Dünyadan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünyadan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25.6.10

LAİKLİK, KIYAFET, YASAKÇILIK

AB'den İslam Karşıtlığı Uyarısı

Avrupa Konseyi, Avrupa'da yaygınlaşan İslam karşıtlığını ve yasakçı uygulamaları sert şekilde eleştirdi.
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Genel Kurulu, laikliğin dinî kıyafetlerin yasaklanmasına gerekçe olamayacağını belirtti ve İsviçre'den de minare yasağını iptal etmesini istedi. Mevlüt Çavuşoğlu başkanlığındaki AKPM'de dün kabul edilen 'Avrupa'da İslam, İslamcılık ve İslamofobi' başlıklı raporda 'dinî özgürlükler' vurgusu ön plana çıktı. Raporda "Laiklik, kamusal alanda dinî pratiklerin yasaklanabileceği anlamına gelmez. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. maddesi herkese dinî kıyafetlerini kamusal veya özel alanda giyme serbestisini sağlar." hatırlatması yapıldıDanimarka Sosyalist Grup üyelerinden Mogens Jensen'in kaleme aldığı raporda, burka yasağını uygulamak isteyen Fransa ve Belçika'ya sert eleştiriler yöneltildi. Burkanın kamuya açık yerlerde yasaklanmasına ilişkin bazı ülkelerde getirilmek istenen yasağa da değinilen kararda, güvenlik açısından birtakım kısıtlamalar getirilse de yasağın genelleştirilmesine karşı çıkıldı. Fransa ve Belçika'da uygulanan burka yasağının olumsuz etkilediği kaydedilerek, "Genel bir yasak, burka giyen kadınların üzerindeki baskıyı artıracak, onun evden çıkmasını ve başka kadınlarla ilişki kurmasını zorlaştıracaktır. Müslüman kadınların, eğitimden, iş hayatından ve kamusal alandan dışlanması onların hayatını daha da zorlaştıracaktır." denildi. Raporda, vücudun tamamını örten burka tarzı kıyafetlerin dinî vecibeden daha çok kültürel ve sosyal geleneklere dayandığı da kaydedildi.

Jensen'in raporunda kadınların giyim tarzlarının ne kendi toplumları ne de devletler tarafından belirlenebileceği vurgulandı. Karar metninde, "İslam, Musevilik ve Hıristiyanlık gibi barışçıl bir dindir. Avrupa devletleri, tıpkı Hıristiyan papazların veya dindar Yahudilerin giydiği kıyafetlere karışmadığı gibi, Müslüman kadınların başörtüsüne de müdahale etmemelidir." uyarısı yapıldı.

LAİKLİK, yasaklara gerekçe olamaz

Kararda, minare yasağının, "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili 9. maddesi ile ayrımcılığın yasaklanmasıyla ilgili 14. maddesini ihlal ettiği'' belirtildi. Kararda, şehir planlamasına ve kamu güvenliğine uygun olarak, nasıl kiliselerin kulesi bulunuyorsa camilerin de minaresinin olmasına izin verilmesi istendi.

Kararda son olarak Avrupa'da ırkçı partilerin İslam karşıtlığını körüklemesi eleştirildi. Avrupa'nın birçok ülkesinde aşırı sağ partilerin son yıllarda politika değişikliğine giderek Müslümanları hedef aldığı savunulurken, "Yabancı korkusunun yerini 'İslam korkusu' aldı." denildi. Hollanda ve İsviçre'de ırkçı partilerin yükselişine dikkat çekiliyor. Avrupa'da çok sayıda Müslüman göçmenin Avrupa kültürü ve değerlerini benimsediği belirtilirken, son yıllarda artan İslam karşıtı uygulamaların ve ırkçı partilerin Müslüman gençler arasında Batı değerlerine yönelik tepkiyi artırdığını ifade etti. Kararın sonuç bölümünde "Avrupa'da Müslümanların sosyal ve kültürel olarak ayrımcılığa hedef olmasına karşı çıkılması'' istendi ve "İslam karşıtlığıyla mücadelede Avrupa Konseyi'nin ortak stratejileri tartışması'' çağrısı yapıldı.

Avrupa Konseyi'ne üye ülkelerde dinler arası eğitimin güçlendirilmesinin önemine değinilen kararda, Avrupa'da yüksek eğitim kurumlarının İslam araştırmalarını desteklemesi istendi. Kararda, okullarda İslam'ın daha iyi anlatılmasının önemine değinildi. Raporda, 23 milyon Müslüman'ın yaşadığı Avrupa'da İslam eğitimi için devlet bütçelerinden pay ayrılması da tavsiye edildi.
aktifhaber.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

18.5.10

İRAN URANYUMU TÜRKİYEYE

Türkiye'den Tarihi Adım

Türkiye ve Brezilya liderleri İran ile 5+1 ülkeleri arasında, Ortadoğu’da yeni bir savaş çıkarabilecek nükleer krizi bitirmek için ilk adımın atılmasını sağladı

Erdoğan ve Lula Da Silva, İran lideri Ahmedinejad’ı uranyum takasının Türkiye’de yapılmasına ve yeni müzakerelerin de İstanbul’da olmasına ikna etti

Ortadoğu’da geniş çaplı bir savaşın ayak seslerine neden olan Batı ile İran arasındaki nükleer krizde Türkiye ve Brezilya’nın girişimiyle kritik eşik aşıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva ve İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Tahran’da yaptıkları zirvede İran’ın yüzde 3.5 zenginleştirdiği bin 200 kilo uranyumu, ABD, Fransa, Rusya ve BM nükleer denetim birimi Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’ndan (UAEK) oluşan Viyana Grubu’ndan sağlanacak yüzde 20 zenginleştirilmiş 120 kilo uranyumla İstanbul’da takas edecek. Batı dünyasının “İran’ın son şansı” dediği girişim Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Brezilya Dışişleri Bakanı Amorim’in Cuma’dan beri Tahran’da sürdürdüğü müzakereler sonucunda dün Ahmedinejad, Lula ve Erdoğan’ın nezaretinde anlaşmayla sonuçlandı. Pazar günü İzmir’de bulunan Erdoğan üç dışişleri bakanının toplantısına direkt bağlanarak sürekli bilgilendi.‘UÇAĞI TAHRAN’A ÇEVİRMEM’ RESTİ

Erdoğan’a kritik bir eşiğe gelindiği bildirildi. Erdoğan da “Türkiye’nin teklifinin kabul edilmediği takdirde, uçağı Tahran’a çevirmeyeceğini” ifade etti. 18 saat süren görüşmelerin ardından takasın Türkiye’de gerçekleştirileceğinin Erdoğan’a iletilmesi üzerine Erdoğan, Tahran’a gitmeyi kabul etti. Dünkü zirvede takas işleminin ne zaman gerçekleştirileceği aşamasında, İran metinde belirlenmiş zaman konusunu yeniden müzakere etmek istedi. Bunun üzerine Erdoğan’ın metni savunarak, “Zaman belirlenmezse buradan sonuç çıkmaz” dedi. Lula’nın da desteklemesi üzerine, İran’ın bir hafta içinde Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na yazılı bildirimde bulunacağı maddesini anlaşmaya kondu.

BALKONDA SİGARA KAÇAMAKLARI 

Uluslararası toplum, başarının mimarı olarak, 2009’dan bu yana 7 İran ziyareti yapan Davutoğlu ile ABD dahil tüm uluslararası toplantılarda “diplomatik çözüm” ısrarını koruyan Başbakan Erdoğan’ı gösterdi. 18 saat müzakareler sırasında özellikle metne konacak kelimelerin seçimi konusunda gergin anlar yaşandı. Ancak gerek Brezilya ve Türkiye, gerekse İran, gerilen tarafı, “Burada, dostlar arasında bir mutabakat oluşturmaya çalışıyoruz, hasımlar arasında değil” diyerek sakinleştirmeye çalıştı. Yorgunluk anlarında, İran Konuk Evi’nin balkonunda, beraber sigara içildi.

Bölgede dengeleri Türkiye belirliyor

İran’la yapılan nükleer anlaşmayı değerlendiren uzmanlar Tahran’da atılan imzalarla Türkiye’nin bölgesel süper güç olduğunun teyid edildiğini düşünüyor

İran’ın nükleer santralde kullanacağı uranyumun zenginleştirilmiş uranyumla takası için Türkiye’yi seçmesini değerlendiren siyaset bilimciler vu uzmanlar bölgede savaş riskini bertaraf eden bu anlaşmada Türkiye’nin rolüne övdü. Görüşler şöyle:

Emekli Büyükelçi İlter Türkmen: “Türkiye’nin Orta Doğu’daki güvenirliği ve saygınlığı artmıştır. Nereden bakarsanız bakın son derece önemli ve büyük bir başarı”

Siyaset Bilimci Prof. Doğu Ergil: “Türkiye’nin Orta Doğu’daki ağırlığı arttı. Yanıbaşındaki bir sorunu savaş çıkmadan çözmüş oldu.”

Uluslararası İlişkiler Prof. Hüseyin Pazarcı: Öncelikle bir prestij kazancımız oldu. ABD’nin silahlı müdahale riski de ortadan kalktı. Bölgede bizim istediğimiz olaylar oluyor. “

Prof. Dr. Beril Dedeoğlu: “Türkiye her şeyden önce İran’ın uluslararası toplum ile arasındaki gerginliği azaltacak süreçte rol oynadı. Önce batıyı da karşısına alarak İran’ın gönlünü kazandı. İran, ağırdan alınca da rest çekti.”
aktifhaber.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

16.10.09

BM "İSRAİL SUÇLU"

BM'den İsraile Şok!

BM İnsan Hakları Komisyonu, Gazze'deki olaylardan dolayı İsrail'i suçlu buldu..

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Goldstone raporunu görüşmek için iki gündür sürdürdüğü toplantılar sona erdi. Toplantı sonunda BM İnsan Hakları Komisyonu, Goldstone raporunu onayladı.

Güney Afrikalı Richard Goldstone'nin başını çektiği komisyon, Gazze saldırısını incelediği raporunda İsrail'in savaş suçu işlediğini belirtmişti.
Rapora büyük tepki gösteren İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu, "BM kararı ya teröristleri sevindirecek ya da üzecek." demişti.

Bugün sona eren BM toplantısında, İsrail ve Hamas'ın savaş suçu işlediğini savunan raporu kabul etti.

BM'nin kabul ettiği rapor, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un İsrail ve Hamas'ın Gazze saldırısını tüm yönleriyle inceleyip incelemeyeceği sürecini takip edecek. İnceleme BM'nin istediği gibi 6 ay içinde araştırılmaması durumunda ise, BM Güvenlik Konseyi raporda yer alan iddiaları Uluslar arası Savaş Suçları Mahkemesi'ne iletecek.

İsrail'in Gazze saldırısı sırasındaki operasyonunu ve Filistinlilerin kutsal mekanlara girişlerinin engellenmesini sert bir şekilde eleştiren Goldstone raporu, El-Aksa Camii etrafında kazı ve hafriyat çalışmalarına da son vermesi konusunda İsrail'e çağrıda bulunuyor.
aktifhaber


Devamını BURADAN okuyun...>>>

15.7.09

ORHUN KİTABELERİNE DİKKAT !!!

Bilge Kaan'dan Çin Öğüdü

Aslında bin yıllar öncesinde atalarımız Çin hakkında bizi uyarmış. Orhun Abideleri'nin, Bilge Kağan Anıtı'nda Türk Milleti uyarılmış...

Çin'in Doğu Türkistan'da gerçekleştirdiği zulüm gündemdeki yerini hala korumaya devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ziyaretinin ardından yüzlerce Uygur Türk'ünün öldüm haberini aldık. Aslında bin yıllar öncesinde atalarımız Çin hakkında bizi uyarmış. Orhun Abideleri'nin, Bilge Kağan Anıtı'nda Türk Milleti, Çin'e karşı dikkatli davranmaları konusunda uyarılmış.

İşte anıtta Türk Milletini uyaran cümleler:


“Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, aldatıcı olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirttiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş. Çin milletine beylik erkek evlâdını kul kıldı, hanımlık kız evlâdını cariye kıldı. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutarak, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edi vermiş. Batıda Demir Kapıya ordu sevk edivermiş. Çin kağanına ilini, töresini alı vermiş. Türk halk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi, gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. Düşman olup, kendisini tanzim ve tertip edemediğinden, yine tâbi olmuş. Bunca işi, gücü vermediğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş.”Anıtta ayrıca Çin milleti için, “Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesine, milletine, akrabasına kadar barındırmaz imiş" deniliyor. Bu cümlenin ardından Türk milleti yine "Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin!” denerek uyarılıyor.



İşte Bilge Kağan Anıtı Kitabesi


Doğu Yüzü:

Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağanı ... Sir, Dokuz Oğuz, İki Ediz çadırlı beyleri, milleti ... Türk tanrısı ... üzerinde kagan oturdum. Oturduğumda ölecek gibi düşünen Türk beyleri, milleti memnun olup sevinip, yere dikilmiş gözü yukarı baktı. Bu zamanda kendim oturup bunca ağır töreyi dört taraftaki ... dim. Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini, töresini tutu vermiş, düzene soku vermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye dik çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilâtsız Gök Türk'ü düzene sokarak öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku bilgili imiş tabiî, Cesur imiş tabiî. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefât etmiş. Yasçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusundan Bökli Çöllü halk, Çin, Tibet, Avar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, bunca millet gelip ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş. Ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş tabiî, oğulları kağan olmuş tabiî. Ondan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi kılınmamış olacak, oğlu babası gibi kılınmamış olacak. Bilgisiz kağan oturmuştur, kötü kağan oturmuştur. Buyruku da bilgisizmiş tabiî, kötü imiş tabiî. Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, aldatıcı olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirttiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş. Çin milletine beylik erkek evlâdını kul kıldı, hanımlık kız evlâdını cariye kıldı. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutarak, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edi vermiş. Batıda Demir Kapıya ordu sevk edi vermiş. Çin kağanına ilini, töresini alı vermiş. Türk halk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi, gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. Düşman olup, kendisini tanzim ve tertip edemediğinden, yine tâbi olmuş. Bunca işi, gücü vermediğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş. Yok olmaya gidiyormuş. Yukarıda Türk Tanrısı, mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiştir. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye, babam İltiriş kağanı, annem İlbilge Hatun'u göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmıştır. Babam kağan on yedi erle dışarı çıkmış. Dışarı yürüyor diye ses işitip şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş. Toplanıp yetmiş er olmuş. Tanrı kuvvet verdiği için, babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş. Doğuya batıya asker sevk edip toplamış, yığmış. Hepsi yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, ecdadımın töresince yaratmış, yetiştirmiş. Tölis, Tarduş milletini orda tanzim etmiş. Yabguyu, şadı orda vermiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca .... kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lûtfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili, töreyi kazanıp, uçup gitmiş. Babam kağan için ilkin Baz kağanı balbal olarak dikmiş. Babam kağan uçtuğunda kendim sekiz yaşında kaldım. O töre üzerine amcam kağan oturdu. Oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, tekrar besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı. Amcam kağan oturduğunda kendim prens ... Tanrı buyurduğu için ondört yaşımda Tarduş milleti üzerine şad oturdum. Amcam kağan ile doğuda Yeşil Nehir'e, Şantung ovasına kadar ordu sevk ettik. Batıda Demir Kapı'ya kadar ordu sevk ettik. Kögmen'i aşarak Kırgız ülkesine kadar ordu sevk ettik. Yekun olarak yirmi beş defa ordu sevk ettik, on üç defa savaştık. İlliyi ilsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliye diz çöktürdük, başlıya baş eğdirdik. Türgiş kağanı Türk'üm, milletim idi. Bilmediği için, bize karşı yanlış hareket ettiği, ihanet ettiği için kağanı öldü, buyruku, beyleri de öldü. On Ok kavmi eziyet gördü. Ecdadımızın tutmuş olduğu yer, su sahipsiz kalmasın diye Az milletini tanzim ve tertip edip ... Bars bey idi. Kağan adını burda biz verdik. Kız kardeşim prensesi verdik. Kendisi ihanet etti, kağanı öldü, milleti cariye, kul oldu. Kögmen'in yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az, Kırgız milletini tanzim ve tertip edip geldik. Savaştık ... ilini geri verdik. Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. Batıda Kengü Tarbana kadar Türk milletini öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. O zamanda kul kullu, cariye cariyeli olmuştu. Küçük kardeş büyük kardeşini bilmezdi, oğlu babasını bilmezdi. Öyle kazanılmış, öyle düzene sokulmuş ilimiz, töremiz vardı. Türk, Oğuz beyleri, milleti işit: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti? Türk milleti, vazgeç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan kağanına, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hâle soktun. Silâhlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mızraklı nereden gelerek sürüp gönderdi? Mukaddes Ötüken ormanının milleti, gittin! Doğuya giden, gittin! Batıya giden, gittin! Gittiğin yerde hayrın şu olmalı: Kanın nehir gibi koştu. Kemiğin dağ gibi yattı. Beylik erkek evlâdını kul kıldın. Hanımlık kız evlâdını cariye kıldın. O bilmemenden dolayı, kötülüğün yüzünden amcam kağan uçup gitti. Önce Kırgız kağanını balbal olarak diktim. Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı, annem hatunu yükselten Tanrı, il veren Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, kendimi o Tanrı kağan oturttu tabiî. Varlıklı, zengin millet üzerine oturmadım. İçte aşsız, dışta elbisesiz; düşkün, perişan millet üzerine oturdum. Küçük kardeşim Kül Tigin, iki şad, küçük kardeşim Kül Tigin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye Türk milleti için gece uyuyamadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım. Öyle kazanıp bütün milleti ateş, su kılmadım. Ben kendim kağan oturduğumdan her yere gitmiş olan millet yaya olarak, çıplak olarak, öle yite geri geldi. Milleti besleyeyim diye kuzeyde Oğuz kavmine doğru; doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru; güneyde Çine doğru on iki defa ordu sevk ettim ... savaştım. Ondan sonra Tanrı buyurduğu için, devletim, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli kıldım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Değerli illiden, değerli kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tâbi kıldım, düşmansız kıldım. Hep bana itaat etti. Onyedi yaşımda Tanguta doğru ordu sevk ettim. Tangut milletini bozdum. Oğlunu, karısını, at sürüsünü, servetini orda aldım. Onsekiz yaşımda Altı Çub Soğdaka doğru ordu sevk ettim. Milleti orda bozdum. Çinli Ong vali, elli bin asker geldi. Iduk Başta savaştım. O orduyu orda yok ettim. Yirmi yaşımda, Basmıl Iduk Kut soyumdan olan kavim idi, kervan göndermiyor diye ordu sevk ettim. K ... m tâbi kıldım, malını çevirip getirdim. Yirmi iki yaşımda Çin'e doğru ordu sevk ettim. Çaça general, seksen bin asker ile savaştım. Askerini orda öldürdüm. Yirmi altı yaşımda Çik kavmi Kırgız ile beraber düşman oldu. Kemi geçerek Çike doğru ordu sevk ettim. Örpende savaştım. Askerini mızrakladım. Az milletini aldım ... tâbi kıldım. Yirmi yedi yaşımda Kırgız'a doğru ordu sevk ettim. Mızrak batımı karı söküp, Kögmen ormanını aşarak yürüyüp Kırgız kavmini uykuda bastım. Kağanı ile Songa ormanında savaştım. Kağanını öldürdüm, ilini orda aldım. O yılda Türgiş'e doğru Altın ormanını aşarak İrtiş nehrini geçip yürüdüm. Türgiş kavmini uykuda bastım. Türgiş kağanının ordusu ateş gibi, fırtına gibi geldi. Bolçu'da savaştık. Kağanını, yabgusunu, şadını orda öldürdüm. İlini orda aldım. Otuz yaşımda Beş Balıka doğru ordu sevk ettim. Altı defa savaştım ... askerini hep öldürdüm. Onun içindeki ne kadar insan ... yok olacaktı ... çağırmak için geldi. Beş Balık onun için kurtuldu. Otuzbir yaşımda Karluk milleti sıkıntısız, hür ve serbest iken, düşman oldu. Tamag Iduk Başta savaştım. Karluk milletini öldürdüm, orda aldım ... Basmıl kara ... Karluk milleti toplanıp geldi ... m, öldürdüm. Dokuz Oğuz benim milletim idi. Gök, yer bulandığı için, ödüne kıskançlık değdiği için düşman oldu. Bir yılda dört defa savaştım: En önce Togu Balık!ta savaştım. Togla nehrini yüzdürerek geçip ordusu ... İkinci olarak Andırgu'da savaştım. Askerini mızrakladım ... Üçüncü olarak Çuş başında savaştım. Türk milleti ayak titretti, perişan olacaktı. İlerleyip yayarak gelen ordusunu püskürttüm. Çok ölecek orda dirildi. Orda Tongra yiğiti bir boyu Tonga Tigin mateminde çevirip vurdum. Dördüncü olarak Ezginti Kadız'da savaştım. Askerini orda mızrakladım, yıprattım ...yıprat ... Otuziki yaşımda Amgı kalesinde kışladıkta kıtlık oldu. İlk baharında Oğuz'a doğru ordu sevk ettim. İlk ordu dışarı çıkmıştı, ikinci ordu merkezde idi. Üç Oğuz ordusu basıp geldi. Yaya, kötü oldu diyip yenmek için geldi. Bir kısım ordusu evi barkı yağma etmek için gitti, bir kısım ordusu savaşmak için geldi. Biz az idik, kötü durumda idik. Oğuz ... düşman ... Tanrı kuvvet verdiği için orda mızrakladım, dağıttım. Tanrı bahşettiği için, ben kazandığım için Türk milleti kazanmıştır. Ben küçük kardeşimle beraber böyle başa geçip kazanmasam Türk milleti ölecekti, yok olacaktı. Türk beyleri, milleti, böyle düşünün, böyle bilin! Oğuz kavmi ... göndermeden, diye ordu sevk ettim. Evini barkını bozdum. Oğuz kavmi Dokuz Tatar ile toplanıp geldi. Aguda iki büyük savaş yaptım. Ordusunu bozdum. İlini orda aldım. Öyle kazanıp ... Tanrı buyurduğu için otuzüç yaşımda ... idi. Seçkin, muhterem, güç beslemiş olan, kahraman kağanına ihanet etti. Üstte Tanrı, mukaddes yer, su, amcam kağanın devleti kabul etmedi olacak. Dokuz Oğuz kavmi yerini, suyunu terk edip Çin'e doğru gitti. Çin ... bu yere geldi. Besleyeyim diye düşünüp ... millet .... suçla ... güneyde Çin'de adı sanı yok oldu. Bu yerde bana kul oldu. Ben kendim kağan oturduğum için Türk milletini ... kılmadım. İli, töreyi çok iyi kazandım ... toplanıp ... orda savaştım. Askerini mızrakladım. Teslim olan teslim oldu, millet oldu; Ölen öldü. Selengadan aşağıya yürüyerek Kargan vâdisinde evini, barkını orda bozdum ... ormana çıktı. Uygur valisi yüz kadar askerle doğuya kaçıp gitti ...... Türk milleti aç idi. O at sürüsünü alıp besledim. Otuz dört yaşımda Oğuz kaçıp Çin'e girdi. Eseflenip ordu sevk ettim. Hiddetle .., oğlunu, karısını orda aldım. İki valili millet ..... Tatabı milleti Çin kağanına itaat etti. Elçisi, iyi sözü, niyazı gelmiyor diye yazın ordu sevk ettim. Milleti orda bozdum. At sürüsünü ... askeri toplanıp geldi. Kadırkan ormanına kon ... yerine doğru, suyuna doşru kondu. Güneyde Karluk milletine doşru ordu sevk et diyip Tudun Yamtarı gönderdim, gitti ... Karluk valisi yok olmuş, küçük kardeşi bir kaleye ... kervanı koşmadı. Onu korkutayım diyip ordu sevk ettim. Koruyucu iki üç kişi ile beraber kaçıp gitti. Halk kütlesi kağanım geldi diyip övdü ... ad verdim. Küçük adlı ...

Güneydoğu Yüzü

.... Gök Öngü çiğneyerek ordu yürüyüp, gece ve gündüz yedi zamanda susuzu geçtim. Çorağa ulaşıp yağmacı askeri ... Keçine kadar ...

Güney Yüzü:

... Çin süvarisini, on yedi bin askeri ilk gün öldürdüm. Piyadesini ikinci gün hep öldürdüm. Bi ... aşıp vard ... defa ordu sevk ettim. Otuzsekiz yaşımda kışın Kıtay'a doğru ordu sevk ettim ... Otuz dokuz yaşımda ilk baharda Tatabı'ya doğru ordu sevk ettim.... ben ... öldürdüm. Oğlunu, karısını, at sürüsünü, servetini ... millet... karısını yok kıldım....... savaştım. ... verdim. Kahraman erini öldürüp balbal kılı verdim. Elli yaşımda Tatabı milleti Kıtaydan ayrıldı. ... lker dağına ... Ku general kumandasında kırk bin asker geldi. Töngkes dağında hücum edip vurdum. Otuz bin askeri öldürdüm. On bin ... ise ... öktüm. Tatabı .... öldürdü. Büyük oğlum hastalanıp yok olunca Ku'yu, generali balbal olarak diki verdim. Ben on dokuz yıl şad olarak oturdum, on dokuz yıl kağan olarak oturdum, il tuttum. Otuz bir ... Türk'üm için, milletim için iyisini öylece kazanı verdim. Bu kadar kazanıp babam kağan köpek yılı, onuncu ay, yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı, beşinci ay, yirmi yedide yas töreni yaptırdım. Bukağ vali ... babası Lisün Tay generalin başkanlığında beş yüz yiğit geldi. Kokuluk .... altın, gümüş fazla fazla getirdi. Yas töreni kokusunu getirip diki verdi. Sandal ağacı getirip öz ... Bunca millet saçını, kulağını ... kesti. İyi binek atını, kara samurunu, mavi sincabını sayısız getirip hep bıraktı. Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağan'ı oturduğunda şimdiki Türk beyleri, sonra Tarduş beyleri; Kül Çor başta olarak, arkasından şadpıt beyleri; önde Tölis beyleri; Apa Tarkan başta olarak, arkasından şadpıt beyleri; bu ... Taman Tarkan, Tonyukuk Boyla Baga Tarkan ve buyruk ... iç buyruk; Sebig Kül İrkin başta olarak, arkasından buyruk; bunca şimdiki beyler, babam kağana fevkalâde fevkalâde çok iltica etti ... Türk beylerini, milletini fevkalâde çok yüceltti, övdü ... babam kağan ... ağır taşı, kalın ağacı Türk beyleri, milleti ... Kendime bunca ...

Kuzey Yüzü:

Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, Buyruk beyleri, Otuz Tatar, ... Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersin'e kadar ordu sevk ettim, Tibet'e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapıya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği, ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesine, milletine, akrabasına kadar barındırmaz imiş. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin! Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına varıp, çok insan öldün! O yere doğru gidersen Türk milleti, öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiç bir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Acıksan tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla, her yere zayıflayarak ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı? Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burda vurdum. Yanılıp öleceğini yine burda vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız? Babam kağan, amcam kağan oturduğunda dört taraftaki milleti nasıl düzene sokmuş ... Tanrı buyurduğu için kendim oturduğumda dört taraftaki milleti düzene soktum ve tertipledim ... kıldım. ... Türgiş kağanına kızımı ... fevkalâde büyük törenle alı verdim. Türgiş kağanının kızını fevkalâde büyük törenle oğluma alıverdim ... fevkalâde büyük törenle alı verdim ... yaptırdım ... başlıya baş eğdirdim, dizliye diz çöktürdüm. Üstte Tanrı, altta yer bahşettiği için gözle görülmeyen, kulakla işitilmeyen milletimi doğuda gün doğusuna, güneyde ... batıda ... Sarı altınını, beyaz gümüşünü, kenarlı ipeğini, ipekli kumaşını, binek atını, aygırını, kara samurunu, mavi sincabını Türk'üme, milletime kazanı verdim, tanzim edi verdim ... kedersiz kıldım. Üstte Tanrı kudretli ... Türk beylerini, milletini ... besleyin, zahmet çektirmeyin, incitmeyin! ... benim Türk beylerim, Türk milletim,... kazanıp ... bu ... bu kağanından, bu beylerinden ... suyundan ayrılmazsan, Türk milleti, kendin iyilik göreceksin, evine gireceksin, dertsiz olacaksın. ... Ondan sonra Çin kağanından resimciyi hep getirttim. Benim sözümü kırmadı, maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum ... On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin! Ebedî taş yontturdum ... yontturdum, yazdırdım. ... O taş türbesini ...

Batı Yüzü:

... üstte ... Bilge Kağan uçtu. Yaz olsa, üstte gök davulu gürler gibi, öylece ve dağda yabani geyik gürlese, öylece mateme gark oluyorum. Babam kağanın taşını kendim kağan ...... bilge kağan oldi.


Güneybatı Yüzü:

Bilge Kağan kitâbesini Yollug Tigin, yazdım. Bunca türbeyi, resimi, sanatı ... kağanın yeğeni Yollug Tigin ben bir ay dört gün oturup yazdım, resimledim




BİLGE KAĞAN KİMDİR?


Bilge Kağan, İkinci Göktürk'ün kağanıdır. 683 (ya da 684) yılında doğdu. Babası Göktürk Devleti'ni yeniden kuran İlteriş Kutlug Kağan, annesi İlbilge Hatun'dur. 8 yaşında babasını yitiren Bilge Kağan, 24 yıl boyunca Göktürk Devleti kağanlığı yapan amcası Kapağan Kağan'ın elinde büyüdü.


Amcası öldüğünde yerine geçen oğlu İnal'ı devirerek 32 yaşında 716 yılında Göktürk Devleti'nin başına geçti. Devletin yönetimini ele alan Bilge Kağan'ın ilk işi iyi bir yönetim oluşturmak oldu. Bunun için, ordunun başına 31 yaşındaki kardeşi Kül Tigin'i, vezirliğe de Tonyukuk'u getirdi.


Bilge Kağan'ın en büyük hayali milletini yerleşik hayata geçirip onları şehirlerde oturtmak idi. Ama buna vezir Tonyukuk karşı çıkarak: "Türkler, Çinlilerin yüzde biri kadar bile değildiler. Su ve otlak peşindedirler. Avcılık yaparlar. Belli bir yerleri yoktur ve savaşçıdırlar. Kendilerini güçlü görünce, orduları yürütürler. Güçsüz bulunca kaçarlar ve gizlenirler. Çinlilerin sayı üstünlüklerini böylece etkisiz kılarlar. Türkleri surlarla çevrili bir kentte toplarsanız ve bir kez Çin'e yenilirseniz, onların tutsağı olursunuz" dedi.


Bilge Kağan, bir dönem de Türkler arasında Budizm'i yaymak hevesine kapıldı. Tapınaklar yaparak Türkleri Budist yapmak arzusunu taşıdı. Vezir Tonyukuk, bu düşünceye de karşı çıkarak, Budizm'in insandaki hükmetme ve iktidar duygusunu zaafa uğrattığını, kuvvet ve savaşçılık yolunun bu olmadığını, eğer Türk milletinin yaşaması isteniyorsa bu din ve tapınakların ülkeye sokulmaması gerektiğini söyledi. Bilge Kağan, çok itibar ettiği Veziri Tonyukuk'un tavsiyelerine uyarak, aklından geçen bu planları yapmadı.


Bilge Kağan döneminde Göktürk Devleti'nin sınırları Çin'in Şan-Tung ovasından, İç Asya'da Karaşar bölgesine, kuzeyde Bayırku sahasından Ani Irmağı havalisi ve Batı Demir Kapı'ya (Ceyhun Irmağı'nın yakınında Semerkand-Belh yolu üzerinde) kadar ulaştı.


Önce veziri Tonyukuk'u sonra kardeşi Kül Tegin'i kaybeden Bilge Kağan'ı, Çinlilerle işbirliği yapan bakanı Buyrak Cor (Buyrukçur) zehirledi. Yatağında hasta yatarken, kendisini zehirleten bakan ve yardımcısını öldürten Bilge Kağan, 25 Kasım 734'de öldü. Bilge Kağan'ın cenazesi 22 Haziran 735 tarihinde ("domuz" yılının 5. ayının 272'si) büyük bir törenle defnedildi.

aktifhaber.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

14.7.09

NABUCCO RÜYASI GERÇEK OLDU

Nabucco Projesi İmzalandı

Orta Asya, Kafkaslar ve Ortadoğu gazını Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaştıracak Nabucco Doğalgaz Hattı Projesi devlet başkanlarının katılımıyla imzalandı..Ankara Rixos Otel'de düzenlenen zirve çerçevesinde, ilk olarak Nabucco Projesine ilişkin tanıtım filmi gösteriliyor.

Tanıtım filminin ardından katılımcıların kısa birer konuşma yapacağı genel oturuma geçilecek. Oturumun ardından projenin geçiş ülkelerini oluşturan Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya arasında ''Hükümetlerarası Anlaşma'' imzalanacak.

Söz konusu anlaşmayla, projenin inşasını uluslararası anlaşma avantajlarını sağlayarak kolaylaştırmak, hızlandırmak ve işletme safhasında uygulanacak vergilendirme gibi belli esasları karara bağlamak amaçlanıyor.

-KATILIMCILAR-

Nabucco Zirvesi ve imza törenine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yanı sıra Gürcistan Cumhurbaşkanı Mikheil Saakashvili, Romanya Başbakanı Emil Boc, Avusturya Başbakanı Werner Faymann, Bulgaristan Başbakanı Sergei Stanishev, Macaristan Başbakanı Gordon Bajnai ve Irak Başbakanı Nuri El-Maliki ile AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso katılıyorZirve ve imza töreninde ayrıca, ABD Avrasya Enerji Özel Temsilcisi Büyükelçi Richard Morningstar, Senato Dış İlişkiler Komitesi Cumhuriyetçi Parti Grubu Başkanı Senatör Richard G. Lugar, AB Komisyonu Enerji Komiseri Andris Piebalgs, Almanya Federal Ekonomi ve Teknoloji Bakanlığı Devlet Sekreteri Jochen Homann, Avusturya Federal Ekonomi Bakanı Reinhold Mitterlehner, Azerbaycan Sanayi ve Enerji Bakanı Natık Aliyev, Bulgaristan Ekonomi ve Enerji Bakanı Petar Dimitrov, Gürcistan Enerji Bakanı Aleksandre Khetaguri, AB Dönem Başkanlığı Temsilcisi Mikael Eriksson, Macaristan Ulaştırma İletişim ve Enerji Bakanı Peter Honig, Mısır Petrol Bakanı Amin Sameh Samir Fahmy, Romanya Ekonomi Bakanı Adriean Videanu, Suriye Petrol ve Mineral Kaynaklar Bakanı Sufian Al-Allao, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası Direktör Riccardo Puliti, Avrupa Yatırım Bankası Direktör Thomas Barret ve Nabucco Uluslararası Şirketi Yönlendirme Komitesi Başkanı Werner Auli hazır bulunuyor.

Çok sayıda yerli ve yabancı gazetecinin takip ettiği zirve için 100'ü yabancı yaklaşık 330 basın mensubu akredite oldu.

Toplantının düzenlendiği Rixos Oteli çevresinde ve içinde yoğun güvenlik önlemleri alındığı gözleniyor.

NABUCCO İMZA TÖRENİNE GENİŞ KATILIM



Asrın enerji projesi olarak adlandırılan Nabucco'nun imza törenine ortak ülkelerin yanı sıra ABD ve Avrupa Birliği'nden en üst düzey temsilciler katılıyor.

Ankara Rixos Otel'de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliği yaptığı toplantıya katılan yabancı temsilciler şöyle:

AB: Komisyon Başkanı Jose Maanuel Barroso, Komisyon Enerji Komiseri Andris Piebalgs ve İsveç AB Dönem Başkanlığı Temsilcisi Mikael Eriksson.

Almanya: Federal Ekonomi ve Teknolhoji Bakanlığı Devlet Sekreteri Jochen Homann

Avusturya: Başbakan Werner Fayman, Federal Ekonomi Bakanı Reinhold Mitterlehner

Azerbaycan: Sanayi ve Enerji Bakanı Petar Dimitrov

Bulgaristan: Başbakan Sergei Stanishev, Ekonomi ve Enerji BakanıPetar Dimitrov

Gürcistan: Cumhurbaşkanı Mikhail Saakashvili, Enerji Bakanı Aleksandre Khetaguri

Irak: Başbakan NuriEl Mahiliki,

Macaristan: Başbakan Gordon Bajnai, Ulaştırma, İletişim ve Enerji Bakanı Peter Honig

Mısır: Petrol Bakanı Sameh Samir Fahmy

Romanya: Başbakan Emil Boc, Ekonomi Bakanı Adrian Videnau

Suriye: Petrol ve Minaral Kaynaklar Bakanı Sufian Al Allao

ABD: Senato Dış İlişkiler Komitesi Cumhuriyetçi Parti Grubu Başkanı Senatör Richard Lugar, Avrasya Enerji Özel Temsilcisi Büyükelçi Richard Mornigstar.

Toplantıda ayrıca, Nabucco Uluslararası Şirketi Yönlendirme Komitesi Başkanı Werner Auli ile birlikte Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası Direktör Riccardo Puliti ve Avpura Yatırım Bankası Direktör Thomas Barret de hazır bulunuyor.

NABUCCO NEDEN ÖNEMLİ?

Tüm dünyanın gözünün üzerinde olduğu, Hazar ve Kafkaslar’daki doğalgazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasını sağlayacak olan Nabucco Projesi’nde 7 yıl süren müzakerelerin sonunda tarihi imzalar dün atıldı.

Türkiye’nin Doğu sınırından başlayıp, Avusturya’ya kadar uzanacak 3 bin 300 kilometrelik Nabucco Projesi’nde hükümetler arasında anlaşmayı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avusturya Başbakanı Werner Faymann, Bulgaristan Başbakanı Sergei Stanishev, Macaristan Başbakanı Gordon Bajnai, Ramonya Başbakanı Emil Boc ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barrosa imzaladı. 11 ülkeden bakanların da katıldığı imza töreniyle birlikte, hayal olarak görülen proje resmiyet kazandı.

ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR

Avrupa’yı Rusya’ya bağımlılıktan kurtaracak olan projenin hayata geçmesiyle birlikte, aynı zamanda Türkiye enerji koridoru haline gelirken, milyarlarca dolarlık vergi ve komisyon geliri elde edecek.

İmzaların atılması aynı zamanda Türkiye ile AB ilişkilerinde de yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Törende ilk konuşmayı yapan Başbakan Erdoğan da bu konunun altını çizerek Nabucco’nun, AB’ye tam üyelik yolunda ilerleyen Türkiye’nin AB’ye yeni bir boyut ve soluk getirmesini ümit ettiğini söyledi.

İzma törenine katılan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso ise projenin hayata geçirilmesinde herkesten çok Başbakan Erdoğan’a teşekkür etmek istediğini söyledi.

BAROSSO: YENİ BİR DÖNEM

Barosso, ‘Bakan Taner Yıldız’a, Türkiye için doğru çözümü bulmada gösterdiği liderlik ve öngörüsü için teşekkür ederim. Ama Başbakan Erdoğan, herkesten çok size teşekkür etmek istiyorum’ dedi.

Barroso, konuşmasını projeye ismini veren Giuseppe Verdi’nin sözleriyle bitirdi: ‘‘Mücadele vermek zorunda kaldığı birçok zorluk çıksa da, Nabucco operası, şans yıldızının altında doğdu.’ Umarım, bu çok önemli projede de aynısı olur.’ Konuşmaların ardından liderler ortak bir bildiri yayınlayarak projeye desteklerini imza altına aldılar.

En büyük dış yatırım

Nabucco’yu Türkiye’den BOTAŞ, Bulgaristan’dan Bulgargaz, Romanya’dan Transgaz, Macaristan’dan MOL, Avusturya’dan OMV ve Almanya’dan RWE olmak üzere 6 ülke firması ortak yürütecek

7.9 milyar Euro’ya mal olacak projenin inşasına 2010 yılında başlanacak, ilk gaz 2014 yılında pompalanacak.

Boru hattının toplam uzunluğu 3 bin 282 kilometreyi bulacak.

Nabucco’nun inşaatı sırasında Türkiye’de ilk etapta 15 bin kişi çalışacak.

NEDEN ÖNEMLİ?

EKONOMİK

Nabucco Projesi’nin Türkiye kısmına yapılacak 4.5 milyar Euro’luk (6.3 milyar dolar) yatırım en büyük sıfırdan dış sermaye girişi olacak. Projenin inşaatında ilk aşamada 5 bin kişi çalışacak. İleri aşama ise bu sayı 15 bine çıkacak. Ayrıca Türkiye yıllık 450 milyon Euro’luk vergi geliri elde ederken, hattan uygun koşullarda gaz alabilecek. Böylece Türkiye’nin de gaz konusunda Rusya’ya bağımlılığını azaltacak.

STRATEJİK

Nabucco, Orta Asya gazının dünya pazarlarına açılmasında Rus tekelini kıracak. Ayrıca ilerleyen aşamada Ortadoğu’nun gazı ilk kez doğrudan Avrupa pazarına ulaşma şansına kavuşacak. Böylece Türkiye sadece kendi ekonomik çıkarları dışında bölgesel olarak kilit ülke konumunu pekiştirecek. Ayrıca Ortadoğu ve Orta Asya ülkeleri stratejik partner olarak AB ve ABD ile ortak çıkarlara kavuşacak. Bu da bölge barışı açısından önemli adım olarak kabul ediliyor.

POLİTİK

Başbakan Erdoğan’ın dünkü konuşmasında yer alan bir cümle aynı zamanda Nabucco’nun politik anlamda sağlayacağı değişimin özeti olarak kabul ediliyor. Erdoğan, ‘Sadece Nabucco bile AB’ye üyelik için yeter’ sözleriyle projenin önümüzdeki dönemde Avrupa ve Türkiye siyasetinde yaratacağı değişime işaret etti.

Erdoğan: AB üyeliği için Nabucco yeter

Nabucco Projesi’nin ortakları imza töreninin ardından, ‘aile fotoğrafı’ çektirerek tarihi anı ölümsüzleştirdiler.

Ankara Rixos Otel’de düzenlenen imza töreninde konuşan Başbakan Erdoğan, sadece Nabucco projesinin bile Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olması için yeterli olacağını açıkladı. Erdoğan ‘Bu proje başka projeleri de hızlandıracak’ diyerek Nabucco’nun sadece bir enerji projesi olmadığını, aynı zamanda ülkeleri birbirine bağlayacak bir hat oluşturacağını dile getirdi. Projenin ilk yılında Azeri, sonraki aşamalarda Türkmen, Irak, Suriye, Mısır’dan gaz sevk edilmesi ve Katar doğalgazının devreye girmesini temenni ettiklerini belirten Başbakan Erdoğan ‘Şartlar elverince İran ve belki Rus gazının Nabucco boru hattıyla Avrupa’ya taşınması mümkün olacak’ diye konuştu..

Hazar ve Ortadoğu'nun zengin doğalgaz kaynaklarını güvenli yoldan Avrupa'ya ulaştıracak Nabucco Projesi'ne hayat verecek imzalar dün Ankara'da atıldı. Projenin hukuki altyapısının en önemli metni olan anlaşmaya Türkiye, Macaristan, Romanya, Bulgaristan ve Avusturya başbakanları imza koydu. Nabucco'nun altıncı ortağı olan Almanya ise, hattın kendi topraklarından geçmemesi nedeniyle anlaşmayı imzalamadı. 21'inci yüzyılın barış ve istikrar projesi olarak tanımlanan Nabucco Doğalgaz Boru Hattı Hükümetlerarası Anlaşması'nın imza töreni "küresel enerji" zirvesine dönüştü. Nabucco Zirvesi'ne Erdoğan'la birlikte 6 başbakan ve Gürcistan Cumhurbaşkanı Mikhail Saakaşvili de katıldı. AB Komisyonu Başkanı Barroso, ABD Avrasya Enerji Özel Temsilcisi Morningstar da tarihi imza törenine katılarak küresel iradeyi tescilledi.

4 MADDELİK GÜVENCE
Hazırlanan ortak bildiride 4 maddelik güvence verildi. İşte anlaşmaya taraf ülkelerin verdiği güvenceler:
* Taraflar, anlaşmanın yürürlük kazanmasını geciktirmemek koşuluyla anlaşmanın amacına ve hedefine engel olabilecek davranışlardan imtina edeceklerini teyit ettiler
* Anlaşmanın mümkün olan en kısa sürede yürürlüğe girmesi için tüm adımları atmaya çaba gösterecekler
* Anlaşmanın uygulanması için gerekli yasal mevzuatı ve gerekli tedbirleri alacaklar
* Tüm taraflar 6 ay içerisinde Nabucco Uluslar arası Şirketi ile anlaşma imzalayacak
aktifhaber.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

8.7.09

RABİYA KADİR ÇONGAR'A KONUŞTU

Rabiya Kadir: Bardak taşmıştır

Urumçi’deki zulmün ajanslara düşen korkunç görüntüleri arasından gazetenin birinci sayfası için fotoğraf seçmeye çalışırken, kentin sokaklarında tecavüze uğradıktan sonra öldürüldüğü izlenimi veren iki genç kadının kanlar içindeki cansız bedenlerine bakakaldık.

Gözlerimizi, bilgisayar faresinin bir hamlesiyle bir başka kareye kaydırana kadar geçen o kısacık an aslında çok uzundu ve binlerce kilometre uzağımızdaki şiddetin bizi sarsmasına yetmişti.

“Kadınları niye öldürürler ki” diye sordu Ahmet Altan.

“Bunu birinci sayfadan böyle soralım sormasına ama... Erkekleri niye öldürürler ki” karşılığını verdi Mustafa Cesur.

Bir şey diyemedim.

Sessizce masama geçip daha önce defterime kaydettiğim Washington numaralarını çevirmeye başladım.

Birkaç denemeden ve aracıdan sonra, Beijing hükümetinin “Urumçi’deki olayları başlatan kadın” olarak suçladığı Rabiya Kadir’e ulaştım.

Rabiya hanım, İngilizce ve Türkçe anlaşma zorluğu nedeniyle, sorularımı, 1999’dan beri ABD’de yaşayan, daha önce Türkiye’de de kalmış olan Şincanlı Ömer Kanat’ın yardımıyla cevapladı.Bir zamanlar, Çin’in en zengin kadınlarından biriyken 1999’da eşinin ABD’ye iltica etmesi sonrasında Beijing’in büyük baskısıyla karşılaşan ve Washington’ın devreye girmesiyle

Mart 2005’te sınırdışı edilene dek altı yıl cezaevinde yatan Rabiya Kadir, bugün 62 yaşında bir babaanne.

Kendisine “Uygurların kızı” diyor ve başkanlığını yaptığı Dünya Uygur Kongresi aracılığıyla, Doğu Türkistan’daki Türk kökenli Sünni nüfusun hakları için mücadele veriyor.

Rabiya Kadir’e, ilk olarak, Şincan’daki ailesinin durumunu sordum:

Akrabalarınızdan haber alabiliyor musunuz?

Çin hükümeti Urumçi’deki protestoları benim organize ettiğimi öne sürdüğünden beri herkes için korkuyorum. Şincan’da 45 yakın akrabam var. Üç oğlum zaten cezaevinde... Büyük oğlumu “bölücülük” suçlamasıyla dokuz yıla mahkûm etmişlerdi, iki yıldır yatıyor. Bir kızım ve bir oğlum da ev hapsinde tutuluyor. Dışarıdaki yakınlarımın başına her an bir şey gelebilir.

Urumçi’deki protestoları teşvik ettiğiniz doğru mu?

Protestolar Uygur halkının giderek kötüleşen baskı rejimine haklı öfkesini yansıtıyor. 100 bin kadar Uygur siyasi görüşleri ve dinsel inançları nedeniyle cezaevinde. Halkın öfkeli olması için sebep çok. Her alanda ayrımcılık kurbanıyız.

Son protestolar ise Guangdong vilayetinde Uygur işçilerinin öldürülmesi konusunda Çin hükümet yetkililerinin sessiz kalması ve suçluları bulmaya çalışmaması üzerine başladı. Ben pazar günü Urumçi’de protesto eylemi düzenleneceğini internetten öğrenince, oradaki akrabalarımı aradım. Erkek kardeşime, evden çıkmaması uyarısında bulundum. Bunun haricinde hiçbir şey yapmadım, eylemleri teşvik etmedim. Çünkü benim yakınım olan herkesin yetkililerce hedef seçilebileceğini biliyordum. Şimdi de onların hayatından endişe ediyorum. Dokuz torunum için korkuyorum.

Şincan’daki son durum hakkında size ulaşan bilgi nedir?

Kadın erkek yüzlerce ölü ve binlerce yaralı var.

Bu durum, etnik çatışmanın mı yoksa polis müdahalesinin mi sonucu?

Çin polisi göstericileri şiddetle bastırmaya çalışmış; herkes kalabalığın üzerine ateş açıldığını anlatıyor. Bu sertlik üzerine, Uygurların da bazıları kendilerini tutamayıp Çinlilerin dükkânlarına, araçlarına saldırdılar, yağmalama olayları oldu ama etnik çatışma söz konusu değil.

Uygurların bu tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben şiddetin her türüne karşıyım, Uygurlar da yapsa yine karşıyım. Ama tepkilerini anlayabiliyorum. Orada Çin hükümeti tarafından 60 senedir sürdürülen baskıcı siyasete karşı bir tepkidir bu. Bardak taşmıştır.

Sizin ve ailenizin “bölücülük”le suçlanmasına yol açan talepleriniz neler? Ne istiyorsunuz?

Uygurların dili ve dini büyük baskı altında. Biz bunun son bulmasını istiyoruz. Çin Anayasası, Doğu Türkistan’da Uygur dilinin Çince ile birlikte resmî dil olmasını garanti eder. Ama Çin hükümeti bu anayasal hakka bile riayet etmiyor. 2003’ten beri okullarda ve üniversitelerde Uygur dili tamamen yasak.

İbadetin üzerinde nasıl bir baskı var?

Çin hükümeti göstermelik olarak camileri açık tutuyor ama camiye giden herkesi Çin sivil polisi takip eder. Dindar Müslüman olduğu için hapse girmiş binlerce kişi var. Ayrıca öğrencilerin, öğretmenlerin, memurların ve 18 yaşın altındakilerin camiye gitmesi kesinlikle yasak. İstiyorlar ki, Çinli gibi yaşayalım, Uygur kimliğimizi toprağın altına gömelim ve bir daha hiç çıkmasın. Bu imkânsız.

Çin polisinin uyguladığı şiddete dünyanın gösterdiği tepkiyi nasıl buldunuz?

Yetersiz.

Ne yapılmalı?

Obama yönetiminin duyarlı bir açıklama yapmasından memnunum ama Çin’e çok net bir şekilde şiddeti durdurmasını söylemeliler. Çin hükümetinin gözaltına aldığı göstericileri derhal serbest bırakması ve Doğu Türkistan’daki ölü ve yaralı sayısını doğru olarak açıklaması için baskı yapmalı. Hotan’da, Kaşgar’da, Urumçi’de Çin polisinin baskısı sona ermeli ve dünyada demokrasi isteyen herkes Uygur halkının haklarına sahip çıkmalı.

Ankara’nın tepkisi sizce yeterli miydi?

Ankara’nın bu konuda ne dediğini duymadım bile.
Yasemin Çongar - 08.07.2009 TARAF

Devamını BURADAN okuyun...>>>

D.TÜRKİSTANDA KATLİAM

Uygurlara etnik katliam

Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki korkunç katliam 2. gününe girdi. Resmi rakamlara göre şu ana kadar 156 kişi öldü 1080 de yaralı var. Sokaklarda dolaşan yüzlerce sopalı ve silahlı Çinli, kentte Uygur avına çıktı. Çinli saldırganlarla polis arasında yer yer çatışmaların yaşandığı bildiriliyor. Onlarca Uygur Türkü, ’çoğu kafalarına tek kurşun sıkılarak’ öldürülüyor. Çin polisinin, gece yarısı evleri basıp 16 yaşın üstündeki hemen hemen bütün Uygurları tutukladığı da iddialar arasında.

Olaylar dün de devam etti. Çinlilerin çoğunlukta olduğu Urumçi’de, "Uygurları yok edin" ve "Birlik kuvvettir" sloganları atıldı. Han Çinlisi olan binlerce Çinli, kasap bıçakları, demir çubuklar, kürekler ve tahta sopalarla yürüdüler. Tren istasyonunda yakalanan bir grup Uygur linç edildi. Sokaktan rastgele çevrilen birçok Uygur da, "Ülkeyi savunun" diye bağıran Çinliler tarafından dövüldü.Özel polisi püskürttüler
Özel donanımlı yüzlerce Çin polisi, Uygur mahallesinin girişlerini tutarak öfkeli kalabalığı zaptetmeye çalıştı. Çinli göstericiler, akşama doğru kısa bir süre için güvenlik hattını yarıp, polisin 600 metre geri çekilmesine neden oldular. Çin milli marşını söyleyerek ilerleyen grup, Uygurlara ait dükkanlara saldırdı. Çin polisi, ancak birkaç saat sonra biber gazı kullanarak grubu durdurabildi.

Uygur’a gösteri izni yok
Binlerce Çinli’ye karşı, birkaç yüz Uygur’un dün yapmak istediği protesto gösterisine Çin polisi izin vermedi. Protestocuların başını, Uygur kadınlarının çektiği, bunların birçoğunun da, pazar günü ölen veya tutuklanan erkeklerin eşleri ve yakınları olduğu bildirildi. Reuters’e konuşan Maliya adlı bir Uygur kadını, "Kocamı dün (önceki gün) polis aldı. Neden olduğunu söylemeden götürdüler" dedi. Abdül Ali adlı 20 yaşlarında bir Uygur da, "Bizi nedensiz yere tutukluyorlar. Üç erkek ve bir kız kardeşim tutuklandı. Şimdi karşı koyma zamanı" diye konuştu.

Dünyayla bağlantı kesik
Urumçi’deki Çinliler, "Uygurlar suları zehirleyecek" dedikodusu üzerine marketlere akın edip şişe su aldı. Uygurlar ise, dün geceyi, evlerine saldırı olması ihtimaline karşı taş ve sopalar ellerinde geçirdiler. Uygur-Çin geriliminin arttığı ve şiddet olaylarının, Doğu Türkistan’ın diğer bölgelerine de yayılmasından korkulduğu vurgulandı. Özerk bölgenin güneyindeki Kaşgar’da İd Kah Camii önünde toplanmak isteyen 200 Uygur’u polis dağıttı. Bölgede birçok güvenlik kontrol noktası kuruldu.

Sokağa Çıkma Yasağı İlan Edildi

1434 kişinin tutuklandığı bildiren Urumçi’de dün gece sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Resmi Çin haber ajansı Şinhua, kararın bölge hükümeti tarafından alındığını duyurdu. Urumçi’de yaşayan ve BBC’ye ulaşan ‘Linuxleio’ takma ismini kullanan Han milliyetine mensup bir Çinli, olayları ‘korkunç’ olarak niteledi. Linuxleio, daha önce de Urumçi’de benzer şiddet olaylarına tanık olduğunu kaydederek, dün yaşananların ‘en korkunç ve kanlı şiddet olayları’ olduğunu belirtti. Uygur kaynakları, Çin polisinin gece yarısı evleri basıp, 16 yaşın üstündeki hemen hemen bütün Uygurları tutukladığını öne sürdü. Tutuklananların, güvenlik riski teşkil etmemeleri için iç çamaşırlarıyla karakollara götürüldüğü iddia edildi.

Doğu Türkistan’ın dünyayla internet ve telefon bağlantısı dün de kesik olduğu için, uluslararası medya durumu yakından izleyemedi. Dünkü gösterilerin, Çin hükümetinin rehberliğinde 60 yabancı gazeteci Urumçi’yi turlarken patlak vermesi dikkat çekti. Pekin, olayların arkasında yurtdışındaki Uygur diyasporasının bulunduğunu öne sürüyor. Müslüman Uygurlar ise, son yıllardaki ekonomik kalkınmaya rağmen Çin’in, milli kimlik ve dinlerine karşı baskıyı artırdığını savunarak daha fazla özerklik istiyor.

Diğer Kentlere de Sıçradı
Dünyayla iletişimin tamamıyla kesildiği bölgedeki gelişmelerle ilgili olarak Çin Resmi Haber Ajansı Şinhua, ‘’onyıllardır görülmeyen ölçüde kanlı etnik çatışmalar’ değerlendirmesinde bulundu. Haberde, bölgenin ikinci büyük kenti Kaşgar’da da 200 kişilik bir grubun protesto gösterisi yaptığı belirtilirken, camide toplandıkları ifade edilen bu grubun dağıtıldığı kaydedildi. Haberde, protestocu grupların Kaşgar’ın farklı yerleri ile yine gergin atmosferin bulunduğu Yili ve Aksu kentlerinde de biraraya gelmeye çalıştıkları ifade edildi. Urumçi’de, ellerinde sopalarla Uygurları saldırmak isteyen Çinliler’e karşı polis göz yaşartıcı bomba kullandı. Resmi Şinhua haber ajansı, bazı apartman sakinlerinin taş ve sopalarla olası bir saldırıya karşı hazırlık yaptıklarını duyurdu.

Ölenlerle İlgili Ayrıntı Yok
Çin kaynakları, olayların 25 Haziran’da bir fabrikada çıkan kavgada 2 Uygur’un öldürülmesi üzerine çıktığını belirtirken, değişik kaynaklar söz konusu olaylarda ölümlerin çok daha fazla olduğunu bildiriyor. Şinhua’nın haberinde, olaylarda ölen ve tutuklananların etnik kimlikleriyle ilgili ayrıntılara yer verilmedi. Reuters Ajansı’ da, polisin Uygurlar’ın yaşadığı yerlerde ayrım gözetmeden şiddet uyguladığı nı Uygurlar’ın evlerine de girdiğini ve özellikle gençlerin tutuklandığını belirtti.

Satırlarla Saldırdılar

Polis Uygurlara satırlarla vahşice saldıran Han Çinlilerine karşı göz yaşartıcı bomba kullandı. Urumçi'de dün de süren çatışmalar Kaşgar kentine sıçrarken, Yili ve Aksu'da atmosferin gergin olduğu belirtildi. Sincan'ın dış dünyayla iletişimi tamamıyla kesilirken, Çin Resmi Haber Ajansı Şinhua, bölgede on yıllardır görülmeyen ölçüde kanlı etnik çatışmaların meydana geldiğini duyurdu. Etnik çatışmaların ardından bölgede gece sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Urumçi'de yaşananların 'barışçı gösteri olmadığı' belirtildi. Bakanlık sözcüsü Çin Gang, yaşananları 'kötü bir cinayet, sabotaj ve yağma' olarak değerlendirdi. Sözcü, 'Şiddeti barışçı gösteri diye niteleyenler, siyahı beyaz gibi gösterip kamuoyunu yanlış yönlendirmek istiyorlar' diye konuştu. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay, ölü sayısının bu denli yüksek olmasının olağanüstü olduğuna dikkati çekti.

Han etnik kökeninden gelen Çinliler, olayları sadece resmi medyadan takip ettikleri için, Uygurlara öfke dolu. Reuters’e konuşan bir Çinli, "Onlar bize saldırdı. Şimdi sıra bizde" dedi. Urumçi’de apartmanlara saldıran göstericilerin, "Şimdi sizin acı çekme zamanınız" sloganları attığı duyuldu. 2000 Çinli, Uygur dükkanlarını yağmaladı. Camiler de saldırılardan nasibini aldı. Han protestoculardan kaçan Uygur bir çocuk, ağaca tırmanarak kurtulmaya çalışırken, göstericiler onu sopayla düşürmeye çalıştı. Araya giren diğer Çinliler çocuğu kurtardı. Sükûnet çağrısı yapan Çinliler de öfkeli kalabalığın hışmına uğruyor.


Han Çinlileri gerilimden Uygur Türklerini suçluyor. Hafta sonu mağazalara saldıran, evlerini, arabalarını yakan Uygur Türklerinin kendilerini yok etmeye çalıştıklarını ve "90 Çinlinin öldüğünü" iddia ediyor. Çinliler "Türkler bizi zehirleyecek diye korkudan su bile içmiyoruz" diyor.

Kadınlar Hesap Sordu

Çinli yetkililerin 60 dolayında yabancı basın mensubunu şehre getirmesini fırsat bilen Uygurlar şehrin dört bir tarafını saran asker ve polisle karşı karşıya geldi. Çoğu kadınlardan oluşan kalabalık bir gün önceki olaylar sonrası akşam eve gelmeyen eşleri, kardeşleri ve yakınlarının durumu hakkında bilgi istedi. Kadınlar "Kocalarımız nerede hesap verin" diye bağırdı. Tutuklananların, ölenlerin ve yaralıların kimliklerinin açıklanmasını istedi. Ancak sabah saatlerinde yaşanan bu gerilim birkaç saat sonra yaşananın yanında bir hiç olarak kaldı. Han Çinlisi yüzlerce kişi ellerinde balta, satır, sopa ve çekiçlerle Uygur Türklerinin peşine düştü.

Uygur Özerk Bölgesinin Yer Altı Kaynakları Çok Zengin

Nüfus: 20 milyon nüfuslu, 8 milyon Uygur asıllı .

Tarihçe: İpekyolu üzerinde. 19’uncu yüzyılda Çin’in kontrolüne geçti. 1930 ve 1940’lı yıllarda Uygurların kurduğu Doğu Türkistan Cumhuriyetleri uzun ömürlü olmadı. 1955’te Sincan Eyalet statüsünden çıkarılarak Özerk Bölge oldu.

Ekonomi: Buğday, pamuk, petrol, doğalgaz başlıca geçim kaynağı. Yılda 61 milyar dolarlık ekonomisi var.

Siyaset: Sovyetlerin çökmesi, Orta Asya’da militan İslam’ın yükselişiyle bölgede anarşi arttı. Çin, Uygur milliyetçilerini El Kaide bağlantılı olarak göstererek uluslararası destek sağlamayı umuyor.



Dış Güçleri Sorumlu Tuttular
Sincan Uygur Özerk Bölgesi Başkanı Nuri Bekri olaylardan dış güçleri ve ABD’de bulunan Rabia Kader’i sorumlu tuttu. Çin Komünist Partisi Urumçi Komitesi ve Belediyesi Sekreteri Li Zhi, olayın sorumlusu olan suçluların yasalara göre cezalandırılacağını ifade etti.

Rabia Kader, Olaylarla Alakam Yok Dedi

Çin’nin suçladığı Uygur Amerikan Derneği Başkanı Rabia Kader, bu suçlamaları reddetti. Kader, kendisinin yalnızca Çin’deki ailesini protesto hareketlerinden önce uyardığını söyledi. Kader eylemlerinin yapılacağını da internetten öğrendiğini belirtti. Rabiya Kadir, olayların uluslararası kuruluşlarca soruşturulmasını istedi. Kadir, "BM, AB ve ABD’nin Sincan’da gerçekten neler olduğunu incelemelerini umuyoruz" dedi. ABD’den daha sert açıklama beklediğini de belirten Kadir’e göre, Çin’den daha ihtiyatlı davranması, gerçekleri açıklaması ve Uygurlar’ın rahatsız olmalarının nedenlerine eğilmesi istenmeli.

Çin’den 2 ülkeye uyarı
Çin, Almanya ve Hollanda elçiliklerinin saldırıya uğraması üzerine, iki ülkeye, "Vatandaşlarımızı korumak ve diplomatlarımızın normal şekilde çalışmasını sağlamak üzere gerekli önlemleri almanız çağrısında bulunuyoruz" dedi. Dışişleri Bakanlığı, Çin’in yurtdışı temsilciliklerine yönelik saldırıların tekrarlanmaması ve saldırganların adalet önüne çıkarılmasını istedi. Lahey’de önceki gün Uygurlar elçiliğe taşla saldırılmış 142 kişi tutuklanmıştı. Münih Başkonsolosluğu da molotof kokteylli saldırıya uğradı.

Uygur kızlara tacize sonunda gözaltı geldi
Olaylar, Çinlilerin çoğunlukta olduğu Şao Guan kentinde bir oyuncak fabrikasında çalışan iki Uygur genç kızının tacize uğraması ve çıkan kavgada 2 Uygur’un öldürülmesi üzerine patlak vermişti. Resmi sayıya göre 156 kişi, Uygur kaynaklarına göre yaklaşık 500 kişi ölmüştü. Taciz olayının ardından hiçbir Çinli’yi tutuklamayarak Uygurların tepkisini çeken Çin, olayların ardından, bu vakayla ilgili olarak 15 kişiyi gözaltına aldı. Uygurlar ise, kendilerine yönelik ayrımcılığın şiddet uygulamasına dönüştüğünü savunuyor. Siyasi yorumcular da, "Artık ok yaydan çıktı" diyorlar.

ABD: Endişe duyuyoruz
ABD Başkanı Barack Obama’nın resmi ziyareti nedeniyle Moskova’dan yazılı açıklama yapan Gibbs, “Çin’in batısındaki Urumçi kentinde meydana gelen şiddet olaylarında çok sayıda ölü ve yaralı olduğuna dair aldığımız haberlerden derin endişe duyuyoruz” ifadesini kullandı. Sözcü Gibbs, “Sincan’daki tüm tarafları itidale davet ediyoruz” dedi.

AB: Esefle karşıladık
Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı İsveç de, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki olaylardan “derin endişe” duyduğunu ve can kaybını “esefle karşıladığını” bildirdi.


AB Dönem Başkanlığı açıklamasında, tüm taraflara sakin olmaları telkin edilerek meselenin barışçıl yolla çözülmesi çağrısı yapıldı.


Çin’in gözaltına aldığı insanların tüm haklarını tanıması istenen açıklamada, AB’nin ifade özgürlüğü ve barışçıl gösteri özgürlüğü dahil insan haklarına büyük önem atfettiği vurgulandı. AB Dönem Başkanlığı, bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmeyi sürdüreceğini duyurdu.

BM: Endişeliyiz
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay ise olaylarda can kaybı olmasından endişe duyduğunu ifade etti.



İKÖ: Ölçüsüz güç kullanılıyor
İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), Urumçi’deki olaylardan ve “ölçüsüz güç kullanılmasından” derin endişe duyduğunu bildirdi. İKÖ’den yapılan açıklamada, Çin hükümetine, olayların süratli, etkili ve şeffaf biçimde soruşturulması ve tekrar etmemesi için tüm gerekli önlemlerin alınması ve sorumluların bir an önce yargı önüne çıkarılması çağrısında bulunuldu. Açıklamada, “İslam dünyasının, Çin’den, ülkedeki Müslüman azınlığının sorunlarına, bunların köklerinde yatan nedenlerle mücadele edecek daha geniş bir perspektifle yaklaşmasını beklediği” belirtildi.



Türkiye’den Çin’e ‘nota’
Sincan Uygur Özer Bölgesi’nde yaşanan olaylarla ilgili olarak Çin’in Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Xieo, Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı ve kendisine Türkiye’nin konuyla ilgili hassasiyeti iletildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki olaylarla ilgili olarak önceki gün Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ndan bilgi aldı. Olayların başlamasından itibaren Davutoğlu’nun Erdoğan’la sürekli olarak görüştüğü, diplomatik olarak olayların durdurulması için çözüm yolları arandığı kaydedildi.



İngiliz Basını: "Modern maskesi düştü"


İngiliz basını da Çin’in ‘modern maskesi düştü’ yorumunu yaptı

Sincan’da yaşanan katliama dünyadan da tepki yağdı. ABD Dışişleri Bakanlığı olaylardan endişe duyduğunu açıklarken Fransa Avrupa’nın bu katliama sessiz kalmayacağı açıklaması yaptı.


Fransa: "Avrupa Sessiz Kalmayacak"

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Eric Chevallier ‘Kanlı etnik çatışmalardan kaygı duyuyoruz. Avrupa’nın tepki gösterecektir. Avrupa ülkeliri bunu şu anda istişare ediyor.

Independent: Çin’in modern maskesinin gerisinde baskıcı bir rejim gerçeği var. ‘Urumçi’deki katliam, Çin’de ne kadar az şeyin değiştiğini gösteriyor.’

Daily Telegraph: Etnik isyanda verilen can kaybı Çin’i sarstı.

Times: Sincan’da yaşananlar, Çin’de 1989’da Tienanmen Meydanı’ndaki demokrasi yanlısı gösterilerden bu yana gözlenen en kanlı olaylar. Han Çinlilerinin milliyetçiliği, Çin’e istikrar ve barış getiremeyecek bir ideoloji.

Financial Times: ‘Ateşle oynamak Pekin için akıllıca değil. Çin, baskıcı politikalar yerine, ülkede gerilimlere yol açan etnik sorunlara çözüm bulmalı.

Erdoğan’a ’One minute’ Çağrısı
Urumçi’deki katliamı 200 gösterici dün Çin Büyükelçiliği önünde protesto etti. Doğu Türkistan Derneği Başkanı Seyit Tümtürk de, "Sayın Başbakan, Doğu Türkistanlılar ’One minute’ bekliyor" diye konuştu.

Gazze İçin Şov Yapanlar Nerede
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Uygur Türkleri’ne yönelik saldırıları, "Toplu etnik katliam" olarak niteledi. Bahçeli, dün şunları kaydetti: "Gazze ve Filistinliler konusunda şov yaparak söylemediğini bırakmayan, Hamas’ın gönüllü avukatlığına soyunan ve Davos sahte kahramanlığını siyasi ranta çevirme hesapları peşinde koşan Başbakan’ın, Uygur Türkleri’nin katliamında sessiz kalmasının derin sebeplerini Türk milleti elbet takdir edecektir."

DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin Başkenti Urumçi'de yaşanan şiddet olaylarını “Çin işkencesi” olarak tanımlayarak, “Uygurlu Türklerin canı bir Çin oyuncağı kadar bile kıymetli değil” diye konuştu.

Uygur Türklerine Çin İşkencesi Yapılıyor
Cindoruk, partisinin GİK toplantısında, gündeme ilişkin konuları değerlendirdi. Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin Başkenti Urumçi'de Uygur Türklerine Çin tarafından işkence yapıldığını söyleyen Cindoruk, “Gerçekten Uygur Türklerine bir Çin işkencesi yapılıyor. Uygurlu soydaşlarımızın, Uygurlu Türklerin canı bir Çin oyuncağı kadar bile kıymetli değil. Asfaltlara serilmiş cansız bedenler, alınlarından kurşunla vurularak öldürülmüş kadınlar bizim soydaşlarımızdır. Doğu Türkistan Türklüğün en önemli merkezlerinden biridir. Orada yaşayan insanlarımız, soydaşlarımız, kardeşlerimiz, sadece Çin’in değil bütün insanlığın himayesinde olmalıdır, tabi ki Türk devletinin de.. Bu hadise hepimizin içini acıtmıştır” dedi.

Yaşanan olaylar karşısında, Türkiye’nin aktif bir mücadele ile cevap vermesi gerektiğini belirten Cindoruk, Hükümete şu önerilerde bulundu:
"Çin’le ticari ve siyasal ilişkileri gözden geçirilebilir. Meclisimiz, İnsan Hakları Komisyonu içinden seçeceği bir grubu bu vahşetin incelenmesi için Çin’e gönderebilir. Çin, Türkiye ile ticaretini sürdürmek istiyorsa, dostluk kurmak istiyorsa, Uygur siyasetini yeniden gözden geçirmelidir.”

BM ve NATO Harekte Geçmeli

Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Salim Uslu, Uygur Türkleri'nin çoğunlukta olduğu Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin Başkenti Urumçi'de şiddet olaylarının kaygı verici bir biçimde devam ettiğini belirterek, "Doğu Türkistan'da bir insanlık suçu işleniyor, insanlık vicdanı katlediliyor. Bu katliama dünya seyirci kalmamalı" dedi.


“Urumçi'de bir insanlık suçu işlenmekte, insanlık vicdanı katledilmektedir” diyen Uslu, şunları kaydetti:
"İnternet ve telefon bağlantılarının kesilmesi dolayısıyla bölgede yaşananlar tam olarak bilinmemekle birlikte, şuana kadar ortaya çıkan görüntüler yaşanan vahşeti gözler önüne sermektedir.


Doğu Türkistan'da yaşanan olaylara ilişkin olarak BM ve NATO gibi uluslararası mekanizmalar, insan hakları örgütleri biran önce harekete geçmeli ve yaşanan katliama "dur" demelidir. Çünkü insan hakları artık bütün dünyanın meselesidir ve hiçbir ülkenin iç işi olarak değerlendirilemez.
Dünya kamuoyu-uluslararası toplum Uygur Türklerine yapılan muameleye sessiz kalamaz, kalmamalıdır. Bu saldırılar karşısında sesiz kalanlar ise suça ortak olduklarını bilmelidirler."

Çin Mallarını Protesto Edelim

Türkiye Kamu-Sen’e bağlı Türk Sağlık-Sen Sendikası Genel Başkanı Önder Kahveci, Çin’in Uygur Türkleri'ne soykırım yaptığını savunarak, “Çin’e tepki için her insanımızın yapacağı bir vazifesi vardır. Tüm Türkiye’yi Çin malı kullanmamaya davet ediyoruz. Mallarıyla ekonomimizi mahveden, kazandığı paralarla da Uygur Türklerini katledenlere karşı seyirci kalmayın” dedi.
Urumçi’de başlayan çatışmaların Çin tarafından sistematik bir katliama dönüştürüldüğünü, Uygur Türklerinin vahşice katledildiğini belirten Kahveci, yazılı açıklamasında şunları da kaydetti:
“Yüzlerce Uygur Türkünün acısı yüreğimizi yakmaktayken anavatan Türkiye’den gerekli tepkilerin gösterilmesini istiyoruz. Çin’de yaşanan vahşete karşı tepki göstermek ve tavır ortaya koymak her Türk’ün vazifesidir”

Her Düzeyde Temastayız
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, kaygı ve üzüntü ile takip ettikleri olayların durması için her düzeyde diplomatik ilişki kurduklarını söyledi. Sorumluların bir an önce bulunmasını ve bölgenin huzura kavuşmasını beklediklerini söyleyen Davutoğlu, olayların durulması noktasında yapılabilecekleri İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu ile koordine etmeye çalışacaklarını söyledi. Davutoğlu, "Ümit ediyoruz ki en kısa zamanda bu gerilim durur " dedi.

Sorumlular Bulunmalı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nden yaşanan olayların başlangıcından itibaren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından bilgilendirildiği, diplomatik olarak olayların durdurulması için çözüm yolları arandığı bildirildi. Erdoğan’ın talimatıyla Dışişleri Bakanlığı’nın dün gece de yoğun mesai sarf ettiği öğrenildi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, Urumçi’de meydana gelen olayları derin bir üzüntü ve kaygıyla izlediklerini söyledi. Davutoğlu, ayrıca olaya sebep olan kişilerin bir an önce tespit edilmesi için gerekli girişimlerin yapılması çağrısında bulundu. Davutoğlu, barışın ve huzurun yeniden sağlanmasını konusunda Çin hükümetine çağrıda bulundu. Türkiye olarak olayları yakından takip ettiklerinin altını çizen Davutoğlu, ‘Ümit ederiz ki bu gerilim durur. Bölge için gerçekleşecek huzur için hükümet olarak hazırız’ dedi.

Çin Elçiliği Önünde Arbade
Doğu Türkistan'da Uygur Türklerine yönelik Çin'in katliamını protesto etmek amacıyla Ankara'da Çin Büyükelçiliği önünde gösteri düzenleyen kalabalık ile polis arasında arbede çıktı. Büyükelçilik binasına yumurta, taş ve sopalar fırlatan öfkeliği kalabalığı güvenlik kuvvetleri güçlükle sakinleştirdi.



Çin Soykırım Yapıyor

Dünya Uygur Kongresi Başkan Yardımcısı ve Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Seyit Tümtürk Akşam'a olaylarla ilgili değerlendirmelerini anlattı.


Tümtürk, Çin'in Uygur Türklerine yönelik olarak uyguladığı politikaların sistemli bir asimilasyon ve soykırım politikası olduğunu belirterek, 'Çin'in yıllardır bize yaptığını Hitler Yahudilere yapmadı. Tarihte ne Firavun ne Nemrut böyle bir şey gerçekleştirmedi' diye konuştu.

Seyit Tümtürk, dünya kamuoyu ve Türkiye'nin olaylara verdiği tepkiye Uygur Türkleri olarak sevindiklerini de ifade ederken, yapılan açıklamaların halen yetersiz olduğunu ve artık harekete geçilmesi gerektiğini vurguladı.

Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde halen devam eden olaylar sadece bir taciz olayına mı dayanıyor?

Kesinlikle hayır. Son bir hafta içinde gerçekleşen bütün olaylar tarihi bir baskıtılmışlığa dayanıyor. Doğu Türkistan Çin işgali altında. 35 milyonluk nüfusu ve 1 milyon 828 bin km2'lik yüz ölçümüyle, çok büyük bir coğrafyayı kapsıyor. Sincan Uygur Özerk Bölgesi, 1949 yılında Komünist Çin'in bölgeli işgaliyle birlikte tamamen asimilasyon politikalarına maruz kalmış, Çin Komünist Partisi'nin politikalarıyla dönüştürülmeye çalışılmış bir coğraya...

Taciz olayıyla patlak veren durum, yıllardır süren politikaya karşı bir tepki...

Çin tarafından başlatılan katliam, tam olarak 23 Haziran'da, Doğu Türkistanlı köle-işçi olarak tabir edebileceğimiz, 2 genç kızımıza Çinli işçiler tarafından sarkıntılık yapılmasıyla başladı. Tacizi gören ve hazmedemeyen Uygur işçiler, bu kişileri biraz tartaklamış. Ama sonra olay yatışmış. Sonra aradan 3 gün geçiyor. Sayın Cumhurbaşkanımız bu sıralarda, Çin'in resmi davetlisi olarak ülkede bulunuyor ve Urumçi'yi ziyaret ediyor. 26 Haziran gecesi saat 02.00 sularında, 600 Uygurlu işçimizin yattığı misafirhane, yaklaşık 3000 kişilik bir Çinli grup tarafından basılıyor. Ellerinde sopalar silahlar olan bu grup yaklaşık 300 kardeşimizi orada katlediyor. Bu olay dünya kamuoyundan da basından da saklanıyor. Bu olaylar Cumhurbaşkanımız Urumçi'den ayrıldıktan hemen sonra ama Çin temaslarına devam ederken yapılıyor. Bu cumhurbaşkanımıza karşı nezaketsizliktir, nezaketsizliktir. Daha önce de Çin tarafından bu tür hareketler yapılmıştı.

Olayların sadece Uygur Türklerine değil, Türkiye'ye de karşı yapıldığını mı düşünüyorsunuz?

Ben bu hareketin devletimize karşı yapıldığı kanaatini taşıyorum. 2002 yılında da Devlet Bahçeli Başbakan Yardımcısıyken Urumçi'ye düzenlediği ziyaret sırasında, üniversitelerde Uygurca yasaklanmış ve bizim tarih kitaplarımız yakılmıştı. Bu hareketler, Çin'in provokasyonudur.

Size gelen ölü sayısı farklı mı?

Bize gelen bilgilere göre ölü sayısı 600 civarında. 26 Haziran gecesi yaklaşık 300 soydaşımız katledilmişti. Çinli askerler ölü sayısını az göstermek için ölüleri toplayarak meçhul yerlere gömüyor.

Olayların asıl nedenlerinden birinin de köle-işçilik olduğu belirtiliyor...

Bakınız, son 5 yılda 300 bin genç kızımız Çin'in iç bölgelerine işçi-köle olarak götürüldü. Yani yurtlarından, ailelerinden uzaklaştırıldılar. Aynı 5 yıllık proje kapsamında yine ilköğretim çağındaki çocuklarımız ailelerinin yanından zorla alınarak, Çin'in iç bölgelerine gönderildi. Tamamen İslami düşünceden ve Türk kültüründen uzaklaştırıldılar. 1984 yılından beri uygulanan tek çocuk politikası çerçevesinde 25 yılda 15 milyon Türk evladının doğmasına dahi izin verilmedi.

BİZİ ASİMİLE EDİYORLAR
Bu sizce bir devlet politikası mı?

Tabii ki... 1950'lerde Çinliler Sincan'da sadece yüzde 3'ken, şimdi yaklaşık yüzde 70-80 nüfus yoğunluğuna sahip. Örneğin Urumçi, Doğu Türkistan'ın başkenti olmasına karşın yıllardır uygulanan, idamlar, tecritler, şiddet uygulamaları ve asimilasyon politikaları nedeniyle, neredeyse tamamen Çinlileşmiş durumda. Tüberküloz dünyada bitmişken, bölgede her 4 kişiden birinde görünüyor. AIDS, Uygur bölgesinde 7-8 yıl önceye kadar hiç yokken bugün, Çin'deki sayının neredeyse 2 katına ulaşmış durumda. Bunların tümü asimilasyon yöntemi. Çin bizi her şekilde asimile etmeye çalışıyor. 1967-1997 yılları arasında 11 nükleer deneme gerçekleştirildi.

İNTERNETLE DUYURDUK
Çin bunları reddediyor.

Biz yıllardır çığlık çığlığa bağırıyoruz. Böyle bir soykırım dünyanın neresinde var. Firavun, Nemrut, Hitler bile bunun gibi bir şey yapmadı. Çinlilerin bize yaptığını Hitler Yahudilere yapmadı. Bugün bize en fazla soru, 'Neden Filistinliler, Çeçenler gibi siz de mücadele vermiyorsunuz?' Ben çok net söylüyorum bizim mücadelemiz çok daha yüksek boyutlu veriliyor. Ama 1 milyar 300 milyonluk bir güçle mücadele ediyorsunuz. Ayrıca ülke kapalı bir rejimle yönetildiği için sesimizi dünyaya duyuramıyoruz.

Bu kez olaylar tüm dünya basınında yer aldı. Hatta ABD'den bile konuyla ilgili bir açıklama geldi.
Çünkü bugün internet ve diğer iletişim araçlarının imkanları Doğu Türkistan'daki bu vahşeti ve katliamın gizlenmesine izin vermemiştir. Çin bu katliamı gizleyememiştir. İnternet aracılığıyla biz Doğu Türkistan'dan dakika dakika haber alıyoruz. Uydu telefonuyla sürekli konuşuyoruz. Bu Doğu Türkistanlılar için bir fırsat. Biz bu bağlantılar aracılığıyla sesimizi dünyaya duyurmaya çalışıyoruz.

Dünya kamuoyunun verdiği tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyanın ilk günkü tepkisi yeterli olmamakla birlikte bizi sevindirdi. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un açıklamaları bir nebze olsun, Çin'in bu katliamı durdurması telkini içeriyor. Akabinde İslam Konfenransı Örgütü Genel Sekreteri Ekmelettin İhsanoğlu'nun girişimi de bizi sevindirdi. Ama bunların hiçbiri yeterli değil. Dünyanın bu sistemli politikaya artık seyirci kalmaması gerekiyor.

Türkiye Uygur Türklerine yeterli destek verdi mi?

Sayın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Uygur halkının güvenliğinin sağlanmasıyla ilgili Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile yaptığı açıklama bizi memnun ettti. Fakat ne yazık ki bu da bizim beklentimizi karşılamadı.Türkiye'de ben inanıyorum ki, 70 milyon Uygur Türkü var. Anadolu Türkleşme'den önce biz hepimiz o coğrafyada yani anayurdumuzda birlikte yaşıyorduk. Bugün birçok devlet adamımızın kökeninin araştırdığımızda Doğu Türkistan'a dayandığını görürüz.

'Dünya Uygur Kongresi'nin olayları kışkırttığı iddiasıyla ilgili görüşünüz?

Dünya Uygur Kongresi uluslararası hukuk çerçevesinde kurulmuş, uluslararası bir sivil toplum kuruluşudur. Doğu Türkistan'da terör varsa, bu da Çin'in mazlum Uygurlular üzerinde uyguladığı devlet terörüdür. İnsanlık alemi bu onursuz katliamı tabii ki kabul etmeyecektir.

Çin'e 'One Minute' deme zamanı
Ankara, Urumçi'deki gelişmeleri yakından takip ederken, diplomatik girişim yapmaya hazırlanıyor. Ankara'nın konuyu sözlü olarak BM Güvenlik Konseyi'nden gündeme getireceği vurgulanırken, Çin'in de üye olduğu Asya İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı (CICA) bünyesinde de Pekin yönetimine yönelik kınama çıkarmak istiyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından bilgilendirilirken, Çin'e ziyaretinin son durağında Sincan Üniversitesi'nde fahri profesörlük unvanı alan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gelişmeleri bire bir izliyor. Dünya Uygur Kongresi Başkan Yardımcısı ve Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Seyit Tümtürk, 'Başbakanımızın 'one minute' duruşunu şimdi görmek istiyoruz. Şimdi Çin'e 'one minute' zamanıdır' dedi. Tümtürk'ün uydu telefonu ile irtibart kurduğu bir Uygur da Erdoğan'dan yardım istedi.

http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=231933

Devamını BURADAN okuyun...>>>

24.6.09

BAŞÖRTÜLÜ VEKİL YEMİN ETTİ

Mahinur alkışlarla yemin etti

Belçika'nın ilk başörtülü milletvekili Mahinur Özdemir, yemin ederek görevine başladı. Hristiyan Demokrat Parti'den parlamentoya seçilen 26 yaşındaki Özdemir'e karşı çıkan Valon Liberaller planladıkları protestoyu yapamadı.

7 Haziran'daki yerel seçimlerde Brüksel Parlamentosu'nda en genç milletvekili olmaya hak kazanan 26 yaşındaki Türk asıllı başörtülü Mahinur Özdemir, parlamentoda yemin etti. Belçika'nın Brüksel Parlamentosu'na Hristiyan Demokrat Parti (CDH) adayı olarak seçilen Özdemir yemin ettikten sonra beklenenin aksine protesto olmazken büyük bir alkış tufanı koptu. Parlamentodaki Valon Liberal Parti'sinin yemin töreninden önce başlattığı Özdemir'i başörtüsüyle meclise sokmama kampanyası ise sonuçsuz kaldı.ÇABALARI SONUÇSUZ KALDI

Belçika Parlamentosu'nun dolayısıyla da Avrupa'nın ilk başörtülü milletvekili olan Özdemir dün alkışları eşliğinde yemin ederek görevine başladı. Parlamentodaki Valon Liberal Parti, yemin töreninden önce "dini sembollerin yasaklanmasını" önererek, Mahinur Özdemir'in görevine başlamasını engellemeye çalışmıştı. Brüksel parlamentosundaki 89 koltuktan 24'ünü kazanarak seçimlerden birinci çıkmalarına rağmen Sosyalistler, Yeşiller ve Hristiyan Demokratlar arasındaki yeni hükümet müzakerelerine dahil edilmeyen Valon Liberaller (MR), dünkü yemin töreni öncesinde parlamentoda başörtüsünü yasaklamak için öneri hazırlığına girişmişti.

AVRUPA'DA BİR İLK

Tören sonrasında gazetemize açıklama yapan Özdemir, “Yemin töreninden önceki başörtüsü tartışmaları yersizdi. Bu Avrupa'da bir ilk. 3 yıl önce de Belediye meclisinde yemin ettim. Belçika'nın hem yabancı kökenli hem de en genç milletvekiliyim. Hedefimde gerçek bir parlamentor olmak vardı. 5 yıllık yoğun çabalarım sonucunda bunu başardım. Milletvekili olarak üçüncü kuşakla birinci kuğaşın barışmasını sağlayacağım. Yapılacak çok şey var.

KENDİNDEN EMİNDİ

Özdemir, yemin töreninden önce protesto gösterileri bekleyip beklemediği yönündeki sorumuza şu yanıtı vermişti: "Böyle bir şey olamaz. Parlamento başkanı açılış konuşmasını yapacak. Herkesi sakin olmaya davet edecek, olmazsa da dışarı çıkartacak. Bu konuda gerçekten bir sorun olmayacak."


Önyargıları kaldıracağız

Partisinin Türkiye'nin AB üyeliğine destek verdiğini sık sık dile getiren Özdemir, “Ben de bu yönde çalışmalarıma devam edeceğim, önyargıları kaldırmak için çalışacağız' dedi. Bir dönem Hristiyan Demokratlar Partisi (CDH) Genel Başkanı JoÎlle Milquet'in de özel kalem müdürlüğünü yürüten Özdemir, Schaerbeek Belediyesi'nde 2006'dan bu yana başörtülü olarak meclis üyeliği görevini yapıyordu. 5 çocuklu bir ailenin en büyük kızı olan Mahinur Özdemir'in babası Konyalı, annesi Afyon Emirdağlı.


24.06.2009
yenişafak

Devamını BURADAN okuyun...>>>

7.2.09

YAHUDİLER DÜNYAYI YÖNETİYOR MU ?

Yahudiler dünyayı yönetiyor miti...

Hakaret etmek, hakaretleri genellemek ve bu noktada işi ileriye götürmek yaşa bağlı gelişen bir hadise midir bilmiyorum. Bu konuda oldukça iyi bir kariyere sahip olan Mine Kırıkkanat dünkü yazısı ile kariyerine yeni bir katkı daha sağladı. “Geri kafalının geri kafalıyı yönetici seçtiği” ifadeleri çerçevesinde gelişen yazı, seçilene de seçene de ciddi bir aşağılama ve hakaret içeriyor. Daha doğrusu toplumun neredeyse % 50'sini geri kafalı sıfatı ile damgalıyor.

“Geri kafalının geri kafalı yöneticiyi seçtiği, seçilen yöneticinin iktidarını sürdürecek kafayı kendi güdüklüğünü sorgulamayacak kalıpta bıraktığı, hatta etki alanını genişletmek için cehaletini daha da derinleştirdiği toplumlarda ise ülkeyi sadece geriletmeye değil, batırmaya bile yol açar, demokrasi…”(Vatan gazetesi-6.02.2009)

Yazar demokrasiyi bu çerçevede gerizekalı diye tanımladığı bu halk için fazla buluyor anlaşılan. Doğrusu faşistlerde hep aynı şeyleri söyleyerek demokrasiye itiraz etmişlerdir.

* * *
Davos üzerine yorumlar bu haftada devam etti. Konu biraz daha “Türkiye'de antisemitizm var mıdır” sorusu üzerinde odaklanarak konuşuldu. Var veya yok tartışmalarında bulunduğumuz yer, baktığımız açıya göre farklı cevaplar oluşturabiliriz elbette.

1985-1990'lı yılları arasında “Siyon liderlerinin protokolleri”, “Rusya'da Tanrı'ya dönüş “ isimli kitaplar çok popülerdi. İkisi de etkileyici kitaplardı... Dünyanın neredeyse Yahudiler tarafından istila edildiği duygusunu insanda çok bariz uyandırıyordu. Bolşevik ihtilalini yapan komitenin hepsinin Yahudi olmasından, Freud'un Yahudiliğine kadar birçok delil o zaman aramızda Siyonizm'in tehlikesi konusunda tartışılırdı. Filistin sorunu ile ilgili geniş okumaları da o yıllarda yaptık. Ne olursa olsun koyu İslamcı olduğumuz o zamanlarda bile aramızda bir Yahudi düşmanlığı gelişmese de, o zamandan bu yana hepimiz anti Siyonist olduk. Bunun İslamcılığımız ile bir alakası yoktu, çünkü o dönemde solcularla aynı fikirde olduğumuz nadir konulardan birisiydi bu mesele. Filistin'in işgali sırasında yaşananlar, sonrasında İsrail devletinin işgale devam etmesi, nükleer güçle silahlanması, aynı topraklarda yaşayan Yahudiler ortalama 23 bin dolar milli gelir ile refah içinde yaşarken, Arapların ortalama 2 bin dolar civarında milli gelir ile gitgide daralan, hapishaneye çevrilen topraklarda yaşamaları, en önemlisi de hepimizin hafızalarına kazınan insanlık dışı görüntüler, bu konuda fikirlerimizin değişmesine fırsat tanımadı.

Mesela son Gazze savaşında uzun saçlı bir kız çocuğuna ait çamurlar arasındaki kopmuş kafa görüntüsünü hafızamdan bir türlü silemiyorum. En insancıl İsrail açıklamaları bile bu görüntüleri silecek etkiye sahip değil.Her kötü işin, her olayın altında bir Yahudi etkisinin aranması dindarlık ile alakalı bir durum da değil. Bu ülkede zenginliğin kaynağı da, iktidarın kaynağı da, güçlenmenin kaynağı da çoğu zaman Yahudi lobilerinin desteği ile açıklanır. Bir tür dünyayı istila eden gizli bir örgüt algısı Müslüman halklarda yaygındır. Ama bunların hiçbirisi Türkiye Yahudileri ile alakalandırılmaz. Anadolu'nun gariban halkı, sahip olamadığı zenginlik ve gücü Yahudiler ile hep özdeşleştirir. Ve onlarla ilgili efsaneler, aralarındaki dayanışma, menfaatlerini iyi bilmeleri, ticari zekaları gibi bir çok konu fıkra ve anekdotlar ile biraz hayranlık ile anlatılır. Tüm bunlarda Hıristiyan dünyasının Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesinin günahını taşıyan Yahudilere nefretinin izini bile bulmak mümkün değildir.

Ancak İsrail devletinin acımasız tutumu toplumda tepki uyandırıyor elbette. Hatta internette sıkça Türkiye'yi de içine alan büyük İsrail haritaları yayınlanıyor. GAP'ta toprak satın alıyorlar haberleri sıkça duyuluyor. “Filistin'i işgal ettikleri gibi Türkiye'yi de işgal edecekler “ bu duygu bu halkta uyandırıldıysa bunda derin devletin, aşırı milliyetçilerin payı olduğu kadar İsrail'in de payı vardır.

9 Nisan 1948'de Filistin'in Deir Yassin köyünde gerçekleştirilen ve 250'den fazla sivilin İrgun örgütüne bağlı gerillalar tarafından öldürüldüğü katliamın fotoğrafları, Yahudiler tarafından tüm Filistin topraklarına asılmıştı. Bu fotoğrafları gören ve katliamın acımasızlığını dinleyen birçok Arap köylüsü korkudan evlerini terk etmişlerdi (Kudüs Ey Kudüs, Lapierre-Colins). 14 Mayıs'ta İsrail devleti kuruldu.

İsrail devletinin topraklarını genişletmek için her yolu mübah sayan tarihi sadece Müslüman halkların değil, vicdanı olan herkesin “terörist Hamas'a karşı savunma” açıklamalarına ikna olmasını imkansızlaştırıyor. Filistinli çocukları terörist yapan 60 yıllık tarih “anti semitist” suçlamaları karşısında ne yazık ki konuşulamıyor.

Bir taraftan çocukların çaresiz ölümlerini seyredip diğer yandan “savaş bu her şey olur, antisemitist olmayalım, bölgede dincilik tehlike”... falan gibi soğukkanlı konuşmaları yapmamız bekleniyor herhalde. Bunun tam tersine bir iletişim arayışına ise rastlamak mümkün değil. Neden İsrailli yetkililer anti semitist olarak suçlamak yerine farklı açıklamalar yapmıyorlar. Mesela Türkiye'de yükselen bir İsrail tepkisi karşısında suçlamak ya da sıkça “Hamas tehlikesini, İran tehlikesini görmüyorsunuz” demeçleri yerine “Türkiye'yi büyük İsrail içinde gösteren haritalar uydurmadır, gerçekle alakası yoktur. Biz sınırlarımızı genişletmek kimsenin toprağını işgal etmek istemiyoruz” açıklamalarını yapmıyorlar. “Başka ülkelerin iç işlerine karışmayız”, “işgalden ve öldürmekten vazgeçtik” demiyorlar, neden barışa kapı açmıyorlar?

Yoksa “Yahudiler dünyayı yönetiyor” miti, bu konuda üretilmiş efsane ve hikayeler ve hatta acımasız yok etme görüntüleri işlerine mi geliyor?

Tıpkı 1948'de Deir Yassin'de olduğu gibi. ayşe böhürler 07 Şubat 2009 Cumartes

Devamını BURADAN okuyun...>>>

29.1.09

ERDOĞAN'IN TARİHİ DAVOS RESTİ

Tayyip Erdoğan Davosta esti, Perezi haşladı

Erdoğan ve Peres arasında Davos'ta forum sırasında büyük tartışma çıktı. Erdoğan çok sert sözler sarfetti, "Siz insan öldürmeyi iyi bilirsiniz...." dedi çekip gitti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Davos'taki zirvede düzenlenen "Gazze" oturumunda İsrail Cumhurbaşkanı Perez ile tartışarak paneli terk etti. Erdoğan, Perez'e "Siz insan öldürmeyi iyi bilirsiniz" diyerek "Bundan böyle benim için Davos bitmiştir. Artık Davos'a gelmem" diyerek salondan ayrıldı. Erdoğan'ın etrafında bu sırada gazeteciler ve güvenlik görevlileri tarafından etten duvar örüldü. Büyük izdihama neden olan olay sonrası Başbakan'ın eşi Emine Erdoğan gözyaşlarına boğuldu.

Davos'ta Türkiye ile İsrail arasında resmen Filistin restleşmesi yaşandı. Erdoğan, İsrail'i çocukları bombalamak ve Hamas'ı demokrasi dışına itmekle suçlayınca İsrail Cumhurbaşkanı Peres, sesini yükseltti.

Peres'in yaklaşık 22 dakika süren konuşması üzerine Erdoğan, ısrarla paneli yöneten gazeteciden söz istedi. Verilmemesi üzerine sinirlenen Erdoğan paneli yöneten gazetecinin eline vurdu ve ısrarla konuşmasına devam etti.

Erdoğan, İsrail'in öldürmeyi çok iyi bildiğini söyleyerek Peres'e yaşlı olduğunu ve sesini yükseltmesini de suçluluk psikolojisinden kaynaklandığını ifade etti.

Konuşması sık sık bölününce iyiden iyiye sinirlenen Erdoğan, Davos benim için bitmiştir diyerek paneli terketti. RECEP TAYYİP ERDOĞAN KONUŞMASI

Biz insanı yardım gönderiyoruz, 15 gün kapılarda bekletiliyoruz. Kızılay 15 gün kapıda bekletildi, rica minnet kabul ettirdik.

Çok daha ilginç olanı, şu anda 27 Aralık'tan 4 gün önce görüşme yapıyoruz.

5-6 saat biz İsrail'in Suriye'de 5. rauntunu görüşürken özel temsilciler görüşme yaptı. Hedefimiz doğrudan görüşmeler nasıl yapıcak bunu başarmak istiyoruz. Bunları konuştuk, bir iki kelimeye kadar düştü. Bunları da hafta sonu karara bağlayalım denildi. Ben Olmert'e şunu söyledim.

Dedim ki bakın Hamas'ın elindeki askeri biz kurtarabiliriz. Sizden ricam şu. Reform ve Değişim Partisi Filistin'de seçim kazandı. Hep demokrasiden yanayız dedik ya. O zaman bu demokratik mücadeleyi vermiş ve onları kazananları saygıyla karşılayabiliriz. İşte o seçilenlerden milletvekilleri bakanları sizin elinizde esir. Gelin burada bir paket yapalım, Sayın Abbas'a gösterdiğiniz jesti sizde onlara gösterin. Dedi ki eğer bunları bırakırsak Abbas kriz geçirir dedi. Dedim ki o zaman elinizdeki çocuklar esir en azından onları bırakın dedim. O da arkadaşlarla görüşelim size döneriz. Hala dönecek.

Sonra ne oldu 1400 insan öldü bunların arasında çocuklar var.

Soruyoruz size insanca düşünelim. İsrail'in elindeki silah ve kitle iletişim silahları dahil bunların birisi Filistin'de var mı? Birşey biliyorsam bunların zerresi kadarı yok.

Hamas bir reform partisinin farklı bir şeklidir. Onu bu halekim getirdi, seçimlerden sonra ona bu demokratik hakları vermeyenlerdir.

Bu kapıların açılması gerekiyor. O insanlar hapishanede mi yaşacak. Önce bu kapıların açılması gerekiyor. İnsanlar öncelikle yaşam hakkını kazanması gerekiyor. Deniliyor mi silah girmesin. Eğer bu tünellerin ucu Mısır'daysa onlar da bunu sokmasın.

Olmert'e söyledim, siz bu görüşmeleri tek taraflı görüşüyorsunuz. Çünkü siz sadece El Fetih'le görüşüyorsunuz bu Hamas'ta bu ülkenin bir parçası.

PERES İDDİALARA CEVAP VERİYOR

Sayın Başbakan ne zaman beklediniz biliyorsunuz. O dönemde dinametler vardı ve ölenler oluyordu o dönemde. Televizyon izlemek istemek istemiyorum, çok fazla detay bilmeniz gerekiyor. İsrail, 60 yıllık bir devlet ve savaşıyoruz. Bu kadar savaşan bir ülke var mı? Sayın Mübarek aslında durumu biliyor. Sayın Abbas durumu biliyor, sizin kadar biliyor.

Ne oluyor burada. Hergün 1 milyon kişi barınaklarda kalmak zorunda kalıyor. Herşey yolunda mıydı? Günlerce aylarca yıllarca bekledik bir son gelsin diye ama son gelmedi.

Bir sorun var ve bu sorunu saklamak istemiyorum. İran'ın Orta Doğu'da bir egemenlik kurmak istiyor. Silah temin ediyorlar, bomba temin ediyor. Ne yapmamız gerekiyor. Hergece İstanbul'da roket saldırısı olsa ne yapardınız size soruyorum.

Bizim yapmak istediğimiz şu. Biz barış istiyoruz ve artık tercihimiz yoktu ve bunu yaptık. Roketler kullanılıyor Yahudilerin öldürülmesini isteyenlerle.

Basit değil, terör örgütünün başlangıcı olduğunu biliyoruz.

İsrail kimseyi öldürmek istemiyor. Çocuklar son derece önemli. Bizim topladığımız tüm paralar çocuk merkezlerine gidiyordu. Beş yıl içinde hastane yoktu mesela. 5,500 çocuğa yardım ettik mesala. Arap doktorları da yoktu İsrail'de tedavi yaptık.

Masum ailelere saldırılırsa ne olur? Mesala biz insanlara lütfen buradan ayrılın diye telefonlar açtık. Lütfen buraları terkedin dedik. Bunları yapmak zorundaydık. Herhangi hükümet ne yapardı bu durumda. Sayın genel sekteretin sözlerini de anlıyorum. Lütfen net olarak burada mesajı vermek istemiyorum. İsrail'in bir ateşkese ihtiyacı yok çünkü biz başlatmadık. Onlar durdurursa ancak olur. Biz insanları öldürmekle uğraşmıyoruz. Sayın Arap insiyatifini başlatmasını önemli bir tercih olarak görüyorum. Bizim karşılaştığımız sorunlar şimdi biz Filistinlilerle müzakerelere başladık. Sayın Mübaret şunu söyledi: Barış için bunu yapmamız gerekiyordu. Bizim aşırı bir karmaşık sorun var karşımızda.
ERDOĞAN: Peres ben den yaşlısın sesin çok yüksek çıkıyor

Sayın Peres ben den yaşlısın sesin çok yüksek çıkıyor biliyorum ki sesinin bu kadar yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisidir

Öldürmeye gelince siz çok iyi bilirsiniz.

Ülkenizde Başbakanlık yapmış kişilerin sözleri vardır

Tankların üzerinde Filistine girdiğimde kendimi mutlu hissediyorum diyen başbakanlarınız vardı.

Bu zulümlerei lakışlayanları da ayıplıyorum.

Buaradan iki söz söyleyeceğim.
Sözümü keSmeyin

1 Tevrat 6. maddesinmde der ki öldürmeyeceksin. Burada öldürme var.

İsrail barbarlığı zalimliğin de ötresinde bir şey bir Yahudi.

Avi Şalom Guardina’da bunu söylüyor. İsrail Haydut devlet haline gelmiştir.

Benim için Davos bitmiştir. Siz konuştur muyorsunuz. 25 dakika konuştu 12 dakika konuşturuyorsunuz. aktifhaber.com 29 ocak 2009

Devamını BURADAN okuyun...>>>

10.1.09

İSRAİL EŞİTTİR VAHŞET

Kan donduran VAHŞET !

İsrail ordusunun, 110 Gazzeliyi önce sığınmaları için bir eve topladığı, ertesi gün de bu evi vurarak 30 kişinin ölümüne yol açtığı raporlandı.

İsrail'in, dünyanın gözü önünde gerçekleştirdiği Gazze katliamında iki hafta geride kaldı. ABD'nin vetosu sebebiyle günlerdir ateşkes kararı çıkaramayan BM Güvenlik Konseyi, nihayet bu yönde bir karar aldı. Ancak BM'nin, acil ve kalıcı ateşkes çağrısını yok sayan Tel Aviv, bombalamaya devam ediyor.

Dün de 50'den fazla saldırıda 20 Filistinliyi katletti. BM'nin dün açıkladığı rapor ise İsrail vahşetinin soykırım boyutunu ortaya koydu. BM İnsani İşler Koordinasyon Bürosu'nun raporuna göre, İsrail askerleri 4 Ocak'ta Gazze'nin merkezindeki Zeytun mahallesinde bir eve sığınmaları için 110 Filistinliyi yerleştirdi. Ayrıca evden çıkmamaları konusunda da uyardı. 5 Ocak'ta da bu evi bombaladı. Saldırıda 30 sivil hayatını kaybetti.srail ise iddiaları reddetti. İsrail ordu sözcülüğünden yapılan açıklamada, askerlerin "sivilleri bir evden diğerine taşıdığına" yönelik herhangi bir bilginin bulunmadığı belirtildi. Açıklamada, "İddia, İsrail kuvvetleri söz konusu bölgeye o tarihte henüz ulaşmamış olduklarından, mantıklı bir temelden yoksundur." denildi. Ancak saldırıda birçok üyesi öldürülen Filistinli Samuni ailesinin hayatta kalan 13 yaşındaki üyesi Ahmed İbrahim Samuni, askerlerin aralarında ailesinin de bulunduğu mahalle sakinlerini tartakladığını ve bu kişileri evin birine soktuğunu anlattı. Ertesi gün vurulan bu evde ölenler arasında annesinin de bulunduğunu söyledi. Saldırıda bacağından ve göğsünden yaralanan Ahmed, bu haliyle 3 küçük kardeşini hayatta tutmaya ve ölüler arasında yatan yaralı yetişkinlere yardım etmeye çalıştığını belirtti. Ahmed, "Ne su, ne ekmek vardı. Yiyecek hiçbir şey yoktu." dedi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay de Gazze sorununda uluslararası savaş hukukunun ihlal edilip edilmediğiyle ilgili olarak güvenilir ve bağımsız soruşturmalar yapılması çağrısında bulundu.

10.Ocak.2009 SAMANYOLUHABER.COM

Devamını BURADAN okuyun...>>>



Snap Shots

Get Free Shots from Snap.com
 
^

Powered by BloggerAK Medya Haber Yorum Analiz by UsuárioCompulsivo
original Washed Denim by Darren Delaye
Creative Commons License