Emre Aköz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emre Aköz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.3.10

ASKERCİ KALEMLRE ACIMAK

'Askerci' kalemlere acımak mümkün mü?

Tuhaf ama gerçek: Ne zaman İstanbul'dan az bir süre de olsa ayrılsam, mutlaka Türkiye'de bir maraza çıkar. Ya deprem olur ya siyasi kriz çıkar. Kente tedirgin, gergin, üzüntülü dönerim.
Bu kez de ayrılık öyle başladı. Bilhassa Şili depreminden sonra, küçük de olsa meydana gelen deprem daha da tedirgin etti. Acaba devamı gelir miydi?
Derken Türkiye'den öyle haberler ulaştı ki birden neşelendik. Keyfimiz yerine geldi.
Yıllardır mücadele ettiğimiz bazı konularda harika gelişmeler olmuştu:
Askeriye kendi üslubunca Balyoz'un bir darbe planı olduğunu, ıslak imzalı orijinali ortaya çıkan belgenin ise siyasete ve topluma müdahale hazırlığı olduğunu kabul etmişti.
Bu gelişme üzerine olayın üstüne gidenler, yıllardır halkı aydınlatmaya çalışanlar çok mutlu oldu.
Dedikleri çıkmıştı ve bir aksilik olmazsa darbecilerden hesap sorulacaktı.
***

Öte yandan, askeriyeden gelen itiraflar, Ergenekon dostlarını şoka uğrattı. Afalladılar.
Çünkü onlar yatırımlarını, yekpare bir bütün olarak gördükleri askeriyeye yapmışlardı.
Nasıl olsa sonunda askeriye "höt" diyecek, siviller de hadlerini bilecekti.
Bunlar da askeriyeden yana tavır almış kalemler olarak ortalıkta dolaşacak, "Biz söylemiştik ama dinlemediniz, keh keh keh" diyeceklerdi.
Şimdi ise yazılarda, ekranlarda "aldatıldık" diye ağlıyorlar.Evladım kimse sizi aldatmadı. Siz kendi kendinize gelin güvey oldunuz.
Kaleminizi ve vicdanınızı Ergenekoncuların, darbecilerin, otoriter rejim yanlılarının hizmetine sundunuz.
Demokrasiye dudak büktünüz. Hukukun üstünlüğünü hiçe saydınız. İnsan haklarını umursamadınız.
Hayır, kaleminizi ne kiraladınız, ne de sattınız. Siz "kullanışlı kalemler ve laf ebeleri" olarak zaten soysuzlar çetesinin parçasıydınız.
Onlar önce halkın iktidara getirdiği hükümeti devirecek... Sonra da sizin desteklediğiniz partileri koltuğa oturtacaktı...
Yalan mı? Planınız bu değil miydi?
***

Bu durum öncellikle Ergenekon dostu kalemlerinize ikbal sağlayacaktı.
Daha da önemlisi: Avantadan lavantaya alışmış olan "medyabaz" patronlarınız, kurulacak olan zayıf koalisyon hükümetine istediklerini yaptıracaktı.
Bu stratejinin temel mantığı, "asker izin vermez" fikrine dayanıyordu.
Türkiye'nin ve dünyanın değiştiğini... Bununla birlikte kurumların da kabuk değiştirdiğini göremediniz.
Evet, askeriye içinde darbe heveslileri çoktu. Ancak o darbecileri tasfiye etmek isteyenler de vardı. Çünkü darbeciler galebe çaldığında, diğerlerini temizlemekle kalmayacak, kurumun da canına okuyacaklardı.
***

Halbuki Org. İlker Başbuğ ve arkadaşları değişimi doğru okumuşlardı.
Onların Balyoz'u ya da ıslak imzalı fırıldağı hemen kabullenmemesinin ardında iki temel mesele vardı:
1) Kurum içindeki dengeler. (Yani Ergenekoncu kliğin etki alanı.)
2) Tasfiyenin sınırları. (Yani olay kendilerine dokunur mu?)
Yukarıdaki birinci madde güçler çatışmasıyla ilgili ve belli ki üst yönetimin Ergenekonculardan korkusu kalmamış.
İkinci madde ise "siyasi uzlaşma" ile ilgili. Cezalandırılacakların listesi belirgin hale gelmiş olsa gerek.
Görev gereği darbecilerle belli ilişkilere girmesine rağmen, planlarda aktif rol almamış olanlar liste dışında kalacak.
Peki, vesayet rejimi bitti mi? Hayır, çünkü en azından kapı gibi "taraflı yargı" var.
Şimdilik kesin olan şu: Yakın ve orta vadede darbe olmaz.

EMRE AKÖZ
SABAH
04.03.2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

10.1.10

İ.SELÇUK YALANCI MI AYMAZ MI?

Aymazlık ile yalan arasında bir İlhan Selçuk

Bazı okurlar, başlıktaki kelimenin anlamını bilmeyebileceği için oradan başlayayım. "Aymaz", Türk Dil Kurumu Sözlüğü'ne göre, "çevresinde olup bitenlerin farkına varamayan" kişiye denir.
BİR AÇIDAN BAKILDIĞINDA... Bu kelime, Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk'un, 1925'ten 2010'a, 85 yıllık ömrünün, 84 yılını özetliyor.
Niye 85 değil de 84?
Onu anlatmadan önce, Selçuk'un son durumunu kısaca özetleyeyim: Çok hasta. Hastanede yatıyor.
Gazetenin yazarları da onu sık sık ziyaret edip söylediklerini köşelerinde yayımlıyorlar.
Bakın Selçuk, geçen hafta, Hikmet Çetinkaya'ya neler demiş:
"Türkiye'ye şeriat meriat gelmez. Yılbaşında televizyonları izleyince gördüm. Şeriatçılar artık sermaye ve medya sahibi oldu..."
Şu sözler de yine İlhan Selçuk'un: "Artık askeri darbeler dönemi kapanmıştır.
Kimse darbecilik üzerinden siyaset yapmasın. Sandıkla gelen sandıkla gidecektir."

***

Vaziyete bakar mısınız?
Abartarak ifade edersek, 85 yıllık ömrünün 84 yılını "Şeriat geliyor" diyerek geçirmiş bir kişi... Yılbaşı gecesi TV'leri izledikten sonra, sermaye ve medya sahibi olan dindar kesimin, şeriat peşinde koşmayacağına karar vermiş.
Hükümet koltuğunun kimsenin malı olmadığını... Halkın oyuyla oraya oturanın, yine halkın oyuyla kalkacağını anlamış.Şimdi birkaç noktaya değinelim:
1) İlk sözüm Hikmet Çetinkaya başta olmak üzere, Cumhuriyet gazetesinin ilgili zevatına:
Bu lafların tıpatıp aynısını yıllardır söyleyenleri; "liboş", "dönek", "numaracı", "cemaatçi" filan ilan ettiniz.
Biz deyince "satılmış" oluyoruz; İlhan Selçuk deyince "ilginç analiz" oluyor...
Öyle mi?
Belki artık biraz utanırsınız. "Döndük, dolaştık, adamların dediğine geldik, haksızlık etmişiz" dersiniz, belki!

***

2) Eğer bu düşünceye ulaşmak için yılbaşı gecesi TV kanalları arasında dolaşmak yeterliyse... Sorarım size: İlhan Selçuk, 31 Aralık 2009 akşamına dek hiç mi TV izlemedi?
Hadi o izlemedi; siz de mi izlemediniz a Çetinkayagiller? Birkaç saatliğine olsun çıkaramadınız mı at gözlüklerinizi?
Soruyorum çünkü "o" kanallar yıllardır böyle.
Defalarca yazdık... "Muhafazakârlaştığımız filan yok. Bunu anlamak için TV'leri izlemek yeter" dedik.
Bu halkın çoğunluğu; bol göbekli sabah programlarını, pop starları, gelinim olur musunları, çöpçatanlık zımbırtılarını, öpüşmeli koklaşmalı, bolca aldatmalı yerli dizileri izlemekte...
Böyle bir ülkeye şeriat gelir mi yahu?
Kafayı mı yediniz siz? (Not: "Tehlikenin farkında mısınız" kampanyalarına harcadığınız para ve emeğe acıyor musunuz?)

***

BİR DE ÖTEKİ AÇI VAR: Siyaset uğruna yalan ve yalancılık!
İlhan Selçuk gibi zeki bir kişinin, Türkiye'nin bu basit ve bariz gerçeğini onca yılda anlamaması mümkün mü?
Nedir bu, son nefesinde kelime-i şahadet getirerek Müslüman olan dinsizler gibi, giderayak demokrasiyi yüceltmeler?
Bence olayın esası şudur: Türkiye'ye şeriatın gelemeyeceğini İlhan Selçuk zaten biliyordu.
Ama bunu söylemek işine gelmiyordu. Çünkü onun amacı "asker/sivil aydın zümrenin" yönettiği, halkın sopayla modernleştirildiği bir rejimdi.
"Şeriat imkânsız" ve "Sandıkla gelen, sandıkla gider" dediği anda hiçbir siyasi işlevi kalmazdı.
Bu yüzden insanları şeriatla korkuttu ve demokrasiyle dalga geçti.
Kararı okurlarımız versin: İlhan Selçuk koca bir yalancı mı, yoksa su katılmamış bir aymaz mı?

EMRE AKÖZ SABAH 10012010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

20.11.09

DİNK CİNAYETİ "OPERASYON"

Hrant Dink cinayetine 'operasyon' demiştik gerçekten de öyleymiş

Dünya tatlısı gazeteci Hrant Dink niye öldürülmüştü? Bu soruya birkaç kere cevap vermeye çalıştım.
Örneğin bu yılın 15 Mayısında şöyle demiştim:
"Hrant Dink'i, 'sadece Ermeni olduğu için' değil, başka hesapların parçası olarak, planlı bir biçimde öldürttüler.
Dink cinayetini, Trabzon'daki Rahip Santoro ve Malatya'daki Zirve Kitapevi katliamlarıyla birlikte düşünmek gerekir.
"Türkiye'yi, farklı dinlere tahammül etmeyen canilerin cirit attığı bir toplum olarak göstermek istiyorlardı.
"Çünkü Türkiye'nin AB'ye girmesine karşıydılar. Beklentileri, bu tip cinayetlerin işlendiği bir ülkeyi AB'nin bünyesine kabul etmemesiydi."

***
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkanı Doç. Sedat Laçiner de böyle düşünüyordu:
"Türkiye ne kadar AB'ye yaklaşırsa, o kadar müktesebatını değiştiriyor. Milli Güvenlik Kurulu'ndaki değişim ortada.
"(Ergenekoncular) Bunu en önemli tehlike olarak görüyor.
Söylemleri AB'nin Türkiye'yi böleceği yönünde ama devlet yapısının şeffaflaşmasından korkuyorlar.
"Rahip Santoro, Danıştay, Zirve Yayınevi'ndeki misyonerler, Hrant Dink cinayetleri bunun içindi. Hitler'in Kavgam kitabının çok sattığını manşete çıkarıyorlar.Bunlara göre hükümetle El Kaide, Tayyip Erdoğan ile Usame bin Ladin arasında bir fark yoktur. Batı'ya yansıtmak istedikleri Türkiye manzarası budur." (Aktüel)
Dink ve diğer gayrimüslim cinayetleriyle ilgili yeni kanıtlar nihayet ortaya çıktı.
Deniz Kuvvetleri bağlantılı Ergenekoncuların, toplumu ve siyaseti kaosa sürükleme planı ele geçirildi.
Dudak uçuklatan ayrıntılar var planda: İşi İstanbul Ada vapurlarına ve gayrimüslim mezarlıklarına bomba koymaya kadar vardırmışlar.
İtalya'da Gladio, nasıl Bologna Tren İstasyonu'nu bombalayıp suçu ustalıkla yerleştirilmiş çakma kanıtlarla solcuların üstüne atmaya çalıştıysa...
Ergenekoncular da, alıcısı hazır o eski numaraya başvurarak, suçu Müslümanların üstüne atacaklardı.

***
Peki, Mart 2009 tarihli 'Kafes' kod adlı bu eylem planının 'Genel' başlıklı bölümünde ne yazılmış biliyor musunuz?
Aynen şöyle:
"Rahip Santoro, Malatya Zirve Yayınevi ve Hrant Dink operasyonları sonrasında Türkiye'de yaşayan gayrimüslimlerin irticai grupların hedefinde olduğu yönünde kamuoyu oluşmuş, ancak AKP tarafından karşıt medyanın da desteğiyle söz konusu olayların Ergenekon tarafından organize edildiği şeklinde yoğun propaganda faaliyetlerinde bulunulmuştur..." (Taraf, 19 Kasım)

***
Bu alıntıdaki kritik kelime hangisi?
Evet, bildiniz: Cinayetler için 'operasyon' kelimesi kullanılıyor.
Olay demiyor, cinayet demiyor, katliam demiyor. Ne diyor? Operasyon! Yani askeri bir terim...
Operasyonun amacı neymiş?
"Gayrimüslimlerin, irticai grupların hedefi olduğu izlenimini yaratmak..."
Bir süre için bu olmuş da... Ama Ergenekon karşıtı medya (bu biz oluyoruz) yüzünden amaca varılamamış. Millet uyanmış.
Acaba hiç düşünmüşler mi; malum "tren yolcuları" dışındaki halk kitleleri niye onlara değil de bize inandı?


EMRE AKÖZ SABAH GAZETE 20,11,2009

Devamını BURADAN okuyun...>>>

12.11.09

"10 KASIMDA ÖZLEMİYORUM"

Vampirlere Laf Anlatılabilir Mi?

Baştan bellidir: Her 10 Kasım'da, medyanın tabiriyle, Atatürk'ü 'özlemle' anarız. Anmak gayet normal tabii... Hiç itirazım yok. Ama iş "özlem" faslına geldi mi... Orada durup düşünmek gerek.
Neyi özlüyorsun?
Niye özlüyorsun?
Gündemin güneşten de sıcak konusu, Kürt Sorunu. Örneğin bu konuda Atatürk dönemini özlüyor musun?
Valla ben hiç ama hiç özlemiyorum.
Sebebini anlatayım mı?***
Liseyi bitirdiğimde sadece 1925'teki Şeyh Sait İsyanı'nı biliyordum. O da 'Kürt İsyanı'ndan ziyade, yabancı devletlerin kışkırtmasıyla harekete geçen 'şeriatçıların isyanı' gibi öğretilmişti. Yeşil bayraklar filan...
Üniversitede sosyoloji okudum ama kimse Kürt Sorunu'ndan söz etmedi.
Ne zaman PKK saldırıları başladı, o vakit işin rengi değişti. Sadece ben değil, bütün arkadaşlarım allak bullak oldu. Cehaletimizi biraz olsun kırmak için okumaya başladık.
Baktık ki olay bambaşka:
Ağrı İsyanı var; yıl 1930...
Dersim İsyanı var; yıl 1937...
"Dünyanın ilk kadın savaş pilotu" diye övündüğümüz Sabiha Gökçen'in, kadın-yaşlıçocuk demeden köylere bomba attığını öğrendik mesela.
Meğer bunlar büyük isyanlarmış.
O dönemde, irili ufaklı, toplam 16 isyan meydana gelmiş.
Bunları öğrenince, aldı beni bir düşünce.

***
Yaşadığım büyük hayal kırıklığını biraz olsun hayal edin lütfen:
İlkokuldan beri Atatürk döneminin ne kadar şahane olduğu öğretilmiş. Okuldaki ders yetmemiş, bir posta da evde dinlemişim... Gazete, radyo ve TV'de de aynı şey anlatılmış.
Derken Atatürk döneminde, Türkiye'nin neredeyse yarısının, sürekli savaş halinde olduğunu öğreniyorum.
İnanılır gibi değil!
Adeta filmlerdeki o ünlü repliğin tam tersi bir durum: "Senin annen bir melek değildi yavrum."
Böylece Atatürk dönemindeki 16 isyanın ne anlama geldiğini kavrıyorum: Kötü yönetim!
Belli işte: 1938'e kadar Türkiye çok kötü yönetilmiş. Cumhurbaşkanı Atatürk, Başbakan İnönü ve GK Başkanı Fevzi Çakmak, Kürt Sorunu'nu 'çözmeye' değil, 'yok etmeye' çalışmışlar.
Peki, başarmışlar mı?
Başaramadıkları apaçık.
Bütün bunları öğrendikten sonra ben Atatürk'ü nasıl özleyeyim? Onun dönemine nasıl 'Altın Çağ' diyeyim?

***
Geldik bugüne...
25 yıldır süren bir kirli savaş: 40 bin can gitmiş. En az 300 milyar dolar harcanmış. Sakatlıklar ve manevi kayıplar cabası...
Ama Meclis'ten inanılmaz bağırtılar yükseliyor:
CHP 'çözülmesin' diyor.
MHP 'çözülmesin' diyor.
Çeyrek asırdır süren acılardan hiç mi ders alınmaz yahu?
TSK önderliğindeki 'yok etme' stratejisinin başarısız olduğunu kabullenmek bu kadar mı zor Allah aşkına?
Olmadı işte.
Atatürk döneminde de olmadı, şimdi de olmadı. Bir de barışçıl çözümü denesek, ne kaybederiz?
Fransa ile Almanya yüzyıllarca savaştı. Birbirlerini doğrayıp durdular. İnanılmaz acılar çekildi.
Ama şimdi Avrupa Birliği'nin başat ülkeleri olarak işbirliği yapıyorlar.
Komşu olup da birbiriyle kapışmamış kaç devlet, millet ya da halk, grup var şu dünyada?
Akan kana bir yerde son vermek gerek. Sadece kan değil elbette... Öç duygularını da bastırmak şart!
Bendeki saflığa bakın ki vampirlere laf anlatmaya çalışıyorum.
Emre Aköz
Sabah Gazetesi 12,11,2009

Devamını BURADAN okuyun...>>>

1.11.09

...SOĞUK SAVAŞ ALIŞKANLIĞI

Eylem Planları: Bir Soğuk Savaş alışkanlığı...

Eğer bir ordu, bir muz cumhuriyetinin çeteden bozma silahlı gücü değilse, o zaman sağlam bir bürokratik yapısı vardır ve bu yapı sayesinde daima hazırlıklıdır.
Ne demek hazırlıklı olmak?
Asker için dost devlet yoktur. Daima potansiyel tehlikeler vardır. Hayali bir örnek vereyim:
Bulgaristan küçük bir ülke... Eskiden Sovyetler Birliği'nin himayesinde olduğu için Ankara'nın canını sıkan şeyler yapabiliyordu.
Tabii Genelkurmay da Bulgaristan'a ilişkin, 'işgal' ve 'savunma' planları geliştiriyordu.
Yani Bulgaristan'a saldırmak gerekirse ne yapacağız, o bize saldırırsa kendimizi nasıl savunacağız?
Derken Sovyetler çöktü. Bir süre sonra da Bulgaristan, Avrupa Birliği'ne girdi. AB değerlerini benimsedi.***
Peki, bu durumda, Genelkurmay, Bulgaristan'a ilişkin planları ne yaptı? Çöpe mi attı?
Asla! Planlar gözden geçirildi ve yeni duruma uyarlanarak tekrar rafa kaldırıldı.
Niye? Çünkü askerler, komşu ülkelerin rejimlerini önemsemez.
Şöyle düşünürler: 'Bugün demokrasiyle yönetiliyor ama ya öbür gün çılgın bir diktatörün eline geçerse?'
İşte bu yüzden askerler, diğer ülkeleri, rejimleriyle değil, ellerinde bulunan silahlarla değerlendirir.
Örneğin şimdilerde Suriye ile aramız çok iyi. Vize bile kalktı. Ama bugün Suriye, Ankara'yı vuracak menzile sahip üç beş tane füze alsın... 'Suriye Dosyası' anında indirilir ve yeni duruma göre güncellenir.

***
Yukarıda anlattıklarım olağan bir faaliyettir. Her ciddi ordu bunu yapıyor.
Bizimkinin sorunu ise benzeri bir planlamayı, kendi toplumuna yönelik olarak da yapmasında...
Her türlü siyasi oluşuma, (hadi 'düşman' demeyeyim) 'hasım' ya da 'müttefik' diye bakıyor TSK.
Bu yüzden de, örneğin her seçimden sonra, önce yeni durumu değerlendiren raporlar yazılıyor.
Ardından da bu raporların doğrultusunda, 'eylem planları' hazırlanıyor.
Geçenlerde medyaya yansıyan Eylül 2007 tarihli 'rapor' bunlardan biriydi. 22 Temmuz 2007 seçimlerinin ardından durumu değerlendiriyordu.
Sonra ne oldu? Hatırlayalım: 'Lahika 1' adı verilen eylem planı hazırlandı.
Bu plan ortaya çıktığında, Org. Büyükanıt, "Evet yapıldı ama uygulanması için onay verilmedi" demişti.

***
Bugün tartışılan 'Eylem Planı'da işte böyle bir çalışma... Hatta bunu arkasında, bir de 'değerlendirme raporu' olsa gerek.
Eylem Planı, Ocak 2009'da hazırlanmaya başlandığına göre, değerlendirme raporu büyük olasılıkla 2008 sonbaharında yazılmıştır. (Belki o da kamuoyuna yansır.)
Yani Eylül 2008'de Org. İlker Başbuğ görevi devralıyor ve bir süre sonra siyasete ilişkin 'değerlendirme raporu' hazırlanıyor. O bittikten sonra da sıra Eylem Planı'na geliyor.

***
Anladığım kadarıyla bu tür çalışmaları TSK mutat hale getirmiş. Bir alışkanlık olmuş.
Askeriyenin görev tanımına dahil olmamasına rağmen, o raporlar yazılıyor, planlar yapılıyor.
Herhalde bu alışkanlığı Soğuk Savaş döneminde, NATO'nun etkisiyle kazandılar. O zamanki planların hedefi sol kesimdi.
1960'larda Türkiye İşçi Partisi'ni, 1970'lerde Bülent Ecevit'in CHP'sini hedef almışlardı.
Zaten sola karşı MHP'yi ve Komünizmle Mücadele Derneği'ni kullandıklarını biliyoruz.
Benzeri çalışmaları bugün de yapıyorlar. Bazı çokbilmişlerin, "Efendim, TSK cumhuriyeti koruyor" demesine bakmayın. Askerler suç işlediklerini bal gibi biliyorlar. Yoksa bu telaş niye?

EMRE AKÖZ SABAH 1,11,2009

Devamını BURADAN okuyun...>>>



Snap Shots

Get Free Shots from Snap.com
 
^

Powered by BloggerAK Medya Haber Yorum Analiz by UsuárioCompulsivo
original Washed Denim by Darren Delaye
Creative Commons License