Provakasyoncu ergenekoncu yüzbaşı
Türkü, Kürdü, Ermeniyi, Rumu birbirine düşüren 35 sitenin yapımcısı Yüzbaşı çıktı.
Kürt, Ermeni, Rum, dindar düşmanı internet sitelerinin tümünü Ergenekon tutuklusu emekli yüzbaşı bilişimci Ataman Yıldırım’ın kurduğu ortaya çıktı.
HEPSİ İÇ SAVAŞ ÇIKARTACAK SİTELER
İçeride ve Türkiye’nin komşularıyla savaş çıkartacak kadar düşmanca tezler içeren “derin devlet” internet siteleri son zamanlarda hızla çoğaldı. Devletin en gizli birimlerinden beslenmeden sürdürülemeyecek kadar zengin ve güncel içerikli olan bu sitelerin esrarı düne kadar sürdü.
KURUCUSU ERGENEKONCU ÇIKTI
Son Ergenekon operasyonu internette yürütülen psikolojik savaşın başrolündeki kişiyi ortaya koydu: Emekli deniz yüzbaşı Ataman Yıldırım. Böyle yüzlerce site kuran Yıldırım’ın halen TSK’da sivil memur olan Mehmet Bülent Sarıkahya ile de düzenli ilişki içinde olduğu belgelendi.
Uzun süredir internette terör, irtica, Ermeni sorunu, PKK, Batı Trakya, Kıbrıs konularnıda araştırma yapanların karşısına kim tarafından hazırlandığı bilinmeyen bu çok profesyonelce hazırlanmış ve çok sık güncellenen Türkçe ve İngilizce siteler çıkıyordu.
Profesyonelce hazırlanılıp, yönetilen bu sitelerin “net”, “org” ve “com” uzantıları da satın alınmakla kalınmamış, aynı başlıklarla ilgili muhtemel adlardan da daha pek çok site ismi satın alınıp bu sitelere yönlendirilmişti. (www.naksilik.com yazınca, irtica sitesine; www.yunanli.com yazınca da Yunanlıların Batı Trakya ve Kıbrıs katliamlarına ulaşıyorsunuz)
Türkiye’de hem İngilizce yayın yapıp hem de güncelleştirilen çok az site olduğu biliniyor. Pek çok profesyonel sitede olmayan zengin içeriklere sahip bu sitelerin çok güçlü bir bilgi, belge, fotoğraf, video arşivi kullanılarak hazırlandığı da açıktı. Tüm bunlara rağmen bu kadar emek, para ve zaman ayırarak bu siteleri hazırlayan hakkında sitelerin hiçbirinde herhangi bir bilgiye rastlanmıyor, birbirinin aynısı olan iletişim bölümlerinde de karşınıza otomotakik bir mesaj gönderme sisteminden başka bir şey çıkmıyordu.Kürt, Ermeni, Rum, dindar düşmanı internet sitelerinin tümünü Ergenekon tutuklusu emekli yüzbaşı bilişimci Ataman Yıldırım’ın kurduğu ortaya çıktı.
HEPSİ İÇ SAVAŞ ÇIKARTACAK SİTELER
İçeride ve Türkiye’nin komşularıyla savaş çıkartacak kadar düşmanca tezler içeren “derin devlet” internet siteleri son zamanlarda hızla çoğaldı. Devletin en gizli birimlerinden beslenmeden sürdürülemeyecek kadar zengin ve güncel içerikli olan bu sitelerin esrarı düne kadar sürdü.
KURUCUSU ERGENEKONCU ÇIKTI
Son Ergenekon operasyonu internette yürütülen psikolojik savaşın başrolündeki kişiyi ortaya koydu: Emekli deniz yüzbaşı Ataman Yıldırım. Böyle yüzlerce site kuran Yıldırım’ın halen TSK’da sivil memur olan Mehmet Bülent Sarıkahya ile de düzenli ilişki içinde olduğu belgelendi.
Uzun süredir internette terör, irtica, Ermeni sorunu, PKK, Batı Trakya, Kıbrıs konularnıda araştırma yapanların karşısına kim tarafından hazırlandığı bilinmeyen bu çok profesyonelce hazırlanmış ve çok sık güncellenen Türkçe ve İngilizce siteler çıkıyordu.
Profesyonelce hazırlanılıp, yönetilen bu sitelerin “net”, “org” ve “com” uzantıları da satın alınmakla kalınmamış, aynı başlıklarla ilgili muhtemel adlardan da daha pek çok site ismi satın alınıp bu sitelere yönlendirilmişti. (www.naksilik.com yazınca, irtica sitesine; www.yunanli.com yazınca da Yunanlıların Batı Trakya ve Kıbrıs katliamlarına ulaşıyorsunuz)
Türkiye’de hem İngilizce yayın yapıp hem de güncelleştirilen çok az site olduğu biliniyor. Pek çok profesyonel sitede olmayan zengin içeriklere sahip bu sitelerin çok güçlü bir bilgi, belge, fotoğraf, video arşivi kullanılarak hazırlandığı da açıktı. Tüm bunlara rağmen bu kadar emek, para ve zaman ayırarak bu siteleri hazırlayan hakkında sitelerin hiçbirinde herhangi bir bilgiye rastlanmıyor, birbirinin aynısı olan iletişim bölümlerinde de karşınıza otomotakik bir mesaj gönderme sisteminden başka bir şey çıkmıyordu. taraf 4,2,2009
Devamını BURADAN okuyun...>>>
4.2.09
PROVAKASYONCU YÜZBAŞI
2.2.09
GÜNEY "1 NUMARA MUVAZZAF ASKER"
Bir numara, görevdeki bir asker, danışmanı ise emekli bir orgeneral.. Silah deposu devlet binasıydı.. Encümen-i Daniş'in bağlantıları... Mesut Yılmaz'ı iyi araştırın..Tuncay Güney, Kanada'da yayınlanan CanadaTürk gazetesine çarpıcı yeni iddialarda bulundu. Esra Coşkun'a röportaj veren Güney, bir numaranın görevdeki bir asker ve danışmanının ise emekli bir orgeneral olduğunu ileri sürdü...
Kanada’da yaşayan Ergenekon soruşturmasının kilit ismi Tuncay Güney, Canadatürk gazetesine demeç verdi. Gazeteci Esra Coşkun'la konuşan Tuncay Güney, röportajında "Bir numara kim" sorusuna da cevap verdi. Güney demecinde bir numaranın halen görevde olan bir asker, danışmanının ise emekli bir orgeneral olduğunu ileri sürdü.
İşte Güney'in açıklamalarından satır başları: “Bir numara, halen görevde olan bir asker, danışmanı ise emekli bir orgeneral. Sivil baron ise eski baronla organik ve yakınlık ilişkileri bulunan bir medya patronu. “
Silah deposu devlet binasıydı
“JİTEM’in işkence merkezlerinden biri Kuzey Irak'ta Zaho'daydı. Hilali Ahmer Cemiyet'inin arkasındaki binanın alt katıdır. Mesela Yaprak TV'nin sahibi Mehmet Ali Yaprak burada sorgulandı. Gizli silah depoları Güneydoğu'da büyük bir bayrakla simgelenmiş bir devlet binasındaydı.”
Encümen-i Daniş şaşırttı
“Encümen-i Daniş’in üstünde Milli Birlik Komitesi var. Ortaya çıkmalarına şaşırdım. Altında ise Büyük Kulüp bağlantılı mason locaları var.”
Mesut Yılmaz'ı iyi araştırın
CHP'li Mehmet Sevigen'i, Susurluk ve Ergenekon'un üstünü örtmeye çalışan Mesut Yılmaz'ı araştırın. 2001'den bu yana Ergenekon'un üstünü kimlerin örttüğüne ulaşırsınız. CHP'de çok Ergenekon malzemesi var. Kuyu değil asit varili
Genelkurmay'dan bir yetkili bir aracıyla kuyuları yalanlamamı talep etti. Boş yere asit kuyusu aramasınlar. Bunlar kuyu değil asit dolu varillerdi. Öldürülecek insanlar içine bandırılıyordu, kemiklerini bile bulmaları mümkün değil. Asitleri yurt dışından Veli Küçük'ün mafya kolundaki yardımcısı Sami Hoştan getiriyordu.-
Üzeyir Garih cinayeti
Üyesi olduğu mason locasında ihanet eden hainlere uygulanan infaz şekliyle öldürülüp mezarlığa cesedi bırakıldı. İshak Alaton tüm ayrıntıları biliyor. Suçu üzerine almak zorunda kalan Yener Yermez'in cinayetten önce ilişki kurduğu Meral adlı kız yabancı uyruklu biri. Şişli'deki TÖMER'de Türkçe öğrendi. Operasyondan sonra geldiği ülkeye döndü.
Perinçek bilgileri karıştırıyor
Kendisine Özel Harp ve dış misyonlardan bilgi akması şaşırtıcı. Bilgileri yalanlarla karıştırarak bilinçli biçimde bilgi kirliliğine yol açıyor. Perinçek hedefe konmak istenenleri medyada gündeme gelmeden kamuoyunu hazırlıyor. Daha sonra medyadaki ahtapotun diğer kollarını harekete geçiriyor.
Veli Küçük Çürükkaya’yı kaçırdı
Almanya'ya sığınan eski PKK liderlerinden Selim Çürükkaya'yı Veli Küçük, Suriye istihbaratından kaçırarak bir otelde sakladı. Ardından yurt dışına kaçırıp, koruma altına aldı. Almanya'daki lider kadro, Günay Aslan vasıtasıyla benden bilgi istedi. PKK elebaşısı Abdullah Öcalan sanıldığından daha zeki.
Ayağını denk al uyarısı
TRT'deki programdan sonra sol görüşlü biri aracılığıyla ‘ayağını denk al’ mesajı geldi. Bu mesajı veren ilticadan göçmenlik almış bir garip. Önümüzdeki yıl York Üniversitesi'nde öğrenime başlayacak.
Kanada'yla işbirliği anlaşması yok
Tanık mı, sanık mıyım bilmiyorum. Ben gazeteciyim, kimsenin ajanı değilim. Sanıksam konuşmam. Ergenekon davası ile birleştirilmeyen sanık olduğum davada ifade verebilirim. Avukatım Kırmızı Bülten'in uzun süreç olduğunu ve reddedebileceğimi söyledi. Kanada ile Türkiye arasında adalet işbirliği anlaşması yok. İstemezsem ifade vermem. Kanada tarafından sığınma talebim 21 Ağustos 2008'de kabul edildi. Öldürülme tehditi aldım, ama sıkı korunuyorum.
Devamını BURADAN okuyun...>>>
1.2.09
ÇANDAR'IN DAVOS YAZISI
Davos’taki ‘drama’dan sonra bunun iç politikada izdüşümünün kendi siyasi hesaplarını bozacak olanların ‘skandal’ nitelemesini yapmasının anlaşılmayacak bir yanı yok. Tayyip Erdoğan’ı, bir de Davos performansı üzerinden eleştirenlere diyecek bir söz de yok.Tayyip Erdoğan’ın ‘’monşerler’ diye ima ettiklerine ve ‘monşerist’ düşünce okuluna mensup olanlara ise anlatılacak şeyler var. Bunlar, dünyayı ‘statik’ görmekten kendilerini alıkoyamadıkları için ve Türk dış politikasının geleneksel ‘statükocu’ çizgisine bağlı kalmalarından ötürü telaşlandılar ve yanlış yorumlar yapıyorlar.
İsrail bunu unutmaz. Amerika, içindeki Yahudi (ya da daha doğru bir deyimle İsrail) lobisinin etkisiyle bunun faturasını çıkartır. Tayyip Erdoğan’ın ‘siyasi bekası’ bile bundan etkilenebilir. Türkiye dünyada sıkıntıya girer.
Beş aşağı beş yukarı, kaygılar ve eleştirilerin odaklandığı noktalar bunlar.
Dünyanın büyük bir değişim dinamiği üzerinde hareket ettiği ve dünyanın en bunalımlı coğrafyası olan Ortadoğu’nun da bundan nasibini alacağını düşünüyorsak, söz konusu kaygılar ve eleştirilerin sağlam verilere dayanmadığını söylemeliyiz.
***
Türkiye ile İsrail arasındaki çok yakın ilişkiler ve bunun Türk-Amerikan ilişkileri üzerindeki olumlu etkisi, 1990’lı yıllara dayanıyor. İlişkilerin gelişmesinin objektif şartlarını Soğuk Savaş’ın sona ermesi, bunun Ortadoğu’ya Madrid Barış Konferansı ile (1991) yansıması ve Filistinlilerle Oslo Barış Süreci’nin (1993) başlaması oluşturmuştu.
Türkiye-İsrail ilişkilerinin canlanmasında ipin ucu kaçırıldı. Özellikle 28 Şubat sürecinde İsrail’e fazlasıyla angaje olundu. İsrail’le pek sıkı fıkı askeri bağlantılar kuruldu.
Kendi payıma, koskoca Osmanlı mirasını devralan Türkiye gibi bir ülkenin, Ortadoğu siyaset sahnesine küçük bir devletin, İsrail’in ‘yedek gücü’ olarak ilave edilmesinin yanlış olacağını defalarca vurgulamıştım. Bazıları İsrail’de olmak üzere, Türkiye-İsrail ilişkileri üzerinde katıldığım sayısız konferansta, İsrail’in ilişkilerin teminatı olarak Türkiye’de ‘askeri kurum’a bel bağlamalarının, Türkiye’deki demokratikleşme ve sivilleşme sürecini göz ardı etmelerinin yanlış olduğunu, bu davranışlarının bir ‘bumerang’ olarak kendilerine olumsuz biçimde geri döneceğini ve vuracağını defalarca söyledim.
Gazze’de giriştikleri vahşi saldırı ve Davos’taki drama üzerinden vurdu.
Şimdi kendi paylarına gayet akıllıca biçimde, ‘zarar tamiri’ne giriştiler. İsrail, bölgede hem İran’ı ‘bir numaralı düşman’ görüp, hem de bölgede Arap-olmayan diğer büyük güç olan Türkiye’yi karşısına almayı göze alabilir mi?
İsrail’i Türkiye’den daha güçlü zannedenler, Davos tablosundan Türkiye hesabına korkuya kapılabilirler ama varoluşsal dürtülere sahip İsrail, Türkiye’yi yitirme korkusuyla alttan alıyor. Zira, biliyor ki, İsrail Türkiye’den güçlü değil.
Türkiye daha güçlü. Üstelik, Davos ertesinde ‘Arap sokağı’nda, bir başka deyimle ‘Arap
halkları’ nezdinde Tayyip Erdoğan ve Türkiye bayraklaşmış isim ve kavramlar olarak Ortadoğu’da daha da güçlenmiştir.
Arap rejimleri öylesine zayıf, Arap liderleri Hüsnü Mübarek’ten başlayarak- öyle etkisizleşmiştir ki, Türkiye, İsrail’in taraf olduğu sorunlarda ‘kolaylaştırıcı-arabulucu’ gibi ikinci sınıf rollerden çıkıp, bir ‘bölge gücü’ konumuna kendiliğinden gelmiştir.
Üstelik, İran gibi İsrail’in yok edilmesini savunan bir bölge gücü de değil Türkiye. AB katılımı yolunda, NATO üyesi bir ülke. İsrail’e Gazze saldırısı üzerine Tayyip Erdoğan’ın Davos’ta takındığı tutumun ‘meşruiyeti’ ve İsrail’i ‘silahlandıracak’ özelliği de burada zaten.
Ayrıca, Oslo Barış Süreci çoktan öldü. Türkiye’nin parametreleri ona göre belirlenmiş olan İsrail ile ilişkilerinin aynı şekilde kalması da dolayısıyla gerekmez.Peki ya Amerika? Ya oradaki Yahudi-İsrail lobisi etkisi?
Büyük değişim dinamiğinin asıl vurduğu ülke Amerika. Barack Obama’nın seçimini nasıl anlamalıyız? Barack Obama’nın ilk iş olarak Ortadoğu’ya el atmasını ve üstelik İsrail’in ve ABD’deki en ateşli yandaşlarının birinci tercihi olmayan İrlanda-Lübnan kökenli George Mitchell’i özel temsilci olarak atamasını nasıl değerlendirmeliyiz.
George Mitchell, Türkiye’nin dahil olmadığı klasik-geleneksel-konvansiyonel istasyonlara uğrayacağı Ortadoğu turunda. Bu tur, Davos öncesi parametrelere göre hazırlanmıştı. Davos sonrasında bu turun sonuçlarının hiçbir şey getirmeyeceğini hem kendisi hem Obama fazla vakit geçmeden anlayabilir, anlamalıdırlar.
Mitchell’ın görüşeceği liderler, kendi ülkelerinde zemin kaybetmiş, bölgedeki siyasi meşruiyetleri tartışmalı, üzerinde anlaştıkları ‘çözüm’ü sahada yürürlüğe sokacak güçleri olmayan aktörler. ‘Arap sokağı’ dönüp Türkiye’nin ve Tayyip Erdoğan’ın ‘onay belgesi’ne bakacak.
Bundan böyle Türkiye’nin dahil olmadığı bir ‘büyük Ortadoğu dizaynı’ yürümez. George Mitchell, mutlaka Türkiye’ye gelecektir. Hatta o bile yetmez. En yakın vadede, Barack Obama, Tayyip Erdoğan ile görüşmek zorundadır.
Erdoğan, Davos’taki konuşmasında “Sayın Obama’dan benim beklentim, isteğim o sessiz yığınların sesi olmasını bekliyorum, kimsesizlerin kimi olmasını bekliyorum” dedi ve Rice ile Livni’nin imzaladığı mutabakat çerçevesinin yetmeyeceğini, bunun yeniden ele alınması gerektiğini söyledi. Doğru söyledi.
Tayyip Erdoğan, Obama’dan olmasını istediğini kendisi gerçekleştirmiş durumda. Obama ile birlikte yürüyeceği bir yol var.
Yeter ki, Davos sonrasında kendiliğinden kazandığı rolün idrakinde olsun ve Türk-Amerikan ilişkilerini Ermeni soykırım tasarısı-PKK’ya karşı işbirliği ‘geleneksel hapishanesi’nin sınırları içinde tutuklamasın.
Ortadoğu, Amerika’nın bölgedeki müttefikleri arasında sadece İsrail ve itibarsız Arap
rejimleriyle ile kafa kafaya vererek dizayn edebileceği bir alan olmaktan çıkmıştır.
Türkiye’siz yeni Ortadoğu dizaynı olamaz.
***
İsrail’in Gazze saldırısıyla güçlendiğini değil, güç yitirdiğini görmeliyiz. Bir kez daha o 22 günlük Gazze saldırısı gibi bir işe kalkışabilirler mi? Askeri gücünün uygulamaya konacağı sınır o kadardır ve üstelik bu kolay yerine gelmeyecek bir ‘moral güç’ yitirilmesine de neden olmuştur.
İsrail’in ‘dokunulmazlığı’ bozulmuştur. Tayyip Erdoğan’ın Davos’ta yaptığı bugüne dek görülmedik ve yapılmadık biçimde, İsrail’in bu durumunu ortaya koyması ve yani ‘Kral çıplak’ demiş olmasıdır.
İsrail’in ABD’de de dokunulmazlığı eskisi gibi değil. Amerikan akademik dünyasının saygın isimlerinden John J. Mearsheimer ile Stephen M. Walt’ın ‘The Israeli Lobby and US Foreign Policy’ (İsrail Lobisi ve ABD Dış Politikası) adlı eleştirel ve anıtsal kitabı 2007’de yayınlandı. Birkaç yıl önce buna kimse cesaret edemezdi. Gazze’den sonra Obama döneminde bu gibi çıkışların ardı gelecek.
Ayrıca ‘Ortadoğu Dörtlüsü’nün Özel Temsilcisi, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in de Hamas dahil tüm unsurlarla çözüm için görüşülmesinden yana olduğu, bu arada Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin de aynı eğilimi taşıdığı ortada. BM Genel Sekreteri Ban ki-Moon bile bugüne dek hiçbir BM Genel Sekreteri’nin ortaya koymadığı ağır eleştirileri İsrail’e yöneltti. Gazze katliamı, Avrupa’da da İsrail etkisini zayıflattı.
Yani, Tayyip Erdoğan’ın tavrı dünyanın değişim dinamiklerine ters yönde, yokuş yukarı bir çıkış değil; tersine gelişen uluslararası trendle uyumlu ve onunla aynı yönde ve onun önünde yer alan nitelikte.
Yeter ki, Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin AB ufkunu, asıl olarak Batı sistemi içinde yer aldığını unutmadan elinde birdenbire girişmiş kartları iyi oynayabilsin.
Yeter ki, birilerinin Türkiye’yi son 10 yıldır İsrail’in kuyruğuna taktığı gibi, Hamas’ın kuyruğuna takmak gibi bir hataya düşmesin. Yeter ki, bölgedeki tüm aktörlerin Türkiye’nin kapısını çalmaya kendisini mecbur hissedeceği bir mevkide durabilsin.
Cengiz Çandar’ın bu yazısı aynı anda Referans gazetesi ve www.hurriyet.com.tr web sitesinde de yayımlanmaktadır.
CENGİZ
ÇANDAR 01/02/2009
Devamını BURADAN okuyun...>>>
T.KORMAZ DAVOS YAZISI
Başbakan Erdoğan'ın Davos'taki panelde İsrail Cumhurbaşkanı Peres'e “Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” diyerek çektiği tarihi hareket, Türkiye'nin son dönemde elde ettiği “bölgesel güç” konumunun çok çarpıcı bir yansımasıdır.Devlet terörü uygulayan, Gazze'de çocukları, kadınları takır takır öldüren İsrail'e ilk defa böyle yüksek perdeden 'yüz yüze' bir tavır konuluyor.
İsrail'in Cumhurbaşkanı'na hak ettiği cevabı veren, zalimin suratına hakikati haykıran bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı var, karşımızda…
Bu tarihi resti, öyle anlık öfke patlaması veya kişisel bir tepki ile falan izah etmek yanıltıcıdır.
Davos'ta yaşananlar, Türkiye'de, Ortadoğu'da ve uluslar arası ilişkilerde artık “devran”ın döndüğünü gösteriyor.
Peres, Erdoğan'ın dik duruşu ve tarihi cevabı karşısında kroki durumuna düşmüş bir boksör gibiydi.
Son tahlilde karşılık veremediği gibi sonradan Erdoğan'ı arayarak “alttan alan bir yaklaşım”la durumu kurtarmaya çabaladı. “Türkiye ile aramazda bir sorun istemiyoruz” diyerek “ılımlı mesajlar” verme ihtiyacını hissetti.Erbakan'ın vaktiyle Kaddafi'nin karşısında Türkiye'yi düşürdüğü durumu hatırladığımızda, Erdoğan'ın Davos restinin anlamı çok daha iyi anlaşılacaktır.
O dönemde Erbakan'a neden gerekli cevabı vermedin diyerek yüklenenlerin bugünlerde Erdoğan'a “Neden İsrail Cumhurbaşkanı'na sert çıktın? Böyle kabalık olur mu? Türkiye'nin işini zora soktun” diyerek eleştirmeleri temel gerçekler bakımından son derece açıklayıcıdır, aydınlatıcıdır.
İçimizdeki İsrailci ve Amerikancıların “işbirlikçi” yüzü bir kere daha gün ışığına çıkmıştır.
Davos'taki görülmemiş çıkışı Erdoğan'ı içeride yeniden öne çıkarmış, bölgede ve dünyada bugüne kadar olmayan bir konuma taşımıştır.
Bu dik duruş, asıl Türkiye'ye kazandırmıştır.
Erdoğan'ın sert tepkisinin uluslar arası alanda aleyhimize olacağını öne sürenler, Türkiye Cumhuriyeti devletinin son dönemde hangi noktaya geldiğini ya bilmiyorlar ya da bu sıra dışı aşamayı gizlemeye çalışıyorlar.
Türkiye'nin bölgesel güç olması, ABD-İsrail tandeminden bağımsız hareket etmesi, boyun eğmeyişi, coğrafyasıyla barışarak Ortadoğu'da lokomotif ülke haline gelmesi; içimizdeki gizli İsrailcileri ve gizli Amerikancıları acayip rahatsız ediyor.
Bu çizginin medyadaki ve siyasetteki simaları Erdoğan'a “Nasıl olur da İsrail'in Cumhurbaşkanı'na böyle davranırsın?” diye özetlenebilecek “işbirlikçi” tepkileri, İsrail'den özür dilercesine yorum yapmaları; iliştirilmiş takımının, Gazze Katliamı başta olmak üzere bölgedeki bilumum olaylarda aslında kimin safında yer aldıklarını anlatmaya yetiyor.
*
Diyorlar ki, “Diplomaside böyle bir üslup olmaz.”
Onların diplomasiden anladıkları yıllanmış “bağımlılık ilişkisi”nin sürdürülmesidir. Ama artık devran dönmüştür.
İsrail'in sivilleri, kadınları çocukları öldürmesi midir, diplomasi?
Hamas'a “terörist” diyenler İsrail'in tezleriyle yazıp konuşuyorlar:
İsrail'in Gazze'deki katliamı “terör”dür, diyemiyorlar.
Neden acaba?
Gazze Katliamı'na karşı esaslı, sahici bir tepki koyamadılar. Terör uygulamalarını yasak savma kabilinden birkaç kelime ile geçiştirdiler ve “Aman İsrail ne der?” psikolojisiyle zulme rıza gösterdiler.
*
Davos'taki panelin moderatörü David Ignatius'un el hareketi yaparak Erdoğan'ı susturmaya çabalaması, ancak engelleyememesi ve gerekli cevabı alması çok önemli bir dönemeçtir.
İsrail'in zulmü ile ilgili açık gerçekleri Şimon Perez'in yüzüne haykıran Erdoğan, Ignatuis'un kendisini sansürleme girişimini boşa çıkarmıştır.
Terör Devleti İsrail'in karizması çizilmiştir.
TAMER KORMKMAZ 01 Şubat 2009 Pazar
Devamını BURADAN okuyun...>>>
HALK VE BAZI MEDYA
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Davos'ta sergilediği tavır ülkenin her tarafında genellikle olumlu karşılandı. MetroPoll şirketinin 1000'in üzerinde kişiyle telefonla yaptığı anketin sonucunu dün Yeni Şafak'ta okudunuz.Hatırlatayım: “Davos restini nasıl buluyorsunuz?” sorusuna “Olumsuz buluyorum” cevabını verenler deneklerin yalnızca yüzde 13.7'si; “Olumlu buluyorum” diyenler ise yüzde 78.3... “Türkiye'nin lehine mi oldu, aleyhine mi?” sorusuna “Aleyhine” cevabını verenler sadece yüzde 21; sorulanların yarıdan fazlası (yüzde 55.7) “Ülkenin lehine oldu” demekte...
Bunlar olayın üzerinden 24 saat geçtikten sonra halkın verdiği tepkiler...
Dün, yani Davos'taki olayın üzerinden en az 24 saat geçtikten sonra kaleme alınmış belli bir grubun gazetelerinde çıkan yorumların neredeyse bütünü, ankette 'azınlık' teşkil eden görüşleri yansıtıyor. Hepsi resti 'olumsuz' buluyor, davranışın Türkiye'nin 'aleyhine' olacağına inanıyor.
Ne kadar ilginç değil mi? Halk farklı düşünüyor, halka hitap ettiği iddialı gazetelerde yazanlar farklı...
İsterseniz grubun 'amiral gemisi' diye bilinen gazetesinde dün çıkan yorumlardan bir demete birlikte göz atalım.
Önce 'başyazar' sıfatını taşıyan kıdemli yazarın 'Yine o üslup' başlıklı yazısından: “Duygulara hitap etmek kolay. Hele serde biraz da kabadayılık varsa, 'kodum mu oturturum' kültürüyle çok şeyi çözebileceğinizi sanırsınız. /Ama gerçek durum öyle değildir. Yumrukla, sertlikle, babayiğitlikle birçok şeyi çözemezsiniz ama o şekilde çözemediklerinizi akılla, nezaketle, diyalogla çözebilirsiniz. (..) Haklı olarak, 'Ben kabile devleti başbakanı değilim' diyen kişiye düşen, 'kabile devleti başbakanı' gibi hareket etmemekti. / Unutmayalım... Ödenmemiş fatura yoktur. Özellikle de uluslararası ilişkilerde...”Şimdi de gazeteyi yöneten yazarın kendini zorlayarak kaleme aldığı her bakımdan belli olan yazısının bir bölümüne göz atalım: “Başbakan Erdoğan'a gelince, tepkisini bir noktaya kadar anlayabiliyorum. / Moderatörün el kol hareketlerini ben de tasvip etmedim. / Ama Erdoğan'ın bazı sözlerinde çok ileri gittiğini düşünüyorum. / Mesela, 'Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz' sözü çok ağırdı. / Ama asıl merak ettiğim konu şuydu:/ Başbakan oraya böyle teatral bir tepkiyi gösterme amacıyla mı gitti, yoksa masayı terk etmesi o anlık tepkisel bir davranış mıydı?”
Orta sayfa yazarı da başyazar ve yönetmenden geri kalacak değil ya! İşte ondan bazı satırlar: “Devlet adamı terbiyesi görmemiş olmanın yarattığı bir sorundan bir halk kahramanı çıkacak! / Zaten içinde bulunduğumuz coğrafyanın en büyük sorunu da budur. / Bu bölgenin halkları böyle afra tafralı devlet adamlarını sever. Bunca doğal kaynağa rağmen dünyanın en fakir insanlarının da bu bölgede yaşıyor olmasının nedeni de zaten budur.”
Bilmem başka örneğe ihtiyaç var mı? Bence yok, ama yine de “Başyazar, yönetmen ve orta sayfa yazarı dışındakiler belki farklı yazmıştır” beklentisinde olanlarınıza en 'tipik' örneklerden birini sunayım: “Nerede, nasıl konuşacağını bilmeyenler dünyada azarlanıyor. Daha kötüsü, uluslararası arenada yalnızlığa itiliyor. / KASIMPAŞA DAVOS'TA / Tayyip Erdoğan'ın Davos'ta İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres'le kavgası, o artık tartışma filan değil, Türkiye'nin yalnızlık kapısını sonuna kadar açıyor.”
Halkından bu denli kopuk, onunla aynı hassasiyetleri paylaşmayan gazete yazarı herhalde sadece bizde var. Aynı 'azınlık' görüşünü yansıtan bu kadar çok yazara sayfalarını açan gazete ve benzerleri bir de kendilerini 'halk gazetesi' veya 'merkez medya' diye tanımlamıyorlar mı? Hangi halkın gazetesi, neredeki merkezin medyası bunlar?
Davos'taki rest hiç bir işe yaramadıysa, gazetelerde köşeleri tutmuş tiplerin ne kadar halktan kopuk olduğunu göstermeye yaradı ya, bu bile yeter... FEHMİ KORU
Devamını BURADAN okuyun...>>>
ŞEMDİNLİ OLAYINDA UYUŞTURUCU İDDİASI
Şemdinli hakkında yeni bilgiler
ETÖ'yle irtibatı belirlenen çete sanığı, Şemdin'li olayı ile ilgili çarpıcı bilgiler verdi.
Ergenekon'la irtibatı belirlenen çete sanığı talimatla ifade verdi: Seferi Yılmaz uyuşturucuyu PKK'ya ihbar etti. Uyaracaklardı. İtirafçı bomba attı..
Malatya'da başka bir çete davasından tutuklu olan Veysel Şahin, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'ün talimatıyla Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği ifadede şok iddialarla yaptı. Kerkük Kardeşlik Derneği Genel Başkanlığı da yapan Şahin, Malatya'da bir çete operasyonunda yakalanmıştı. Öğretmen olan Şahin'le çok sayıda cephanelik ele geçirildi. Malatya Cezaevi'ne konulan Şahin'in, Ergenekon sanıklarıyla irtibatlı olduğunu belirleyen Savcı Öz, talimatla ifadesini aldırdı. Şahin, Malatya'da 3 Aralık 2008 tarihinde verdiği 6 sayfalık ifadede önemli iddialar ortaya attı. Şahin, askerlik yaparken bir komutanın teklifi üzerine haber elemanı olduğunu öne sürerek, kitabevinin bombalandığı Şemdinli Olayı'nın uyuşturucu anlaşmazlığından çıktığını iddia etti.
Bölgede görevli bir komutanın, uyuşturucu ticareti yapan aşiretin yanında yer aldığını ileri süren Şahin, şunları anlattı: "Kitabevi sahibi Seferi Yılmaz, Barzani'nin istihbarat birimine bilgi aktarıyordu. Şemdinli'den geçecek 96 kilo eroinle ilgili anlaşmazlık çıktı. Seferi Yılmaz bilgileri PKK Kongre-Gel'e bildirdi. Uyuşturucu üretilen mağara PKK'lılarca basıldı. Buradaki asit anhidrit ve amonyum nitrat alınarak götürüldü." Bunun üzerine uyuşturucunun sahibi aşiretin yanında yer alan bölgedeki komutanın, ele geçirilen uyuşturucuyu envantere geçirmeden satan astsubaylar Özcan İldeniz ve Ali Kaya'yı tehdit için Seferi Yılmaz'a gönderdiğini anlatan Şahin, "Seferi Yılmaz'ı uyarıp döneceklerdi. Ancak itirafçı Veysel Ateş bomba atınca olay patlak verdi.
Olayın meydana geleceğini DTP Teşkilatı ve PKK'nın şehir kanadı biliyordu. Komutana gittim. Kendisi, Şemdinli olayının bu olayla bir ilgisi olmadığını söyledi. Emniyet Genel Müdürlüğü'ne giderek İstihbarat Daire Başkanlığı'nda bir amire anlattım." Şemdinli'de kullanılmayan 4 el bombasını da albay rütbesindeki bu komutanın kendisine verdiğini, yakalandığı gün de geri aldığını kaydeden Şahin, "Albay, Tuğgeneral Levent Ersöz'le iyi tanışır" dedi. BARZANİ'YE SUİKAST İDDİASI
Albayın, Mesud Barzani'nin Ankara'ya gelişinde konvoya atması için 3 bomba verdiğini öne süren Şahin, "Barzani Ankara'ya geldi ama ben eylemi yapmadım. Ankara'ya bile gitmedim" diye konuştu. Albayın kendisini Doğu Perinçek'e yönlendirdiğini de iddia eden Şahin, daha önce Kerkük için 2 bin Euro gönderen Perinçek'in derneğe yardımı durdurduğunu kaydetti. 2008'de telefonla aradığını ve niçin yardımın kesildiğini sorduğunu anlatan Şahin, "Perinçek, ''Seninle sonra görüşülecek' dedi. 2 koruması geldi. Benimle yola devam edilemeyeceğini, bomba atılmaması sebebiyle görevi yerine getirmediğimi söylediler" dedi.
Yasin Hayal Jandarma'da
Veysel Şahin, gazeteci Hrant Dink suikastının azmettiricisi olduğu ileri sürülen Yasin Hayal'i de Trabzon İl Jandarma Komutanlığı'nda gördüğünü ve dönemin jandarma komutanının "Memlekete faydalı işler yapacak" dediğini ileri sürdü. Şahin, "Hayal'in Trabzon Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğüne gidir gelen şahıslardan olduğunu biliyorum. Erhan Tunceli'i de Trabzon'dayken görmüştüm. Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde İslami yapılarla ilgili çalışma yapıyorlarmış" dedi.
GAFFAR OKKAN SUİKASTI
Malatya'da tutuklu sanık Şahin, ifadesinde Diyarbakır Emniyet Müdürü iken korumalarıyla birlikte şehit edilen Gaffar Okkan suikastına ilişkin de konuştu. Şahin, Okkan suikastında kullanılan 2 adet Kalaşnikof ile 1 adet tabancanın Diyarbakır'ın Bismil İlçesi'nde Tekel Mahallesi'nde oturan F.D.'nin evinin bahçesine gömüldüğünü anlattı. Ancak polis aramasında silahlara rastlanmadı. Şahin, ifadesinin sonunda "Savcı Öz'le 'gizli tanık' olarak görüşmek istiyorum. Bilgileri özellikle kendisine vermek istiyorum" dedi. SABAH 1 2 2009
Devamını BURADAN okuyun...>>>
LAÇİNERDEN ERDOĞAN'A UYARI
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Başkanı Sedat Laçiner Davos çıkışı sonrası Başbakan Erdoğan’a uyarılarda bulundu.Laçiner, “Generaller asla cephenin en önünde savaşmaz. Çünkü her an bir kaza kurşununa gidebilirler. Böylesi bir durumun ise telafisi olamaz” dedi...
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkanı Doç. Dr. Sedat Laçiner, Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki tepkisinin Türkiye-İsrail ilişkilerine etkisini ve Türkiye içindeki yansımalarını BUGÜN’e değerlendirdi. Laçiner ayrıca Erdoğan'a çok önemli tavsiyelerde bulundu.
Ergenekon tasfiye edilmeli
Başbakan'ın çıkışının Arap dünyası ve Ortadoğu’da Türkiye’ye puan kazandırdığı söyleyerek sözlerine başlayan Laçiner, Erdoğan’ın hem Davos’taki hem de Gazze’deki genel tavrından sonra Arap dünyasının ‘aynı’ kalamayacağını vurguladı.
USAK Başkanı, ‘Büyük güç olma imajın da ötesinde içeride ne kadar güçlü olduğunuz ile ilgilidir. Türkiye’nin her şeyden önce içerideki bütünlüğü sağlaması gerek. Ergenekon tamamen tasfiye edilmeden dışarıda büyüyen işlerin Türkiye’ye sıkıntı vereceğinden endişe duyuyorum" dedi.
Her zaman önde olma
USAK Başkanı Doç. Dr. Laçiner, Başbakan Erdoğan’a da çok önemli bir tavsiyede bulundu. Her önemli konuşmayı Başbakan Erdoğan’ın yapmamasının daha iyi olacağını ifade eden Laçiner, "Generaller cephenin en önünde savaşmaz. Çünkü bir kaza kurşununa gidebilirler ve onların hatalarının telafisi olmaz" dedi. Başbakan Erdoğan’ın her mevzuda en önde ve en uç cümleleri kurduğunu kaydeden Laçiner, ‘Kabinede Bakan mı yok? Başbakan’ın her yerde en önde olması, çok kaza yaptırır ve o kazaların telafisi olmayabilir" şeklinde konuştu.Süikast olabilir
"İsrail tüm dünyada dostluğuna ihtiyaç duyulan değil, şerrinden korkulan bir ülkedir" diyen Laçiner, İsrail’in uluslararası arenadaki faaliyetlerinden ziyade, Türkiye içinde kirli operasyonlar yürütmesinden endişe edilmesi gerektiğini söyledi. Ergenekon terör örgütünün İsrail ile de bağlantılı olduğunu iddia eden Laçiner, konuşmasını şöyle sürdürdü.
‘Eğer önümüzdeki süreçte Ergenekon kullanılarak, bir Yahudi işadamı öldürtülür ise bu süreç Türkiye’de AK Parti’yi devirme yönünde ilerleyebilir. İsrail, açıktan olmasa bile kapalı kapılar ardında AK Parti’nin iktidardan düşürülmesi için her türlü işbirliğine gidebilir. Bunu yapmaya da hazır, içerde zaten bir çeteleşme var" dedi.
Bugün
01.Şubat.2009
Devamını BURADAN okuyun...>>>
