10.1.10

SİVİL VESAYET OLUR MU?

Reşadiye Vesayeti

Bizde “entelektüel bir müeyyide” çalışmaz, bizim aydınlarımız, saçmalayanları, bir haksızlığı desteklemek için manasız kavramlar uyduranları, kendi kendilerini gülünçleştirenleri, kavramları utanmazca pespayeleştirenleri ayıplayıp dışlamaz.

Entelektüel âlemde böyle bir “ayıklama” doğal biçimde gerçekleşmediğinden cehalet arsızlığa dönüşür burada.

Bakarsınız, karşınıza “sivil vesayet” gibi biraz zekâsı ve bilgisi olan herkesi utandıracak kavramlar çıkar.

Ne demek vesayet?

Aklını kullanamayan ya da kullanamadığı varsayılan birinin karar vermesini engelleyip, onun yerine karar verme hakkına sahip olmaktır vesayet.

Vesayet altında olan kendine “vasilik” edeni seçecek durumda da değildir, ona kimin “vasilik” edeceğine başkası, ondan daha “güçlü ve akıllı” biri karar verir.

“Askerî vesayet” olur.

Elinde silahı olan asker, halkın “doğru karar veremeyeceğine” hükmedip, halkın adına zorbalıkla karar verir.

Biz yıllarca böyle yönetildik.

“Sivil vesayet” olmaz.Bir halkın kendi aklıyla, isteğiyle, iradesiyle seçtikleri o halkın “temsilcileri” olur, “vasisi” olamaz.

İrade ile vesayet kavramı yan yana durmaz çünkü.

Vesayetin olması için “iradenin” olmaması gerekir.

Halkın seçtiği adam halkın vasisi nasıl olacak?

Tabii sen, halkın verdiği oydan, halkın iradesinden, halkın aklından hoşlanmıyorsan, cumhuriyet kurulduğundan beri süren “askerî vesayet” devam etsin istiyorsan, o askerî vesayetin komutanlarıyla baş başa gizli görüşmeler yapıyorsan, o askerî vesayetin sürmesi için “halkın iradesini” gayrı meşru gösterecek kavramlar uydurursun.

Askerî rejim muhafızlığını sürdürebilmek için saçmalamayı göze alıp, halkın kendi iradesiyle kendini vesayet altına soktuğunu iddia edersin.

Defalarca sokakları kışkırtıp, devlet içinde gizli birimler kurup, faili meçhul cinayetlerin önünü açıp darbe yolunu hazırlayan bizim ordunun “asıl yüzü” ortaya çıkmaya başladığından beri bazı gazetelerde ve bazı gazetecilerde büyük bir rahatsızlık belirdi.

Bunlar açıkça bu “kirli” işleri savunamıyorlar.

Henüz yüzsüzlükleri o seviyeye ulaşmadı.

Bunu söyleyemedikleri için Ergenekon’un yakalandığı, kozmik odalara girildiği, anayasa değişikliğinin gündeme geldiği, Kürt açılımının tartışıldığı dönemin sivil iktidarını durdurmak ve geriletmek için ardı ardına saçmalıklar uyduruyorlar.

AKP basına baskı yapıyormuş, sivil vesayet varmış.

Öyle mi?

Sanırım, AKP’nin bu büyük baskısı yüzünden sizin gazeteleriniz Dağlıca baskınlarıyla, Aktütün baskınlarıyla hiç ilgilenmedi.

Herhalde, Ergenekon soruşturmasını görmemeniz ve sulandırmanız için size AKP baskı yapıyor.

AKP’den çok korktuğunuz için bulunan cephaneliklerle, suikastlarla, andıçlarla, belgelerle pek ilgilenemiyorsunuz.

Sizi AKP geceleyin köşe başlarında yakalayıp çok mu korkutuyor, onun için mi Ergenekon konusundan bu kadar çekiniyor, onun için mi cuntalardan söz edemiyor, onun için mi Kafes planını görmemek için gazete sayfalarıyla televizyon ekranlarında o kadar çok kıvranıyor, kıvrılmaktan mafsallarınızı aşındırıyorsunuz?

Koç Müzesi’ne yerleştirilen bombayı koyanları görmemeniz için AKP mi sıkıştırdı sizi?

Şu bizim önceki gün belgelerini yayımladığımız Reşadiye baskınıyla ilgili kuşkuları dile getirmenizi, birinci sayfalara, ekranlara taşımanızı o “sivil vesayetçi” AKP mi önledi?

Siz “Reşadiye vesayeti” altında mısınız?

Sizi susturuyor mu AKP, sizi konuşturmuyor mu?

Siz aslında darbe planlarına, andıçlara, suikastlara, karargâh evlerine, gizli cephaneliklere, fişlemelere çok karşısınız da AKP’den korktuğunuz için mi o güzel sesiniz bir türlü bizlere ulaşamıyor?

Vah canlarım, vah yavrularım.

Ay nasıl korkutmuş bu kötü AKP sizi, sizi nasıl Kafes vesayetine, andıç vesayetine, Reşadiye vesayetine sokmuş?

Siz halbuki çok demokratsınız değil mi, askerî vesayete karşısınız değil mi, hatta belki solcusunuz değil mi, ah şu gözü kör olasıca AKP olmasa siz bu darbe planları hakkında neler neler söylersiniz değil mi?

Sivil vesayet insanı böyle yapar işte benim tatlı bülbüllerim.

Şakımak ister de şakıyamazsınız.

Ama bir de şöyle düşünün.

Ya bu AKP de olmasaydı neyin arkasına saklanacaktınız? AKP’yi önünüzden çekiverseler gerçek yüzünüzle siz kalabalıkların önüne nasıl çıkacaktınız?
ahmet altan taraf
10 Ocak 2010 13:50

Devamını BURADAN okuyun...>>>

TEMİZÖZ DAVASINDA KANLI İTİRAF

"Kulaklarını kesip Tesbih yaptım"

Albay Temizöz'ün de yargılandığı davada sanıklardan eski PKK itirafçısı Adem Yakin'in sözleri duyanları ürpertti.Ajanlıkla suçlanan bir çobanın kafasını kıl testereyle kestim. Öldürdüğüm insanların kulaklarını kesip, tesbih yaptım...

Aralarında Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz ve Cizre eski Belediye Başkanı Kamil Atağ’ın bulunduğu Şırnak’taki faili meçhul cinayetlerle ilgili Diyarbakır’da görülen 7 sanıklı davanın 7. celsesi, önceki gün yakalanan firari sanık Kukel Atağ’ın ifadeleriyle başladı. Davaya, tehdit tartışmaları ve ürkütücü açıklamalar damgasını vurdu.

Tanıklara baskı iddiası

Faili meçhul cinayetlerde ölenlerin yakınlarının ifadelerinin ardından söz alan müdahil avukatlar, önceki celse ortaya çıkan iki sürpriz tanığın, baskı gördükleri gerekçesiyle ifadelerini geri çektiğini öne sürdü. Avukat Güray Dağ, “Rabia ve Asker Pökön isimli kişilerin kendiliklerinden Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek olayın oluşuna uygun olarak ifade verdikleri halde daha sonradan bu ifadeleri yönlendirme sonucu verdiklerine dair dilekçe göndermiş olmaları da mağdur ve tanıklar üzerinde baskıların devam ettiğini göstermektedir, ayrıca söz konusu kişilerin vermiş oldukları dilekçeler yönlendirmenin nasıl ve kimler tarafından yapıldığını da göstermektedir" dedi.

Savunmalara devam eden avukatların beyanları tansiyonu yükseltti. Sanıklardan Abdulhakim Güven, avukatların savunma haklarını ellerinden aldığını öne sürdü. Sanıklardan eski PKK itirafçısı Adem Yakin’in sözleri ise duyanları ürperttiTerör makinesi yaptılar

"Ben efsanevi bir adamım. Beni Genç Osman diye yetiştirdiler. Terör makinesi haline getirdiler" diyen Yakin şunları söyledi: "Ben PKK terör örgütünün içerisinde yer aldığım süreçte Dişsiz Mahmut isimli komutanın emrinde iken onun talimatı doğrultusunda ajanlıkla suçlanan bir çobanı kıl testere ile boğazını kesmek suretiyle öldürdüm. Silahlı çatışmalarda öldürdüğüm insanların kulaklarını kesip, kaynatıp ardından tuzlayıp tesbih yaptım. Köy köy dolaştırdım. Bu yaptıklarımın haddi hesabı yoktur. Ben bunları inandığım değerler uğruna, PKK terör örgütü uğruna yaptım."

CEMAL YÜZBAŞI DA ORADAYDI

Asker ve Rabia Pökön çifti, savcılığa verdikleri dilekçede, İbrahim Danış'ın öldürülmesiyle ilgili şu ifadelerde bulunmuştu: ''1994 kış başlangıcıydı. Bir sabah askerler ve korucular mahalleye geldi. Komşumuzun da avlusuna girmişlerdi. Aramızdaki duvarın yüksekliği az olduğundan avluyu görebiliyorduk. Gelenlerin hepsi arada toplanmışlardı. İçlerinde daha önceden tanıdığım simalar vardı.

Bunlardan Kamil Atağ, Kamil Saçan, Resul'un oğlu Abdullah, Tamer Atak ve Kamil Saçan'ın oğulları vardı. Ayrıca Cemal Yüzbaşı ve kalabalık bir asker ile korucu topluluğu vardı. Yanlarında bir şahıs getirmişlerdi. Sıvacılık yapan İbrahim isimli şahıstı. Daha sonra Tamer Atağ elindeki kalaşnikofla İbrahim'e 3 el ateş etti. İbrahim yere düştü...''

BEYAZ TOROS GERiLiMi

Mağdur avukatlarından Tahir Elçi, Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı'nın bahçesinde beyaz renkli Toros marka bir otomobilin zırhlı araçla birlikte çekilmiş fotoğrafının göstererek, "Cemal Temizöz bize bunu açıklasın. Nedir bu. Yoksa savunmaları bize inandırıcı gelmeyecek" diyerek fotoğrafı mahkeme heyetine sundu. Temizöz ise savunmasında Elçi'nin mahkemeye sunduğu fotoğrafa atıf yaparak, "Bu araç personelin, yakalanıp el konulmuş bir araç olabilir.

Fotoğrafın ne zaman çekildiği belirlensin. O dönem Şırnak'ta pek çok benzer şekilde Toros marka araç bulunuyordu. Biz kimseyi öldürmedik" dedi. Temizöz savunmasının devamında avukatlardan Rıdvan Dalmış, Tahir Elçi ve Güray Dal'ın bulundukları beyanlarda avukatlık sınırını aşarak, kendi şahsına yönelik hakaret ettiğini öne sürerek bu 3 avukat hakkında suç duyurusunda bulundu.

Kamil Atağ tehdit etti

Sanıklardan Kamil Atağ’ın avukatlara yönelik sözleri ise gerilimin artmasına neden oldu. Atağ, ìHerkesin birbirine saygılı olması ve mağdur tarafı hukuk dışına çıkılmadan tarafımıza hitap edilmesini talep ediyorum. Bundan sonraki duruşmalarda hukuk dışına çıkılması durumunda ben de Kamil Atağ olarak cevapsız kalmayacağımı söylüyorum" dedi. Atağ’ın bu sözlerine avukatlar tehdit olduğu gerekçesiyle tepki gösterdi. Son sözü alan sanıklardan Albay Cemal Temizöz ise kişilik haklarına saldırı yaptıkları gerekçesiyle iki avukat hakkında suç duyurusunda bulundu.

Tutukluluk halleri sürecek

Bu arada fenelaşan sanıklardan Hıdır Altuğ, salondan çıkarıldı. Tüm tarafları dinleyen mahkeme, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına kara vererek duruşmayı erteledi.

bugun.com.tr

Devamını BURADAN okuyun...>>>

5.1.10

BİLMEMİZİ İSTEMİYORLAR

Bilmenizi istemiyorlar

Türkiye, demokrasiyle yönetilmiyor...

Sivil toplumun katılımı ve seçilmiş parlamentonun eliyle yapılmış bir Anayasa, devlet-toplum ilişkisini belirlemeye başlayıncaya kadar da demokrasiyle yönetilmeyecek.

O güne dek, ancak özürlü bir demokrasiden söz edebileceğiz bu ülkede.

Anayasa ve ona bağlı yasalarla güvenceye alınmayan, aksine sakatlanan, engellenen bir demokrasi ve hukuktan söz edebileceğiz...

Günümüzde bir demokrasiyi “demokrasi” yapan en önemli kıstaslardan biri, devlet aygıtının ne denli şeffaf, dolayısıyla ne denli denetime açık olduğudur.

Demokratik devletlerin “gizlilik zırhı” kalın değildir; “ulusal güvenlik” gerekçesinin dışında, devleti boydan boya kuşatan, kalıcı, delinmez bir zırhtan söz edilemez.

Devletin, bazı bilgileri “ulusal güvenlik” gerekçesiyle potansiyel düşmanlardan, dolayısıyla toplumdan belli bir süre için “gizli” tutma hakkı vardır...

Ama bu hakkın sınırları, demokratikleşmeye koşut olarak sürekli daralır.Devletin gizlilik zırhı inceldikçe, kamuoyunun bilme hakkının sınırları genişler, şeffaflık ve demokrasi artar.

Avrupa’da, Amerika’da anayasaların ve yasaların değişim macerası, “devlet sırları” ile “toplumun bilgisi” arasındaki ters orantının bilgiden ve toplumdan yana değişmesinin hikâyesidir aynı zamanda.

Doğu Avrupa’nın “Sovyetik” zincirlerini kırıp “özgür” dünyaya katılmasında, kamuoyunun bilme hakkına saygı, en az çok partili demokratik düzen kadar belirleyici olmuştur.

Bugünün Türkiyesi’ne, bu macerayı bilerek bakınca, uzun vadede iyimser olmak için çok nedenimiz var ama mevcut tablo iç karartıcı.

Mesleklerinin gereğini yaparak kamuoyunun bilme hakkından yana çıkan iki gazeteci arkadaşımızın başına gelenler, bu tabloyu dün bize yeniden hatırlattı.

Derin devletin karanlık dehlizlerinde neler döndüğünün ortaya çıkarılması çabasını kararlılıkla sürdüren Star gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar, bu çabanın en başarılı ürünlerinden biri olan Operasyon Ergenekon adlı kitabı nedeniyle bir yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı.

Bu cezanın, bir yıl üç aylık bölümü “gizliliği ihlal” gerekçesine, yani kamuoyunun bilme hakkını, mevcut Anayasa ile dahi çelişecek kadar dar sınırlara mahkûm eden Türk Ceza Kanunu’nun 285’inci maddesine dayandırıldı.

Dahası, suça ve cezaya hükmeden yargıç, Şamil Tayyar’ın söz konusu kitabı “çok düşünerek hazırladığını,” “bilinçli bir şekilde yazdığını” ifade ederek mahkeme salonunu bir “sit-com” sahnesine dönüştüren cümleler sarf etmekten de geri durmadı.

Sayesinde, 2009 sonu Türkiyesi, devletin bulaştığı suçların “gizlilik zırhı” ardında toplumdan gizlenmesini önlemeye çalışarak mesleğine sadakat gösteren bir gazeteciyi “düşünerek” ve “bilinçli şekilde” yazdığı için hapis cezasına çarptırabilen bir hâkimin ülkesi olarak tarihe geçebilir artık...

Esasen, bu hâkimin kararı açıklarken yaptığı konuşma, Şamil Tayyar hakkındaki hükmün “demokrasi” ve “hukuk” kıstasları içinde eleştirilmesini neredeyse fuzuli kılacak türden bir operasyonun bizatihi göstergesi sayılabilir.

Nitekim Tayyar da, mahkûmiyetini yorumlarken “Bir yerlerden düğmeye basıldığı anlaşılıyor” dedi.

Tayyar’a bu sözü söyleten, onun adliyeden ayrıldığı saatlerde, Taraf muhabiri Mehmet Baransu’nun bir başka adliyede, hakkında “tutuklama talebi” ile bekletiliyor oluşuydu.

Baransu, Kafes Planı’nı ortaya çıkardığı, yani bu toplumu, kendi çocuklarının canına kast etmiş bir eylem planından haberdar ettiği için dün savcılığa ifade vermeye çağrılmıştı.

Ve savcının amacının, Baransu’nun “ifadesini dinleyip, gerekirse dava açmaya karar vermek” ile sınırlı olmadığı hemen anlaşıldı.

Arkadaşımız, herhalde “her an yeni bir haber yapabilir” korkusuyla, tutuklanmak üzere mahkemeye sevk edildi.

Hâkimin sağduyusu galebe çalmasa, eşi dokuz aylık hamile olan Baransu dün cezaevine girecek ve belki de ikinci çocuğu, kamuoyunun bilgilenme hakkına hizmet eden bir gazeteciyi haber yazdığı için tutuklayan bir 2010 Türkiyesi’ne açacaktı gözlerini...

Evet, bu ülke özürlü bir demokrasi.

Bu ülkenin sağlam bir demokrasi olmasının önündeki en büyük engellerden biri, “toplumu değil, devleti koruma” mantığıyla yapılmış Anayasa ve yasalar ise, diğeri de “önce adalet” yerine “önce devlet” diyen, birileri düğmeye bastığında gereğini derhal yerine getiren yargıç ve savcılardır.

Onlar, devleti “ulusal güvenlik” ile gerekçelendirilmesi imkânsız olan ve bu toplumun güvenliğine, hayatına, geleceğine dönük tehlikelerin bu toplumdan saklanmasından başka bir işe yaramayan bir gizlilik zırhıyla korumaya çalışıyorlar.

Onlar, devlet içindeki birilerinin karanlık işlerini, suçlarını, yazdığı kaos senaryolarını, yaptığı darbe ve suikast planlarını sizin bilmenizi istemiyorlar.

Bunları bilmeniz için uğraşan gazetecileri, gözdağı verip sindirmeye, susturmaya uğraşıyorlar.

Daha çok uğraşırlar...

Nafile uğraşırlar...

Yasemin Çongar - 25.12.2009 TARAF

Devamını BURADAN okuyun...>>>

ERGENEKON YALANLARI

En popüler Ergenekon yalanları

Bazılarının Ergenekon’a bakışları Var Mısın Yok Musun yarışmacılarının kutulara bakışlarına benziyor. İddianamelere uzaktan bakıyorlar ve kanaatlerini açıklıyorlar: Boş hissediyorum. Var Mısın Yok Musun’daki tecrübeli yarışmacılar bile önceki haftalarda o kutuda 500 bin çıkıp çıkmadığını dikkate alarak dolu ya da boş hissederken, beş darbe, pek çok darbe girişimi, yüzlerce fail-i meçhul cinayet görmüş ülkenin bir kısım kanaat önderi bu kadarcık bir rasyonaliteye karşı bile şifacı kocakarılar kadar soğuk ve mesafeli kalabiliyor.

Neo-concuların İngiliz gazeteciye sipariş ettiği rapor kadar Ergenekon’u bilenlerle Ecevit Kılıç’ın kitabından Gladyo’yu anlamaya çalışan bir İtalyan arasında da pek fark yok...

Bir tarafta kendini Norveç fiyortlarındaki dingin kasabada bir balıkçı kulübesinde yaşar zannedip bir türlü “olan bitene bir anlam veremeyenler”, “bu kadar da olur mu canım” diyenler...

Diğer tarafta “Kurumlar arası çatışma var, nereye gidiyoruz” derken hükümet ile ordu arasında zaten kurumlar arası bir ilişki olamayacağını, ordunun hükümet kurumunun altında bir şube müdürlüğü olduğunu kabul etmemekte ısrarcı olanlar...Ne 3. Ordu’dan Kemal Kılıçdaroğlu’na servis edilen sahte belgeler, ne de Genelkurmay’dan dost medyaya sızdırılan Özel Harpçi subay ifadeleri dertlerine çare olur...

Geriye birkaç Ergenekon yalanı kalıyor. Küçük bir mıntıka temizliği zamanıdır.

İşte en popüler Ergenekon yalanları ve az popüler Ergenekon gerçekleri


“Savcılara göre Ergenekon’un bir numarası Yalçın Küçükmüş.”

Geçen hafta bu yalan yüzünden Ahmet Hakan da Ergenekoncu saflara katıldı. Yazık oldu. Halbuki gerçek, bir hukukçu görüşü kadar uzaktaydı. Evet, 3. İddianame’de bir numaralı sanık Yalçın Küçük. Birinci İddianamede General Veli Küçük’ün önünde emekli astsubay Oktay Yıldırım. İkinci iddianamede ise Şener Eruygur. Peki, kim Ergenekon’un gerçek bir numarası: Küçük mü, Yıldırım mı Eruygur mu? Doğru cevap: Hiçbiri. Çünkü İddianamelerde sanıkların adları önem sıralarına göre değil tutuklanma tarihine göre sıralanıyor. Yalçın Küçük’ün 1 numaralığı erken tutuklanmasından... Başka bir numarası yok yani...


“Aslında F tipi polisler belgeleri çaktırmadan cebe, çekmeceye sokuyor, silahları önceden gömüp sonra da buluyor.”

Bu yok satan komplo teorisi aylar önce hem de Genelkurmay Karargâhı’ndaki bir askerî mahkemede çöktü. Ergenekon zanlısı ve silah çalmaktan askerî mahkemede yargılanan Yarbay Mustafa Dönmez, suçu yine çağımızın ‘kızıl komünisti’ Fethullahçı mihraklara attı. Silahları evine onlar yerleştirmiş. Bombaları Zir Vadisi’ne onlar gömmüştü. Mahkemede Dönmez’in evindeki polis aramasına refakat eden, bir albay, lojman görevlisi bir yüzbaşı, bir teğmen dinlendi. “Polislere güvenemediğim için başlarından ayrılamadım” diyen albay dâhil bütün subaylar silahları polisler koydu iddiasını yalanladı. Sonra Zir Vadisi’ndeki cephaneliği gösteren krokinin Dönmez’in elinin mahsulü olduğu ortaya çıktı. “Zaten bunlar da f-tipi askerler” diyenlere ise çok geçmiş olsun...


“Bu adamlar bu kadar salak mı ki silahları gömüyorlar sonra krokileri de evlerinde saklıyorlar.”

Çünkü bu krokiler devletin çok gizli resmî belgeleri ve aslında her şey gayet resmî. Bu yüzden kimse yasadışı bir şey yaptığını düşünmüyor. Resmî krokiler onların suç işlemediğinin de delili. Elinde yakalanana kadar kimse de krokilerin üstüne bir bardak soğuk su içmiyor. Kim salak?


“İddianame çok karışık, çok kötü yazılmış.”

Günaydın. Türkiye’deki bütün iddianameler çok karışık ve kötü yazılıyor. Memleketteki iddianame yazma stili böyle. Mesela DTP’yi kapattıran iddianamede bir çoban parti yöneticisi gibi gösterilmiş. PKK karşıtı Nasname sitesinden PKK’nın sitesi gibi delil çıkartılmış. Anayasa Mahkemesi iki yıl dosyayı incelemiş, görememiş. Hrant Dink’i ölüme yollayan iddianameyi koskoca Yargıtay Yüksek Kurulu inceledi, bir ilkokul öğrencisi düzeyinde kavrayış gösteremedi. Memleketin 100 yıllık pisliğiyle baş başa kalmış, herkesin çabuk ol diye bağırdığı üç- beş savcı ne yapsın.


“İddialar telefon kayıtlarına dayanıyor, başka delil yok.”

İddianamelerden bir kozmik odayı dolduracak kadar “çok gizli” ibareli resmî belge çıktı. Yine de salkım saçak örgütlenmiş, kökü Ankara’dan çıkan bir örgütün beşinci kongre tutanaklarını bulamayan savcılar hatalı. Sanıkların gözaltına alınmadan önce yaptıkları son konuşmalarda birbirine “Aman bu sim kartı yok et” dediği telefon konuşmalarından delil olmazsa, süper polisiye olur. Hiç düşündünüz mü cep telefonu çıktıktan sonra işkence oranlarının neden düştüğünü? Çünkü eskiden iddianameler işkenceyle alınmış ifadeler üzerine kurulurdu. Artık dikkatsiz sanıkların itirafları polis ve savcıya geriye dönük bir telefon dinleme kaydı kadar yakın. O yüzden de artık bütün dünyadaki iddianameler Alo sesiyle, açılıp MSN J gülücükleriyle kapanıyor.


“İki tabancayla darbe mi olur?”

Tek tabancayla Birinci Dünya savaşını çıkardı bir Sırp milliyetçi. Peki, söyleyin 28 Şubat’ta darbe yapılırken tek bir silah patladı mı? Şu ana kadar hep yer altındaki, gayrı resmî silahlar yakalandı, ya yer üstündeki, kayıtlı olanları?

Yolu açın, savcılar Matrix’in ana kumanda odasına doğru ilerliyor.
Yıldıray Oğur MANİFESTOM

Yıldıray Oğur 5/1/2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

DEVLET SIRRINA SUÇ SINIRI

Devlet sırrına suç sınırı

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi: Devlet sırrı diye arama yapılmaması, suçluların korunduğu sonucunu doğurur ki, bu da hukuka güveni sarsar

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Seferberlik Ankara Bölge Başkanlığı’nda hâkim nezdinde gerçekleştirilen aramayla ilgili karara yapılan itirazı reddetti. Ret kararında, “Bu yerin, devlet sırlarının saklandığı yer bile olsa, arama yapılmasına yasal bir engel yoktur” ifadelerini kullanan mahkeme, bazı sınırlamalar da getirdi. Mahkeme, arama tamamlandığında “tutulacak tutanağın sadece suça konu delillerle ilgili bilgi ve belgelerle sınırlı olmasını” kararlaştırdı.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi ret kararını açıklarken önemli tesbitlerde de bulundu. Hâkimlikçe verilen karar ve buna bağlı olarak yapılanların, CMK’nın 125. maddesi kapsamında bulunan devlet sırrı niteliğindeki belgeleri inceleme ve tutanağa geçirme işlemi olmadığı, hâkimlikten de bunun istenmediği anlatılan kararda, şunlar kaydedildi: “Yapılan işlem ve eylemler, alınan ihbar ve iletişimin dinlenmesi sonucu bazı belgelerin imha edildiği yönünde duyumlara ulaşılması üzerine diğer yerlerin yanında devlet sırrı niteliğinde bilgi ve belgelerin bulunduğu odada da iddia edilen suçla ilgili arama yapılmasıdır.Yoksa, bizatihi devlet sırrı niteliğindeki belgeleri incelemek ve tutanağa geçirmek değildir. Belki yapılan soruşturmanın niteliği, arama sırasında devlet sırrı niteliğindeki bazı belgelerin içerisinde de arama yapılmasını gerektirmiş olabilir. Ancak bu arama sırasında devlet sırrı niteliğindeki gizli bilgi ve belgelerin öğrenilmesi durumunda, bu bilgilerin hiçbir suret ve şekilde tutanak ve kayıt altına alınmaması gerekir. Sadece rastlanıldığı takdirde suçlama konusuyla ilgili olan ve dolayısıyla devlet sırrı niteliğinde değerlendirilemeyecek bilgi ve belgelerin tesbit ve muhafazasıyla ilgili işlemlerin yapılması gerekir.

Deliller gizleniyor izlenimi
CMK’nın 125. maddesi kapsamında, devlet sırrı niteliğindeki belgelerin incelenmesinin kovuşturma aşamasıyla sınırlı olduğu ve ancak hâkim veya mahkemece yapılabileceği iddia edilmekteyse de, yürütülen bir soruşturma sırasında CMK’nın 162. maddesi çerçevesinde zanlıların görev yaptığı yerde arama yapılmasının, isnat edilen suçların niteliği, olayın vahameti ve delillerin karartılması ihtimali nazara alındığında, bu yerin, devlet sırlarının saklandığı yer bile olsa, arama yapılmasına yasal bir engel bulunmadığının kabulü gerekir. Aksine düşünce, devlet sırrı kavramının arkasına saklanılarak, suç delillerinin gizlenmesi ve bilahare yok edilmesine zemin hazırlandığını akla getirebilir.

Hukuka güven sarsılır
Bu gibi zan ve düşüncelerin ortadan kaldırılabilmesi için hakim güvencesiyle devlet sırrının saklandığı mahallere girilerek, devlet sırlarına zarar verilmeksizin, suçla ilgili delillerin araştırılması, hukuk devletine ve arama yapılan kuruma olan güveni arttıracaktır. Devlet sırlarının bulunduğu yerlere, salt bu nedenle hiçbir gerekçeyle ve hiçbir şekilde girilip araştırma yapılamaması devlet sırrı niteliğinde olmayan ve suç teşkil eden fiillerin bu gibi mahallerde gizlenmesi ve faillerinin de soruşturma ve kovuşturmadan kurtulması sonucunu doğurur ki bu da hukuk devleti ilkesine olan güveni sarsacağı gibi söz konusu kurumun da zan altında kalmasına sebebiyet verebilir.”
TARAF 5/1/2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

KOZMİK ARAMAYA MERMİ

Kozmik aramaya Mermi postası

Özel Harp hakimi ve savcısına yönelik tehditler ayyuka çıktı...

Arınç suikastıyla ilgili Özel Kuvvetler'e bağlı Seferberlik Ankara Bölge Başkanlığı'nda arama yapan hakim Kadir Kayan'a ve soruşturmayı yürüten savcı Mustafa Bilgili'ye içinde kalaşnikof mermileri bulunan iki ayrı mektup gönderildi. Zarfların içerisinden birer tehdit notuyla birlikte 8'er adet kalaşnikof mermisi çıktı. Mermi sayısında mesaj var. Mektup Ankara'dan postalanmış. Uzmanlar mermilerin menşeini araştırıyor.

Seferberlik Bölge Başkanlığındaki arama ve soruşturmayı sürdüren Cumhuriyet Savcısı ile hakime gönderilen zarflardan mermi çıktı.Alınan bilgiye göre, hakim Kadir Kayan ve savcı Mustafa Bilgili'ye gönderilen zarf içerisinden 8'er adet Kaleşnikof mermisi çıktı. Zarfların Ankara'dan postalandığı belirtildi.

Olayın ardından Ankara Terörle Mücadele Şubesi ekipleri inceleme başlattı.

Mektuptaki mermi sayısının ve Seferberlik Tetkik Kurulu'nda gözaltına alınıp bırakılan asker sayısının da 8 olması dikkat çekti.
aktifhaber.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

4.1.10

ERDOĞAN'A SUKAST PLANI

İnzibat elbisesiyle Başbakan'a suikast planı

Türkiye günlerdir Cumhurbaşkanına, başbakana ve kabine üyelerine varan suikast iddialarıyla çalkalanıyor. Yayınladığı, gündem oluşturan ses kayıtlarıyla adından sıkça sözettiren haber sitemiz, Başbakan Erdoğan'a yönelik suikast iddialarının ciddiyetini ortaya koyan şok bir ses kaydı daha ele geçirdi.

Şok ses kaydına göre, 2009 YAŞ'ta tuğgeneralliğe terfi eden dönemin Edirne Keşan 102. Topçu Alay Komutanı Kurmay Albay F. Ö., emrindeki Astsubay M. Ş.'ye Başbakanı öldürmesi talimatını veriyor. Ergenekoncu Veli Küçük'ten “komutanım” diye sözeden Albay Ö., Astsubay Ş.'ye, bu suikasti gerçekleştirmesi halinde Ogün Samast gibi kahraman olmakla birlikte 500 milyar da para alacağını söylüyor.“OGÜN SAMAST GİBİ KAHRAMAN OLACAKSIN”
Habervaktim'in elde ettiği şok ses kaydında Astsubay M. Ş., Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a suikast düzenlemek için kendisine 500 milyar teklif edildiğini, bunu kabul etmeyince TSK'dan uzaklaştırılmak istendiğini iddia ediyor. Başbakan'ı öldürmesi için Alay Komutanı Kurmay Albay F. Ö.'nün kendisine baskı yaptığını söyleyen Astsubay Ş. ses kaydında, “Bütün borçlarımı ödeyecekti. Bana, Ogün Samast olacaksın, dedi. Kahraman olacaksın, dedi” ifadelerini kullanıyor.

KOLLUKLU RESMİ ELBİSE İLE VURUP LAİKLİĞİ KURTARACAKMIŞ
Astsubay Ş.'nin ses kaydında, Albay Ö'nün suikast planı bile hazırladığı anlaşılıyor: “Önce yaklaşacakmışım, resmi elbise ile kolumda inzibat kolluğum olacakmış. O şekilde. Ben öldürmek istemiyorum, dedim kendisine, ben öldüremem yani. Sonuçta Başbakan bizim Başbakanımız. Yapamam ben. Onu zor yapmak. Çok zor. Laikliği kurtaracakmışım. Laiklik gidiyor diyor. Laiklik elden gidiyor diyor. Koruyucusu görüyor, beni de kurtarıcısı olarak görüyor.”

“F. Ö. GENERALLİK SIRASINDAYMIŞ BENİ KORUYACAKMIŞ”
Kendisine yapılan teklifi kabul etmediği için baskı gördüğünü ve ordudan atılmak istendiğini söyleyen Astsubay Ş., kendisinin hiçbir vukuatının olmadığı halde ordudan atılmak istenmesine bölük ve tabur komutanlarının bile itiraz ettiğini söylüyor. Kendisine Başbakan'ı öldürmesi için teklif yapıldığında psikiyatriden aldığı 19 aylık raporlarının hatırlatıldığı ve bunun cezasının azaltacağının söylendiğini kaydeden Astsubay Ş., Albay Ö.'nün kendisine generallik sırasında beklediğini ve general olunca kendisini koruyacağını söylediğini belirtiyor.

PSİKİYATRİ RAPORLARI CEZASINI AZALTACAKMIŞ
“Ama yapamam ben. Baskı olarak yapacağı Silahlı Kuvvetler'den atmaktı. Onu yapıyor şu anda. Onu yapmaya çalışıyor, yani ben böyle bir şey yapmış olsam hapislerde çürüyecektim. Ama benim 19 ay psikiyatriden raporlarım var. O azaltacakmış. Kendisi bu yıl generallik sırasındaymış. General olacakmış. Kurtarıcı olarak ben varım, diyor. 102'de, 102'inci Alay'da Keşan'da. Yani Bölük Komutanı da benimle görüştü konuyu. Dosyada herhangi bir şey yok, dedi. Ama Komutan niye böyle yapıyor dedi. Bilmiyorum komutanım dedim. Benim dosyamda, bir tane bile şey yok böyle. Borçlarım var ama oda hapsim yok. Göz hapsim yok. Bir tane cezam yok. Hiçbir tane cezam yok. Hiçbir şeyim yok yani. Bu güne kadar almış olduğum bir tane savunmam yok.”

BÖLÜK VE TABUR KOMUTANLARI ATILMAMA KARŞI ÇIKTI
Astsubay M. Ş., “Alay Komutanı sormuş kendisine. Komutanım atamazsınız, demiş. Yani bir şey yok, demiş. Bugüne kadar borçlardan da atılır mı? demiş. Bir şey diyememiş, atacağım demiş. Ama benim atılmama Bölük Komutanı da karşı, Tabur Komutanı da karşı. Ama Alay Komutanı olduğu için sonuçta o karar verecek” ifadelerini kullanıyor.

“F. Ö. VELİ KÜÇÜK'E KOMUTANIM DİYOR”
Ortaya çıkan ses kaydında azmettiricilikle suçlanan Kurmay Albay Ö.'nün kendi başına hareket edeceğini zannetmediğini söyleyen Astsubay Ş. şöyle diyor: “Onun kendi başına olduğunu zannetmiyorum. Arkalarında mutlaka birileri vardır. Çünkü Veli Küçük'e komutanım diyorlar. Komutanım örnek alınacak kişi, diyor. Bak onları görmüyor musun? diyor. Ogün Samast'ı görmüyor musun? diyor. O bir kahraman, diyor, sen de kahraman olacaksın, diyor. Sen de bizim kahramanımız olacaksın diyor. Askeriyenin kahramanı olacaksın, diyor.”

ORHAN PAMUK'U DA ÖLDÜRECEĞİZ, BİZ DE YARIM İŞ OLMAZ
Albay Ö.'nün büyük ihtimalle Ergenekon'la bağlantılı olduğunu çünkü genelde Ergenekon'la ilgili kişilerden bahsettiğini de belirten Astsubay Ş., “Onları övüyor bana. Veli Küçük'ü övüyor. Ondan sonra bir tane albay var, kurmay albay. Yemin bastırıyormuş. Orhan Pamuk'u öldürtecekmiş. Onu öldürtecek, diyor. O da olacak, diyor. Biz de iş yarım kalmaz diyor. Ama ben yapmayacağım yani. Bunu yapmam imkansız bir şey. Bunu Alay Komutanı'na da söyledim. Olmayacak diye. Bir başkasını bulsunlar. Bu şekilde kahraman olmak istemiyorum, yapmayacağım. Söyleyecektim. Bütün olanları, anlatacaktım. Benden istedikleri şeyleri, hepsini iletecektim savcıya. Ben sadece rahat çalışmak istiyorum, başka bir şey istemiyorum” ifadelerini kullanıyor.



HABERVAKTİM.COM/ÖZEL

Devamını BURADAN okuyun...>>>



Snap Shots

Get Free Shots from Snap.com
 
^

Powered by BloggerAK Medya Haber Yorum Analiz by UsuárioCompulsivo
original Washed Denim by Darren Delaye
Creative Commons License