Havadan canlı canlı atttılar
Levent Göktaş'ın devre arkadaşı, Göktaş'ın yaptığı infazlar hakkında itiraflarda bulundu.
Harp Okulu'ndan devre arkadaşı Z.S., Ergenekon'da tutuklanan emekli albay Göktaş aleyhine tanık oldu. Z.S., Göktaş için, "Cesetleri havadan attılar. Güçlükonak katliamını da o yaptı" dedi..
Ergenekon operasyonu kapsamında 7 Ocak 2009'da gözaltına alınarak tutuklanan emekli albay Levent Göktaş'ın devre arkadaşı tarafından da suçlandığı ortaya çıktı. Devre arkadaşlarından emekli subay Z.S.'nin iki hafta önce kendi talebiyle verdiği bilgilere göre, Göktaş, faili meçhul birçok olaya karışmasının yanı sıra, itirafçı kadın PKK'lılarla gönül ilişkisi içine girdi. Z.S.'nin iddialarına göre Göktaş, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt tarafından Özel Kuvvetler'deki görevinden uzaklaştırıldı. Z.S.'nin iddiaları üzerine Göktaş'ın 6 Nisan 2009'da yeniden ifadesine başvurulduğu öğrenildi. Göktaş'ın, Z.S.'nin bazı suçlamaları karşısında sessizliğini koruduğu bazılarını ise reddettiği bildirildi. İşte emekli subay Z.S.'nin iddialarından bazı başlıklar:* CESETLERİ HAVADAN ATTILAR: (Levent ve birlikte çalıştığı bazı pilotlar) Özellikle gizli bir şekilde ortadan kaldırılan sivil şahısları önce öldürmüş veya uyuşturmuş daha sonra da Özel Hava Grup Komutanlığı'na ait helikopterler ile çatışmanın yoğun yaşandığı bölgelere havadan atmışlardır. Böylece hem ceset tanınmaz hale getirilmiş hem de bu bölgelere yapılan operasyonlarda bulunan cesetler çatışmada ölü terörist ele geçirilmiş gibi raporlara geçirilmiştir.
* İTİRAFÇI ZOZAN İLE İLİŞKİSİ VARDI: Levent trafik kazası sonucu iki bacağı kırılmış olmasına rağmen koltuk değneği ile bölgeye gelmiştir. Bölgeye gelmesinin nedeni de Zozan kod isimli itirafçı kız ile arasındaki gönül ilişkisidir. Levent bu kız ile ilişki yaşamasına rağmen Zozan, Mustafa (adlı itirafçı) ile evlendi. Ancak ikisi de itirafçı olduklarından bölgede dışlandılar. Levent'e Kuzey Irak üzerinden Avustralya'ya gideceklerini söylediler ve sınırdan geçmelerine Levent yardım etti, ancak onlar Irak'ta tekrar örgüte katıldılar.
* GÜÇLÜKONAK KATLİAMINI O GERÇEKLEŞTİRDİ: Bölgede örtülü faaliyetler icra edilmiştir, bu kapsamda birçok sivil şahıs ortadan kaldırılmıştır. Ortadan kaldırılacak şahıslar için öncelikle - komutan- bu tür görevlerin yapılabileceği konusunda emir veriyordu. Levent, bu dönemde ilgili kişilerle defalarca görüştü. Listeleri aldıktan sonra konuyu tetkik ediyor ve gerçekten suçlu olduğu düşünülen şahıslar ortadan kaldırılıyordu. Şırnak bölgesinde bir yolcu minibüsünün taranmasından Levent sorumludur.
* ÜLKE İÇİNDE İSTİHBARAT VE FİŞLEME YAPTI: Komutan, Levent Göktaş'a öncelikle istihbarat toplama görevi vermiştir. Bunda da üç bölgeye yöneltmiştir. Güneyde Adana Mersin, Merkez'de Ankara, Kuzey'de İstanbul'a odaklanılmıştır. (Levent) Genelkurmay Adli müşaviri Erdal Paşa'nın ihale takibini yapmıştır. Ayrıca, mazot kaçakçılığı işinde dönemin Harekât Başkanı Köksal Karabay Paşa'nın ve Genel Plan ve Prensipler Başkanı'nın oğlu da bulunmaktadır.
* LEVENT'İ BÜYÜKANIT TASFİYE ETTİ: Levent, 1994-95 yıllarında İlker Başbuğ ile aynı bölgede görev yapmıştı. Levent'in ÖKK'dan Eğitim Doktrin Komutanlığı'na tayin edilmesi ise tamamen Levent ile Yaşar Büyükanıt arasındaki bir hesaplaşmadır. 2003 yılı içinde İstanbul'da yürütülen bir operasyonda (bir kulüp başkanı) hakkında bir bilgiye ulaşılmış, bu bilgide ÖKK komutanı tarafından Levent'i takip ile görevlendirilen astsubay tarafından üst makamlara iletilince durum tamamen Levent'in aleyhine gelişmeye başlamıştır. Ani bir tayin ile ara dönemde EDOK a tayin edilmiştir. (Ancak, devreye birilerini sokarak) 1-2 ay içinde ÖKK'ya yeniden tayin edilmiştir. Yaşar Büyükanıt Kara Kuvvetleri Komutanı olunca iki yıl önceden kalan hesabı kapatmak istemiş ve kendi yetkisini kullanarak Levent'i bir kez daha ÖKK'dan göndermiştir.
Haber: Mutlu Çölgeçen/Sabah
Devamını BURADAN okuyun...>>>
10.4.09
CANLIYKEN HAVADAN ATMIŞLAR
EMİRERİ GAZETECİLER
GK da Emireri gazeteciler
Genelkurmay'ın Haftalık Basını Bilgilendirme toplantılarında gazetecilik skandalları yaşanıyor. İşte ısmarlama sorular, sordurulmayanlar....
Org. İlker Başbuğ'un Genelkurmay Başkanı olmasıyla başlatılan “Haftalık Basını Bilgilendirme Toplantıları” başlangıçta tüm medya mensupları arasında memnuniyetle karşılandı.
Genelkurmay'la süren iletişim problemlerinin aşılması için önemli bir adımdı. Hatta akreditasyonun bazı medya kuruluşları için gevşetilmesi de bu yenilikle başladı.
Ancak gelinen noktada gazetecilik mesleği açısından, Haftalık Basını Bilgilendirme toplantıları bir dizi skandala sahne olmaya başladı.Toplantılarda TSK'nın ilgi alanı dışında siyasi konuların sürekli gündeme gelmesi ve Tuğgeneral Metin Gürak tarafından da yorumlanması ayrı bir eleştiri konusu.
Hatta siyasi partilerin TBMM'de yaptığı “AKP-CHP-MHP-DTP Haftalık Grup Toplantıları” gibi TSK'nın bu toplantıları da “Genelkurmay Haftalık Grup Toplantısı” olarak nitelenmeye başlandı.
Ancak toplantılardan önce gazetecilere yapılan uyarılar, hiçbir basın toplantısında görülmemiş cinsten.
İşte yaşanan skandallar:
- Toplantıdan önce gazetecilere “soru sorulmaması gereken konular” belirtiliyor. İşin vahimi o toplantıya katılan gazeteciler de bu sözü “emir” olarak algılayıp asla bu konularda sorular sormuyorlar. Ve bu konular da tamamen TSK'nın cevap vermekte zorlanacağı o haftanın gündemi olan yani “haber değeri olan” konular oluyor. Benzer konularda “ne soracağıma ben karar veririm” tepkisi veren gazetecilerin bu tavrı ayrıca irdelenmesi gereken bir konu.
- TSK'nın sorulmasını istediği bazı sorular önceden bazı gazetecilere iletiliyor. Pas sorular yöneltiliyor.
- Bazı gazetecilere toplantıda özel notlar veriliyor.
- Gazetecilerin üzerinde kontra soru sorulursa kişisel akreditasyon uygulanacağı baskısı yapılıyor. Bu nedenle kaliteli ve gündem olacak sorular otosansür yöntemiyle sorulamıyor.
- Sorulan bir soruya verilen cevap sonrası, ikinci soruyla konuyu genişletme imkanı verilmiyor. Böylece özellikle kritik konularda Tuğgeneral Gürak'ın verdiği cevaplardaki açıklar üzerine gazetecilerin ikinci soru sorarak üzerine gitmeleri engelleniyor.
- Toplantı sonunda bazı gazetecilere “öne çıkartılması istenen” bölümler “rica” ediliyor.
Kaynak: Postmedya
Devamını BURADAN okuyun...>>>
BAŞYURT'TAN İLKER PAŞAYA MEKTUP
Sayın Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ,Ergenekon soruşturması süresince hukukun üstünlüğüne göstermiş olduğunuz saygıyı birçok defa bu köşede dile getirdim.
Hukukun dışına taşan uygulamalara koruma refleksi göstermemenizi ve soruşturmayı önleme gayreti içerisine girmemenizi takdir ettim.
Bu demokratik tavrınızı selefleriniz Orgeneral Hilmi Özkök ve Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile başlayan demokratik yaklaşımın devamı olarak niteledim.
Yaşar Paşa, Şemdinli Soruşturması sanıkları için "Tanırım, iyi çocuklar" diyerek ne kadar büyük hata ettiyse, Ergenekon soruşturmasının önünü açarak aydınlık bir Türkiye için o kadar doğru bir adım attı.
Hilmi Paşa, ilk defa bir Kuvvet Komutanı'nın yolsuzluk iddiaları nedeniyle yargılanmasına izin vererek aynı şekilde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin halkın nazarındaki saygınlığını ve itibarını yüceltti.Sizin döneminizde, Ergenekon soruşturması kapsamında muvazzaf ya da emekli asker sanıkların gözaltı ve tutuklamalarında sergilenen yaklaşım, Kopenhag Siyasi Kriterleri kapsamında ulaşılması hedeflenen asker-sivil ilişkileri ve hukuka saygı adına umut verici olmuştur.
Bu tavrınız, seleflerinizden Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'nın, Tuğgeneral Veli Küçük'ün Susurluk Komisyonu'nda ifade vermesine izin vermeyerek düştüğü hatadan sizi ayrıştırmıştır.
Şüphe yok ki, laik demokrasimiz, hukukun üstünlüğü ilkesi ile güçlü olacaktır.
Güçlü Türkiye'nin vazgeçilmez kurumu Türk Silahlı Kuvvetleri de aynı şekilde hukukun üstünlüğüne gösterdiği saygı ile halkın gönlündeki müstesna yerini pekiştirecektir.
Sayın Başbuğ,
Ne var ki son günlerde art arda yaşanan bazı "skandallar" sizin kâmil tavrınız hakkında şüphelere neden olmaktadır.
Aynı şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kamuoyundaki itibarını zedelemekte ve saygınlığına gölge düşürmektedir.
Tutuklu Ergenekon sanığı 3 emekli generalin Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde generaller katında görmeye devam ettikleri ileri sürülen tedavi eleştirilere sebep olmaktadır.
Birincisi, GATA askeri tutuklu sanıkların sağlık sorunlarının ortaya çıkması halinde sevk edilmeleri gereken sağlık zinciri içerisinde yer almamaktadır. O halde bu insanların GATA'ya geliş ve kabul edilme nedeni nedir?
İkincisi, GATA'da halihazırda yatmakta bulunan emekli Orgeneral Şener Eruygur ve emekli Orgeneral Hurşit Tolon kendileri veya yakınları tarafından sarf edilen ve internet sitelerine düşen ifadelere göre sağlık durumları tamamen yerindedir.
Üçüncüsü, yine "generaller" katında yatmakta olan tutuklu Ergenekon sanığı Tuğgeneral Levent Ersöz'ün GATA'ya sevk ediliş şekli ve "nekrotizan faziit" isimli bakteri kapması ile ilgili yoğun endişeler söz konusudur. Nitekim, tahliyesi talebine verilen ret cevabında bu kaygılar dile getirilmiş ve tam teşekküllü sivil bir hastaneden alınacak raporun geçerlilik arz edeceği kaydedilmiştir.
Sayın Başbuğ,
Bütün bu olumsuz gelişmeler maalesef TSK ile birlikte onun saygın bir parçası olan GATA'nın da itibar kaybına neden olmaktadır.
Görevli doktorlar yaşadıkları baskıdan kurtulmanın yolu olarak, kış ortasında izin almayı tercih etmekteler.
Yine "yardım ve yataklık" yaptıkları kovuşturmasına uğrama endişesi onlarda mesleki hataya dönüşebilecek bir baskı unsuru olarak öne çıkmaktadır.
Bütün bunları daha da vahim kılan, bazı doktorların Ergenekon sanıklarına yardım ve yataklık yaptıkları için ifade vermeye çağrılacakları ve araya giren "çok üst düzey" bazı kişilerin girişimleri ile askıya alındığı gibi söylentilerin ayyuka çıkmasıdır.
GATA'ya zarar veren bir diğer uygulama da emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün enfeksiyon raporunun teyidi amacıyla iki sivil akademisyene ihtiyaç duyulmasıdır.
Oysa GATA, "nekrotizan faziit" de dahil enfeksiyon hastalıklar konusunda uzman doktorlara sahiptir. Hatta üç hafta kadar önce GATA'da bu hastalığın da konu edildiği enfeksiyon hastalıkları üzerine bir konferans düzenlenmiştir.
Sayın Başbuğ,
Tahmin edeceğiniz gibi, söz konusu uygulamalar konusunda Genelkurmay Başkanı olmanız nedeniyle kamuoyu şahsınızı sorumlu görmektedir.
Hukukun üstünlüğüne olan saygınız ve demokratik tavrınız konusunda GATA yaklaşımınız giderek bir samimiyet testi haline gelmektedir.
Kamuoyunun şahsınıza olan güveninin zedelenmesi halinde hiç şüphe yoktur ki bu Türk Silahlı Kuvvetleri'ne olan güveni de zedeleyecek ve itibar kaybına neden olacaktır.
Son olarak, yakın zamana kadar devlet başkanlarının bile tedavi için tercih ettikleri GATA, Ergenekon sanıklarının tedavileriyle ilgili söylentiler nedeniyle oluşmaya başlayan bu kötü şöhreti hak etmemektedir.
Sayın Başbuğ,
Güçlü ve geleceği aydın bir Türkiye için gereğini yapacağınıza olan inancım tamdır.
Saygılarımla...
Erhan Başyurt / Bugün Gazetesi Yayın Yönetmeni
Devamını BURADAN okuyun...>>>
9.4.09
ERGENEKON BAKAN ÖLDÜRMÜŞ
Reform yanlısı İran Millet Partisi’nin lideri Daryuş Foruhar ve eşinin 1998’de Türk derin devletince öldürüldüğünü gösteren belge Ergenekon dosyasında. Ergenekon sanığı Mustafa Özbek’e hitaben yazılmış mektupta, İran eski Çalışma Bakanı Daryuş Foruhar’ın Abdullah Öcalan’la görüşmelerinin dinlemeye takılması üzerine “bizzat Başkan’ın oraya intikaliyle” öldürüldüğü duyuruluyor. Foruhar, kendisi de reform yanlısı bir siyasetçi olan eşi Pervane’yle birlikte 22 Kasım 1998’de Tahran’daki evini basan şahıslarca bıçaklanarak öldürülmüştü. Muhalifler İran derin devletini, İran ise “yabancı bir devletin ajanları”nı sorumlu tutmuştuMustafa Özbek’in evinde bulunan bir belgede, Türkiye derin devleti eliyle öldürüldüklerine dair net ifadeler yer alan biri Rus, diğeri İranlı iki politikacının kurban gittikleri suikastlara ilişkin davalar yıllar önce sonuçlandı, ancak ölümleri üzerindeki esrar perdesi hiç kalkmadı.“Sayın Mustafa Özbek’in dikkatine” başlığını ve “Gafur” imzasını taşıyan mektubun söz konusu cinayetlerle ilgili paragrafı aynen şöyle:
“Sayın Başkanımız İTALYA’da muhakkak yapılması gereken bir temizlik sebebiyle en vurucu ekiplerini oraya indirmiş, bu çalışmalar sırasında bizzat çete elebaşına devamlı telefonla irtibatta olan ve ÜLKE bulmasında çok aktif görev üstlenen RUSYA DUMA Demokrat üyesi STRAVAYTA bizzat Başkanımızın UKRAYNA oradan ekiplerle irtibatı sayesinde vurulmuş, aynı anda telefon görüşmeleri sıkça çıkmaya başlayan İRAN ESKİ ÇALIŞMA BAKANI DARYUŞ FURUHAR iki gün sonra bizzat Başkanın oraya intikali ile gerçekleşmiş bunların bitiminde ÇOK DEĞERLİ BAŞKANIMIZ tekrar İTALYA’ya dönmüş. Bu iki kişi ile APO’nun konuşmalarını dinleyen ve bu iki çete yardımcısının anında yok edilişleri İTALYAN istihbaratında korku ve endişe yaratmış istenilen mesaj onlara CAN siperane olarak çalışılan noktaların bertarafı ile verilmiştir.”
Bu paragraftan anlaşılan, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Suriye’den ayrıldıktan sonra sığınacak yeni bir ülke aradığı dönemde, kendisiyle telefonla görüşen ve kalabileceği uygun bir yer bulması için devreye giren iki siyasetçinin, iki gün arayla ve Türkiye derin devletinin devreye girmesiyle öldürüldüğüdür.
Şimdi bu iki siyasetçinin kurban gittiği cinayetleri hatırlayalım:
Rusya Parlamentosu (Duma) üyesi ve “Demokratik Rusya” adlı partinin lideri Galina Vasilyevna Starovoitova, 20 Kasım 1998 günü St. Petersburg’daki apartmanının girişinde silahlı şahıslarca öldürüldü. Starovoitovna’nın yardımcısı Ruslan Linkov da saldırıda yaralandı.
Aynı zamanda bir etnograf olan ve Rusya’daki demokratik reformları ile etnik azınlıklara daha geniş haklar verilmesini savunan Starovoitovna’nın öldürülmesi, Rus demokratlarınca “Rus derin devletinin işi” olarak yorumlanmış ve cinayetin muhtemel sebebi “Starovoitovna’nın Rusya lideri Boris Yeltsin üzerinde çok büyük nüfuza sahip olması” ile açıklanmıştı.
Suikasttan yedi yıl sonra Haziran 2005’te Yuri Kolçin ve Vitali Akişin adlı iki Rus, cinayetten sorumlu bulunarak 20 ve 23 yıl hapis cezalarına çarptırılmıştı.
Eylül 2006’da ise Vyaçeslav Lelyavin adlı bir Rus suikastı organize etmekten 11 yıl hapis cezası aldı.
Ancak Duma üyesi Valeri Borçev, suikastın gerçek organizatörlerinin hiçbir zaman bulunamadığını iddia etti ve bir “derin devlet” operasyonunun üstünün örtüldüğünü öne sürdü.
İki gün sonra Tahran’da...
Mustafa Özbek’e gönderilen mektupta “bizzat Başkan’ın olay yerine intikaliyle” öldürüldüğü ima edilen İranlı siyasetçi Daryuş Foruhar, Hizb-i Millet-i İran adlı muhalefet partisinin lideri ve İran’ın eski Çalışma Bakanı idi.
Foruhar, aynen Özbek’e yazılan mektupta belirtildiği gibi, Starovoitovna’nın St. Petersburg’da kurşunlanarak öldürülmesinden iki gün sonra Tahran’da bıçaklanarak katledildi.
22 Kasım 1998’de Daryuş Foruhar ve kendisi de siyasette aktif olan eşi Pervane Foruhar’ın Tahran’daki evine giren saldırganlar, çifti bıçaklayarak öldürdüler.
İran devleti, cinayetlerin “yabancı bir devletin ajanlarının işi” olduğunu açıkladı.
İranlı muhalifler ise doğrudan Tahran yönetimini ve İran derin devletini sorumlu tuttu. Foruhar çiftinin oğlu Araş ve kızı Parastu başta olmak üzere, İranlı reform yanlılarının ısrarlı çağrıları ve Birleşmiş Milletler’e başvurmaları üzerine açılan dava 2001’de sonuçlandı. Üç eski İran ajanı idama, beş ajan ise müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Taraf - Istanbul - 09.04.2009
Rus milletvekilini de vurdurttular
Foruhar’ın katlinden iki gün önce Rus parlamenter Galina Starovoitovna’nın öldürülmesi de, bu iş için “Ukrayna’daki ekiplerle irtibat kuran” Türk derin devletinin marifetiymiş. Özbek’ten çıkan belgede, Öcalan’a sığınacak ülke arayan Rus vekil için “Başkanımızın Ukrayna’dan ekiplerle irtibatı sayesinde vurulmuş” deniyor. Starovoitovna 20 Kasım 1998’de St. Petersburg’daki evinin önünde kurşunlanmıştı. Suikastın gerçek sorumlusunun yakalanmadığı iddia ediliyor
Ergenekon soruşturması kapsamında halen tutuklu bulunan Türk Metal İş Sendikası eski başkanı Mustafa Özbek’te ele geçirilen daktilo yazması dokümanlar uluslararası iki suikasta ışık tutuyor. Belgeye göre Ergenekon, eski İran Çalışma Bakanı Daryuş Foruhar ile Rus parlamento üyesi Galina Starovoitova’yı planlı bir suikastla ortadan kaldırmış.
22.01.2009’da gözaltına alınan ve halen tutuklu Ergenekon zanlısı Mustafa Özbek’in konutunda ele geçirilen dokümanlar içinde uluslararası iki suikastı aydınlatacak gizemli bir mektup bulundu. “Sayın Mustafa Özbek’in dikkatine....” üst başlığıyla yazılan mektup “GAFUR” imzasını taşıyor. Mektup iki cinayetin öyküsünü filmlere konu olacak şekilde açıklığa kavuşturuyor. Cinayetlerden birisi 20 Kasım 1998’de işlendi.
Rus milletvekili Galina Starovoitova, St. Petersburg’daki evinin önünde kurşunlanarak öldürüldü. Diğer cinayet ise iki gün sonra, 22 Kasım 1998’de İran’da gerçekleşti. Daryuş Foruhar, Tahran’daki evlerinde eşiyle birlikte bıçaklanarak öldürüldü. Mektup, bu iki cinayetin perde arkasını aydınlatmaya yetecek bilgilerle dolu.
Sözkonusu mektubu kaleme alan Gafur, yazma gerekçesini, “Bazı istihbarat raporları aldık onları derhal Özay Bey’e fax’ladık o sahifeyi de size ileteceğim önce sizin sorumlu bir VATANPERVER olarak bazı konularda METE Başkan tarafından iletilen bir mesaj ile bilgilendirmem talimatı aldım aynen iletiyorum” şeklinde açıklamış.
Örgüt timleri İtalya’da
Suikastların 1998’de Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasını izleyen günlerde gerçekleştiği şu sözlerle anlatılıyor: “Sayın başkanımız İTALYA’da muhakkak yapılması gereken bir temizlik sebebiyle en vurucu ekiplerini oraya indirmiş bu çalışmalar sırasında bizzat çete ele başına devamlı telefonla irtibatta olan ve ÜLKE bulmasında çok aktif görev üstlenen RUSYA DUMA Demokrat üyesi STRAVATYA bizzat Başkanımızın UKRAYNA oradan ekiplerle irtibatı sayesinde vurulmuş, aynı anda telefon görüşmeleri sıkça çıkmaya başlayan İRAN ESKİ ÇALIŞMA BAKANI DARYUŞ FURUHAR iki gün sonra bizzat Başkanın oraya intikali ile gerçekleşmiş bunların bitiminde ÇOK DEĞERLİ BAŞKANIMIZ tekrar İTALYA’ya dönmüş. Bu iki kişi ile APO’nun konuşmalarını dinleyen ve bu iki çete yardımcısının anında yok edilişleri İTALYAN istihbaratında korku ve endişe yaratmış istenilen mesaj onlara CAN siperane olarak çalışılan noktaların bertarafı ile verilmiştir.”
Yazıda “Stravatya” olarak kastedilen kişi, Rus siyasetçi Galina Starovoitova.
Metinden, operasyonları “BAŞKAN” diye söz edilen kişinin yürüttüğü de anlaşılıyor: “Başkanımız İNTİHAR TİMİ de dahil 26 kişilik ÇOK ÖZEL TİM’lerimizi orada bizzat operasyon planlarını yaparak 27/11/998 C UMA fünü bırakarak gelecektir. Allah Mahçup Etmesin.”
Suikast için para transferi
İtalya, Almanya, Libya ve Sudan üzerinden oparasyonlar için gerekli para transferlerine de değinen mektup, şu ayrıntılarla sona eriyor: “Ayrıca derhal Kıbrıs’a intikal edecektir, hatta İTALYA ALMANYA ??? SUDAN üzerinde ÖZEL ÖRTÜLÜYE çok para lazım olacağı ön sezisini alınca KIBRIS’lılara söz verilen paranın bir miktarını şimdiden götürerek hem çalışmalara destek ve sonraki aşamada ÇETE ELABAŞI için ayrılan BÜYÜK miktarlarda sıkıntı yaşanmasın sebebiyle ÖDEME EMRİ ALDIK. Ve bu dağıtımda 1459 kişiye dağıtım yapacağız. Malumunuz üzere TÜRKİYE’NİN APO meselesi ONUR meselesi olmuştur. Bizler İTALYA’daki bütün çalışmalarda MAAŞ almadan operasyon için dilekçeler verdik.
Başkan kaza geçirmiş
Konular böyle. Sayın Başkanımız gelince size zaten detayı aktarır yalnız benden duymuş olmayın BAŞKAN bir helikopter (ÖZEL KİRALAMA) inişinde atlama sebebiyle çok büyük bir kaza geçirmiş, belinden derin yaralanmış ama işi bitirmeden gitmiyorum diyerek kalmış.
SAYGI VE HÜRMETLER GAFUR.................”
Taraf - Istanbul - 09.04.2009
Devamını BURADAN okuyun...>>>
6.4.09
HİZBULLAH JİTEM İLİŞKİSİ
"Gel Otur Şöyle Hüsaeyin"
Emniyetçi Orakoğlu: "Tuğgeneral Cingöz ve Hizbullah Lideriyle beraber yemek yedik."
Sabah Gazetesi'nden Ecevit Kılıç'ın, eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu'yla yaptığı röportajın ilgili bölümü:
- Hizbullah'i gerçekten Ergenekon mu yönlendiriyordu?
Ergenekon'un naylon terör örgütleri kurma gibi bir stratejisi var. Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu'nun Cem Ersever'le ilişkisi zaten biliniyor. Hizbullah ile bu güçlerin ilişkisinin tanığıyım.
Ben Hatay Emniyet Müdürü'yken, İl Alay Komutanlığı'na Vicdan Başaran'ın atanması nedeniyle Adana Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz, kente geldi. Üçümüz yemeğe gittik. Yemek sırasında uzun boylu birisi hep ayakta duruyordu. Koruma zannettim. Ben de "Temel Paşa, bu arkadaş neden ayakta duruyor, o da yemek yesin" dedim. Temel Cingöz de "Gel otur Hüseyin" dedi. Tabii Hizbullah operasyonundan sonra o adamın Hüseyin Velioğlu olduğunu öğrendik. Velioğlu'nun Beykoz'daki operasyonda öldürüldüğüne inanmıyorum.- Neden?
Hüseyin Velioğlu'nun bir özelliği dikkatimi çekmişti; polis veya asker çağırdığında hemen önünü ilikliyor, çok saygılı davranıyordu. Böyle birisinin polise ateş açacağına inanmıyorum. O çatışma mizansendi. Büyük olasılıkla başka yerde öldürüldü; oraya getirildi.
Bir de imkânı yok Velioğlu'nun o kadar kısa sürede örgütün arşivini ve bütün parasını İstanbul'a taşımasına. Burada önemli bir şey daha var; Ergenekon Hizbullah'ı kullanırken hemen medyada koruma duvarı oluşturuyor. Mesela ben Hizbullah'la ilgili bir açıklama yaptığımda hemen hedef olurum. Ama bir yazar bu örgüt aleyhine 4-5 kitap yazmıştır, ama asla hedef olmamıştır.
Aksine Hizbullah Basın Bürosu denen bir yer başkalarıyla ilgili tehdit açıklamalarını bu yazara gönderiyor.
Aktifhaber'in Notu: Bülent Orakoğlu'nun bahsettiği yazar Mehmet Faraç... Aynı zamanda Cumhuriyet Gazetesi yazarı olan Mehmet Faraç, Hizbullah'la ilgili pekçok kitap yazdı. Ancak Faraç, Hizbullah'ın derin yönüne hiç girmedi. Hizbullah da Faraç'ı hiç hedef almadı. Hatta Orakaoğlu'nun dediği gibi tehdit mektupları dahil çeşitli bilgileri Faraç'a verdi. Faraç da bu bilgilerle kitaplarının sayısını artırdı.
Hizbullah özellikle kendisiyle Derin Devlet arasındaki bağlantıları yazan yazarları hedef alıyor.
aktifhaber.com
Devamını BURADAN okuyun...>>>
5.4.09
MENGÜ ÖZKAN'DAN FATURA İSTEMİŞ
CHP kayıp trilyon için sahte fatura peşinde
CHP'nin 'kayıp 3 trilyon'la ilgili T. Özkan'dan istediği fatura iddianamede... Teknik takibe takılmış...
CHP’nin ‘kayıp 3 trilyonu’na uydurulan kılıf teknik takibe takıldı. Kanaltürk’e ödenen 3 trilyonla ilgili Anayasa Mahkemesi devreye girince CHP’li Mengü, Özkan’dan hemen belge hazırlanmasını istemiş.
CHP’NİN kayıp 3 trilyon nedeniyle kapatma davası açılmasından kurtulmak için Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) tutuklusu Tuncay Özkan’dan Anayasa Mahkemesi (AYM) belge isteyince fatura aldığı ortaya çıktı. İkinci ETÖ iddianamesinde, Maliye Bakanlığı ve AYM’nin de incelemesine konu olan CHP ile Tuncay Özkan dönemi Kanaltürk’ü arasındaki ilişkinin detayları da yer aldı. Teknik takibe takılan telefon görüşmelerinde CHP’nin, Anayasa Mahkemesi inceleme başlattıktan sonra Özkan’dan ödenen paralarla ilgili belge hazırlamasını istediği ortaya çıktı.MAHKEME İSTİYOR, HAZIRLA!
ANAYASA Mahkemesi’nin kayıp trilyonla ilgili başlattığı soruşturmanın ardından, Anayasa Mahkemesi raportörünün CHP’den Kanaltürk’e ödenen paralarla ilgili belge istediği öğrenildi. Anayasa Mahkemesi’nin talebi üzerine CHP’nin Manisa Milletvekili Şahin Mengü aracılığıyla Tuncay Özkan’dan ödenen paralara ilişkin acilen belge hazırlamasını istediği, Özkan’ın da bu isteği yardımcısı ETÖ sanığı Merdan Yanardağ’a ilerterek alınan CHP’den paralarla ilgili hemen bir belge hazırlanıp CHP’ye gönderilmesi talimatı verdiği belirlendi.
SABAH İSTİYOR, ÖĞLEYİN HAZIR
İDDİANAMEDE, teknik takip altındaki Tuncay Özkan’ın, 28 Mayıs 2008 günü ETÖ sanığı ve Kanaltürk’teki yardımcısı Merdan Yanardağ’la yaptığı telefon konuşmaları, da yer aldı. Anayasa Mahkemesi raportörünün kayıp trilyonlara ilişkin sorusu üzerine, Şahin Mengü’nün sabah saatlerinde Özkan’dan paraların kullanımını yasal gösterecek belgeler için yardım istediği, Özkan’ın da ‘öğleye kadar’ bu belgeleri hazırladığı görülüyor. İddianamede, Ergenekon savcıları tarafından bu ilişkiye ait notlar şu şekilde aktarıldığı görüldü:
TAMAM... O RAKAMI BULURUZ...
‘(Tuncay Özkan) Şahin Mengü aradı beni. Anayasa Mahkemesi Raportörü bu bizim belgeselle ilgili olarak CHP’den savunma istemiş.. Bunu kaç paraya hazırladınız işte ne yaptınız falan filan gibi şey bunun prodüksiyonunu nasıl oluşturduk, seslendirmesi dahil şey bi setin kullanımı dahil 10.000 saatlik filim çekimi dahil ropörtajlar dahil falan filan böyle bir hesaplama, yani neler yapıldı bu filim nasıl hazırlandı noktasında. Kameralar Ankara işte diğer geziler dahil bununla ilgili olarak hani o satın alınan görüntüler dahil şeyden piyasadan bunlarla ilgili olarak bi şey hazırlar mısın lütfen.. Öğleden sonra istiyorlarmış... hazırla da Şahin Mengü’ye yolla’ dediği, Merdan Yanardağ’ın ‘Sadece not olarak istiyorlar de mi bilgi notu olarak istiyorlar benden’ dediği, kendisinin ‘Tam ne olduğunu yani not olarak istediği şey şey resmi değilmiş gibi yaz o yazıp gönderecek’ dediği, Merdan Yanardağ’ın ‘Tamam .. O rakamı buluruz..’, kendisinin ‘Yani bir trilyon, bir trilyon ikiyüz de şeyi olur, karı olur işte...sekiz yüz bir trilyon karı olur, üstüne koyarsız biraz, tamam..’ diyor...’
Ahlaksız sözleşme
CHP, Tuncay Özkan’la imzaladığı sözleşme ile Kanaltürk’ü para karşılığı 4 yıl boyunca ‘bağımlı-yandaş medya’ haline getirmişti.
ANAYASA Mahkemesi ve Maliye Bakanlığı tarafından da incelenen CHP’nin kayıp 4 trilyonuyla ilgili ilginç gelişmeler yaşanmıştı. CHP’nin, 4 trilyon liralık ödeme karşılığında Tuncay Özkan dönemi Kanaltürk’ünü bağımlı-yandaş medya haline getirdiği ortaya çıkmıştı. Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı, CHP’nin Kanaltürk’e aktardığı 4 milyon YTL’lik para ile ilgili başlattığı incelemede yaklaşık 3 milyon YTL’lik bölümününün faturalandırılamadığını tespit etmişti. Bu haberlerin medyada yeraldığının ortaya çıkması üzerine Kanaltürk, 2004 yılında aldığı paranın faturasını 2007 yılında keserek CHP’ye göndermişti. CHP de ödenen paranın ‘Atatürk’ün Kurduğu Parti’nin Öyküsü’ belgeseli için ödendiğini açıklamıştı. CHP 4 trilyona yaptırdığı belgeseli ise hala gösterime sokmadı.
İŞTE O SÖZLEŞME
ANCAK tüm bunlar yaşanırken, CHP’nin kanaltürk’e ödediği 4 trilyonun ne için yapıldığını gösteren Ahlaksız Sözleşme ortaya çıkmıştı. CHP ile Kanaltürk arasındaki Ahlaksız Sözleşme’de CHP Genel Sekreteri Önder Sav ile Tuncay Özkan’ın imzaları bulunuyordu. İşte o sözleşmeden ilginç satır başları:
1- CHP’nin tanıtım ve reklam filmleri izlenme oranı yüksek olan yayın kuşağında (prime time’da) 4 yıl boyunca bedelsiz yayınlanacak.
2- CHP’nin belirleyeceği partili uzmanlar, spordan müziğe her programa konuk edilecek. CHP’nin önerdiği bu kişiler haftada en az 7 saat ekranda tutulacak.
3- CHP lideri veya CHP’nin yetkili kılacağı bir yönetici haftada en az bir kez programa çıkarılacak.
4- CHP liderinin tüm yurtdışı gezileri Kanaltürk tarafından takip edilecek ve yayınlanacak.
5- Kanaltürk, prodüksiyon ve yayınlarda parti görüş ve programına uygun davranacak.
6- CHP’nin göstereceği bir isim Kanaltürk İcra Kurulu Üyesi olarak görev yapacak.
7- Şirketin yüzde 40’ı CHP’ye rehin edilecek. Sözleşme bedeli kadar senet CHP’ye verilecek.
8- Kanaltürk 4 yıl süresince başka parti, kişi veya oluşumla sözleşme yapamayacak.
9- CHP bu hizmetler karşılığında Kanaltürk’e 24 Aralık 2004’te 2 milyon dolar, 1 Nisan 2005’te 1 milyon dolar ve 1 Nisan 2006’da 500 bin dolar ödeyecek.
aktifhaber.com
Devamını BURADAN okuyun...>>>
1.4.09
ACZMENDİLERDEKİ AJAN
Aczmendi Tarikatı lideri Müslüm Gündüz'ün sağ kolu Yüksel Dilsiz, Ergenekon silahlı terör örgütünün ajanı çıktı. Dilsiz'in içine sızmadığı cemaat yok gibi...28 Şubat’ın aktörlerinden Aczmendi Tarikatı lideri Müslüm Gündüz’ün sağ kolu, Ergenekon sanığı Levent Ersöz’ün “haber elemanı”ymış. İkinci Ergenekon İddianamesi’ne göre, Levent Ersöz’ün haber elemanı Yüksel Dilsiz, Aczmendi Tarikatı’na sızmış ve iki yıl boyunca dergâha giderek Müslüm Gündüz’ün yardımcılığına kadar yükselmiş. Ersöz’le ilişki kuran Dilsiz’in Bursa’daki evinde dev bir istihbarat arşivi ele geçti. Ersöz de ifadesinde Dilsiz’le çalıştığını kabul etmişti.Ergenekon’a üye tutuklu sanık Yüksel Dilsiz’de ele geçirilen gizli kamerayla çekilmiş görüntü, elektronik kayıt, Jandarma iç yazışma raporları ve fişleme belgeleri Refah-Yol hükümetinin düşürülmesiyle sonuçlanan 28 Şubat sürecine ışık tutuyor. Ergenekon iddianamesine göre, Yüksel Dilsiz’in Bursa ili Yıldırım ilçesi Yavuz Selim Mahallesi Hayretttinoğlu Caddesi Hatip sokak No:18/1’deki ikametinde Müslüm Gündüz ve tarikatıyla ilgili yazılı istihbarat fişlerine, gizli çekilmiş kamera görüntülerine ve kayıtlara ulaşıldı. İddianamede, Yüksel Dilsiz’in, Ankara ve Bursa’da Jandarma İstihbarat Komutanlığı yaptığı dönemde Levent Ersöz ile temas kurduğu ve Ersöz’e bağlı olarak illegal bir şekilde istihbarat elemanı olarak kullanıldığı belirtildi. Savcılar, Ersöz’ün Dilsiz ile “bir dönem çalıştığını” kabul ettiğini hatırlattılar.
İddianamede Dilsiz’de ele geçen “15/1 nolu deliller” kısmında, Müslüm Gündüz ile ilgili el yazılı istihbarat fişine yer verildi. Yüksel Dilsiz’in babası Mehmet Dilsiz’e ait Ulus Mah. Baş Sokak No:2/1 sayılı adreste de ele geçen deliller arasında da Gündüz ile ilgili kayıtlar yer aldı. “08, 09, 10,11 ve 12 kodlu CD”lerde Gündüz’ün lideri olduğu tarikatın vaaz toplantıları ve zikir ayinlerinde gizli kamerayla çekildiği anlaşılan görüntüler yer alıyor. 17, 18, 19 nolu CD’lerde ise Aczmendi lideri Müslüm GÜNDÜZ’ün de yer aldığı gizli kamera çekimi ile yapılan dini vaaz, toplantı, zikir ve sohbetler bulunuyor.
İki yıl Aczmendi tarikatında kalmış
16 nolu delil evrak içeriğinde de Yüksel Dilsiz tarafından “Çavdaroğlu Paşa’ya hitaben” yazılmış bir sayfalık bilgisayar çıktısı mektupta daha ilginç bilgilere yer veriliyor. Levent Ersöz’ün Bursa Jandarma İstihbarat Bölge Komutanlığı’nda ilk kez çalışmaya başladığını anlatan Dilsiz, Ersöz’ün Ankara’da Jandarma İstihbarat Komutanı olduğu dönemde de bu ilde Grup Komutanlığı’nda çalışmaya devam ettiğini söylüyor. Dilsiz, Hizbullah ve diğer cemaatlerle ilgili istihbarat tecrübesi olduğunu, arşivleme yaptığını belirttiği mektubunda, örnek olarak da Müslüm Gündüz ile ilgili yaptığı çalışmayı anlatıyor. iki yıl Aczmendi tarikatını izlediğini kaydeden Dilsiz, Müslüm GÜNDÜZ’ün sağ kolu konumuna yükseldiğini, iki yılda tuttuğu tüm kayıtların bir bilgisayar hard diskinde, kendisinde olduğunu söylüyor.
Dinleme bilgileri bürekratlardan
Soruşturma savcıları hırsızlıktan sabıkalı Yüksel Dilsiz’in Levent Ersöz tarafından illegal işlerde kullanıldığı değerlendirmesini yapıyor. Bu çalışmalar kapsamında Ersöz’ün, Dilsiz’i Şener Eruygur ile de görüştürdüğünün tespit edildiğini belirten Ergenekon savcıları şu değerlendirmeyi yapmış: “Dilsiz’in birçok üst düzey bürokratla istihbarat elemanı olarak irtibat kurduğunu, milletvekillerinin fotoğraflarını çekip telefon numaralarını illegal dinlemeler için kolaylıkla temin ettiği, çok sayıda kişiyi illegal olarak dinleyerek bu kişilerle alakalı bilgileri karşı siyasi görüşte olan kişilere verip değişik şekilde gazetelerde yayınlattıkları, bu konuyla alakalı birçok raporun Cumhuriyet Çalışma Grubu’nun dönemsel devre raporlarında yer aldığı anlaşılmıştır.”
İkinci görevi Nur cemaati
Yüksel Dilsiz, 2002’den sonra Fethullah Gülen cemaatini takip etmekle görevlendirilmiş. Dilsiz, gözaltına alındığı Bursa’da emniyet ve savcılık ifadelerinde Nur cemaati içersinde kendisine duyulan güvenden dolayı cemaat ile ilgili görevlendirildiğini, toplantılarda kimlik tespiti ve gizli kamera çekimi yaptığını, dönemin milletvekillerinden Nur cemaati ile ilişkisi olanları tespit görevi verildiğini, milletvekillerinin bulunduğu ortamlarda çekim yapıp evlerini izlediğini, rapor hazırlayıp Dursun adlı bir yüzbaşı vasıtasıyla Salih Albay’a verdiğini, bu şekilde 2004 yılına kadar devam ettiğini, o dönemde kendisine verilen kredi kartından İsmail Uzman çavuşun 300.000.000 YTL para çekildiğini, ancak parayı geri vermediğini, bu nedenle Dursun ve diğer görevliler ile arasının bozulduğunu anlatmış.
İşi teknik takip yapmak
Yüksel Dilsiz, emniyet ve savcılık ifadelerinde Levent Ersöz’le ilgili ilginç bir iddiada daha bulunmuş. Dilsiz, Ersöz’ün kendisini Şanlıurfa İl Jandarma Komutanlığı İstihbaratı’na göndererek, dönemin Genelkurmay Başkanı ile Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Abdulkadir Aksu ve Hüseyin Çelik’in cep telefonlarının dinlenmesi talimatını verdiğini de öne sürmüş. Dilsiz, Ersöz’ün teknik takibe aldırmak istediği kişileri Jandarma Genel Merkezi tarafından fark edilebileceği endişesiyle dinleme işini başka ilden yaptırma kararı aldığını da söyledi.
Kaynak: Taraf
1 nisan 2009
Devamını BURADAN okuyun...>>>
