Ergenekon Albaya Uzandı
Ergenekon'un ölüm kuyularıyla ilgili Kayseri Jandarma Alay Komutanı gözaltına alındı.
Temizöz, Cizre’de yapılan kazılarda bulunan 20 kemik parçasıyla ilgili olarak gözaltına alındı. Temizöz, sorgulanmak için Diyarbakır’a gönderildi
Şırnak’ın Cizre ilçesine bağlı Kuştepe köyünde bir itirafçı tanığın ifadeleri doğrultusunda yapılan ve yaklaşık 20 kemik parçasının bulunduğu kazıyla ilgili olarak, bu ilçede 1993-96 yılları arasında “yüzbaşı” rütbesiyle İlçe Jandarma Komutanlığı yapan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz gözaltına alındı. Kayseri’de gözaltına alınan Albay Temizöz, sorgulanmak üzere Diyarbakır’a gönderildi.
Cizre’ye 2 kilometre uzaklıkta bulunan Kuştepe köyünde 16 Mart günü üç ayrı noktada savcı nezaretinde yapılan kazılarda 20 kemik parçası bulundu5 kişi gözaltına alınmıştı
Bunun ardından Cizre’de eski Belediye Başkanı Kamil Atak’ın oğulları ve akrabalarının da aralarında bulunduğu, 5 kişi gözaltına alındı.
Bu kişilerden eski başkanın oğlu Temel Atak tutuklandı. Soruşturma kapsamında aranan Kamil Atak, cumartesi günü Mardin’in Nusaybin ilçesinde yakalanırken, sorgusunun yapılması için Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne getirildi.
Atak’ın verdiği ifade doğrultusunda Diyarbakır Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi, 1993-96 yıllarında Cizre’de daha sonra Diyarbakır’da görev yapan, 1 yıl önce de Denizli’den atanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Temizöz’ün halen görev yaptığı Kayseri’de gözaltına alınmasını istedi.
İki savcı görevlendirildi
Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı’nın verdiği talimat üzerine Kayseri Adliyesi’nden 2 savcı, önce Merkez Komutanlığı’na giderek buradan kendilerine eşlik eden askeri yetkililerle birlikte Temizöz’ün makam odasına gidip gözaltı kararını iletti.
Savcılık kararı üzerine ilk ifadesi bulunduğu yerde alınan Albay Temizöz, daha sonra görevliler eşliğinde soruşturmanın yapıldığı Diyarbakır’a dün 17.00 sıralarında hareket etti.
ALBAY'IN ADINI KAMİL ATAK VERDİ
Suriye'ye kaçmak isterken yakalanan Kamil Atak'ın ifadesinde Kayseri İl Jandarma Komutanı Albay Cemal Temizöz'ün adını verdiği öğrenildi. Bunun üzerine Temizöz gözaltına alındı. Şırnak bölgesindeki kayıplar ve faili meçhullerle ilgili suçlanan Temizöz, sorgulanmak üzere Diyarbakır'a gönderildi. Temizöz'le ilgili iddiaların Ergenekon kapsamında ifade veren gizli tanık 'İlkadım'ın açıklamalarında da yer aldığı öğrenildi.
Şırnak bölgesinde JİTEM bünyesinde çalışan 'İlkadım' kod isimli tanığın çok sayıda kayıp olayı ile ilgili bilgi verdiği öğrenildi. Geçtiğimiz günlerde tutuklanan Koçero Saluci'nin de Temizöz'ün ekibinden olduğu iddia edildi. Temizöz'ün Cizre'de görev yaptığı 1993-96 yılları arasındaki dönemde kaybolan kişiler ile ilgili ifadesinin alınacağı öğrenildi. Temizöz, 1990'lı yılların başında Diyarbakır JİTEM Grup Komutanı olarak görev yapmıştı.
'Andıç'ı Temizöz hazırlattı' iddiası
Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz'ün 1998 yılındaki 'andıç olayı'nın planlayıcıları arasında olduğu ileri sürüldü. Gazeteci Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar ile İnsan Hakları Derneği eski Başkanı Akın Birdal'ın 'PKK ile işbirliği yaptığı' bilgisini içeren ve daha sonra düzmece olduğu anlaşılan 'ek ifade tutanağını' Şemdin Sakık'ın imzalamadığı ortaya çıkmıştı. İddiaya göre, tarihe 'andıç olayı' olarak geçen belgeyi, Sakık'a imzalatmak isteyen isim Temizöz'dü. Temizöz o dönemde Diyarbakır Jandarma Grup Komutanı olarak görev yapıyordu. Temizöz'ün, bölücü terör örgütü PKK elebaşısı Abdullah Öcalan'ın sorgusuna Atilla Uğur ile birlikte katıldığı öğrenildi. Beyaz Enerji Operasyonu'nu yürüten ekip içinde de yer alan Temizöz, bu operasyonun başarısız olmasına neden olan isim olarak da gösteriliyor. Erkan Acar, İstanbul
Şemdinli davasında da suçlanmış
Albay Cemal Temizöz ismi 9 Kasım 2005'te bombalanan Umut Kitabevi davasında da geçti. Soruşturmayı yürüten dönemin cumhuriyet savcısı Ferhat Sarıkaya'nın hazırladığı iddianamede Temizöz adı, 'Diyarbakır İl Jandarma eski Personeli' sıfatıyla, 'suç işlemek için örgüt kurmak, görevi kötüye kullanmak ve sahte belge düzenlemek' suçlamasıyla yer alıyordu. Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı olarak gözaltına alınan Temizöz, bu göreve 2008 Ağustos ayında getirildi. Diyarbakır Jandarma Genel Komutanlığı Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı adına 4 Şubat 2000 tarihinde bir rapor hazırlayan Temizöz'ün, bölgedeki kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanları fişlediği ortaya çıktı. JİTEM adına hazırlanan, 'GİZLİ' damgası vurularak 7. Kolordu Komutanlığı'na gönderilen fişleme belgelerinde yer alan bazı cümleler şöyle: "Özellikle irticai suçlarla ilgili davalarda 4 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin verdiği kararlar dikkat çekici ve incelemeye değerdir. Bahse konu mahkeme heyeti incelenmiş olup Mahkeme Başkanı Hakim Ali Çağan'ın; İmam Hatip Lisesi mezunu olduğu, adliye binasında mescit açma gayreti içerisine girdiği hususları istihbar edilmiştir."
Devamını BURADAN okuyun...>>>
24.3.09
ÖLÜM KUYUSUNDAN ALBAY ÇIKTI
23.3.09
İŞTE DARBE HÜKÜMETİ
İşte Darbe Hükümeti
Aksiyon Dergisinin kapak dosya haberine göre, Şener Eruygur ve ekibi ihtilali gerçekleştirebilseydi devlet hiyerarşisi belirlenmişti.
Ergenekon ' analiz ve yeniden yapılanma' dökümanlarından çıkan belgelere göre oluştırulacak Milli Birlik Komite Başkan, Başbakan ve Bakanların isim ve görev yerleri. Üzerine Tıkla Resim Büyür
Resimli darbe diyalokları
Üzerine Tıkla Resim Büyür
Devamını BURADAN okuyun...>>>
GÜNLÜKLERİN ARKA PLANI
Balbay’ın günlüklerindeki ordu-gazeteci görüşmelerinin arkasındaki karargâh planının belgelerini yayımlıyoruz. Ergenekon sanığı Eruygur’un Genelkurmay’a raporu: Basını teknik takibe alalım, özel görüşmelerini deşifre edelim, dış güçlerle bağlantılı gazetecileri küçük düşürelim, yandaşlarımızı da kollayalım. Raporda “Hükümetin “ulusal çıkara ters” icraatları medya üzerinden manipüle edilsin, işinden uzaklaştırılan ulusalcı gazeteciler medya patronlarına şantaj yapılarak geri döndürülsün” deniyor. Raporda Cumhuriyet Gazetesi’ne reklam verilmesinin teşvik edilmesi, Aydın Doğan’ın sahibi olduğu Petrol Ofisi’nden akaryakıt alınmaması da isteniyorCumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın 2002-2005 arasında tuttuğu günlüklerin ardından Taraf’ın ele geçirdiği TSK’ya ait yeni raporlar, asker ve gazeteciler arasındaki ilişkinin rastgele değil, Karargâh’ta hazırlanan kapsamlı bir plan dahilinde gerçekleştiğini ortaya koyuyor.2003’te Jandarma Genel Komutanı olan Orgeneral Şener Eruygur, Teknik Takip Daire Başkanı Atilla Uğur ve İstihbarat Dairesi Başkanı Levent Ersöz’ün hazırladıkları iki ayrı rapor bulunuyor. “Hükümetin medya organlarını kendi siyasi amaçları doğrultusunda kullanması ve medya kuruluşlarına yönelik icra edilen faaliyetler” başlıklı 23 Aralık 2003 tarihli 13 sayfalık rapor Genelkurmay Başkanlığı’na iletilmiş. Ayrıca dokuz sayfalık Kuvvet Komutanlıkları’na takdim edilen bir rapor daha hazırlanmış. Yabancı diplomatların ilişkilerinin teknik takibe alınmasından Cumhuriyet gazetesinin OYAK tarafından reklam verilerek desteklenmesine ve 2003’te darbeye destek vermeyen Doğan grubuna karşı “Askerin Petrol Ofisi’nden akaryakıt almaması” kararına kadar her şey raporlara yansımış.
Kuvvet Komutanları’na Takdim
İşte “Sayın Kuvvet Komutanlarına Takdim” konulu Powerpoint sunumu raporundan satır başları:
(Arabaşlıklar Taraf’a aittir)
“TSK ve Jandarma aleyhine gelişen yanlı ve bilinçli faaliyetlere yönelik haberler veya çıkar çevrelerinin milli menfaatlerimize aykırı politikalarının kamuoyuna yanlış yansıtılmasına karşı, kamuoyunun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi kapsamında basından istifade edilmesine devam edilecektir.
Komutanlar sızdırmış
Web sitesi çalışmaları en kısa sürede hazırlanarak hizmete açılacaktır. Site sahibinin gizlenmesi konusunda azami dikkat edilecektir. Sitede kullanılmak üzere Kuvvet Komutanlıklarınca gönderilecek argümanlar ve bunların tarafımıza ulaştırılmasının prosedürü belirlenecek. Site içerik bilgileri hazırlanacak ve link yapılacak siteler tespit edilecek. Sitede yapılacak ilk anketin konusu incelenecektir.
Yayın çizgisini CÇG belirleyecek
Üniversite radyolarında yapılan yayınların yönlendirilmesi maksadıyla çalışmaya devam edilecektir. Yayın Stratejisi ve program konseptleri Cumhuriyet Çalışma Grubu’nca belirlenecek.
Gazeteci, politikacı, STK mensubu, üst düzey yönetici ve yabancı misyon personelinin ilişki ve iltisakları teknik takip altında tutulacaktır. Elde edilen bilgiler vatansever.info sitemizden, kaynağın gizlenmesine azami dikkat gösterilerek kamuoyuna yansıtılacaktır.”
Genelkurmay’a 12 teklif
Jandarma Genel Komutanlığı tarafından hazırlanıp, 23 Aralık 2003 tarihinde Eruygur imzasıyla Genel Kurmay Başkanlığı’na gönderilen ikinci rapor 13 sayfadan oluşuyor. Raporda Teklifler başlığıyla Genelkurmay Başkanlığı’na 12 teklif yapılıyor. Tekliflerden bazıları şu şekilde:
- Yeni bir basın yasası çıkartılarak, finans sektöründe ve siyasi faaliyetlerde bulunan şahısların medya kuruluşu sahibi olmalarının belirli bir esasa bağlanması ve sınırlandırılması, basının denetimini, bağımsız ve özgür olmasını sağlayacak esasların yeniden düzenlenmesinin sağlanması,
- Hükümetin ve siyasi partilerin RTÜK ve TRT Genel Müdürlüğü üzerindeki baskı ve etkisinin kaldırılması, TRT’nin her türlü baskıdan uzak, devlet kurumu olma niteliğinin muhafaza edilmesinin sağlanması,
- Belirlenecek esaslar çerçevesinde, mevcut hükümetin ulusal çıkarlarımıza ters düşen uygulama ve icraatlarının, bazı ulusal yayın kanallarına maniple edilmesi.
- Ulusalcı ve milliyetçi medyayı tasfiye etmeye çalışanların kazanımlarını ortadan kaldırmak ve dengeyi sağlamak maksadıyla, diğer medya kuruluşlarından farklı olarak Cumhuriyet kazanımlarını savunmada istikrarını muhafaza eden Cumhuriyet Gazetesi’nin desteklenmesi ve güçlendirilmesi kapsamında TSK birimlerinde satışı ve TSK’ne bağlı kurum ve iştiraklerce desteklenmesi (Oyak Bank’ın reklam vermesi vb.) bu gazeteye bağlı ulusal bir TV kanalı kurularak iktidar partisi tarafından tasfiye edilen ulusalcı basın mensuplarının burada görevlendirilmesi,
- Yerel medyada oluşturulan iktidar yandaşı kesime karşı alternatifler yaratılması ile ilgili örtülü bir düzenleme yapılması,
- TSK’ne hasmane tutum takınan medya ve kurumlara karşı (Oyak Bank’ın reklam vermemesi, Petrol Ofisi’nden akaryakıt alınmaması vb.) ambargo oluşturularak baskı altına alınmalarının sağlanması,
- İkili görüşmeler ve İnternet siteleri vasıtasıyla sivil toplum örgütlerinin harekete geçirilmesi,
- Dış güçlerle bağlantısı olan yazarlar ve diğer şahısların kamuoyuna deşifre edilmesi,
- İşinden uzaklaştırılan medya mensupları ve yayından kaldırılan programlar konusunda, medya sahiplerinin usulsüzlüklerinin ortaya çıkarılması ve şahısların geri alınarak programların yeniden yayına sokulmasının sağlanması,
- ÇAS örgütlenmeleri ve diğer oluşumlarla iltisaklı olan milletvekilleri, medya kuruluşları sahipleri ve iş adamlarının faaliyetlerinin kamuoyuna deşifre edilmesi,
- Söz konusu şahısların karıştığı yolsuzluk ve usulsüzlüklerin araştırılmasında Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurumu’nun harekete geçirilmesinin sağlanmasını, Arz ve teklif ederim.”
Sendikalar manipüle edilecek
“Milli duyarlıkları nedeniyle sendikal faaliyetlerden dışlanan sendikacılardan bir temas grubu oluşturulacak ve bunlardan sendikal faaliyetlerin maniple edilmesinde istifade edilecektir. Belirlenecek esaslar çerçevesinde, mevcut hükümetin ulusal çıkarlarımıza ters düşen uygulama ve icraatlarının, bazı ulusal yayın kanallarınca maniple edilmesi sağlanacaktır. Cumhuriyet Gazetesi’nin desteklenmesi ve güçlendirilmesi incelenecektir. İktidar partisi tarafından tasfiye edilen ulusalcı ve milliyetçi basın mensuplarının görevlendirilmesi konusu incelenecektir. Yerel medyada oluşturduğu yandaş kesime karşı, alternatifler yaratılması konusu incelenecektir. TSK’ya karşı hasmane tutum takınan medya ve kurumlara ekonomik yaptırımlar uygulanması incelenecektir. İkili görüşmeler, internet ve vatansever.info sitesi vasıtasıyla STÖ’ler harekete geçirilecektir. Dış güçlerle bağlantısı olan yazarlar ve diğer şahıslar kamuoyuna deşifre edilecektir.
Yeni Sevr’ler yaratılmaya çalışılmış
Raporda bir basın kuruluşunda sorumlu yazı işleri müdürü olabilmek için “Türk vatandaşı olma” şartının yeni yasayla kaldırılmasından duyulan rahatsızlık dile getiriliyor: “Türk medyasının AB ülkeleri tarafından daha etkin bir şekilde kontrol edilmesine olanak sağlayabilecek önemli bir değişiklik olarak görülmektedir. Türk vatandaşı olmayan bir kişi için bu yasa hükümlerinin uygulanması, devletlerarası anlaşmalar çerçevesinde sorunlar çıkarabilir ve bu yasanın uygulanması olanağı bulunmayabilir.”
“İrticai unsurlarla bağlantısı olan, Gulbettin Hikmetyar (Eski Afganistan Başbakanı) ile çekilmiş fotoğrafları bulunan ve Atatürk düşmanlığı ile tanınan Şenol Demiröz’ün ısrarla TRT Genel Müdürlüğü’ne atanması yönündeki çabaları devam etmektedir. Bunun da başarılmasıyla, devletin resmi ve tarafsız TV kanallarını kendi kontrolüne geçirerek hakimiyetini perçinlemeye çalıştığı görülmektedir. Ülkemizdeki bazı siyasi görüşe sahip basın mensuplarının; fikirleri, kökenleri ve hitap ettiği kitlelerin durumuna göre hareket ederek, Cumhuriyet ve ülke değerlerine saldırılarda bulundukları, geçmişte siyasi partilerin ve yöneticilerinin yaptığı hataları devlete mal ederek her fırsatta karalama kampanyası içerisinde oldukları tespit edilmiştir. Bir kısmının AB karşıtı, din düşmanı, demokrasinin üzerindeki baskı unsuru gibi asılsız temaları işleyerek TSK’lerini yıpratmayı ve Cumhuriyet değerlerini erozyona uğratmayı, bir kısmının ise ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütlerinin güdümünde faaliyet gösterdiği, yine bazılarının yabancı devletlerce ve örgütlerce satın alındığı, yönlendirildiği ve çıkarları doğrultusunda hareket ettikleri gözlenmektedir. Bu kapsamda, EK-E’de belirtilen ulusal bazda yayın yapan gazetelerdeki bazı köşe yazarlarınca;
- Kıbrıs davasına ömrünü adamış Rauf Denktaş’ın süreci tıkadığı iddia edilmiş, seçim sonrasında görüşmelerden çekilmesi gerektiği belirtilerek Annan Planı’na destek verilmiş,
- Irak konusunda tam bir çıkmaz ile karşı karşıya gelen hükümetçe, ABD menfaatleri doğrultusunda kararlar alınması için sürekli yanlı yayın yapılmış, oluşan tablonun mimarının TSK olduğu izlenimi yaratılmış,
- Ulus devlet yapısı yok edilerek, AB’nin dayatmaları demokratikleşmenin gereği olarak lanse edilmek suretiyle yeni Sevr’ler yaratılmaya çalışılmış.”
Raporun sonuç bölümünde ise Hükümetin medya patronlarının zayıf yönlerinden istifade ederek, basın kuruluşlarını kendi menfaatleri doğrultusunda kullandığı belirtiliyor.
11 maddelik sonuç bölümü özetle şöyle:
Hükümet medyayı kuşatacak
“TRT’nin başına yapılacak atamayla, hükümetin basın üzerindeki hakimiyeti pekiştirilecek. Yandaş Albayraklar Grubu ve benzer medya gruplarının büyümesi, gelişmesi ve etkinliği artırılacak. Hükümet parti programları ve faaliyetlerini bölgesel ve yerel seviyede desteklemek için parti mensupları ve yandaşlarına yerel televizyonlar satın aldıracak veya yeni televizyonlar tesis edecek. Ulusal televizyon ve TRT’yi ele geçiren hükümet, muhalefet partilerinin görüşlerini baskı yoluyla engelleyecek. Yandaş medya vasıtasıyla başta laiklik olmak üzere, Cumhuriyet kazanımlarına saldırı ve müdahalelerde bulunacak. Yapılan yazılı uygulamaları ve kendi siyasi görüşleri çerçevesinde yaptığı uygulamaları, dezenformasyon faaliyetleriyle kamufle etmeyi ve kamuoyunu yanıltmayı başardığı değerlendirilmektedir. BDDK, TMSF Merkez Bankası gibi özerk kuruluşlardaki yöneticiler baskı ve karalama kampanyalarıyla istifa ettirilerek ekonomiyi yöneten kurum ve kuruluşlar kontrol altına alınacak. Bazı basın yayın organları siyasi görüş ve diğer ülkelerle bağlantıları sebebiyle, ülkenin üniter yapısı dahil devletin tüm temel unsurlarını tartışmaya açarak zafiyete uğratmaya çalışacaklar. Ülkemizde bulunan diğer siyasi partilerin kontrol ve güdümündeki basın yayın organları tiraj ve yeterli görsel basına sahip olmamaları nedeniyle istenilen seviyede etkin olamayacaklardır. Mevcut durumun bu şekilde devam etmesi halinde, iktidara sahip olan partinin, basının da desteği ile yerel seçimlerden daha güçlü çıkma ve yerel yönetimleri ele geçirerek gelecek seçimleri de garantileme, genel seçimlerde aldığı oy oranının üzerinde oy ile Anayasa dahil devletin tüm oluşumlarını kendi isteği doğrultusunda değiştirebilme potansiyeline ulaşmayı hedeflediği değerlendirilmektedir.”
Özkök’e ABD brifingi raporda
Raporda AB ve ABD’nin medya ile yakın ilişkide olduğuna vurgu yapılarak, şöyle dendi: “ABD Büyükelçisi Eric Edelman’ın göreve başlamasından bu yana bazı siyasiler, iş adamları ve medya mensuplarına ziyaret ve toplantılar düzenlendiği gözlenmektedir. Elçiliğe çağrılan, aralarında Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün de bulunduğu 10 kişilik Türk gazeteciye, bir hafta ‘Yeni Osmanlıcılık’ ile ‘ABD ve Türkiye’nin Ortak Çıkarları’ konularında brifing verildi. Büyükelçilik Siyasi Sorumlusu olan John isimli kişi Ankara’da Cumhuriyet Gazetesi’nin bulunduğu sokakta her hafta üç-dört gazetecinin temsilcisi, muhabir, vekiller ve işadamlarını kapsayacak şekilde toplantılar düzenliyor. Bu görüşmelerin hiç bir gazetede yer almaması dikkat çekici ve anlamlıdır. Ayrıca, ABD’nin CNN Türk TV kanalı vasıtasıyla, kendi menfaatlerine hizmet eden medya mensuplarının finansal desteğini sağladığı yönünde bilgiler de mevcuttur. AB ülkelerinin de, Türkiye’deki menfaatlerine yönelik medya desteğini artırma çabası içerisinde olduğu ve Fransa Büyükelçiliği’nce müteakip dönemde Mehmet Dülger vasıtasıyla bu desteği artırma yönünde girişimlerde bulunulacağı yönünde bilgiler alınmıştır.”
Taraf - Istanbul - 22.03.2009
Devamını BURADAN okuyun...>>>
MANİSALIDAN DARBE DERSLERİ
Ergenekon sanığı Emekli Orgeneral Şener Eruygur’un emriyle 2003’te hazırlanan “Manisalı’nın Referans Verdiği Kişiler” raporuna göre, Emin Çölaşan, Mustafa Balbay, Arslan Bulut ve Arslan Tekin gibi gazeteciler ile ATO Başkanı Sinan Aygün ve İşçi Partili Adnan Akfırat, Profesör Erol Manisalı’dan “yönlendirilebilir” notu almış. Raporda, Manisalı’nın tavsiyesi ışığında Jandarma Genel Komutanlığı’ndaki “darbeder” ekibin kiminle nasıl ilişki kuracağına ilişkin kararlar da var: Aygün ile İstihbarat Başkanı düzeyinde, Çölaşan’la Daire Başkanı seviyesinde temas yürütülsün. Yeniçağ gazetesinden Bulut ve Tekin’le mevcut örtülü iltisakımız geliştirilerek sürsün. Manisalı, Jandarma’nın darbeder kurmaylarına Cumhuriyet, Yeniçağ, Ortadoğu ve Ulusal Kanal’ı “kullanılabilir” yayın organları diye överken, Aydınlık dergisi için de “İstediğiniz her şeyi yayınlar” diyor Hükümeti ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya teşebbüsle suçlanan Ergenekon zanlısı Şener Eruygur'un gazetecilerin yanısıra akademisyenlerle de gizli görüşmeler yaptığı ortaya çıktı.2003 tarihli 43 sayfalık Jandarma Genel Komutanlığı'na sunulan rapora göre Prof. Dr. Erol Manisalı, hükümete karşı medyanın, sendikaların ve akademisyenlerin nasıl yönlendirileceğini ders verir gibi anlatmış. Manisalı askerlere, irtibata geçebilecekleri birçok ismi verip, "güvenilir, kullanılabilir, yönlendirilebilir, yararlanılabilir" gibi özelliklerle referans göstermiş.
Eruygur'un emriyle Levent Ersöz ve Atilla Uğur, Prof. Dr. Erol Manisalı'yla karargahta yaptıkları görüşmeyi iki ayrı rapor haline getirerek Şener Eruygur'a sunmuş. İlk rapor Manisalı'nın toplantıda dile getirdiği konuların özetlendiği, 33 sayfadan oluşuyor. İkinci rapor ise "Prof. Dr. Erol Manisalı'nın Referans Verdiği Kişiler" başlığıyla 13 sayfa olarak hazırlanmış. Bu rapor da kendi içinde üç bölüme ayrılmış. Rapor, Manisalı'nın "önerdiği kişi", bu kişilerle ilgili "kanaati" ve Jandarma Genel Komutanlığı'nın bu notlarla ilgili "yapılacak faaliyetleri" başlıkları altında toplanmış.
"Yapılacak Faaliyetler" başlıklı bölümde Jandarma, Manisalı'nın referans verdiği kişilerle ilgili "irtibata geçilmesi", "mevcut irtibatın devam ettirilmesi" gibi kararlar almış. Raporda Emin Çölaşan'la ilgili bölüm ise dikkat çekici. Aydın Doğan'a dokunabilecek işlerden uzak durabileceği endişesine karşı, "Çalışmalarımızı bütünü göstermeden parça parça vermek suretiyle medyaya taşınması konularında kendisini kullanabiliriz" deniliyor.
Manisalı, Çölaşan'ın yanısıra Mustafa Balbay'dan, ATO Başkanı Sinan Aygün'e, İşçi Partili Adnan Akfırat'tan, MHP tandanslı gazeteciler Arslan Bulut ve Arslan Tekin'e kadar birçok ismi referans göstermiş: "Bu kişilerle irtibata geçebilir, yönlendirebilirsiniz."
Prof. Dr. Erol Manisalı ile yapılan görüşme "Özel Bilgi Notu" başlığını taşıyor. Bu başlığın hemen altında "Yapılan görüşme sonuçları"na yer veriliyor. Manisalı ile yapılan görüşmede, hükümetin 2003’te hazırladığı Acil Eylem Planı, Ulusal Birlik Hareketi, AB tarafından finanse edilen projeler, İnsanca Yaşam Projesi, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı, Uluslararası Muhafazakarlık ve Demokrasi Sempozyumu ve sendikaların durumu ele alınıyor. Raporda ortaya konan bazı tespitlerin daha iyi anlaşılabilmesi için önce Manisalı'nın askerlere ilettiği görüşlere, ardından da Eruygur ve arkadaşlarının bu kişilerle ilgili aldıkları kararlara yer vereceğiz. İşte görüşmeden bazı satırbaşları:
Görüş, kullan, yararlan: Sendikaları manipule edebiliriz
E.M: "Hükümetin Acil Eylem Planı gerçekten çok güzel hazırlanmış, ciddi bir çalışma. İthalatın ihracata oranla 22milyar dola fazla olması ve 7 milyar dolar cari işlemler açığı, son 10 yılın rekorudur. AKP yolsuzlukla mücadeleyi hem kendisinden korktuğu için, hem de diğerleri hakkındaki dosyaları koz olarak elinde bulundurmak istediği için ağırdan alıyor. Özelleştirmedeki başarısızlığı aslında iyi bir başarısızlıktır. TEKEL'i ne kadar geç satsa o kadar iyidir. çalışmayı Yıldırım Koç (Görüşmenin yapıldığı tarihte Türk-İş Genel Başkan Danışmanı) aracılığı ile kamuoyuyla paylaşabilirsiniz. Ben onu güvenilir buluyorum. Sendikal faaliyetlerde önemli bir kişi, ulusal duyarlılıkları olan biri. Yönlendirilebilir ve yararlanılabilir. Yol-İşten Fikret bey (Yol-İş Başkanı Fikret Barın) yönlendirilebilir ve yararlanılabilir. Ulusal duyarlılıkları olan güvenilir biri. Güvenilirliğini siz de test edin. Yol-İş ve Yıldırım Koç'u kullanabilir, kullanarak sendikaları manipüle edebilirsiniz. Sendikalarla ilgili çizelgeyi bana e-posta ile gönderirseniz sevinirim.
ATO Başkanı Sinan Aygün yönlendirilebilir ve yararlanılabilir. Siyasal görüşü bizimle tam örtüşmese de ulusal duyarlılıkları olan milli ve laik kişiliği, dış politikalara ilişkin duruşu ile güvenilir bir kişi.
Aydınlıktan Adnan Akfırat'ı da kullanabilirsiniz. Fırat ve Aydınlık Dergisi'nde çalışan 2-3 kişi ulusalcılık çizgisinde güvenilir yapıdadır. Bir konu Aydınlık bir defa yayınlanınca ben dahil, Mustafa Balbay, İlhan Süter gibi birçok köşe yazarı oradan alıntı yapıyor. Aydınlık istediğiniz herşeyi yayınlar."
Jandarma-Yapılacak Faaliyetler: "Yıldırım Koç ile mevcut irtibatımızın devam ettirilmesi. Yol-İş Sendikası'ndan Fikret Beyin, Yol-İş ile mevcut ilişkilerimiz kapsamında yönlendirilmesi. Sendikaların eylemlilik sürecine çekilmesi ve hükümetin Acil Eylem Planı'na ilişkin çalış-malarımızın kamuoyuna intikal ettirilmesi konularında yararlanılması.
Sinan Aygün ile İstihbarat Başkanı (Levent Ersöz) seviyesinde görüşülmesi. Bilgi alışverişinde bulunulması. Bu kapsamda çalışmalarımızın kamuoyuna intikal ettirilmesi.
Daire Başkanı (Atilla Uğur) seviyesinde Aydınlk Dergisi, Adnan Bey ve diğer yazarlarla görüşülüp çalışmalarımızı parça parça vermek suretiyle medyaya taşınması konularında yararlanılması."
Medyayı yönlendirin, Çölaşan’a parça parça verilsin
E.M: "Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı’nın arka planı ve diğer konular, İstanbul medyasında bütünü göstermeden Emin Çölaşan'a parça parça verilebilir, yönlendirilebilir. İnsanca Yaşam Projesi'nin arka planıyla ilgili Çölaşan'a sağlam bir yerden bilgi uçurulursa kullanabilir. MHP tandanslı Yeniçağ ve Ortadoğu gazetelerine ben çok sıcak bakıyorum. Yönlendirebilir, kullanabilirsiniz.”
Jandarma-Yapılacak Faaliyetler: "Emin Çölaşan ve benzer çizgideki diğer yazarlarla daire başkanı seviyesinde görüşülmesi. Çalışmalarımızı parça parça vermek suretiyle medyaya taşınması konularında kullanılması.
Yeniçağ’dan Arslan Bulut ve Arslan Tekin ile mevcut olan örtülü iltisakımızın geliştirilerek sürdürülmesi. Bilgi alışverişinde bulunulması. Bu kapsamda çalışmalarımızın kamuoyuna intikal ettirilmesi konularında kullanılması.”
E.M: Ulusal Kanal, duyarlılıkları çok yüksek bir yayın organı. Ülkücülerle de iş birliği içindedirler. Kıbrıs konusunda Denktaş'a destek programları yapıyorlar. Kanaldan Şule hanımla (Şule Perinçek) görüşebilir, yönlendirebilir ve yararlanabilirsiniz. Cumhuriyet Gazetesi'nden Barış Tostaş ve diğer birçok yazarla da görüşülebilir.”
Jandarma-Yapılacak Faaliyetler: Daire Başkanı seviyesinde Şule hanım, Barış Tostaş ve benzer çizgideki diğer yazarlarla görüşülmesi. Çalışmalarımızın kamuoyuna intikal ettirilmesi."
Medyayı 'koordine' planı
E.M: Aydın Doğan ve TÜSİAD medyası yüzde 70 düzeyinde. Diğerleri kopuk. Bunları birleştirip koordine edebilirseniz, bir güç haline gelirler. Yerel Televizyon ve gazetelerle temas etmek lazım. İzmir TV sahibi Ali Beyi kullanabilirsiniz. Ben onu güvenilir bulurum. Siz de test edin. Mersin TV, Hatay'dan Kıbrıs'a kadar izleniyor. Ahmet Karaoğlu ile temas edebilirsiniz. Konya Sun TV, Trabzon ve Antalya'daki televizyonlar kullanılabilir.
Jandarma-Yapılacak Faaliyetler: "İl Jandarma Komutanlıkları'ndan yerel tv ve gazetelerin durumları ve biyografik istihbaratına dair bir rapor istenmesi. Daire Başkanı ve İstihbarat Başkanı seviyesinde durumu uygun değerlendirilen gazete ve TV sahipleri, etkin yazar ve programcılarla görüşülmesi. Programların ve yayın politikalarının yönlendirilmesi. Çalışmalarımızın kamuoyuna intikali ettirilmesi konularında yararlanılması."
Ulusal cephe benim konum
E.M: "İrticai Unsurlarla Mücadele Sempozyumu benim ilgi alanım dışında. Benim konum ulusal cephe, onunla meşgulüm. Mücadele başka bir alan. O konuda Prof. Alparslan Işıklı ve Prof: Sina Akşin ile görüşebilirsiniz. Ben onlara güvenirim. Toktamış Ateş Fethullahçıdır. Ben dikkat etmenizi öneririm."
Jandarma-Yapılacak Faaliyetler: Daire Başkanı ve müteakiben İstihbarat seviyesinde Işıklı ve Akşin'le görüşülmesi. Seminerin yeri, katılımcıların belirlenmesi, planlanması ve irtica konularında yararlanılması uygun değerlendirilmektedir."
Gardrop Atatürkçüsü Saylan AB’ye laf söyletmiyor
E.M: Ulusal Birlik Hareketi esas benim konum. Toplantıya Yaşar Hacısalihoğlu gitti. Benim birçok konuda birlikte çalıştığım güvenilir bir kişi. Bizzat katılmayı uygun görmediğim yerlere onu gönderiyorum. Bana bilgi getiriyor. UBH’da Türkan Saylan gibi gardrop Atatürkçüler var. AB'ye laf söyletmiyor. Gümrük Birliği'ni savunuyor. Atatürkçülüğü istismar ediyor, kullanıyor.
Bülent Berkarda'yı tanırım. Elini taşın altına koymaz. Atatürkçülüğün altını eğitim politikası, ticaret politikası vs ile doldurmazsan ayaksız masa gibi olur. Halkın eğitilmesi değil, örgütlenmesi önemli. Ben öğrenciyi eğitiyorum, gidip Fransız şirketinde iş bulup Türkiye aleyhine çalışıyor. Yine de araya Yaşar Hacısalihoğlu gibi birini koyup kullanabilir, siz de yönlendirebilirsiniz."
Jandarma-Yapılacak Faaliyetler: "Yaşar Hacısalihoğlu ile İstihbarat Başkanı seviyesinde görüşülmesi. Mevcut irtibatımızın geliştirilmesi. Bu kapsamda çalışmalarımızın kamuoyuna intikali ettirilmesi konularında yararlanılması."
Taraf/MEHMET BARANSU - Istanbul - 23.03.2009
Devamını BURADAN okuyun...>>>
KARADAYI'NIN 5. SES KAYDI
Org. Karadayı'nın 5. Ses kaydı ortaya çıktı. Bu sefer hedefte "Halk" var...
HALK CAHİL, CUMHURBAŞKANINI HALKIN SEÇMESİ KADAR TEHLİKELİ BİR ŞEY YOK
BÜLENT TANLA BANA BİLDİRİ METNİNİ OKUDU.
ASKER MÜDAHALE ETMESİ LAZIM
ILIMLI ADAY VECDİ GÖNÜL PROJESİ TUZAK
HİKMET ÇETİN ALTERNATİF CUMHURBAŞKANI ADAYI
NUR SERTER MİLLİ EĞİTİMİ A’DAN Z’YE DEĞİŞTİRECEK
DEMOKRASİNİN 25 - 30 SENE DAHA ASKERİN HİMAYESİNDE GİTMESİ LAZIM...SES KAYDININ TAM METNİ:
Halk cahil, cumhurbaşkanını halkın seçmesi kadar tehlikeli bir şey yok Geçen üst düzey çok üst düzey bir komutanla konuştum, o da diyor ki yani hedefleri belli kesinle yani tereddüt etmenin âlemi yok. Bunların hedefleri kesin diyor. Bunun dışında başka bir şey düşünmemek lazım. Yani efendim demokrasi, insan hakları, özgürlük bunların hepsi bahane. Fevkalade tehlikeli.. Şey cumhurbaşkanını şey seçmesi. Böyle bir şey kısa zamanda olmaz, ondan sonra bir de Türk şeyin halkın seçmesi, kadar tehlikeli bir şey yok çünkü Türkiye Fransa, İsviçre değil halk cahil.
ASKER MÜDAHALE ETMELİ, BİLDİRİ METNİ HAZIR
Daha 25-30 sene askerin himayesinde gitmesi lazım demokrasinin, Türkiye’nin.. Hemen Onur Bey’e söyledim gerekirse yargıya mı müracaat edecekler böyle şey olur mu? Bülent Tanla bana bildiri metnini okudu. Asker müdahale etmesi lazım bugün sabah geldi yaa şeyy Bülent Tanla, orduevinde oturduk biraz 1 saat 1,5 saat kadar bugün yarın şey yayınlayacak, bildiri yayınlayacak, şeyini falan okudu metnini şimdi şeye gidiyor, ne yapın edin asker katılsın istemiyorum ama şu var hatta ben söyledim. Çünkü öyle bir haber aldım. Bende söylemiştim bunların istemediği bir şeye hayır hayır derseniz adam balkondan düşüyor tek eliyle tutunmuş kurtarması yok eğer buna yardım etmezsen bu adamı çıkartmazsan hain olursun vatan haini olursun, adam tek ülke bu vaziyete gelirse asker müdahale etmesi lazım.
Tabii bunlar gene böyle şeyler yaparlarsa asker bugün dur der. Demesi lazım yavv. Biz nasıl dedik adamlara. O bakımdan şimdi diğer partilerde kamuoyunda bir şey var. Halk Partisi daha ağırlık basacak falan diye, iki parti birleşmiş, ama bunun içinde çok uğraştım. İki parti birleşmiş, halk partisi yalnız son aldıkları o bir iki tane şey bir iki tane adam almışlar İsmail Amasyalı bilmem ne falan olmaz bunlar.
CHP BAŞKANLIĞINDA KOALİSYON
Bu seçimleri 4 parti girer benim hedefim, şey 4 parti girer bunların benim istediğim, Cumhuriyet Halk Partisi’nin başkanlığında bir koalisyon. O takdirde şartlar çok değişir.
Ilımlı aday vecdi gönül projesi tuzak
3-4 ay evvel Onur Öymen’e yazdım, bu seçimde hükümetin tarafı başarılı olursa, ikinci seçimde büyük avantaj sağlar anlatabildim mi? İkincisi bu AKP’den birisi olursa Vecdi Gönül olabilir, olursa AKP iktidarı devam eder, tek parti iktidarı, otokrasi devam eder. Tek parti iktidarı, o mahsurlu tabi.. Mesela ben sanmıyorum ki bu adamın Sayın Sezer’in reddettiği bazı yasalara hayır diyeceğini sanmıyorum.
HİKMET ÇETİN’E CANIM SIKILDI
Hikmet Çetin alternatif cumhurbaşkanı adayı dün Hikmet Çetin’le konuştum. Dün gazetede bir şey okudum, Hikmet abi etrafında yeni bir parti diyor. Çok canım sıkıldı. Akşam aradım dedim ya hikmet bey bu ne anlama geliyor. Hakikaten doğru mu dedim efendim çok zorlanıyorum diyor valla ben size bir şey söyleyeyim dedim ben sizin dostluğunuzu gördüm. Ondan sonra büyük itibarınız var bir bu değerli şeyiniz hatta size dedim ben ilk defa söylemiştim. Benim cumhurbaşkanı adayım sensin diye söylemiştim. İki sene evvel. Ondan sonra bu dedim şeyi bırakın hangi parti sonradan adam oldu. Girersiniz yüzde bir ondan sonra sıradan bir lider olursunuz. Lider bile olamazsınız. Bu dedim çok önemli. Valla ben de öyle düşünüyorum dedi yarım saat 45 dakka konuştuk. O zaman senden ricam şeyle konuş Erkan Mumcu ile konuş ondan sonra bana geldiler ne yapalım dediler.
NUR SERTER MİLLİ EĞİTİM BAKANI
Nur Serter Milli Eğitimi a’dan z’ye değiştirecek. İlk iş şeyi halletmek lazım Milli Eğitimi hemen düzeltmek lazım, milli eğitimi a dan z ye kadar düzeltmek lazım. İnşallah bu Nur Serter kazanır da, Nur Serter bizim Encümen-i Danişte, onu da sonradan aldık biz kazanır da Milli Eğitim Bakanı olur, üniversitede rektör yardımcısı.
aktifhaber.com
Devamını BURADAN okuyun...>>>
20.3.09
GK BAŞKANI NASIL YARGILANIR ?
İki paşadan ses çıktı. Milliyet’ten Fikret Bila’ya konuşan Özkök ve Büyükanıt diyor ki: Mahkeme davet ederse uyarız.
Açıklamada gözden kaçan küçük bir ayrıntı var. Özkök: ‘Genelkurmay’ın hukukçularına, avukatlarına danışırım.’
Bu danışma, Özkök Paşa’nın kararını etkiler mi bilemem. Ancak yargıda askeri-sivil şeklindeki çift başlılıktan kaynaklanan sorunun yanı sıra, genelkurmay başkanının nasıl yargılanacağına dair mevzuatta bulunan boşluk, ciddi bir hukuki problem olarak karşımızda duruyor.
Ne anayasada ne herhangi bir kanunda bir genelkurmay başkanının nasıl yargılanacağına dair bir tek cümle dahi yoktur.Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, milletvekilleri, yargı organlarının temsilcileri ve MİT personeli dahil tüm üst düzey yöneticilerin hangi şartlarda, nerede ve nasıl yargılanacakları hükme bağlanmışken, anayasa hazırlayıcıları genelkurmay başkanıyla ilgili bir düzenlemeye ihtiyaç duymamış.
Herhalde Türkiye’de sadece genelkurmay başkanının suç işlemeyeceği ya da suç işlese bile yargılanamayacağını varsaymış...
Darbe askeri suç mu?
Anayasa veya başka bir kanunda ayrı bir düzenleme olmadığı için komutanların nasıl yargılanacağı konusunda 353 sayılı Askeri Mahkemelerin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’na bakmak gerekiyor.
Kanunun 2. maddesine göre; askeri mahkemeler iki askeri hakim ve bir subay üyeden oluşuyor. Ancak Genelkurmay başkanlığı nezdindeki askeri mahkeme, general ve amiralleri yargılamak durumunda kalırsa, üç askeri hakim ile iki general veya amiralin katılımıyla karar alabiliyor.
Kuvvet ve ordu komutanları dahil generallerin yargı önüne çıkarılabilmesi için Genelkurmay Başkanı’nın izni gerekiyor. Genelkurmay başkanının yargılanabilmesi için kimden izin alınacağı konusu kanunda yer almıyor.
Askeri mahkemeler, aynı kanunun 9. maddesinde tarif edildiği gibi ‘...asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara’ bakmakla görevli.
Suçun askeri bir suç olmaması veya askeri suça bağlı bulunmaması halinde askeri mahkemenin görevi sona eriyor.
Bir an için yargılamaya ihtiyaç duyulduğunu varsayalım. Bu durumda cevaba muhtaç iki kritik soru var:
1- Darbeye teşebbüs ‘askeri suç’ kapsamında görülüp veya ‘askeri mahal’de işlendiği iddia edilip askeri mahkemeye havale edilir mi?
2- Darbeye teşebbüs görevdeyken gündeme geldi, komutanlar ise şimdi emekli, bu durumda askeri mahkemede mi sivil mahkemede mi yargılanırlar?
Sarıkız Ergenekon’dan çıkar mı?
Bu sorulara cevap aramak için aralarında emekli Hakim Albay Ümit Kardaş ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu olmak üzere çok sayıda yetkin hukukçuyla görüştüm.
İkisi de bir genelkurmay başkanının nasıl yargılanacağı konusunda yasal boşluk olduğunu doğruladı. Ancak isnat edilen suç, görevdeyken işlenmiş olsa dahi askeri suç kapsamında değilse emeklilik dönemlerinde her sade vatandaş gibi yargı önüne çıkarılabileceği kanaatindeler.
Kardaş, darbeye teşebbüsün ‘askeri suç’ olarak değerlendirilemeyeceğini, mevcut komutanların da şimdi emekli olduğunu, o nedenle TCK hükümlerine göre sorgulanabileceğini söylüyor.
Hukukçu olmadığım için bu konuda kanaat belirtmek istemem. Gözlemlerimi aktarabilirim. Olaylara tanık bir gazeteci olarak yakın tarihteki emsal dava dosyalarına baktığımızda, bu konuda karar vermenin hiç de o kadar kolay olmayacağını görüyorum.
Bu durum, hukuktaki boşluk veya muğlak ifadelerden ziyade, dava dosyalarındaki güçler savaşından kaynaklanıyor. Hiçbir Avrupa ülkesinde olmayan yargıdaki asker-sivil ayrımı ise bu güç oyunun en önemli silahı durumundadır.
Yakın tarihteki çarpıcı birkaç örneği hatırlayalım. 17 yıl önce Diyarbakır Bismil’de Abdülkadir Kurt’u işkenceyle öldürdükleri iddiasıyla 3’ü asteğmen 15 asker hakkında açılan davanın sivil mahkemeye intikali, tam 15 yılda gerçekleşti.
İki astsubay ve bir itirafçının yargılandığı Şemdinli Davası, Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından bozularak askeri mahkemeye sevk edildi.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral İlhami Erdil, emekli olduktan sonra zimmet suçlamasıyla askeri mahkemede yargılandı.
Emekli Hakim Albay Ümit Kardaş, bu örneklerin emekli genelkurmay başkanlarının yargılanamayacağı tezine hukuken örnek olmayacağını, uyuşmazlık mahkemelerin aksi yönde çok sayıda kararı bulunduğunu anlattı.
Hiçbir itirazım yok. Ama Türkiye’nin reel politik durumu asla yabana atılmamalıdır. Unutulmasın, ‘askeri suç’, ‘askeri mahal’ ve ‘görev hali’ gibi farklı noktalara çekilerek esnekleştirilebilecek kavramlar, Ergenekon Davası önündeki en önemli bariyerlerden biridir. Aksiyon ve Zaman’daki kimi kalemlerin öfkesine yol açan ‘Ergenekon’daki tehlike’ başlıklı yazımda ‘Sarıkız, Ergenekon’dan ayrılmalıdır’ tezini bu kaygıyla kaleme aldım.
Kaldı ki, darbe günlüklerindeki kahramanların çoğu ortalıkta yok.
Bir başka önerim, davanın selameti açısından ivedi olarak AB’ne uyum sürecinde yargı reformunun kısa sürede gerçekleştirilmesi ve yargıdaki çift başlı ucube görüntünün mevzuatımızdan silinmesidir.
Bu konuda hükümete çok önemli görev düşüyor.
Tarih: 20 Mart 2009 Cuma şamil tayyar star
Devamını BURADAN okuyun...>>>
AH BİZANS
Asıl ülkenin zirvelerinde dolaşan bu insanların “entelektüel” düzeyi beni dehşete düşürüyor.
Bu nasıl bir sığlık?
Politikayı “o onu dedi, bu bunu dedi” çiğliğinde bir dedikodu sanmaları beni ürperten.
Mustafa Balbay’ın günlüklerinin önemli bir kısmını daha önce okudunuz.
Onlarda da aynı sığlık vardı.
Bugün okuyacaklarınızda da aynı sığlığı göreceksiniz.
Bugünkü bölümlerde konuşanlardan biri bu ülkenin eski cumhurbaşkanı.
Biz kimi cumhurbaşkanı yapmışız?
Türkiye’nin Kürt meselesi var, Kıbrıs meselesi var, hukuk sistemi çökmüş, Avrupa üyeliği yolunda büyük engeller duruyor, yoksulluk tam bir çözüme kavuşamamış.
Cumhurbaşkanı, darbe olsun diye kıvranan iki gazeteciyle “mutad” görüşmelerini yapıyor.
İlhan Selçuk yanına Mustafa Balbay’ı da alıp sık sık Çankaya’ya çıkıyor.
Ahmet Necdet Sezer’le konuşuyor.Şimdi hakkaniyetten sapmamak için Sezer’in hakkını verelim, “darbe fikrine” sıcak bakmıyor.
“Seçimler yapılsın” diyor.
Orduyu kastederek “onlara çok güvenmeyin” diyor.
Darbeyi çok istediği anlaşılan İlhan Selçuk bu noktalarda cumhurbaşkanından açık destek bulamıyor.
Ama bunun dışındaki konuşmaları gerçekten felaket.
Sezer, bir askerî darbeyi desteklemiyor ama “darbe isteyenleri” destekliyor.
İlhan Selçuk şöyle diyor:
“Turgay Ciner, Karamehmet kendilerini savunmak için bu sektöre girdiler. Başarı kazanacaklar. Biz de onlarla aynı cephede olduk.”
Sonra Karamehmet’in işleriyle ilgili açıklamalar yapıyor.
“Burada Sabah’ın yaşaması için, Karamehmet için önemli olan BDDK’nın çalışma biçimi. Eğer, ver paramı diye boğarsa, bu iş tutmaz, kötü olur. Orada çalışanlar da. Eğer öyle yapmaz da şans tanırsa, o zaman iş değişir.”
Yani, banka soygunlarıyla ilgili bir kurum olan BDDK, Karamehmet’ten bankalarında batırdığı paraları istemezse iyi olurmuş.
Çok garip ama herkes Karamehmet’in paralarını kurtarmak istiyor.
Enis Berberoğlu’nun geçenlerde yazdığı yazıda da anlattığı gibi Jandarma tarafından korunan Karamehmet’in paralarını kurtarmak için iki kişi BDDK’ya baskın yapıp, kuruluşun başkanını korkutuyor.
Ve, çok “dürüst” olan Necdet Sezer’in tavrı da bunlardan çok farklı değil, Selçuk Karamehmet’in kurtarılması gerektiğini söylediğinde şöyle cevap veriyor.
“Benim yapabileceğim bir şey varsa, söyleyin.”
Necdet Sezer de hazır anlayacağınız “kurtarma” faaliyetlerine katılmaya.
Ama İlhan Selçuk, “gerek yok” diyor.
O sırada zaten Jandarma Komutanlığı gerekli her şeyi yapıyor.
Sonra başlıyorlar “yüksek siyasetten” konuşmaya.
Yüksek siyaset de “Recep’le Yaşar’ın” ilişkileri...
Hilmi’nin cumhurbaşkanı olup olmayacağı...
Recep Yaşar’la ne konuşmuş, Hilmi niye öyle dememiş...
Her şey insanların isimleri etrafında dönüp duruyor.
Sanırsınız ki Hilmi değil de Şener olsa, Recep gidip Deniz gelse her şey düzelecek.
Meselelerin sosyal derinliğini, tarihî köklerini, niye bu hale geldiğini hiç merak etmiyorlar.
Toplum sanki yok.
Toplumun tepesindeki adamlar önemli olan.
“Halkın varlığını” böylesine yok sayan insanlar ülkenin sorunlarına çare bulacaklar.
İlhan Selçuk’a göre çare, daha önce yayınlanan günlüklerdeki konuşmalardan anlaşıldığı kadarıyla “darbe.”
Sezer ise “o gitsin, bu gelsin” anlayışıyla çözüm peşinde.
İnsan ister istemez Bizans’ı hatırlıyor.
Bizans’ın entrikalarını...
Birbirlerini yemek için yaptıkları küçük hesapları...
Saray oyunlarını.
Belli ki bu insanlar da bütün ülkeyi bir “saraydan” ibaret sanıyorlar.
Sarayın içinde tahta kimin oturacağı kavgası, onların en önem verdiği kavga.
O sıralarda iktidarda olan AKP’yi ve Erdoğan’ı iktidardan uzaklaştırmak en büyük amaçları.
Onları dinlerseniz AKP giderse sorunlar çözülecek.
Peki, AKP’den önce niye bu sorunlar vardı?
Daha önceki partiler zamanında niye bu sorunlar vardı?
İsmet Paşa zamanında niye bu sorunlar vardı?
Atatürk zamanında niye bu sorunlar vardı?
Bu ülkede Kürt sorunu, dindarlık sorunu, yoksulluk sorunu hep vardı.
Halkının isteklerine hiç aldırmayan bir “saray siyaseti” yürütüldüğü sürece de bu sorunlar devam edecek.
Sorunları çözebilmek için bu ülkede yaşayan herkesin eşit olacağı, inanç ve fikir özgürlüğünü kullanabileceği, hukukun sağlam olacağı bir sistem kurmak gerekiyor.
Ama bu adamlar “sistemin” çöktüğünün farkında bile değiller.
“O gider de bu gelirse” işleri çözeceklerini sanıyorlar.
Tabii, “o gidip de öbürü gelince” sorunlar çözülmeyecek ama bu adamlar iktidarlarını sağlamlaştıracaklar.
Bu insanlar az daha ülkenin kaderine el koyacaklardı.
Sanırım Türkiye, “dünyanın değişimi” sayesinde paçasını kurtardı.
Darbecilerin zihinsel sığlığı, bu değişimi algılamalarını engellemiş anlaşılan.
Zaten o kadar sığ olmasalar bu çağda hâlâ Bizans oyunları oynarlar mıydı?
Ahmet Altan - 20.03.2009 taraf
Devamını BURADAN okuyun...>>>
