baskınını gerçekleştirenlerin kullandığı beyaz Renault Toros’un Sivil Savunma Teşkilatı’na ait olduğu doğru mudur?’ sorusunu yöneltti.

Sivil Savunma Teşkilatı’na eleştirilerini sürdüren Adalı, 6 Temmuz 1996’da Lefkoşa’da evinin önünde öldürüldü. Bu cinayetle ilgili suçlamalar yöneltilen Mendi, Türkiye’ye döndükten sonra 1997’de Özel Kuvvetler Komutan yardımcılığı yaptı, sonra da tuğgeneralliğe terfi etti.

Mendi, 2003 yılında Ledra Palas’ta özel bir oturum gerçekleştiren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) bir heyetin Kutlu Adalı cinayeti ile ilgili sorularını yanıtladı.

Cinayetle ilişkisi olduğu iddialarını reddeden Mendi, 2002’de Türkiye’ye döndü.

Mendi, sürekli terfi alarak korgeneralliğe yükseldi.

AİHM Türkiye’yi, ‘Kutlu Adalı cinayetini yeterli ve etkin biçimde soruşturmadığı’ gerekçesiyle 95 bin Euro ödemeye mahkûm etmişti.’

* * *

Aslında, yazının bu noktasına geldiğimde... Yazının da, yazıyı uzatmanın da ‘manalı’ olmayacağı kanaatine vardım...

‘Terör’ mücadelesinden ‘Ergenekon Terör Örgütü’ davası sanıklarına kurumsal destek...

Savcı’nın ‘ziyaret yasağının’ delinmesi... Cezaevi Tüzüğü’nün de muhtemelen yok sayılması...

Parlamento üyesine çıkmayan ‘ziyaret izninin’, bu kez TSK üyesine çıkıvermesi... ‘Korgeneral ziyaretçinin’ kimliğiyle ilgili basındaki şaibe haberleri...

Denetimindeki bir bölgedeki Kutlu Ada cinayeti ‘iyi araştırmadığı’ için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkûm olan bir devlet...

* * *

Bu tablodan hoşnut olan var ise beri gelsin... Şimdi ben ‘cezaevindeki orgenerallere’ tahliye bekliyorum... Çünkü buralara yaraşan ‘evrensel hukuk’ değil...

Düpedüz ‘Şemdinli’...

* * *

Tüm sanıkları, emekli olmuş askerler başta olmak üzere tahliye edin... Hatta Şemdinli türü yeniden bir üst rütbeden geri döndürün... Hem de takdirname verin...

Savcıyı da meslekten men edin... Bizim ‘devlet geleneğine’ yaraşan budur... Kutlu Adalı Cinayeti’ni aydınlatmadığı için evrensel hukukun mahkûm ettiği zihniyetin Ergenekon’a nasıl bakmasını istiyorsunuz ki? Mehmet ALTAN 5 Eylül 2008 Cuma, mehmetaltan@stargazete.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

4.8.08

HÜRRİYET GENE FENA ÇUVALLADI

Hürriyet çok yanıldı ama böylesi ilk

04 Ağustos 2008
Yıllarca 'Devletten en iyi haber alan' gazete imajı çizen Hürriyet bugün karizmasını çizdirdi. Bugüne dek çok faka basan Hürriyet YAŞ konusunda ilk kez yanıldı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün imzası ile resmen yürürlüğe giren Yüksek Askeri Şura (YAŞ) Kararları'nın bu yılki en büyük sürprizi Şura'nın TSK'dan ihraç kararı vermemesiydi.

Alışılagelen, "..bu yıl da irtica ve disiplinsiz sebebiyle..' diye başlayan cümleler bu kez YAŞ kararlarında yoktu..

Bu herkes için sürpriz oldu..

Ama özellikle aldığı istihbarat konusunda kendisine güveni sonsuz olan bir kuruma daha büyük sürpriz oldu...

Kimilerince 'devlet gazetesi' olarak dahi tanımlanabilen ve yıllarca askeri ve sivil bürokrasiden en iyi haber alan gazete olarak tanınan Hürriyet, bu kez tam anlamı ile 'faka' bastı..

Hürriyet, bugünkü nüshasında; 'YAŞ'tan ihraç kararı çıkacakmışçasına' sundu ve hatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'e hayali imza bile attırdı..

İşte Hürriyet'in bugünkü sayısında yeralan bu haber:Erdoğan ve Gönül 'şerh' koydu

YAŞ'ta irticai ve diğer disiplinsizlik faaliyetleri nedeniyle TSK'dan uzaklaştırılacak personelle ilgili kararlar da verildi.

Bu kararlara daha önceki yıllarda olduğu gibi Başbakan Tayyip Erdoğan ve Milli Savunma Bakam Vecdi Gönül'ün şerh koydukları öğrenildi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dün öğlen YAŞ üyelerine ilk kez Dışişleri Konutu'nda yemek verirken, Kara Kuvvetleri Komutam Orgeneral İlker Başbuğ da YAŞ'ın askeri üyelerini akşam yemeğinde ağırladı.

YAŞ kararlan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bugün öğleden önce onayından soma kamuoyuna açıklanacak.

AKŞAM'IN İSTİHBARATI DOĞRU ÇIKTI

Yıllarca 'Devletten en iyi haber alan' gazete olarak bilinen Hürriyet bugünkü haberi ile şaşırttı. Haberinde Yüksek Askeri Şura'nın ihraçlarına değinen gazete tam anlamıyla 'faka' bastı.

Akşam Gazetesi ise Yüksek Askeri Şura'da ilk kez ihraçların olmayabileceğini bugünkü sayfalarına taşıyarak büyük bir gazeteciliğin altına imza attı.

İŞTE BUGÜNKÜ AKŞAM GAZETESİ'NDE YERALAN HABER

YAŞ’ta ihraç sürprizi

Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısında bu yıl bir sürpriz de yaşandı. Uzun yılların ardından Şûra’nın değerlendirmeye aldığı hiçbir askeri personel için ihraç kararı vermediği iddia edildi. Şûra’da alınan kararlar, bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayına sunulacak. Onayla kesinleşecek kararlar kamuoyuna açıklanacak. 2002 yılı Yüksek Askeri Şûra kararlarında çeşitli suçlardan dolayı 46 personelinin TSK ile ilişiği kesilmişti..2005 yılında ise bu sayı 4 olarak gerçekleşti.

Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı sıfatıyla katıldığı 2006 yılındaki ilk YAŞ’ta ise rekor ihraç kararı çıktı. 2’si irticai faliyetler, 35’i de disiplinsizlikten toplam 37 subay-astsubay TSK’dan atıldı. Geçen yılki YAŞ kararları sonucunda da durumları değerlendirilen personelden “TSK’nın itibarını sarsacak şekilde disiplin bozucu hareketlerde bulunan 13, irticai davranışları nedeniyle de 10 personelin TSK’dan atılmasına karar verildi.

www.cafesiyaset.com


Devamını BURADAN okuyun...>>>

13.7.08

MİLLİYETTEN GENE YALAN HABER

Millet bıktı, Milliyet bıkmadı !

Milliyet, 'ekranlara ‘alkol sansürü’ geliyor' dedi ama bu haber de çok geçmeden yalanlandı.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulundan (RTÜK) yapılan açıklamada, “RTÜK'ün, içki yayınlarıyla ilgili radyo ve televizyonlara abluka ve sansür uygulamasının söz konusu olmadığı” belirtildi.

Açıklamada, “televizyon programlarında içkili sahnelere yapım aşamasında müdahale edileceğine” ilişkin basında yer alan haberin yanlış olduğu ifade edildi.Açıklamada, şöyle denildi:

“RTÜK, ne içki yayınlarıyla ne de başka bir konuyla ilgili radyo ve televizyonlara bir abluka uygulamıştır. Sansür uygulaması da söz konusu değildir. RTÜK, 3984 Sayılı Kanun'dan aldığı yetkiyle, herhangi bir program yayınlandıktan sonra ancak denetim yapmaktadır. Bu nedenle herhangi bir programa yapım aşamasında RTÜK tarafından müdahale edilmesi de mümkün değildir. RTÜK, herhangi bir ihlal ve tekerrür söz konusu olduğunda 3984 Sayılı Kanun'un 33. maddesindeki müeyyideleri aşamalı olarak uygulamaktadır. Bu çerçevede, içki ile ilgili ayrı bir müeyyide sistemi uygulaması intibaını veren haber yanlıştır. RTÜK, toplumumuzu ilgilendiren konularda uzun araştırmalar yaptıktan sonra bir konuyu gündemine alıp değerlendirmektedir ve kararlarını verirken konuyla ilgili bilim insanlarının, uzmanlarının ve üyelerinin görüş ve tecrübelerinden yararlanmaktadır.”

Milliyet gazetesinde bugün yayınlanan haberde, "RTÜK Teşkilat Yasası'nda yapılacak yeni düzenlemeyle dizilerde alkollü ürünlere mozaik uygulanmayacak, ancak alkollü sahnelere prodüksiyon aşamasında müdahale edilecek" iddiası yer alıyordu.
samanyoluhaber.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

6.7.08

HÜRRİYET VE CNNTURKTEN YALAN HABER

Bir haber daha böyle çarpıtıldı.

Hürriyet ve CNN Türk, Reuters'in derlediği Ergenekon haberi çarpıttığı ortaya çıktı.
Reuters muhabirinin İstanbul'daki bazı kişileri konuşturarak yaptığı haber yorumu, Hürriyet ve CNN Türk, Reuters'ın muhabirinin yorumuymuş gibi sundu. Bununla da kalmayarak Reuters'ın haber yorumunda geçen diğer Türk ve yabancı kişilerin yorumlarını görmezden geldiler.

Hürriyet ve CNN Türk, Reuters'a konuşan bir yorumcunun söylediklerini 'Reuters'ın muhabiri söylemiş gibi' vermeyi tercih ederken, Ergenekon konusunda ısrarlı hedef saptırdığı yönündeki iddialara bir yenisini daha eklemiş oldu.
Haberin aslı her iki yayın kuruluşunda çarpıtılarak verilirken, yorumcuların görüşleri ise hiçe sayıldı. Samanyoluhaber'in haberine göre Reuters'da yer alan haberin orjinal başlığı "Türkiye darbe planını soruşturuyor-İktidar partisi mahkemede" şeklindeyken, Hürriyet ve CNN Türk bu başlık altındaki haberin içinde görüşüne yer verilen Jenkins'in ifadesini, ajansın yorumuymuş gibi başlık olarak seçti, haberi de şöyle verdi: "Reuters yorumu: Ergenekon uyduruk bir örgüt"

İstanbul'da yaşayan ve Türkiye'deki güvenlik meselelerinde uzman olduğu belirtilen Gareth Jenkins, Reuters'a yaptığı açıklamada, "Ergenekon belki bir cani örgüt olabilir ve de yargılanması gerekebilir. Fakat özensiz,bir örgütlenme ve yaşlı kişilerin sorumluluğunda. Bunun çok ciddi bir şey olabileceği hayli şüpheli" ifadesini kullanmıştı.
Reuters haber yorumunda, sadece Gareth Jenkins'i değil, Türk ve yabancı çok sayıda kişinin, Ergenekon konusunda yorumlarına yer vermişti. internethaber.com



Devamını BURADAN okuyun...>>>

5.6.08

HÜRRİYETTEN YILIN YALANI

Hürriyet'ten YILIN YALANI



Doğan medyasının son günlerde ortaya attığı “1 milyon 800 bin kişilik aileyiz” safsatası büyük bir balon çıktı.Alınan bilgilere göre, kartel gazetelerinin internet siteleri “Zombie’cilik” denilen bir yöntemle şişiriliyor. Nasıl mı? İşte tüm zamanların en büyük skandallarından biri...BU HİLEYİ SADECE DOĞAN MEDYASI YAPABİLİRAk Parti hükümeti başta olmak üzere, mütedeyyin kesimlere yönelik saldırılarını arttıran kartel gazetelerinin, çok okunduklarını göstermek için inanılmaz oyunlara başvurduğu ortaya çıktı. Her geçen gün kan kaybeden kartel gazetelerinin son taktiği ise, “Bu hileyi sadece Aydın Doğan medyası yapar” dedirtecek türden.AİLE BAHANE ZOMBİE’CİLİK ŞAHANEİnternet uzmanlarının “Zombie’cilik” olarak nitelendirdikleri bu hile sayesinde Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin internet sitelerinin ziyaretçi sayıları astronomik rakamlara ulaşabiliyor. Türkiye gündemini sarsacak bu hile, Hürriyet ve Milliyet’in internet sitelerinin, Türkçe ile uzaktan yakından alakası olmayan 1 buçuk milyar nüfusluk Çin’de, yaklaşık 200 bin kişi tarafından ziyaret ettiğinin kayıtlara işlenmesiyle ortaya çıktı.ÇİNLİLER TÜRKÇE BİLİYOR MU?Daha önce Gazeteport tarafından da işlenen skandala göre, “Çin’in en çok okunan gazeteleri: Hürriyet ve Milliyet.” Dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’de medya pazarının önemli bir bölümünü eline geçirmiş gibi görünen Milliyet ve Hürriyet gazetelerinin, Çin’in en büyük gazetelerini de sollamış olması, yapılan hilenin büyüklüğünü de gözler önüne serdi.ÇİN’İN EN ÇOK OKUNAN GAZETELERİNE BAKGazeteport’un haberine göre Çin’de basının durumu ve kartel gazetelerinin medya hakimiyeti şöyle özetlenmişti: “Bu ülkede 150 binin üzerinde tiraja sahip olan iki Türk gazetesi var. Hürriyet ve Milliyet. Çin'de günlük ortalama gazete satışı 2 milyon civarında. Ülkenin en etkili gazetelerinden United Daily News'un tirajı yaklaşık 200 bin. Oysa hem Hürriyet hem de Milliyet toplamda 200 binin üzerinde Çinli tarafından günlük olarak düzenli şekilde takip ediliyor.”ASRIN HİLESİNİN KAYITLARI ALEXA’DA“Peki nasıl olur da günde ortalama 200 bin Çinli Hürriyet ve Milliyet okuyor?” sorusunun cevabı ise şöyle: “Hürriyet ve Milliyet'in tüm reklamverenlere ölçümleme aracı olarak sunduğu Alexa rakamları bu gerçeği tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Alexa, başlangıç amacı anket olsa da, bugün kullanıcılara birer program yüklenmesi sayesinde hangi sitelerin daha fazla takip etmek için kullanılıyor. Hangi ülkede hangi site ne kadar insan tarafından takip ediliyor, bazı reklam verenler hala Alexa'ya bakarak öğrenmeye çalışıyor. Önce Milliyet sonra Hürriyet Alexa sıralamasında 1 numara olmak ile övünüp bunu reklamveren ile paylaşıyorlar. İşte bu Alexa'ya Hürriyet ve Milliyet'in trafikleri için bakıldığında ortaya çıkıyor inanılması güç sonuç... Her iki sitenin trafiğinin yüzde 7'si Çin'den geliyor. Milliyet'in Taksim meydanına gururla astığı numaratöre göre günde 47 milyon sayfa açılıyor bu sitede.”

MİLLİYET’İ 110 BİN ÇİNLİ OKUYOR“


Bu durumda Çin'den günde açılan milliyet.com.tr sayfa sayısı 3 milyon 300 bin. Bir haber sitesinde ortalama sayfa açma sayısı 7'dir. Milliyet gibi foto galeri ağırlıklı siteler için bu işleri öğrenmiş olan reklamverenler bu katsayıyı 30 üzerinden hesaplıyor. Bu durumda milliyet.com.tr'nin günlük okur sayısı 1 milyon 566 bin. Bu trafiğin yüzde 7'sinin Çin'den geldiğini düşünürsek, Milliyet gazetesini her gün tam 110 bin Çinli okuyor. Üstelik Türkçe...”ÇEKİRGE KAÇ KERE ZIPLAR?Peki Hürriyet’in durumu ne? Fatih Çekirge, yazılarında hürriyet.com.tr'nin 1 milyon 800 bin kişilik bir aile olduğunu iddia ediyor. Ancak, ortaya çıkan rakamlar, şişirilen ailenin ulusal değil, çok uluslu bir aile olduğunu gösteriyor. Çünkü, Hürriyet günde ortalama 162 bin Çinli tarafından okunuyor. Alexa rakamlarına göre Hürriyet trafiğinin yüzde 9'u da Çin’den geliyor.


YILIN ŞİŞİRMESİNİ ÇEKİRGE ÖZETLEDİ

Fatih Çekirge, “1 milyon 800 bin kişi” başlıklı bugünkü yazısında, “Yılın hilesi” olarak nitelendiren şişirmeyi şöyle özetledi: “İşte yine sizin gücünüzle, sizin sevginiz ve bize duyduğunuz güvenle bir rekora daha imza atıyoruz… Evet, Hurriyet.com tr’yi okuyanların günlük sayısı tam 1 milyon 800 bin kişiye ulaştı… Her gün 1 milyon 800 bin ayrı kişi, okuyor, anketlere katılıyor, yorumluyor… Bu dünya çapında bir başarıdır… Dünyanın en büyük gazetelerinin internet bölümleriyle başa baş giden bu yükseliş bize gurur veriyor…”“BASINDA GÜVEN”İN ZOMBİE’CESİİşte tam da burada devreye giren uzmanlar, “Nasıl oluyor bu?” sorusunun cevabını “Zombie” olarak açıklıyor. Bu yolla trafiklerini daha dolgun gösteriyorlar. Bu durumda “Basında güven” sloganını kullanan Milliyet, güvenilirliğini yitirmiş olurken, “Türkiye Türklerindir” diyen Hürriyet’in yüzde 9’u da Çinlilerin oluyor.ASRIN HİLESİ: ZOMBİEKonu ile ilgili görüşlerine başvurulan bilişim uzmanı Osman Berberoğlu, “Zombie” yi şöyle açıkladı: “Bu tip durumlarda genelde kendi IP’lerinin yerine kurbanlarının bilgisayarlarını bir araya getiriyor ve binlerce bilgisayarla kendi sitelerine giriş yapıyorlar. Buna ‘Zombie’ deniyor.” Berberoğlu, “Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin Çin’de çok okunmasının altında yatan hile de buradan kaynaklanıyor. Nasıl oluyor da, Çinliler kendi gazetelerinden çok dilini hiç bilmedikleri Hürriyet ve Milliyet gazetelerini takip ediyor?” diye sordu.HİLELİ YOLLARA BAŞVURARAK ALEXA DEĞERLERİYLE OYNUYORLARBilişim Uzmanı Önder Aydoğdu’nun verdiği bilgiler ise skandalın boyutlarını daha da net gözler önüne serdi: “Alexa, sitelerin değerini belirleme konusunda önemli rol oynamaya başladığından beri bazı site sahipleri hileli yollarla Alexa değerlerini yükseltme konusunda uğraş vermektedirler, bu yöntemlerden ilki site sahipleri arasında çeşitli programlar indirmek suretiyle, birbirlerinin sitesini ziyaret ederek, sanki gerçek ziyaretçiler siteye giriyormuş gibi göstererek Alexa değerini yükseltmek, diğeri ise kişilerin bilgisayarına illegal olarak sokulmuş zararlı programlar aracılığıyla, kişinin bilgisayarında arka planda siteleri ziyaret ettirmektir” diye konuştu.RUSYA VE ÇİN BAŞI ÇEKİYORİnternetteki illegal uygulamalar konusunda Rusya ve Çin’in başı çektiğini belirten Aydoğdu’nun verdiği şok bilgiler şöyle: “Özellikle Çinli internet kullanıcısı dünya internet reklamcılığı piyasasında oldukça önemsiz bir yere sahiptir, dolayısıyla Çinli illegal yazılım sahipleri ellerinde tuttukları kullanıcıları yani ‘zombie’leri’ yabancı ülkelerdeki uyanık internet sitesi sahiplerine pazarlamaktadır. Hürriyet büyük ihtimalle bu yöntemi kullanmakta ve savunma gereği duyarsa muhtemelen Çin'deki Müslüman Uygur Türklerinin sitelerini ziyaret ettiğini iddia edecektir ama Uygurların kullandığı Türkçe ile Türkiye Türkçe’si arasında çok ufak benzerlikler olduğundan bu iddia da çürütülmüş olacaktır.”HÜRRİYETİ KİM NE İÇİN ZİYARET ETSİN?“Bir diğer ihtimal ise Hürriyet'in haber okunmak yerine bazen çıplaklığa varan foto galerilerini Çinli ziyaretçiler tarafından kullanılmış olabileceğidir. Hürriyet'in fotogaleri.hurriyet.com.tr adresi yüzde 17, kelebekgaleri.hurriyet.com.tr adresi ise yüzde 21 ziyaretçi almaktadır, yani sitenin toplam ziyaret oranının yüzde 38'idir, ki bu bile Hürriyet'in haber mi yoksa nü resimler görmek için mi ziyaret edildiğini açıkça göstermektedir.”HABERVAKTİM/samanyoluhaber.com
Devamını BURADAN okuyun...>>>



Snap Shots

Get Free Shots from Snap.com
 
^

Powered by BloggerAK Medya Haber Yorum Analiz by UsuárioCompulsivo
original Washed Denim by Darren Delaye
Creative Commons License