Dursun Çicek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dursun Çicek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.2.11

BALYOZCULAR TUTUKLANDI

Balyoz'da 163 tutuklama

Balyoz darbe planı davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi dün tarihi bir karar verdi. Emekli kuvvet komutanları Özden Örnek ve Halil İbrahim Fırtına ile muvazzaf generallerin de aralarında bulunduğu 133 sanık tutuklandı.
Fırtına ve Örnek, darbe girişimi iddiasıyla tutuklanan ilk kuvvet komutanları oldu. Mahkeme, duruşmaya gelmeyen davanın bir numaralı sanığı Çetin Doğan ile eski Genelkurmay 2. Başkanı Ergin Saygun ve Korgeneral Nejat Bek dahil 29 sanığın ise yakalanmasına hükmetti.

Tutuklu bulunan Albay Dursun Çiçek'le birlikte toplam tutuklama sayısı 163 oldu.Oybirliğiyle alınan karar, Ergenekon davasından tutuklu Albay Dursun Çiçek'in de yüzüne okunacak. Tutuklananlar arasında muvazzaf ve emekli 54 general bulunuyor. Gölcük Donanma Komutanlığı'ndaki aramalarda ele geçirilen yeni belgelerin dava dosyasına girmesi kararın alınmasında etkili olurken, tutuklama işlemi uzun saatler aldı. Korgeneral seviyesindeki sanıklar, görevli binbaşıya direnerek salona orgeneral istedi. Nöbetçi savcının da her bir sanık için ayrı ayrı müzekkere hazırlaması sebebiyle 21.00'de verilen tutuklama kararının uygulanması gece yarısını buldu. Bu sırada bazı sanık yakınları, hakimlere "Çocuklarınıza iyi sarılın bu gece." diye tehdit savurdu. Sanıklar ise ayağa kalkarak koro halinde Harbiye Marşı ve Deniz Harp Okulu Marşı'nı okudu.

Silivri'de görülen 'Balyoz' davasının dünkü duruşmasında Cumhuriyet tarihinde bir ilk yaşandı. Eski kuvvet komutanları Halil İbdahim Fırtına ve Özden Örnek, 'darbeye teşebbüs'ten tutuklandı. Duruşmada eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü'nün de aralarında bulunduğu 167 sanık hazır bulundu. Çetin Doğan ise dünkü duruşmaya katılmadı. Görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş, 180 sanığın, dosyaya dahil edilen yeni 43 klasör, delil durumu ve CMK'nın 100. maddesini gerekçe göstererek tutuklanmasını talep etti. Bunun üzerine ara veren Mahkeme Başkanı, tutuklama talebi olduğu için tutuksuz sanıkların duruşma salonundan ayrılmaması yönünde uyarıda bulundu.

Yaklaşık 4,5 saatlik aranın ardından kararını açıklayan mahkeme, Özden Örnek, Halil İbrahim Fırtına, Süha Tanyeri, Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç ve Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu'nun da aralarında bulunduğu 133 kişinin tutuklanmasına hükmetti. Mahkeme, aralarında Çetin Doğan ve Ergin Saygun'un da bulunduğu 29 sanık hakkında ise yakalama kararı çıkardı. Ayrıca yine duruşmaya katılmayan başka suçtan tutuklu sanık Albay Dursun Çiçek'in de tutuklama kararının yüzüne okunması için tutuklu bulunduğu cezaevi aracılığıyla mahkemede hazır edilmesine hükmedildi. Tutuklananlar arasında 54 muvazzaf ve emekli general bulunuyor. Mahkeme, 'delillerin henüz toplanmamış olması, kuvvetli suç şüphesi, adli kontrol hükümlerinin suç şüphesi karşısında yeterli olmayacağı, delilleri karartma ihtimali ile CMK 100. maddesindeki katalog suçlardan olmasını' tutuklama kararına gerekçe olarak gösterdi. Kararın okunması sırasında sanık ve sanık avukatlarının ayağa kalkmadığı görüldü.

HAKİMLERE TEHDİT: ÇOCUKLARINIZA İYİ SARILIN

Oybirliğiyle alınan kararın okunması bitmeden izleyici bölümünde bulunan sanık yakınları, verilen kararı alkışlarla protesto etti. Sanık yakınlarının hakimlere hitaben, "Çocuklarınıza iyi sarılın bu gece!" diye bağırdığı duyuldu. Kararın açıklanmasının ardından sanıklar hep bir ağızdan önce Harbiye Marşı'nı, ardından da Deniz Harp Okulu Marşı'nı okudu. Sanıkların kaçma ihtimaline karşı güvenlik önlemlerinin artırıldığı gözlendi.

Bu arada haklarında tutuklama kararı verilen muvazzaflar krize sebep oldu. Duruşma salonundaki muvazzaflar, aralarında korgereral rütbesinde asker bulunduğunu belirterek, "Size onu teslim etmeyiz. Buraya onu teslim almak için orgeneral gelecek." diyerek teslim olmayı reddetti. Ardından duruşma salonunun kapısı kapatıldı. Nöbetçi savcının, tutuklama kararını 133 sanık için ayrı ayrı müzekkere haline getirip cezaevine faks göndermesi beklendi. Bu sebeple sanıklar gecenin ilerleyen saatlerine kadar mahkeme salonunda tutuldu. 00.15 itibariyle hiçbir sanık cezaevine gönderilemedi.

Balyoz davası hâkimi: Burada TSK değil, şahıslar yargılanıyor

Balyoz darbe planı davasının görüldüğü İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin başkanı Ömer Diken, bir sanık avukatının, "Burada TSK yargılanıyor." sözlerine tepki gösterdi. Diken, "Burada yargılanan TSK değil. Şahıslara karşı açılmış bir dava." diye konuştu.

Duruşmada söz alan emekli Korgeneral Engin Alan'ın avukatı Ayhan Nacak, Özgür-Der, Rıdvan Kaya, Hamza Türkmen, Abdurrahman Dilipak ile Abdurrahman Koçoğlu ve Hukukçular Derneği'nin müdahillik taleplerinin reddedilmesi gerektiğini söyledi. İddianamedeki suçlamalardan zarar görmediği gerekçesiyle hükümetin de bu davaya katılma talebinde bulunamayacağını savundu. Nacak, "Burada suçlanan subay ve astsubayların bu planı yapacak yetenekte olmadığını düşünüyorum. Bahsedilen o kadar kötü bir plan ki, buradaki astsubay bile böyle bir planı hazırlamaz. Bu, subay ve astsubaylara hakarettir. Sözde darbe planını yazacak yetenekte hiçbir subay ve astsubay yoktur. O kadar kötü bir plandır ki, TCK'nın 301. maddesinin uygulanması gerekir. Orduya, subay ve astsubaylara hakarettir." şeklinde konuştu.

Bunun üzerine araya giren Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, bir şeyin altını çizmek istediğini belirterek, "Burada yargılanan TSK değil. Şahıslara karşı açılmış bir dava. Kişilerin bir kurumda çalışıyor olması, o kurumun burada yargılandığı anlamına gelmez. Dava, o kuruma açılmış sayılmaz. Burada, hakkında dava açılan gerçek kişiler yargılanıyor.'' ifadesini kullandı. Avukat Ayhan Nacak ise, "TSK'nın yüzde 15'i yargılandığı için benim şahsi kanaatim burada Türk Silahlı Kuvvetleri yargılanıyor." cevabını verdi.

Mahkeme, müdahillik taleplerini kabul etti

Balyoz davasının dünkü duruşmasında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, müdahillik taleplerini de karara bağladı. Mahkeme, gazeteci Abdurrahman Dilipak, Hamza Türkmen, eski İstanbul Vali Yardımcısı Ödemiş Kaymakamı Abdurrahman Koçoğlu, ÖZGÜR-DER, Hukukçular Derneği, ÖZGÜR-DER Başkanı Rıdvan Kaya'nın katılma talebini 'sanıkların üzerine atılı suçlamanın sabit olması halinde suçlamadan doğrudan zarar görme ihtimalleri olması' nedeniyle oybirliğiyle kabul etti. Bu şekilde vatandaşlar da darbe teşebbüsü davasına müdahil olmuş oldu. Sanıklar, müdahillek taleplerinin reddini istemişti. Çetin Doğan'ın avukatı Hüseyin Ersöz, müdahillik taleplerinin reddini istedi. Ersöz, "Bu davada mağdur olan, huzurda bulunan sanıklardır.'' dedi. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına da talebin reddedilmesi gerektiğini savundu. Dava 14 Mart'a ertelendi.

BÜŞRA ERDAL İSTANBUL - 12.02.2011 zaman.comtr

Devamını BURADAN okuyun...>>>

11.12.10

POYRAZKÖY EMİRLERİ GÖLCÜKTE

Poyrazköy Donanmada çıktı

10 çuval doküman ve dijital materyal arasında Poyrazköy'deki Ergenekon cephaneliğinin resmî belgeleri bulundu.
Gölcük Donanma Komutanlığı'nda döşemelerin altına yerleştirilen gizli belgeler arasında darbe planlarının yanı sıra Ergenekon cephaneliğini tescil eden resmî yazışmalar çıktı.

Askerî casusluk ve şantaj soruşturmasını yürüten özel yetkili savcılığın Gölcük Donanma Komutanlığı'nda yaptığı aramalarda ele geçirilen belgeler kamuoyunu dehşete düşürdü. Darbe planlarının yer aldığı belgelerin içeriğindeki ayrıntılar netleştikçe, soruşturmanın boyutları da ortaya çıkıyor.İstihbarat Şube Müdürlüğü'ndeki makam odasının zeminine yerleştirilen 10 çuval doküman ve dijital materyal arasında Poyrazköy'deki Ergenekon cephaneliğinin resmî belgeleri bulundu. Silahların değişik yerlerden getirilerek Poyrazköy'e gömülmesiyle ilgili yazışmaların altında Koramiral Kadir Sağdıç ve Albay Ali Türkşen'in imzalarının olduğu ileri sürülüyor. Belgeler arasında Albay Dursun Çiçek'in ıslak imzasını taşıyan 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı'yla ilgili ön çalışmalar dikkat çekti. Çalışmalarda üst düzey komutanların ıslak imzalarının da yer aldığı öğrenildi. Muhtemel darbe sonrası Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit'le eski komutan Metin Ataç'a yönelik planlar ise 'Yassıada'yı işaret ediyor. Darbe karşıtı komutanların yargılandıktan sonra Yassıada'ya sürgün edilmesi kararlaştırılmış.

'Kaos Planı'nın gerçek olduğu daha önce Jandarma Kriminal, TÜBİTAK, Emniyet Kriminal ve Adli Tıp tarafından 7 kez onaylanmıştı. Yeni çıkan dosyalar, planla ilgili kapsamlı bir ön çalışmanın yapıldığını ortaya koyuyor. Poyrazköy'deki silahların Türkiye'nin değişik yerlerinden getirilerek İstek Vakfı arazisinde gömülmesiyle ilgili resmi yazışmaların yer aldığı belgenin altında da Kadir Sağdıç ve Ali Türkşen'in imzalarının olduğu ileri sürülüyor. İstanbul'un Beykoz ilçesi Poyrazköy mevkiinde 21 Nisan 2009'da başlatılan kazılardan sonra 15'i dolu 22 LAW silahı, 14 el bombası ve bol miktarda patlayıcı ile askeri malzeme bulunmuştu. Alınan bilgilere göre, Poyrazköy davası sanığı iki üst düzey komutanın imzasının yer aldığı yeni belgede, değişik yerlerde bulunan cephaneliklerin bir araya getirilmesi isteniyor. Belirlenen 4 ayrı adres içinde Poyrazköy'deki İstek Vakfı'na ait arazi seçilerek cephaneliklerin buraya gömülmesi isteniyor.

Belgeler arasında eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç ile şimdiki Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit'e yönelik planları da yer alıyor. Yapılacak darbenin ardından bu iki komutanın askerî mahkemelerde yargılanarak, Yassıada'ya sürgün edilmesi öngörülmüş. İstihbarat şube müdürü olan Deniz İstihbarat Binbaşı K.Y.'nin odasının altındaki gizli bölmede bulunan belgeler arasında darbe sonrası yapılacaklar tek tek sıralanıyor. Buna göre darbeye karşı çıkan üst düzey generallerin de daha önceki darbede olduğu gibi Yassıada'da askerî mahkemelerde yargılanmaları planlanmış.

Askerî casusluk ve şantaj' soruşturması kapsamında İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nca Gölcük Donanma Komutanlığı'nda yapılan aramalarda ele geçirilen 10 çuval belge ve dijital materyaller arasından darbe planları, fişlemeler ve şoke eden belgeler çıkmıştı. Casusluk ve fuhuş çetesinin arşivi olduğu belirtilen belgeler arasında devletin üst düzey 46 ismine ait özel fişlemeler, askerî müdahale sonrası yapılacaklar, amiral eşlerine ilişkin bilgilerin bulunduğu belirtiliyor. Özel bölmedeki 10 çuvalın içinde 'Kafes' ve 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın devamı niteliğindeki belgelerin de yer aldığı ileri sürülmüştü.
aktifhaber.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

14.7.10

TSK ÇİÇEĞİ KURBAN ETTİ

Çiçek'i verip kurtulacaklar

Dursun Çiçek'in yargılandığı kirli planla ilgili askerî savcılık iddianamesi, ıslak imzalı belgeyi ortaya çıkaran meçhul subayı doğruladı. İhbar mektubundaki bütün kurtarma girişimleri bir bir hayata geçiriliyor. Mektubun son bölümünde 'Çiçek'in daha az cezayla kurtulması sağlanacak' deniyordu. Askerî savcılık müebbetle yargılanan Çiçek için 6 yıl hapis istedi. Gerekçe olarak da "Belge gerçek ancak Çiçek, TSK'yı zor durumda bırakmak için bunu yazdı" iddiasını ortaya attı. En sert tepki Çiçek'in avukatından geldi: "Müvekkilimi feda ediyorlar."
Ergenekon soruşturması sürecinde yaşananlar, ihbar mektuplarının doğruluğunu tescil ediyor. Bunun son örneği, millete ve hükümete yönelik ıslak imzalı 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nda yaşandı. Orijinal belgenin ortaya çıkması ve Kasım 2009'da Albay Dursun Çiçek'in ikinci kez tutuklanması sürecinde 'meçhul subay'ın gönderdiği ihbar mektubunda yazılanlar, 8 ayda bir bir gerçekleşti. Mektupta belirtildiği gibi, Çiçek ve avukatları önce belgedeki yazımların askerî kurallara uygun olmadığını savundu. Islak imza makinesini duruşma salonuna getirdiler. Adli Tıp, Jandarma Kriminal, Polis Kriminal ve TÜBİTAK raporlarına rağmen imzanın makine ile atıldığını ileri sürdüler. Mektupta, "Soruşturma takipsizlikle sonuçlanmazsa daha az cezayla Çiçek'in kurtulması sağlanacak." deniyordu. Sivil mahkemede müebbet talebiyle 'darbeye teşebbüs' suçundan dava açılınca mektubun son bölümündeki plan devreye girdi. Askerî savcılığın 6 yıla kadar hapis talebiyle hazırladığı iddianame önceki gün açıklandı. Mayıs ayında hazırlanan iddianame, Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un 'kâğıt parçası' olarak nitelendirdiği planın gerçek olduğunu tescilledi. Ancak Albay'ın planı yazma gerekçesi olarak ilginç bir iddiaya yer verildi. "Amiralliğe terfi edemeyen Çiçek, kızgınlık sonucu TSK'yı zor durumda bırakmak için bunu yazmış olabilir." ifadesi, Çiçek'in avukatı Celal Ülgen'i ayağa kaldırdı: "TSK'yı korumak için müvekkilim feda ediliyor. Tepkimizi en sert şekliyle dile getireceğiz."

Meçhul subay 8 ay önce yazdı, hepsi gerçek oldu

'Kaos Planı'nın altında imzası bulunan Dursun Çiçek'le ilgili yaşanan son gelişme akıllara Kasım 2009'da meçhul bir subay tarafından yazılan ihbar mektubunu getirdi. Meçhul subayın ikinci mektubunda cuntacı ekibin kendileri adına gelişen olumsuz süreci tersine döndürmek için planladıkları faaliyetleri özetle şöyle sıralanıyordu: "Mektuptaki belge ile ilgili olarak yazıcı, kalem, mürekkep vb. tali unsurları ön plana çıkararak belgenin içeriğinden çok şekli unsurlarının kamuoyunda tartışılmasını sağlamak. Belgenin orijinalinin askerî savcılık aracılığıyla elde edilerek, Jandarma Kriminal'e göndermek suretiyle gerçek olmadığına dair rapor çıkarttırmak. İmza makinesi gibi argümanlara sarılarak kamuoyunda belgenin gerçekliğine olan inancı sarsmak. Anayasa Mahkemesi'ne baskı yaparak bir an önce ilgili maddedeki değişikliğin iptaline yönelik karar çıkarttırmak ve yargılama sürecini askerî yargıya taşımak suretiyle takipsizlik kararı verdirmek. 28 Şubat sürecinde dönemin başbakanı Necmettin Erbakan'a imzalatarak ihraç edilen 1.000'in üzerinde TSK mensubu gibi TSK bünyesinde cadı avı başlatılarak YAŞ kanalıyla büyük bir tasfiye yapmak. Bu girişimler ile sonuç alınamaz ise Genelkurmay Askeri Savcılığı aracılığıyla suçluların sadece Dursun Çiçek ve birlikte çalıştığı personel olduğu şeklinde karar aldırmak. Bu personelin olabilecek en hafif suçlar ile cezalandırılmasını sağlamak. Yargılama sürecinin, emir vererek çalışmaları başlatan ve yönlendiren komuta kademesine sıçramasına engel olmak." Mektuba göre İrtica ile Mücadele Eylem Planı soruşturması sürerken belgenin gerçekliğine ilişkin tartışmalar yaşandı.

Islak imza makinesi savunması çöktü

Islak imza makinesi iddiası Genekur-may'ın bir numaralı hukukçusu Adli Müşavir Hıfzı Çubuklu tarafından mart ayında Milliyet'e verilen röportajda dile getirildi. Çiçek'in avukatları duruşma salonuna ıslak imza makinesi getirerek duruşma savcısı ve mübaşirin imzasını ıslak imza makinesiyle atarak Çiçek'in imzasının da böyle hazırlandığını ileri sürdü. Islak imza makinesi basın mensuplarının karşısına çıkarılarak canlı yayınlar yapıldı. Ancak askeri savcının iddianamesi bu savunmayı tam anlamıyla çörkertti.

'Kaos Planı' iddianamesi 29 Nisan 2010'da kabul edildi. Çiçek, üçüncü kez tutuklanarak cezaevine konuldu. Bu sırada ihbar mektubundan yazılan son şıkkın devreye girdiği bugün kamuoyuna yansıdı. Mektupta, soruşturma takipsizlikle sonuçlanmazsa bu kez Çiçek'in daha az ceza ile kurtulmasının sağlanacağı yazıyordu. Askeri savcılığın iddianamesinde Çiçek hakkında 6 yıl istendi. Bununla beraber komplo belgesinin hayata geçirilmesiyle ilgili sanık olarak yargılanan Saldıray Berk, İlhan Cihaner, Albay Ali Tapan ve Albay Recep Gençoğlu gibi sanıklar 'mağdur' olarak gösterildi. Çiçek'in dışındaki sanıklar aklanmaya çalışıldı.

Avukatı iddianameye tepkili: Müvekkilim feda ediliyor

Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' belgesine ilişkin hazırladığı iddianameye en büyük tepki Albay Dursun Çiçek'in avukatı Celal Ülgen'den geldi. Dursun Çiçek'i Ergenekon davasında savunan ve askeri mahkemedeki yargılamaya da katılacak olan Ülgen, askeri savcılık iddianamesiyle TSK'nın korunmasının amaçlandığını ve bunun için de Dursun Çiçek'in feda edildiğini ileri sürdü. TSK'nın bu şekilde korunamayacağını söyleyen Ülgen, 20 Temmuz 2010'da askeri mahkemede görülecek davada tepkilerini en sert şekliyle dile getireceklerini açıkladı.
Meçhul subayın dediği çıktı: Çiçek'i verip kurtulacaklar






Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın Kurmay Albay Dursun Çiçek'le ilgili hazırladığı iddianame kamuoyunda şok etkisi yaptı. Zira iddianamede, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un 'kağıt parçası' olarak nitelediği belgenin gerçek ve altındaki imzanın Dursun Çiçek'in elinin ürünü olduğu aktarılıyordu. 12 Mayıs'ta mahkemeye sunulan iddianamede, Çiçek'in 2007'de amiral olamadığı için TSK'yı zor durumda bırakmak niyetiyle böyle bir belgeyi hazırlamış olabileceği ileri sürülüyordu. Erzurum'da görülen Ergenekon davasının sanıkları 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk ve Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'i 'mağdur' olarak gösteren askerî savcı, Çiçek hakkında ise 'astlık-üstlük münasebetlerini zedelemeye amir ve komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir ve tezyif edici fiil ve hareketlerde bulunmak' suçundan 6 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı.

Dursun Çiçek'in avukatı Celal Ülgen, askeri savcının iddianamesine tepki gösterdi. Ülgen, söz konusu iddiaları kabul etmenin mümkün olmadığını söyledi. Şu ifadeleri kullandı: "Normal zekası olan insanların bu iddiayı kabul etmesi mümkün değil. Çünkü akla ziyan bir iddia bu. Hayatın olağan akışına aykırı. Düşünün, bir kimse kendi zararına olacak bir belgeyi imzalayacak sonra da ne yapacak, bunu basına servis edecek. Böyle bir şey olabilir mi? Tersi olur. Bundan yarar umması lazım. Yarar görmesi lazım. Peki kimin yararı olmuştur bundan? Dursun Çiçek'in yararı olmuş mudur? Tutuklanmasından başka ne yararı olmuştur? Yani bunu yapmakla Dursun Çiçek terfi mi etmiştir? Öyle bir şey olmaz. Bir başkasına, arkadaşlarına zarar vermeyi de asla düşünmemiştir. Ancak bu, başta da söylediğim gibi akla ziyan veren bir iddiadır."

ÇİÇEK, İDDİANAMEYİ GÖRÜNCE GÜLÜMSEDİ

Celal Ülgen, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un 'bu belge kağıt parçasıdır, belgeyi polis sızdırmış olabilir' şeklindeki açıklamaları ile iddianamenin çeliştiğini anlattı. Askeri savcıyı Genelkurmay Başkanlığı'nın ifadelerinin arkasında durmaya çağırdığını söyleyen Ülgen, 20 Temmuz'daki duruşmada, çok sert bir biçimde bunları anlatacağını ifade etti. "Müvekkiliniz iddianameyi nasıl karşıladı?" şeklindeki soruyu şu şekilde cevapladı: "Çok rahat karşıladı. Gülümsemekten başka bir şey yapamadı. Çünkü bu hayatın olağan akışına aykırı bir iddia. Yani ne denebilirdi? Denmemesi gereken ya da en son söylenmesi gereken şey söylenmiş orada. İhtimal hesabı yapsanız binde 1 olacak bir ihtimal orada iddia konusu yapılmış. O bakımdan ne yapsın Dursun Çiçek de, sadece gülümsemekle yetindi. Herhangi bir şey söyleyemedi."

Celal Ülgen, "Genelkurmay'ın bu iddianamede amacı ne olabilir?" şeklindeki soruya ise şu cevabı verdi: "Valla bilemiyorum. Bundan TSK'yı korumak gibi bir anlam eğer çıkartmak istiyor da, Dursun Çiçek'i feda etmeyi düşünüyorsa burada biraz daha akıllı olmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü böylesine akıl dışı akla ziyan iddialarla kimse TSK'yı koruyamaz. TSK'yı koruma görevini dikkat ederseniz bütün savunmalarımda ben yapıyorum. Ama akılcı, mantıklı bir biçimde yapıyorum. Bu şekilde olmaz."

Karargâh'ta belgeler 'güvenli sil' emriyle 3 günde temizlenmiş

Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından hazırlanan ve Askeri Mahkeme'nin kabul ettiği Dursun Çiçek iddianamesindeki ilginç ayrıntılar dikkat çekiyor. General ve albay seviyesindeki tanık ifadeleri ışığında, 'Kaos Planı'nın hazırlandığı birimdeki belgelerin üç gün içinde yok edildiği de iddianameye yansıdı. Buna göre, imha işleminin bitene kadar devam etmesi için 'güvenli sil' emri verilmiş. İnternet bağlantıları kesilen 31 bilgisayarın hard diskleri, 70 defa geri döndürülemeyecek şekilde silindikten sonra MEBS Başkanlığı'na teslim edilmiş. Belge sayısı fazla olduğu için de tutanak tutulmamış. Belge ayıklama ve imha işlemleri sırasında Dursun Çiçek'in de bulunduğu bilgisi ise Bilgi Destek Dairesi'nde uluslararası ilişkiler uzmanı olarak görev yapan Yüzbaşı Hakkı Tolga Okursoy'un ifadesinde yer aldı.

Genelkurmay Harekat Daire Başkanı Korgeneral Mehmet Eröz de soruşturma kapsamında 'şüpheli' sıfatıyla askeri savcıya ifade vermiş. Eröz, iddianamede, belgenin yayınlanmasının ardından bilgi ve belgelerle ilgili işlemleri anlatıyor. Bilgisayarların 'Güvenli sil' işlemi için emir verdiği hususunun doğru olduğunu, bu faaliyetin aslında uzun süredir devam ettiğini savunuyor. 'Taraf Gazetesi'nin haberi üzerine bu yöndeki faaliyetlerin hızlandırıldığını, buna ilişkin emri Bilgi Destek Daire Başkanlığı ve MEBS Başkanlığı'na gönderdiğini, emri vermekteki amacının herhangi bir delili yok etmek olmadığını' anlatıyor.

Meçhul subayın dediği çıktı: Çiçek'i verip kurtulacaklar






BELGE SAYISI ÇOK OLUNCA, TUTANAK TUTULMAMIŞ!

Genelkurmay İçgüvenlik ve Bilgi Destek Daire Başkanı Tümgeneral Mustafa Bakıcı ise Bilgi Destek Dairesi'ndeki 31 bilgisayarın MEBS Başkanlığı'na iade edilmesi ve bundan önce 'Güvenli Sil' işlemine tabi tutulmasının emredildiğini doğruluyor. Belgelerin çok olması karşısında bir an evvel imha işleminin tamamlanması için tutanak düzenlemekten 'sarfınazar' edilmiş olabileceğini savunuyor. Bilgi Destek Dairesi'nden Kıdemli Albay Hulusi Gülbahar da, Bakıcı'nın verdiği emir gereğince imha işleminin Destek Kıtaları'ndaki evrak imha yerinde yapıldığını söylüyor. Bilgi Destek Grup Komutanlığı Komutan Yardımcısı Kıdemli Albay Nuri Yıldırım ise Daire'deki tüm belgelerin elden geçirildiğini, bunların bir kısmının kırpma makinelerinde imha edildiğini anlatıyor. Yıldırım, ifadesinde, imha işlemleri sırasında askerlerden birine 'Dikkat et kimseye söyleme' şeklinde uyarıda bulunmuş olabileceğini beyan ediyor. Kıdemli Albay Cemal Gökçeoğlu ise bilgisayarlarla ilgili işlemlerin uzun zaman alacağına karar verilince sabaha kadar sürdüğü yönünde ifade veriyor. ANKARA ZAMAN

İddianame çelişkilerle dolu

Haber Analiz - Büşra Erdal


Askeri savcılığın Albay Dursun Çiçek hakkında hazırladığı iddianame soru işaretlerini de beraberinde getirdi. 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın altında imzası bulunan Çiçek hakkında 13 Nisan 2010'da 'darbe teşebbüsü' suçlamasıyla dava açılmasından birkaç gün sonra bu kez askerî savcılık aynı belgeyle ilgili yürüttüğü soruşturmayı iddianameye dönüştürüyor. Askerî savcılık, her şeyin sorumlusu olarak Çiçek'i gösteriyor. En önemlisi 'Kaos Planı'nı Çiçek'in hazırladığı çok net bir ifadeyle dile getiriliyor. Burada, ortada bir eylem planını hayata geçirecek çetenin olmadığı, bir subayın bireysel eylemi olduğu anlatılıyor. Orgeneral Saldıray Berk aklanmaya çalışılıyor.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki dava dosyasında isimleri geçen dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Hasan Iğsız ve 1. Ordu Komutanı Ergin Saygun'dan bahsedilmiyor bile. Öte yandan Çiçek'e 'ast-üst ilişkilerini zedelemek' suçundan 1 ile 6 yıl arasında hapis cezası istense de Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin belgenin Çiçek tarafından hazırlandığı kanaatini pekiştiriyor. Bu şekilde süreç Çiçek'e ihale edilmiş oluyor. Askerî savcılık iddianamesinde Çiçek'in 2007 yılında terfi ettirilmediği için üstlerine kızdığı ve onlara zarar vermek için 'Kaos Planı'nı hazırladığı iddia ediliyor. Buradan yola çıkacak olursak, 4 sayfalık belgeyi hazırlamanın dışında Çiçek'in Erzincan'a gitmesi, İlhan Cihaner'e dindar insanlara yönelik soruşturma açtırması, Erzincan Jandarma Komutanlığı'na fişleme yaptırması ve gizli tanıkları ayarlayıp bunun sonucunda Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'nı da 'Ergenekon soruşturması' yapması için harekete geçirmiş olması gerekiyor. Ancak bütün bu iddialar hayatın olağan akışına aykırı. Dolayısıyla askerî savcılığın hazırladığı iddianamedeki 'Çiçek belgeyi tek başına hazırladı' ifadeleri havada kalıyor.

KARARGÂH'A KIZIP 3. ORDU'YU 'mağdur' ediyor!

İddianamede "2007 yılı YAŞ toplantılarında amiralliğe terfi edemeyen şüpheli Çiçek'in de bundan kaynaklanan kırgınlık ve kızgınlık sonucu, muhtemelen bazı çevrelerin kışkırtmaları ve etkileriyle TSK'yı zor durumda bırakmak amacıyla söz konusu yazıyı hazırlamış olabileceği kanaatine varılmıştır." deniliyor. 2007 yılındaki YAŞ toplantısına kızan Çiçek'in belgeyi hazırlamak için 2009 yılına kadar beklemesinin mantıklı bir açıklaması yok. Karargâhta çalışan Çiçek'in kendisinin terfisiyle ilgili olmayan 3. Ordu Komutanını mağdur etmesi de mantıklı bir izahtan uzak. İddianamede, Saldıray Berk, İlhan Cihaner ve Ergenekon örgütünün Erzincan yapılanmasına ilişkin yargılanan sanıkların 'mağdur' olduğu ifade ediliyor. Ancak, Çiçek'in bu kişileri mağdur etmek için neden hedef seçtiğine ilişkin soruya cevap yok. Türkiye'de onlarca il varken durup dururken niçin Erzincan'daki 3. Ordu Komutanlığı ve Erzincan Başsavcılığı mağdur edilmek istensin?

İddianamedeki diğer çelişkiler de şöyle: Çiçek, Ergenekon davasında kendisinin Genelkurmay Bilgi Destek Dairesi'nin NATO birlikleriyle ilgili dış tatbikatlara bakan 3. Şubesi'nde görev yaptığını, asıl irtica konusunun 2. Şube'nin alanı olduğunu ifade etmişti. Askerî savcılık iddianamesinde Çiçek'in irtica konusuna baktığı iddia ediliyor. Çiçek savunmasında, "TSK'da sevilen ve en çok tanınan üç albaydan biriyim." demişti. Askeri savcılık ise terfi etmediği için üstlerine kızgın olduğunu savunuyor. Çiçek, savunmasında Bilgi Destek Şubesi'nde hazırlanan plandan daire başkanı, harekat başkanı ve ikinci başkanın sorumlu olduğunu anlatmıştı. Fakat, askerî savcılık Çiçek'in bu planı tek başına yaptığını ileri sürüyor. İddianame, üstlerini kurtarıp Çiçek'i de az bir cezayla kurtarmayı hedefliyor görüntüsü veriyor. Ancak burada İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin eğer böyle bir plan varsa bunu bozma ihtimalinin de gözden kaçırılmaması gerek.

ZAMAN 14 06 2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

1.5.10

ISLAK İMZA CEZAEVİNDE

Çiçek 3. Kez Cezaevinde

'Kaos Planı'nın altında imzası bulunan Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek, hakkındaki yakalama kararına istinaden 3. kez tutuklanarak cezaevine gönderildi

'Kaos Planı'yla ilgili davada, hakkında 'yakalama' emri çıkarılan Kurmay Albay Dursun Çiçek dün 15.00 sularında Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne geldi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce yakalama kararı yüzüne okunan Çiçek, saat 17.00 sıralarında kızı ve avukatıyla beraber bir üst mahkeme olan 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kapısını çaldı. Yaklaşık 1 saat boyunca tutukluluğuna itiraz dilekçesi hazırladı. Mesai saatinin bitmesine rağmen İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kaleminin açık olması ve dilekçeyi alması dikkat çekti. Çiçek, 1 Temmuz 2009'da ilk tutuklama kararının çıktığı gece avukatı aracılığıyla adliyeden ayrılmadan bir tahliye talebinde bulunmuş, aynı günün akşamı da jet hızıyla serbest bırakılmıştı. Bu kez de aynı mahkemeye aynı itirazı yaptı. Mahkemeye dilekçeyi sunan Çiçek, daha sonra adliyenin yemekhane kapısında çıkarak, Merkez Komutanlığı'na ait beyaz bir minibüsle Hasdal Askerî Cezaevi'ne götürüldü. Çiçek'i tutuklayan heyette, yakalama emrinde muhalefet şerhi olan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Köksal Şengün yoktu. Hâkimler Hasan Hüseyin Özefe, Sedat Sami Haşıloğlu ve Hüsnü Çalmuk'un Çiçek'i tutukladığı öğrenildi.İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak da tutuklamaya itiraz dilekçesi hazırlandığı sırada adliyedeydi. Dursun Çiçek cezaevine götürüldükten sonra adliyeden ayrılan Mahkeme Başkanı Canak, itiraz dilekçesinin kendisine ulaşmadığını söyledi. Eğer böyle bir talep varsa da pazartesi günü işleme konulacağını belirtti. Bu arada, Dursun Çiçek'in kızı İrem Çiçek, adliyeden ayrılırken İstanbul 14. Ceza Mahkemesi'ne itiraz ettiklerini anlattı. İrem Çiçek, "İki gün boşu boşuna hapis yatacak." ifadesini kullandı.

Dursun Çiçek aynı soruşturma kapsamında daha önce de iki kez tutuklanıp, serbest bırakılmıştı. 'Kaos Planı'nın ortaya çıkmasından 14 gün sonra, 26 Haziran 2009'da, Ergenekon soruşturmasını yürüten cumhuriyet savcıları, Dursun Çiçek'i ifadesini almak için adliyeye çağırmıştı. Aralarında Dursun Çiçek'in de bulunduğu 9 kurmay subay 'şüpheli' sıfatıyla 30 Haziran'da adliyeye geldi. Çiçek 'örgüt üyeliği' iddiasıyla sevk edildiği mahkemece tutuklanmıştı. Avukatları tutuklama kararına aynı gün itiraz etti. Ve tahliye kararı jet hızıyla çıktı. Çiçek, tutuklandıktan 18 saat sonra 'delil yetersizliği' gerekçesiyle tutuksuz yargılanmak üzere salıverildi. Kaos Planı'nın aslı, 30 Eylül 2009'da Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara posta yoluyla ulaştırıldı. 11 Kasım'da Dursun Çiçek, ifade vermek üzere yeniden adliyeye geldi. Sevk edildiği mahkemece 'terör örgütüne üye olmak' suçlamasıyla tutuklandı. 13 Kasım'da ise tutuklandıktan 43 saat sonra, 'delil durumu', 'kaçma şüphesinin bulunmaması' ve 'sabit ikametgâh sahibi olması' gerekçeleriyle tahliye edilmişti.
aktifhaber.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

1.4.10

ISLAK İMZANIN SESİ

Dursun Çiçeğin Ses Kaydı

Görüntüleri Dailymotion'da yer alan ve Habervaktim'in deşifre ettiği, Türkiye gündemine damga vuracak ŞOK bir ses kaydını daha yayınlandı. Ses kaydı bu kez 'İrtica ile mücadele eylem planı'nın altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'e ait... ŞOK ses kaydında Dursun Çiçek'ten mesajlar var...

DURSUN ÇİÇEKTEN MESAJLAR:

JANDARMA KRİMİNALE
Jandarma Kriminalden kazık yedim. Bilseler şereflerini ve onurlarını korumak için tashih ederler. Yani şu safhaya gelmesek, Jandarma Kriminali mahkemeye verecektim. Yazacakları her kelimenin büyük anlamı var, büyük değeri var. Diyelim ki doğruy adam bir tereddüt ifade etmez mi ya?TSK VE KOMUTANLARA
Tek şüphem işte pazarlıklar falan, centilmenlik anlaşması mı yaptılar? Otuz yıl hizmet ettiğim kurumla atılan bir iftirayı temizlemek için hesaplaşmak zorunda kalacağız. Zaten işi yanlış yönetenler onlar. Bu konuda çok kırgınım. Hıfzı Paşa zaten k..ından korkuyor. Eşşek kadar kurum pazarlık yapıyorsa yazık yani.

SİYASETÇİLERE
Baykal'la konuştum, kızımın avukatıyla görüştüler. Kim bizim avukatlığımızı yapacak, muhalefet yapacak, siyasetçiler yapacak. Başbakan'a karşı, siyasete karşı, ona karşı, buna karşı savaşıyorum.

İşte Dursun Çiçek'in ŞOK ses kaydında yer alan konuşmasının tam metni:

Tarihi bir konuşma yapcaz. Şimdi Gazi'ye de uğradım. Gazi tabii şeyin içinde olduğu için, onun pek hareket serbestîsi yok. Olay gelişti gelişti artık olgunlaştı bir yere geldi.

Geçen hafta bir kazık yer gibi oldum. Ha ileri bir adım atmak için o kazığa razıyız, razıyız. Olay şöyle oldu biliyorsun olayı, şeyler geldi. Islak imzalı belge geldi.

Şeyin ihbarcı subayın gönderdiği mektuplar geldi. Ona diyecek yok. Benim pozisyonun %90'ı İstanbul'da, ya her halde bir tek bana işlemiyor gözüküyor. Askeriyede bunlar, askeri suç veya bir centilmenlik anlaşması mı yaptılar komutan ne dedi bize de gelecek bizde inceleyecek deyince ben ümitlendim.

Öbür türlü savcı falan çok ümitsiz davranmış. Göndermezler diyorlardı. Sonra vazgeçtiler. Genelkurmay başkanı işte bize gelecek bizde inceleyeceğiz deyince ben ümitlendim, sonra geldi zaten. O gelince savcılık süreç uzayacak diye beklerken savcılık şeye yazı yazıyor, kriminale, jandarma kriminale. İmza ve kopyayla-ıslağın mukayesesini istiyor savcı, savcı bilmiyorum…

Adım pazarlıkçıların veya karşı tarafa bir biz de yargılarız biz de tutuklarız biz de gerekeni yaparız mesajını vermek için planlı bir faaliyet olduğuna inanmak istiyorum. Çünkü en şey onurlu olan o.

Savcıdan birşeyim yok 9 aydır beraber çalışıyoruz her hangi bir şüphe olmadı, yani karşılıklı bir şüphemiz olmadı. Yani bağlantılar da iyi. Adli müşavirliğin, adil paşanın arası iyi yani hakimlerle falan mahkeme başkanları ile arası iyi. Ordan şüphem olmadı. Tek şüphem işte pazarlıklar falan, ben şunu diyorum biz bir senedir çekiliyoruz karşı taaruza geçeceksek en uygun bölge benim bulunduğum yer. Yani şu an benim için bu rapor, jandarma kriminalin verdiği rapordan daha anlamlı.

Neyse ben bu kazığı yedim. Ben biliyorum ki bu kazığı niye yedim. 1 marttaki o yeni sorgulama mahkeme safahatında, top şu an jandarma kriminalinde bilseler şereflerini onurlarını kurtarmak için tashih ederler.
Yani ne istediğimi daha doğrusu detayı şurdan kes biç yapıştır. Savcının kendi şeyi değil şu istediklerimi aynen şeyden istemiş.

Geçen hafta yaşanan olayda bir tane parmak varsa gerçekleri saptırmak için, basına sızdırmak için bir pazarlık varsa herhangi bir direktif varsa tamam ben onu yuttum yoksa yani şu safhaya gelmesek ben şeyi mahkemeye verecektim. Jandarma kriminali.

Dün baykal'la konuştum, cnn türk te, dolayısıyla şey yapmış konuyu incelemiş,kızımın avukatıyla görüştüler…

Şimdi benim beklentim bu, analizler, ne istiyorsa savcı onlar yapılsın. Yapamadıkları varsa gerekçelerini yazsınlar, türkiye'de veya dünyada nerde yapılıyorsa bize yol göstersinler. Bunu sağlama konusunda kime gitmem lazım kiminle görüşmem lazım veya benim gitmem tabi dikkat çekecek. Ben bu konuda vicdani, insani, kardeşlik arkadaşlık ne dersen de görevimi sana devrediyorum.

Yani jandarma kriminal şu anda süreci tersine çevirecek tarıhı bır konumda. Karşı taarruzu baslatacak tarıhı bır konumda ya bu kararını yazacak veya biz eskimeye devam edeceğiz. Onun için diyorum şu görüşme çok tarihi. Bu konuda ben herkesle görüşürüm. Komutana da çıkarım, genel komutana giderim. Benim görüşmelerim dikkat çekiyor.

Başka biriyle görüşmemi istersen sen süreci daha iyi biliyorsun, görüşürüm. Kriminal laboratuarında anlatabilirim. Boyle benzıyor benzıyor diyip arkasında elliyorum demesinler. Adli tıp kadar olgun olsunlar yani.

Bir sıkıntıları varsa da bizi daha tarafsız baskı altına almayan bir yere yönlendirsinler. Desinler ki şuraya gidin buraya gidin buraya bakın filan desinler. Eğer doğruyu yazamayacaklarsa bizi iyice batırmasınlar. Yazacakları her kelimenin buyuk anlamı var büyük değeri var, yazacakları her kelimenin. Çünkü şeyde zaten yapıyorum ben kamuoyunda açıklama yapıyorum, bugün yaptık talebimiz kabul edildi, bütün işlemlere bakılacak, jandarma kriminale belgeler gönderildi.

Açıklama yapıldı internetlere düşmeyecek. En kötü senaryo kurumla hesaptır, yoksa sivilleri adliyeyi hallettik bir sonraki aşama eğer normal hukuk yoluna girmezsek kurumla hesaplaşmadır. Düşünebiliyor musun? Otuz yıl hizmet ettiğim kurumla atılan bir iftirayı temizlemek için hesaplaşmak zorunda kalacağız. Kim bizim avukatlığımızı yapacak? Muhalefet yapacak, siyasetçiler yapacak. Düşünmesi bile ...birşey. İkinci başkan ile birinci başkana bu konuda çok kırgınım bir kere böyle bir nitelikleri yok. Zaten işi yanlış yöneten onlar.

ALLAHIN SİVİLİ ŞERH KOYUYOR!


Hıfzı paşa ile şey zaten kıçındankorkuyorlar savcı, tek başıma yeldeğirmenlerle savaşır gibi savaşıyorum kime karşı başbakana karşı, siyasete karşı, ona karşı buna karşı savaşıyorum eşşek kadar kurum pazarlık yapıyorsa yazık yani. Allahın sivili şerh koyuyorya ya Allahın sivili hiç adamla hiç tanışıklığım yok, ortak şeyim yok ortak saldırıya maruz değiliz yani doğru olmasa bile adam tereddüt belirtir ya. Doğruymuş değil doğru, doğru değil ama diyelim ki doğru adam bir tereddüt ifade etmez mi ya? Onun doğru gördüğünü adli tıptan daha mı şey...

Kaynak: Habervaktim



Kaynak: Dailymotion

Devamını BURADAN okuyun...>>>

17.3.10

İMZAYI TAHRİP GİRİŞİMLERİ

Savcılık Tahribe izin vermedi

Askeri Savcılık, ‘ıslak imza’ üzerinde parmak izi araması yapmak istedi. Sivil savcılık “Kimyasallar belgeye zarar verir. Belgeyi derhal gönderin” karşılığı verdi

Albay Dursun Çiçek imzalı ‘Demokrasiye Müdahale Eylem Planı’ üzerinde kimyasallarla bir dizi inceleme yapmak isteyen Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın talebi, Ergenekon soruşturmasını yürüten Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliği tarafından reddedildi. Uzmanların ve hukukçuların “Kimyasallarla yapılacak inceleme belgenin orjinaline zarar verir” uyarılarının ardından sivil savcılık, askeri savcılığa “Belgeyi derhal geri gönderin” yazısı yolladı. KURUMUN RAPORU YETERLİ GÖRÜLMEDİ

Adli Tıp Genel Kurulu, TÜBİTAK ve Emniyet Kriminal’in “İmza Dursun Çiçek eli ürünü” raporlarına rağmen ısrarla belgeyi isteyerek ‘Jandarma Kriminal’de bir daha inceleme yaptıran Askeri Savcılık, buradan da “İmza Dursun Çiçek eli ürünü” raporu verilince, yeni bir karar almıştı. Askeri savcılık, belge üzerinde bir dizi inceleme daha yaptırmak için İstanbul Başsavcıvekilliği’nden izin istemişti.

HİÇBİR İNCELEME YAPMADAN GÖNDER

Askeri savcığılın ‘ıslak imza’ üzerinde “parmak izi, Genelkurmay’ın yazışma usullerine uygunluğu, teknik aletler vasıtası ile taklit edilip edilmediği, imzanın atılmış olabileceği tarih, kağıt, yazıcı ve mürekkeplerin Genelkurmay’da kullanılan ürünlerle uyumlu olup olmadığı” araştırması yaptırma talebi sivil savcılıkça reddedildi. Belgenin orjinalini muhafaza edip korumakla görevli olan sivil savcılık “Kimyasal maddelerle yapılacak inceleme belgeye zarar verir” gerekçesiyle “Belgenin üzerinde hiçbir işlem yapılmadan acilen gönderilmesini” istedi.

AVUKATLARININ İSTEKLERİ HİÇ BİTMİYOR

Islak imza üzerinde parmak izi başta olmak üzere bir dizi araştırma yapılmasını, Dursun Çiçek’in avukatı istemişti. Çiçek’in avukatı, belgenin İsviçre’de de incelenmesini talep etmişti.
aktifhaber.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

4.3.10

ISLAK İMZA PERİŞANLARI

İmza Islanınca Suspus Oldular

Albay Çiçek'in ıslak imzalı belgesi için 8 ay boyunca 'sahte' diyerek dalga geçenler sus pus...

Türkiye gündemine 12 Haziran’da bomba gibi düşen ve “ıslak imza makinesi bile var” iddialarının ortaya atıldığı “İrticayla Mücadele Eylem Planı” tartışmasına son noktayı Genelkurmay Askerie Savcılığı koydu. TÜBİTAK, Adli Tıp, Emniyet Kriminal’in ardından Jandarma Kriminal’in de belge için “orijinal” raporu vermesinin ardından Genelkurmay Savcılığı’nın Çiçek’in tutuklanmasını istemesi belge ile ilgili tartışmaları bitirdi.

Belgenin Taraf Gazetesi’nde yayınlanmasının ardından 26 Haziran 2009’da Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un “belge değil kağıt parçası” nitelemesi siyaset ve medya dünyasında karşılığını bulmuş ve pek çok isim belgeyi ‘kağıt parçası’ olarak değerlendirmişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Adli Tıp ‘orijinal’ diyor” açıklamasını tatmin edici bulmayan çevreler, konuyla ilgili konuşma, yazı ve haberlerinde “kağıt parçası” ifadesini kullanmaya devam etmişti. İşte siyaset ve medya dünyasının ‘kağıt parçası’ dedikleri belgeyle ilgili tarihe geçecek ifadeleri:‘İMZAMI DEĞİŞTİRDİM’

Albay Çiçek, Cumhuriyet Savcılığı’na farklı imza verdiği ortaya çıkması üzerine, “İmzamı değiştirdim” açıklaması yapmıştı.

CHP LİDERİ DENİZ BAYKAL

Belgeleri teker teker çıkarın ambale olduk

26 Haziran 2009: Ortada komplo değil ciddi bir belge varsa bunu göster.

30 Haziran 2009: Akıl ve mantık dışı, garip bir iddia. Belge, Genelkurmayın yazı üslubuna, belge üretme tekniğine uygun değil. Amatörce, havai bir metin ve garip bir değerlendirme... Hem AKP’yi, hem bir cemaati, 4 sayfalık bir kağıdın içinde bitirecek. Ciddiyet yok

28 Ekim 2009: Bunun altında siyasi bir plan var. Kanun çıkıyor ardından ihbar mektubu geliyor. 3 yazı ortaya koyuyor. Kardeşim teker teker, ambale olacağız.

18 Kasım 2009: En somut iddia ıslak imza belgesiydi fos çıktı.

24 Ocak 2010: Geçerli geçersiz dayanaklar, belgele gibi şeylerle heyecan yaratılıyor, ama bir şey çıkmıyor. Bir, iki, üç, üst üste yığınla komplo çıktı.

MHP LİDERİ DEVLET BAHÇELİ

Gerçek mi sahte mi netleşmemiş belge

03 Kasım 2009: Siyasete müdahale heveslilerinin varlığı konunun ciddiyetle ele alınması gerekliliğini ortaya koymaktadır.

• Yoğun bir bilgi kirliği altında, kimlerin servis ettiği bilinmeyen, gerçek mi sahte mi olduğu netleşmemiş belgeler üzerinden yapılan yorum ve değerlendirmelerin sağlıklı olamayacağı da açıktır.

• Suçlamalara maruz kalan kurumun TSK olması da konuya ayrı bir hassasiyet kazandırmaktadır. Kurum hakkında yorum beyan etmenin güçlüğü malumunuzdur.

• Türk siyaset ve demokrasi geleneğini de dayatmalara teslim edemeyiz. Türkiye artık bu arayışlarından mutlaka kurtulmalıdır.

MELİH AŞIK 

‘Islak imza makinesi’nin mucidi

28.10.2009: “Buyurun size ıslak imza makinesi... Amerika’da üretiliyor... Fiyatı bin dolar civarında. Albay Çiçek’in imzası böyle bir makineden çıkmış olabilir. Olmayabilir. Ama kesin olan bir şey var ki: Islak imza üretmek kolay... Bekir Coşkun’un dediği gibi “Elinde ıslak imzalısı varken neden kurusunu servise koydu?” Bir ihbarcı eliyle TSK’ya tuzak kurulmuş olabileceği ihtimali nedense görmezden geliniyor.”

27.06.2009: “...Türkiye bir kâğıt parçası yüzünden iki hafta zaman ve bir o kadar enerji kaybetti... Bu sahte planı ‘geçersiz bir fotokopi’ olduğunu bile bile kim sızdırdı? ... Davayı yandaş basın, sızdırma ve yalan haberlerle istediği gibi etkiliyor.”

28.06.2009: “TSK’nın ‘sahte’ tespitine inanmıyorsanız belgenin aslını bulup ortaya koyacaksınız”

ERTUĞRUL ÖZKÖK

Tartışmalı belgeler sindirme aracı

1 TEMMUZ 2009: “...Aslı ortaya konmamış, gerçek olup olmadığı tartışmalı bazı belgeler, sindirme aracı olarak kullanılıyor. Demokratikleşmeden çok bir sindirme planı uygulanıyor...”

2 TEMMUZ 2009: “...Askeri savcı, “Biz Albay’ı araştırdık. Hiçbir şey bulamadık. Dava açmaya gerek yok” ... Genelkurmay Başkanı canlı yayında “Bizim için bu bir kağıt parçasıdır” diyor. “Bunu siz yargılayamazsınız” diyor. ...Sivil savcı ise ‘Albay bu işi yapmıştır’ diyerek, tutuklanmasını istiyor. Mahkeme de isteğe uyuyor ve Albay’ı tutukluyor. Askerlerin belge olayını Milli Güvenlik Kurulu’na götürdüğü, bu olayı ‘Askere karşı asimetrik bir psikolojik harp’ olarak nitelediği ve bunun sorumlularının bulunmasını istediği gece. MGK’nın salı günü toplanacağı çok önceden belliyken tutuklama kararı neden böylesine kritik bir güne bırakıldı?”

27 EKİM 2009: “Bir albayın hazırladığı darbe belgesi için komutan kendini angaje edip ‘Kâğıt parçası’ diyor veya dedirtiliyor. Sonra belgenin aslı ortaya çıkıyor. Hangi ordu bu kadar vahim hatayı kaldırabilir?”

30 EKİM 2009: “Islak imza krizini nasıl sonuca bağlayacağız? Bir tarafta savaş tamtamları çalan ve intikam çığlıkları atanlar var.”

MEHMET TEZKAN

Kendimi kandırılmış hissediyorum

Milliyet gazetesi yazarı Mehmet Tezkan, Balyoz Eylem Planı soruşturması ve Dursun Çiçek imzalı İrticayla Mücadele Eylem Planı ile ilgili düşüncelerini değiştirdi. Kendini kandırılmış gibi hissettiğini söyleyen Tezkan, özetle şöyle konuştu: “Şimdi ilk gün Genelkurmay Başkanı çıkıp bu kağıt parçası dememeliydi. Ben kendimi kandırılmış hissediyorum. Ben Genelkurmay’ın, ordunun başka işlerle uğraştığını zannederken meğer onlar beni kandırarak veya birilerinden destek alarak başka işlerle uğraşıyor. Şimdi Balyoz’a da baktığımız zaman aynı şey ortada. Gerçekse darbedir, bunlar hepsi yargılansın etsin ama ortaya bir başka kandırılmışlık çıkıyor.

...Yani Genelkurmay düşünebiliyor musunuz birileri bu kanıtlandı, birileri çıkıyor ya gidelim de şuraya bir silah bırakalım diyor. Ondan sonra ona komplo çevirelim diyor... Bu ordunun içinde generaller, tuğgeneraller, albaylar düşünebiliyor musunuz dehşetin büyüklüğünü.”

YILMAZ ÖZDİL

Yaş mı? Kuru mu? Gayet net aslında

27.06.2009: “Belge” dedikleri, kağıt parçası çıktı... Kağıt mendil gibi buruşturun.

28.10.2009: “Yaş mı? Kuru mu? Gayet net aslında. Bazılarına yargısız infaz yapılıyorsa... Daha neyini merak ediyorsun, yaşın kurunun?”

UĞUR DÜNDAR

Masumiyet mektubunu Dündar yayınladı

Star TV Haber Genel Yayın Yönetmeni Uğur Dündar, Albay Dursun Çiçek’in masumiyetini anlatan mektubuyla ilgili haberin ardından “Albay Çiçek’i hayatımda göremedim, telefonla da konuşmadım” demişti.

ÖZDEMİR İNCE

İmza gerçek bile olsa, geçersizdir

27 HAZİRAN 2009: “Fotokopi üzerindeki imza Albay Dursun Çiçek’in gerçek imzası olsa bile metin geçersizdir. Sahte bir belge üzerinden işlem yapabilmek için sahte bir mahkemede, bir duruşma düzenlemek gerekecek. Ancak savcı ve yargıçların da sahte olması, sahte bir divan-ı harp kurulması gerekiyor.”

Ertuğrul Özkök (13 Haziran 2009): Gerizekâlılık örneği
Belgeyi okuyunca sadece iki şey söyleyebilirsiniz: Ya, "Vahim bir provokasyon." Ya da "Geri zekâlılık örneği"... Eğer bu belge gerçekse; ve yaşanan bunca olaya rağmen Genelkurmay'da birtakım insanlar hâlâ böyle planlar yapma cüretini gösterebiliyorsa, ne diyelim... Olay feci, sızmasına mani olamamak ise başka açıdan feci. Bir Genelkurmay düşünün ki, en gizli belgelerin sızdırılmasına mani olamıyor. Yani bu eylem planını hazırlamak suç. Sızdırılmasına mani olamamak da beceriksizlik. Vergi ödeyen vatandaşların şu soruyu sorma hakkı yok mu? Hâlâ bunları yapmaya hangi cüretle devam edebilirsiniz, nasıl mani olamazsınız? (...) Eğer gerçekse; bunun sorumluları hakkında ne işlem yapılacak?"

Oktay Ekşi (24 Haziran 2009): Ortada bir belge yok...
"Yol bizim bildiğimiz, eldeki nesnenin bilimsel metotlarla incelenip sonuçlandırılmasıdır. O sonuç alınıncaya kadar kimse "AKP'yi ve Fethullah Gülen'i bitirme eylem planı" başlıklı yazının bir 'belge' olduğunu -veya olmadığını- söyleyemez. 'Bu bir belgedir' dendiği anda artık ortada hukukun varsayacağı bir objeden söz edilebilir. Aksi halde kimsenin eldeki kâğıt parçası üzerinde hükümler inşa etmeye hakkı yoktur. (25 Haziran) Hukuk "şüpheye dayalı" hüküm vermez. Nitekim askerî savcılık da, "Belge yok, fail yok, suç yok" sonucuna vararak dosyayı Cumhuriyet Başsavcılığı'na göndermiş. "Var diyen varsa buyursun" diyerek."

Can Ataklı (27 Haziran 2009): Hedef Türkiye Cumhuriyeti
İlker Başbuğ çok net konuştu; TSK'ya yönelik yıpratma kampanyasının 'devletin bekasını' etkileyeceğini söyledi... Peki komutanın altını çizdiği 'devletin bekasını' kim tehdit ediyor? (...) Şu anda devletin bekasını tehdit eden en önemli unsur 'Türkiye Cumhuriyeti'nin yerine bir İslam devleti kurma hayali içinde' yaşayanlardır. (31 Ekim 2009) Oynanan oyunun özü şu: Islak imza operasyonu kamuoyunda inandırıcı bulunmayabilir, olsun, sırada daha ne belgeler var? Bu belge olmazsa başkası çıkacak. O da mı olmadı, bu kez başkası. Taa ki Cumhuriyet ilke ve devrimleri tamamen ortadan kaldırılana, Türkiye bu kesimin zihniyetindeki bir devlete dönüştürülene kadar.

Mehmet Yakup Yılmaz (27 Haziran 2009): Önce sızdıranı bulmak lazım
Belge ile ilgili olarak üç olasılıktan söz edebiliriz: 1- Belge, gerçekten ordu içindeki bir grup tarafından hazırlanmış olabilir. 2- Belge, orduyu yıpratmak amacıyla belli bir çevre tarafından düzenlenmiş olabilir. 3- Ergenekon soruşturması kapsamındaki iddialara dayanak olan belgelerin değerini düşürmek için bir tuzak olarak hazırlanmış olabilir. Askerî savcılık, birinci olasılığın geçerli olmadığını tespit ettiğini bildirdiğine göre şimdi İstanbul'daki savcılığın diğer olasılıkları da göz önünde tutması gerekiyor. Yani belge sızdırılmadan önce ne yapılması gerekli idiyse, onun yapılması gerekli.

Bekir Coşkun (1 Temmuz 2009): Belge sahte, irtica gerçek
"İRTİCA belgesi... Bu tanımdaki 'belge' sahte çıktı. Peki 'irtica' sahte mi?.. Değil... Anayasa Mahkemesi'nin kararı var: "İrticai faaliyetlerin odağı iktidardadır..." İşte şimdi; gerçek olan irtica, gerçek olmayan bir belgenin hesabını soruyor sizden... "İrtica" var mı?... Var... Merkezi nerede?.. İktidarda... Peki "irtica belgesi" var mı?.. Yok... Ama ne yapacaksınız, Türkiye cinnet geçiriyor... Kimsenin aklına "Yani irtica yok da belgesi mi var?" diye bir soru gelmiyor..."
AKTIFHABER.COM

Devamını BURADAN okuyun...>>>

YOLUN SONU YAKLAŞTI

Yolun sonu yaklaştı

"Balyoz da neymiş?" küçümsemesiyle konuyu ele alan, Albay Dursun Çiçek imzalı belgeye sürekli dudak büken meslektaşlar zorda; Ergenekon'un yan vukuatı haline dönüşmenin eşiğindeler... Gazetecilik kuşkusuyla her söylenene inanmalarını kimse beklemiyor elbette, ancak askerin önünde sürekli hazırol halinde durmaları yok mu, onları yokoluşa doğru esas o halleri sürükleyecek...

Ertuğrul Özkök gibi geçmişte hep yanlışa oynayıp sergilediği binbir ric'atla kaşarlanmışları yeni duruma kendilerini derhal adapte ediverdi, ama askerin kendi bilirkişisi "Balyoz bir darbe hazırlığıdır" dediği ve Askeri Mahkeme de 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' belgesinin altındaki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek'e ait olduğunu söylediği halde hâlâ hazırol durumlarını bozmayanlar var.

Onlar iflâh olmaz, şifa bulmaz tiplerdir; bu sebeple onlardan nedamet beklediğimiz yok...Dünyadaki gidişin istikametini doğru okuyanlar hayli zamandır kendilerini 'Yeni Türkiye' şartlarına ısındırmış durumdalar. En önemli örnek, 'zenginler kulübü' diye de bilinen TÜSİAD... Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de çoğu kez yeniliklere öncülük etmiş sermaye sınıfı, bir önceki yönetim döneminde, 'Ergenekon' konusuna da, iktidarın ülkeyle ilgili niyetlerine de yanlış teşhisler koymuştu. TÜSİAD yanlış yolda olduğunu tam zamanında gördü ve kabuk değişimini erkene alarak olan-bitene daha gerçekçi yaklaşan yeni bir kadroyu işbaşına getirdi.

Siyasetin ne kadar hantal olduğuna, sonunu getirecek olsa bile yanlıştan kolay dönemediğine de bir örneğim var: CHP... Deniz Baykal 'Ergenekon' sürecine ilk günden koyduğu yanlış teşhisinin kölesi haline dönüştüğünü hâlâ anlayabilmiş değil. 'Balyoz Darbe Planı' ile yüzyüze geldiği andan itibaren en alaycı tavrını takındı Deniz Bey; 'ıslak imza' için geliştirdiği dil mizah dergilerini aşan bir yıpratıcılığa sahip...

CHP liderinin yerinde başka kim olsa kendisini yanlışlarla bu denli özdeşleştirmekten kaçınırdı. 'Ergenekon' sürecini sahiplenmesi veya 'Balyoz Darbe Planı' haberleri çıkınca hemen ayılması, 'ıslak imza' tartışmasında erken davranması beklenmezdi belki, ne de olsa muhalefet muhalefetliğini yapar bizde; ancak yine de her türlü ihtimali gözönünde bulundurarak göğsünü Ergenekon'a, Balyoz'a ve ıslak imzaya siper etmesi gerekmezdi.

Kanıtlar ve belgeler ne derse desin gözünü ve kulağını gerçeklere kapatmış dar bir çev-reye hapsetmiş görünüyor Deniz Baykal; her yeni kanıt ve belgeyle sayıları biraz daha daralan bir çevreye... Şimdilik zevahiri kurtarsa bile, tavırları kısa süre sonra gülünç bir hal alacağı için, o çevre hiçbir siyasi kadroya itibar getirmez. Oysa, herkesin bildiği gibi, siyaset bir itibar mesleğidir.

Medyadaki yeminli Ergenekon-körleriyle her yeni gelişmeye gözünü ve kulağını tıkayan CHP yönetici kadrosunun ortak noktası, her iki kesimin de zamanın ruhunu kavrayamaması ve dünyadaki son gelişmelerin kendi varlık sebeplerini tehdit ettiğini hissetmeleridir. 27 Mayıs (1960) darbesi sonrasında oluşmuş olan siyaset ve medya düzeni çatırdıyor, bazı siyasiler ile mevcut medya düzeni sayesinde ayakta durduklarının bilincindeki bazı yazar ve medya yöneticileri kaderlerini giderek daha fazla birbirlerine bağlıyorlar.

Dayanışarak buradan gidebilecekleri başka bir yer yok; uyanmaları şart. Yolun sonu yaklaştı çünkü...

FEHMİ KORU
YENİ ŞAFAK
04.03.2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

ISLAK MI KURU MU YILMAZ ?

Yaş mıymış kuru muymuş Yılmaz?

Adı “Yılmaz Özdil” olan İzmirli arkadaşı ilk kez muhatap alacağım... Dilerim son olur... Hakkında yazmak vakit kaybıdır. İsraftır. Günahtır.

Eskiden “fıkra muharrirleri” vardı.

Az lafla çok şey anlatan bu adamlar, çoğunlukla dolu adamlardı. Dünyayı izlerlerdi. Ülkelerini tanırlardı. Edebiyat, felsefe, tarih bilirlerdi.

Şinasi Nahit Berker böyle bir adamdı mesela. Bedii Faik, seveni az olsa da, böyle bir adamdı.

Bu tür yazarlığın son temsilcisi Rauf Tamer’dir.

Rauf abinin, Allah selamet versin, bir çırağı, bir mirasçısı, bir şeriki olmadı. Politik laf yuvarlamalarının arasına ustaca serpiştirdiği “eski İstanbul görüntülerleriyle” yıllarca aklımızı başımızdan aldı...

Onu okuduğunuzda, kulağınıza bir yerlerden tramvay çanı çalınır... Canınız yanar... Seyyar satıcı bağırtılarını, yoğurtçu çıngıraklarını, vapur böğürtülerini duyarsınız, üzülürsünüz... Bizim tanımadığımız, yetişemediğimiz İstanbul’dur bu...İzmirli arkadaşı “Rauf Tamer’in veliahtı” ilan etmişler.

Rauf Tamer kadar etkili, Bedii Faik kadar zekiymiş.

Humour duygusu yerli yerindeymiş.

İnceden geçiriyormuş.

Ben de “etkili” olduğunu düşünüyorum.

Zeki de...

Zekasını kimden aldı bilmiyorum ama, etkisini, biraz da “enter” tuşuna borçlu.

Bilgisayardan “enter” tuşunu kaldırsınlar, Yılmaz Özdil sudan çıkmış balığa dönecektir; tatsız tuzsuz, takır tukur, ne dediği anlaşılmayan yazılar yazacaktır. Muhtemelen, boşluğunu doldurduğu adamın akıbetine uğrayacak, kapının önüne konulacaktır.

Enter tuşu Yılmaz’a “az sözcükle çok şey anlatma imkânı” sunuyor.

Gelgelelim, dedikleri anlaşılmıyor. Daha doğrusu, bir şey söylemiyor.

Esasında bu çocuk neyi savunu
yor? Sağa sola “dangozlar, bidon kafalılar, kıçına hortum bağlanasıcalar, ulan nankörler, şerefsizler” diye şarlarken, bizi hangi ülke gerçekliğine uyandırıyor, hangi düşmana karşı tetik ve müteyakkız olmaya çağırıyor?

Zekâ nedir?

Bu zekâ humourla harmanlandığında nasıl bir şey oluyor?

Münasebetsizliğin dibini bulup Victor Hugo’ya “Victor” demek, müseccel faşist Mahmut Esat Bozkurt’u “hukukçuların en mühimi” ilan etmek, “Ben bunları kıçımdan uydurdum, Victor böyle bir şey söylemedi” demek zekâ belirtisi midir, humour mudur?

Humour buysa, müstekreh nedir?

Diyorum ya, enter tuşuna basarak sözcükleri alt alta diziyor, koca bir sütunu dolduruyor ama dişe dokunur bir şey söylemiyor. Vaktiyle Cem Uzan’ın himayesinde küfrettiği Aydın Doğan’ın işletmelerinden de eşek yüküyle para kaldırıyor.

Dün Şamil Tayyar üşenmemiş, arkadaşın zekâ ürünü bir yazısını arşivden çıkarıp yayınlamış.

Bu kez Dursun Çiçek mamulü “ıslak imzalı belge”ye sardırıyor zeki yazar Yılmaz Özdil.

Tabii yine esprili, yine “zekâ küpü” halleri içinde...

Diyor ki, “Bu sinsi tuzağı ne Genelkurmay bozabilir, ne MİT, ne de herhangi bir siyasi iktidar. Siz bozabilirsiniz. İnanmayın kardeşim. ‘Kim bu dangoz?’ diye sorun... ‘Belge’ dedikleri kağıt parçası çıktı. Bunları da kağıt mendil gibi buruşturun. Atın hayatınızdan. Netice itibariyle... Ne demiş Albert Camus? Ajan basın, bunu da yazın!”

Ne kadar zekice, görüyorsunuz değil mi?

Keşke “Albert” deseymiş, “kıçından uydurduğunu” filan ekleseymiş, humour daha da güçlenirmiş...

Şimdi ben de kalkıp, “yaş mıymış kuru muymuş Yılmaz?” desem, onun kadar etkili ve zeki bir yazar olur muyum?

Bakarsınız Rauf Tamer’in tahtına aday gösterirler... Belli mi olur!

AHMET KEKEÇ
STAR
04.03.2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

CUNTA ÇİÇEK AÇTI

Cunta nihayet Çiçek açtı...

Millete ve demokrasiye ihanet belgesinin altındaki imzanın, Albay Dursun Çiçek'e ait olduğunu, nihayet Genelkurmay da kabul etti. Bu kabul, pek çok yönden askerî vesayet rejiminin surundaki en büyük gediktir.

Bu, statüko ile demokrasiden yana olanların mücadelesinde, bir havlu atmadır. "Buraya kadar" demektir. Bir dönüm noktasıdır. Ancak, bundan şu asla anlaşılmasın; asker içinde, yüksek yargıda, medyada, cuntacı barolardaki direniş sona erecektir. Ermeyecektir. Daha yolumuz var. Ama bu yol, demokrasi hedefinden geriye dönüşün olmadığı yoldur.

Şimdi alternatif medya ne güzel hatırlatıyor; ıslak imza tartışmalarında Genelkurmay Başkanı nasıl da "kâğıt parçası" deyivermişti. Baykal, nasıl da üstüne atlamış; "AK Parti, muhaliflerini sindirmek için belge uyduruyor." diye kasılmıştı. Hele o "medyada kullanılacaklar" listesinde yer alanların önde gidenleri, nasıl da, ama nasıl da kabalaşmıştı.

Şimdi... Ben sadece bir kişiden duydum; "bizi galiba kullanıyorlar" diyebilme insafını. Kullanılmak; vicdanı, onuru, karakteri, duruşu olanların ancak hatırlayabildiği bir pişmanlık ifadesidir. Ama "vazifeli" olanlar, bu vicdan sızısını hiç duymayacaklar, emin olunuz. Çünkü görevlerini yaptıklarına inanıyorlar. Pişkinliğin de bir derecesi olur diye düşünüyorsanız, bunlarda o yok. Boşuna beklemeyin, yüzleri asla kızarmayacak... Bunların görevleri, elinde kan bulunan cuntacılara arka çıkmaktır. Ben onun için; "Cuntacılar vicdansızdır, onları destekleyen, korumaya çalışan, arka çıkanlar da en az onlar kadar vicdansızdır." dedim.

Çünkü o darbe planlarında, o Balyoz'larda, o Kafes'lerde, o AK Parti'yi ve Gülen cemaatini bitirme planlarında, masumları katletme var. Sünni-Alevi çatışmasının, Türk-Kürt çatışmasının, laik-dindar çatışmasının kanlı senaryoları var. Tıpkı daha önce; Maraş'ta, Çorum'da, Sivas'ta, bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, Bingöl'de, Başbağlar'da yaptıkları gibi. Tıpkı Danıştay saldırısında yaptıkları gibi...

Bunca yaşananlara rağmen, Abdi İpekçi'nin, Uğur Mumcu'nun evlatlarının, Doğan Öz'ün, Çetin Emeç'in eşlerinin; "dilimiz varmadı, devlete laf söyleyemedik, 'dinciler yaptı' demeyi tercih ettik" feryatlarına rağmen, o medya mahallesinin vazifelileri, kenarda köşelerde siperlerinde kalabildiler... Amma, şimdi iş değişecek. Genelkurmay'ın ıslak imza kabulü, şimdi onların defterini dürecek. Kullanıldıklarını kabul etmeyerek, cuntacıların, rıhtımda batmakta olan kanlı, paslı statüko gemisine binmeye devam edecekler. Belki de böylesi hayırdır. Birlikte batacaklar. Belli de olmaz. Belki de gemiyi önce onlar terk edecek...

Cuntacıların zehirli çiçekleri ise asla meyveye duramayacak. Çünkü o Çiçek Albay, Genelkurmay karargâhında o ihanet belgesine, imzayı tek başına atmadı. Ona emir veren daha yukarılarda birileri var. Biz onları da öğreneceğiz. Tıpkı, kanal kanal dolaşıp, bir zamanlar giydiği elbisenin onurunu hiç düşünmeden, yalan yere yeminler edenler gibi, yargı onları da çağıracak.

Askerî vesayet rejimi, sadece askerlerden ibaret değil. Bu sistem, Cumhuriyet ve demokrasi arkasına sığınırken, sivilleri, kurumları kullandı. Her darbe, kendi anayasasını boşuna yapmadı. Kendisini sağlama almak için kimleri kullandılarsa, kimler "kozmik adamlar" olmayı içlerine sindirdilerse, biz onları da öğreneceğiz. Mesela CHP içinde, MHP içinde, başka partilerde "kozmik siyasetçiler" var mı, onları da öğreneceğiz. Ne demişti eski Kara Kuvvetleri Komutanı e. Org. Kemal Yamak: "Ecevit, kendi partisindekileri biliyor mu acaba?" Evet, Sayın Baykal, biliyor mu acaba? Yoksa biliyor da, Genelkurmay kabul ettiği halde, "o da yetmez, kâğıtta Dursun Çiçek'in parmak izi var mı, sen asıl ona bakacaksın arkadaş" demesi ondan mı?

Limana dikkat edin: Satüko gemisi su alırken, demokrasi gemisi yanaşıyor. Onu karşılayalım...

HÜSEYİN GÜLERCE
ZAMAN
04.03.2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

1.3.10

ISLAK İMZA ÇİÇEK'İN

Jandarma Kriminal İmzayı Onayladı

Jandarma Kriminal de ‘İrticayla Mücadele Planı’ndaki imzanın Dursun Çiçek’e ait olduğunu onayladı. Genelkurmay’a giden raporun kamuoyuyla ne zaman paylaşılacağı merak konusu

Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı belirtilen “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” belgesinin ıslak imzalı hali ile ilgili Jandarma Kriminal Laboratuvarı’nın yürüttüğü inceleme tamamlandı. Jandarma Kriminal Laboratuvarı’nda yapılan incelemede, belgedeki ıslak imzanın “Dursun Çiçek’in eli ürünü olduğu” ifade edildi.

RAPOR NE ZAMAN AÇIKLANACAK

Islak imzalı belge üzerinde Adli Tıp Kurumu’ndan sonra Jandarma Kriminal Laboratuvarı tarafından ikinci bir inceleme yapıldı. Bu incelemede de belge üstündeki imzanın Albay Dursun Çiçek’e ait olduğu ikinci defa teyit edilmiş oldu. 23 Şubat 2010’da düzenlenen rapor Genelkurmay’a bildirildi. Karargahta deprem etkisi yaratan raporun, kamuoyundan gizlendiği belirtiliyor.TAKİPSİZLİK KARARI VERİLMİŞTİ

Ergenekon sanığı Serdar Öztürk’ün bürosunda bulunan fotokopi şeklindeki belge üzerine Genelkurmay Askeri Savcılığı soruşturma başlatmış ve “böyle bir belgenin mevcut olmadığı” ve imzanın Dursun Çiçek’e ait olduğu konusunda yeterli delil olmadığı sonucuna varmıştı. Askeri Savcılık, “takipsizlik” kararı vererek, dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermişti. Ankara Başsavcılığı’ndan Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara gönderilen belge Adli Tıp Kurumu tarafından incelemeye tabi tutuldu. Adli Tıp Kurumu, belgedeki ıslak imzanın Dursun Çiçek’in “eli ürünü” olduğu sonucuna vardı.

ORİJİNAL HALİ DE ASKERE GİTTİ

Anayasa Mahkemesi’nin askerlerin sivil yargıda yargılanmasını öngören yasa değişikliğini iptal ettirmesi sonrasında belgenin orijinal hali Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderildi. Askeri Savcılık da belgeyi Jandarma Kriminal Laboratuvarına gönderdi. Buradan alınan raporda da belgedeki imzanın “Dursun Çiçek’in eli ürünü” olduğu bir kez daha ifade edildi.

SİVİL VE ASKERİ YARGIDA KAVGA KONUSU

Ergenekon savcılarının Dursun Çiçek imzalı “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” belgesi konusunda yürüttükleri soruşturmanın “güçlü delili” konumundaki ıslak imzalı belge konusunda Genelkurmay Adli Müşavirliği ile bir çekişmenin yaşandığı basına da yansımıştı. Genelkurmay Adli Müşavirliği, belgenin aslının Ergenekon savcılarından 3 kez istenmesine rağmen gönderilmemesini, basın önünde eleştirdi. Genelkurmay Askeri Savcılığı, İstanbul özel yetkili Cumhuriyet Savcılığından, Jandarma Kriminal incelemesi için belgenin orijinal halini istedi. “Yetki bende” diyerek soruşturmayı kendisinin yürüteceğini aktaran Ergenekon savcıları, Genelkurmay Askeri Savcılığı’na istediği belgenin renkli fotokopisinin “aslı gibidir” şerhi düşülen halini gönderdi. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da basın toplantısı yaparak, fotokopi şeklindeki belgenin resmi bir yönünün bulunmadığını belirterek, belgenin bu anlamda “kağıt parçası” görünümünde olduğunu ifade etmişti.


Kaynak: Star

Devamını BURADAN okuyun...>>>

19.2.10

ÇİÇEK ERZİNCANDAMIYDI ?

Dursun Çiçek, 2009'da Erzincan'a geldi mi?

İstismara müsait bir durum var. Çünkü Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner üzerindeki tartışma, İsmailağa cemaatini soruşturmaya başlamasıyla ortaya çıktı. Üstelik bu soruşturma, "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" (TCK 220) kapsamındayken, "terör örgütü" iddiasına dönüştürüldü; Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesinde sıralanan bir suç söz konusu olduğu için, yargılama yetkisi de, Özel Yetkili Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi'ne geçti; dosya, Erzincan'dan Erzurum'a gönderildi. İzah edilmesi gereken şüpheli noktalar var ama buradan yola çıkarak, meseleyi sadece "cemaat soruşturmasını örtbas etme" niyetine bağlayamayız.
Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, soruşturmayı, 2007'de, bir kadının, "İsmailağa cemaati mensubu eşim tarafından dövülüyorum" şikâyeti üzerine başlattı. Ama özellikle 2009'dan sonra, soruşturma kapsamı olağanüstü genişletildi.
Ve çok önemli bir nokta: Fethullah Gülen cemaati hakkındaki soruşturma, 2009 başında başlatıldı. Neden çok önemli diyorum? Çünkü iddiaya göre, 2009 Ocak ya da Şubat ayında, İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın altında imzası olduğu söylenen albay Dursun Çiçek Erzincan'a geldi ve Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner ile orduevinde, kahvaltıda buluştu. İlhan Cihaner, gene iddialara göre, Erzincan Alay Komutanı Recep Gençoğlu ve Erzincan İl Jandarma Alay Komutanı Ali Tapan ile protokol dışı görüşmeler yapıyordu. Hatta kırsal alanda, elektrik gerilim hatlarının altında, telefonlarının bataryaları çıkarılmış vaziyette bir buluşma gerçekleşmişti.Çatalarmut Barajı'nda bombalar ortaya çıktıktan sonra (Kasım 2009'da) tutuklanan İstihbarat Şube Müdür yardımcısı üsteğmen Ersin Ergut'un bilgisayarının hard diskinde yapılan incelemede, barajda bulunan mühimmatın kimlerle irtibatlı olduğu, kimlere bilgi verildiği yazılıydı. Burada, başsavcı İlhan Cihaner'in, Alay Komutanı Recep Gençoğlu'nun, İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Nedim Erten ile 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk'in isimleri geçmişti. Ersin Ergut'la birlikte tutuklanan astsubay Orhan Esirger de, Ergut'un kendisine "Bu mühimmat bizimkilere ait olabilir" dediğini anlatmıştı. Ersin Ergut, savcıya verdiği ifadesinde, Başsavcı İlhan Cihaner'in alayda birkaç toplantıya başkanlık ettiğini beyan etmişti. Ergut'un bu toplantılarda tuttuğu notlarda, "Gülen grubunun bir suç örgütü olduğu ispatlanacak, bunun için delil yaratılacak" gibi cümleler olduğu meydana çıktı. Gene aynı notlarda, "Fethullah Gülen cemaatinin arşivi, yapılanması", "Uzatmalıyız, Erzincan-Erzurum-Gümüşhane-Kelkit", "İstanbul ayağı önemli", "Şubat ayına kadar faaliyeti tamamlayacağız" gibi ibareler bulunmaktaydı.
Meselenin, cemaatlerin soruşturulmasının yargıdan kaçırılmak olmadığını bu iddialar gösteriyor. Gizli tanık ifadeleri de var. O ifadelere göre, gizli tanıktan, Gülen cemaatinin evlerine ve diğer kurumlarına ruhsatsız silâh, uyuşturucu ve belge koyması istenmiş. Hatta savcı Cihaner'in, MİT tarafından kullanılan bu elemana, MİT'teki görevlileri kastederek, "Ağabeylerin senden ne istiyorsa onu yap" dediği de belirtiliyor. 31 Ocak 2010'da tutuklanan Erzincan İl Jandarma Alay Komutanlığı'nda görevli astsubay Şenol Bozkurt'un, öğrenci evleri tuttuğu, bunları, cemaat evleri gibi gösterip, silâh yakalatma tertibine giriştiği de ileri sürülüyor. Baskını da, danışıklı dövüş biçiminde, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in gerçekleştireceği iddialar arasında.
İleri sürülen olayların doğru olup olmadığını elbette bilemeyiz. Ama mesele, "Cemaate dokunursan elin yanar" basitliği içinde anlatılamayacak kadar geniş kapsamlı.
Ben en çok şunu merak ediyorum: Gerçekten Dursun Çiçek, 2009 başında Erzincan'a geldi mi? 3. Ordu Karargâhı'nda Başsavcı İlhan Cihaner ile bir görüşme yapıldı mı? Yapıldıysa, bunu ispat edecek deliller mevcut mu? Zira hepimiz, İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nda, Fethullah Gülen cemaatine karşı bir tertibin öngörüldüğünü biliyoruz.


HSYK'nın gerekçesi ne?
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK'nın) aldığı karara, "yargı darbesi" denilmesinin sebebi, başlayan bir soruşturmaya müdahale edip, savcıların tümünün yetkisini kaldırması. Üstelik anayasaya göre, HSYK kararlarına itiraz merci bulunmadığından dolayı, fiili durumu herkes kabul etmek zorunda kalıyor.
Dün de yazdık, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 251'inci maddesinin 1'inci fıkrasına göre, "terör" suçlarında, -bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile- soruşturma, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılarınca yapılıyor; yargılamada ise, CMK'nın 250/3. maddesi uyarınca yetki Yargıtay'da.
İkinci bir husus: Özel Yetkili Savcı'nın, mahkemeye müracaat edip, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında tutuklama kararı aldırması, yargılama işlevi içinde sayılmıyor. Tutuklama talebiyle mahkemeye sevk ve mahkemenin verdiği tutuklama kararı, soruşturma işleminin bir parçası.
HSYK, hangi gerekçeye dayanarak Erzurum savcılarının yetkisini aştığından söz ediyor? Bu belli değil. Söz konusu iddiaların, Kurul bünyesinde tartışılmadan alelacele alındığı belirtiliyor. 3. Ordu Komutanı dahil çok sayıda subayı da hedef alan geniş kapsamlı bir hazırlık soruşturması söz konusu olduğu için, yargıya müdahale daha da rahatsız edici bir hal alıyor.

Devamını BURADAN okuyun...>>>

9.2.10

ADLİ TIP "İMZA ÇİÇEK'İN"

Adli Tıp: İmza Albay Çiçek'e Ait

Adli Tıp Kurumu "Islak imza" olayında son kararını verdi: Belgedeki imza Albay Çiçek'e ait. Bundan sonra ne olacak? TSK soruşturma başlatacak mı?

Adli Tıp Üst Kurulu, kamuoyunda hükümete ve millete yönelik kirli eylem planı olarak bilinen belgedeki ıslak imzayla ilgili tartışmayı bitirdi.

5 Şubat 2010'da toplanan Adli Tıp, 4'e karşı 7 oyla imzanın Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek'e ait olduğu sonucuna vardı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Dursun Çiçek'in talebi üzerine belgeyi incelenmesi için Üst Kurul'a göndermişti. Çıkan rapor kirli eylem planını Albay Çiçek'in hazırladığını tescil ederken, alınan bilgilere göre Adli Tıp'ın tespiti henüz savcılığa ulaşmadı. Söz konusu kirli eylem planı ilk ortaya çıktığında 'fotokopi' nitelendirmesinde bulunulmuş, ancak Ekim 2009'da bu kez belgenin ıslak imzalı orijinal nüshası başsavcılığa gönderilmişti. Bu süreçte Albay Çiçek, iki kez tutuklanıp avukatların itirazı üzerine serbest bırakılmıştı.'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın fotokopisi Ergenekon soruşturması kapsamında şüpheli Serdar Öztürk'ün ofisinde ele geçirilmişti. Belgede imzası bulunan Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek hakkında da Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar tarafından soruşturma başlatılmıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ifadeye çağırdığı Çiçek, 1 Temmuz 2009'da 'silahlı terör örgütü üyeliği' suçundan tutuklanarak Hasdal Cezaevi'ne gönderildi. Avukatının tutukluluğa itiraz etmesi üzerine İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 'belgenin fotokopi olmasını' gerekçe göstererek Çiçek'i tahliye etti.

Ekim 2009'da bu kez belgenin ıslak imzalı orijinal nüshası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ulaştırıldı. Savcılık, belgeyi zaman kaybetmeden Adli Tıp Kurumu'na gönderdi. Bu kez Fizik İhtisas Dairesi, orijinal belgeyi inceleyerek 19 Ekim 2009'da verdiği kararında imzanın Dursun Çiçek'e ait olduğunu tespit etti. Bu rapor üzerine tekrar harekete geçen savcılık, Çiçek'i adliyeye çağırdı ve yeniden ifadesini alarak tutuklanması için mahkemeye sevk etti. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Çiçek hakkında tutuklama kararı verildi. Ancak yine avukatın itirazı üzerine tahliye edildi. Bu kez 48 saat tutuklu kalmıştı. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, belgedeki ıslak imzanın Dursun Çiçek'e ait olduğunu bildirmesine rağmen tahliye kararı verdi. Savcılık, Dursun Çiçek'in talebi üzerine belgeyi bu kez Üst Kurul'a gönderdi. 11 kişilik üst kurul 7'ye 4 oy çokluğuyla imzanın Çiçek'e ait olduğu şeklinde rapor verdi. Üst kurulun 5 Şubat 2010'da verdiği karar, 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı' belgesi ile ilgili soruşturma kapsamında dikkate alınacak.

İmzanın Çiçek'e ait olduğu tescillendi

Adli Bilimciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Nevzat Alkan, Adli Tıp Üst Kurulu'nun kararının belgenin orijinal ve üzerindeki imzanın da Dursun Çiçek'e ait olduğunu tescillediğini aktardı. Alkan şunları söyledi: "Karar 7'ye karşı 4 oy çoğunluğu ile alınmış. Bu da belgenin altındaki imzanın ıslak yani belgenin orijinal olduğunu gösteriyor. Adli Tıp Kurumu kendi içinde son karar merciidir. Oy çokluğuyla alınan bu karar doğrultusunda mahkeme değerlendirme yapar. Yani mahkeme kararını oluşturmada bunu dikkate alabilir. Çünkü Adli Tıp Kurumu, bilirkişi heyeti olarak bilinen ve birçok önemli davada verdiği kararlar kabul edilen bir kurum. Ancak karar verme aşamasında bu kararın ne kadar etkili olacağı hakimin bileceği bir iş. Hakim, bilirkişinin hazırladığı raporda ikna olmuşsa eğer başka bir bilirkişiye gitmeyebilir. Bunun birçok örneği de var. Otuz kişilik bir heyetin oybirliğiyle aldığı bir kararı hâkimin kabul etmeme yetkisinin de olduğunu biliyoruz. Hâkim burada bilirkişiye sadece danışır. Bu, Dursun Çiçek'le ilgili verilen kararın kabul edilmeyeceği anlamına gelmez."
aktifhaber.com dan alıntıdır.

Devamını BURADAN okuyun...>>>

2.12.09

ISLAK İMZA ERZİNCANDA

Erzincanda planı "ıslatmışlar"


Albay Dursun Çiçek imzalı İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı uygulama için pilot bölge seçildiği iddia edilen Erzincan'da cemaat evlerine silah yerleştirmeden, 800 bin TL'lik rüşvetlere, sahte mühürlü mektupla soruşturma başlatılmasından, ölümle tehdit etmeye kadar çarpıcı iddialar var. Cunta tarafından cemaatlere ait yurtlara ve okullara silah yerleştirmekle görevlendirilen gizli tanıklar olayları yer, zaman ve kişi göstererek detaylı biçimde anlattı. Kapatma Davası için zemin hazırlama ve Erzincan Emniyeti'ne komplo gibi ayrıntılar da deşifre edildi.

SULAR ÇEKİLDİ SORUŞTURMA BAŞLADI

Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı'nca, 27 Ekim 2009 tarihinde Erzincan'daki Çatalarmut Barajı'nda suyun çekilmesinin ardından çok sayıda el bombası ve mühimmatın ele geçirmesi olayıyla ilgili yürütülen soruşturmada önemli bilgilere ulaşıldı. Soruşturma kapsamında alınan Gizli Tanık ifadelerinde; Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, İl Jandarma Komutanı A.T. ve Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Nedim Ersan, J. Üsteğmen Ersin Ergut ve J. Kd. Bçvş. Orhan Esirger'in aralarında bulunduğu kişiler şok iddialar yer aldı.
CEMAAT EVLERİNE SİLAH YERLEŞTİR

Soruşturma kapsamında Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısının bilgisine başvurduğu Gizli Tanık Erzincan; yaklaşık bir yıldır muhbirlik yapmakta olduğu Erzincan Jandarma İstihbarat yetkilileri tarafından, Erzincan'da kaldığı cemaatlere ait ev, yurt ve eğitim kurumlarına silah, mühimmat, vb. suç unsurları ve kamera yerleştirmesinin istediğini, kendisinin bunu kabul etmemesi üzerine Jandarma İstihbarat görevlilerinin 800.000 TL para teklifinde bulunduklarını anlattı.

UCU BİZE DOKUNURSA ÖLÜRSÜNÜZ

800 bin TL'lik İş bankası'na ait çeki kabel etmeyince Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'le görüştürüldüğünü, Cihaner'in kendisine Savcı Hüseyin diye tanıttığını anlatan Gizli Tanık Erzincan “Gerek Jandarma İstihbaratçı Kerem gerekse Başsavcı Cihaner “Şayet sana verdiğimiz görevlerin en ufak bir şekilde ucu bize dokunursa senin bütün sülaleni bitiririz yok ederiz, gerekirse biz de ölürüz ama senin sülalelini bitirdikten sonra ölürüz” diye ayrı ayrı tehdit ettiler” dedi.

‘SİLAHLARI POLİSLER ATTI' DİYECEKSİN

Gizli Tanık X ise; Çatalarmut Barajı'nda mühimmatın bulunmasından bir gün sonra Erzincan Jandarma Alay Komutanı A.T. ve Jandarma İstihbarat personelinin kendisi ile görüştüğünü belirterek “El bombaları ve silahları buraya polis attı” diye ifade vermesini istediklerini” anlattı.

Albay Çiçek'in Planı'nda vardı

Soruşturmayı yürüten Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı, gizli tanıkların ifadelerini “Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı iddia edilen ‘AK Parti ve Fethullah Gülen'i Bitirme Planı'nın pratikteki uygulamasına örnek teşkil edebileceği”ni belirterek, Ergenekon soruşturmasının yürütüldüğü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına ulaştırdı. Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlanan İrtica İle Mücadele Eylem Planı'nın “Faaliyet” bölümünde; “Askeri suç kapsamında yapılacak Işık Evleri baskınlarında, silahlı terör örgütü oluşturmak doğrultusunda; silah, mühimmat, plan vb materyal bulunması sağlanarak, FG Grubu “Silahlı Terör Örgütü” Fethullahçı Silahlı Terör Örgütü (FSTÖ) kapsamına aldırılacak ve soruşturmaları askeri yargı kapsamında yürütülecektir” ifadeleri yer alıyordu.

Teknik takip incelemeleri Gizli tanıkları doğruladı

Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı tarafından yaptırılan incelemede; Gizli Tanıkların yaptıklarını söyledikleri telefon görüşmeleri ve buluşmalara ilişkin teknik detayların tanık beyanlarıyla örtüştüğü adli olarak tespit edildi. 18 Kasım 2009 günü olaylara adı karışan İl Jandarma Komutanı A.T., Jan. Üsteğmen Ersin Ergut ve J. Kd. Başç. Orhan Esirger'in evleri arandı. Ergut ve Esirger gözaltına alınarak Erzurum'a götürüldü. 21 Kasım'da Esirger, ertesi gün ise Ergut tutuklandı. Erzincan Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Nedim Ersan ise 28 Kasım'da tutuklandı.

AK Parti'yi kapatmak için kurgu delil çabası

İsmailağa Silahlı Terör Örgütü şeklinde kurgulanan operasyonda, Mahmut Ustaosmanoğlu, Ahmet Mahmut ünlü ve Yenişafak'ın sahibi Ahmet Albayrak “örgüt üyesi” sayılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ise silahlı terör örgütüne yardım ve yataklıkla suçlanıyordu. Çok sayıda AK Partili Belediye Başkanı ve milletvekilinin de isminin karıştırıldığı soruşturmanın, partinin kapatılmasına zemin hazırlama çerçevesinde kurgulandığı değerlendiriliyor.

Erzincan Polisi'ne operasyon planı

Gizli tanık X: Jandarma İstihbaratçılar gölde bulunan mühimmatlarla ilgili savcıya “Erzincan polisi daha önce bana ‘sana mühimmat verelim bir yere at biz de sonra gidip bulalım' teklifi yapmıştı” diye ifade vermemi istedi

• Gizli Tanık X, Çatalarmut Barajı'nda silah ve mühimmat ele geçirilmesinin ardından Erzincan Jandarma Komutanı A.T. ve bazı Jandarma İstihbarat personelinin kendisi ile irtibata geçerek, bulunan malzemelerin Erzincan Emniyet Müdürlüğü personeli tarafından baraja konulduğuna tanıklık etmesinin istendiğini ifade etti. Erzincan Jandarma Komutanlığı Personeli tarafından, bulunan mühimmatlarla ilgili polis aleyhine ‘Gizli tanık' olması yönünde kendisine baskı yapıldığını belirten Gizli Tanık X'in iddialarından satır başları şöyle:

• Ben 28 Ekim 2009 günü Erzincan il merkezinde bulunduğum sırada evden hanımım beni arayarak Ali Osman diye birisinin evde olduğunu ve benimle görüşmek istediğini söylemesi üzerine ben bu isimde birisini çıkartamayınca telefona vermesini söyledim. Beni arayan şahıs ile telefonda görüştüğümde bu şahsın Erzincan Jandarma İstihbaratta görevli olan Ersin Üsteğmen olduğunu anladım.

• Nerede olduğumu sordu ben de Erzincan'da Valiliğin önünde olduğumu söyledim Ersin Üsteğmen bana bulunduğum yerden ayrılmamamı söyledi. Aynı gün bir süre sonra yine Jandarma İstihbaratta çalışan Orhan Başçavuş bulunduğum yere gelerek bana Erzincan merkeze bağlı Kilimli Köyü yol ayrımına gitmemi ve orada beklememi, oraya kendisinin Ersin Üsteğmen ile gelerek bir konu görüşeceklerini söyledi. Kilimli yol ayrımına gittim. Arkadan da Orhan Başçavuş ile Ersin Üsteğmen lacivert renkli sivil plakalı Kartal marka araçla geldiler. Yol ayrımına geldiğimizde Ersin Üsteğmen gelerek benim arabama bindi. Cep telefonumu aldı bataryasını çıkardı ve arabanın ön göğüs kısmına bıraktı. Bana bir şey duyup duymadığımı sordu. Ben de duymadığımı söyledim.

• Çatalarmut Barajı'nda mühimmat bulunduğunu söyledi. (...) Benim Erzincan Başsavcısı'na “Gölde bulunan mühimmatlarla ilgili Erzincan polisinin daha önce bana ‘Sana mühimmat verelim bir yere at biz de sonra gidip bu mühimmatı bulalım' dediklerini ifade etmemi” teklif etti, kabul etmedim.

• Ayrıca Ersin Üsteğmen, Ergenekon davasının ABD destekli b ir cemaatin bir komplosu olduğunu, polisin de bu cemaatin hakim olduğu bir teşkilat olduğunu anlatarak kendilerinin Ergenekon'a inanmadıklarını söyledi. Bu nedenlerle bulunan mühimmatın polis tarafından konulduğu izleniminin verilmesi için benim “Gizli Tanık” yapılacağımı söyleyince ben kendisine “Benim çoluk çocuğum var benim bu şekilde ifade verdiğim öğrenilince ben ne yapacağım” dedim.

• Ersin Üsteğmen bana ‘Seni Alay Komutanıyla görüştüreyim' dedi. Ersin Üsteğmen ayrıca bana “Senin yüzünü değiştiririz, estetik ameliyat yaptırırız, sana iş buluruz, 10.000 TL para veririz, bu tür şeyleri sen düşünme, dosyan Erzincan'da görülecek, ifade verirsen senin için hiçbir sıkıntı olmayacak, burası için sana garanti veriyorum” dedi.

• Aynı gün saat 16:00 - 16:30 sıralarında Orhan Başçavuş kendi telefonu ile beni cepten arayarak evime çağırdı. Onların aracını takip ederek Mertekli Barajı'na gittik. Bana alay komutanının sivil olarak geleceğini, benim az aşağıya inip orada beklememi söylediler, 400-500 metre aşağıya inip orada bekledim.

• Akşam yeni olmuştu, yaklaşık 15-20 dakika beklemiştim ki yanıma alay komutanının sivil bir şekilde geldiğini gördüm, yanında kimse yoktu. Alay komutanı bana Ersin Üsteğmen'in teklifini yeniledi. Süre verdi. 28 Ekim 2009 günü saat 22:00 sıralarında ben kendi cep telefonumdan Ersin Üsteğmen'i arayarak bu işlere beni kesinlikle karıştırmamalarını söyledim. Bu görüşmeden sonra beni hiç aramadılar.

‘Niye Jandarma değil de polis arandı' kızgınlığı

• Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı talimatı ve Valilik oluruna rağmen, olay yeri inceleme ve delil toplama çalışmalarının Jandarma ekiplerince yapıldığı, İl Jandarma komutanı A.T.'nin olay yerine gelerek bizzat çalışmaların başında bulunduğu, çok sinirli olduğu gözlenen A.T.'nin, ihbarcı ile ilgili olarak, “bu a...na k...mun çocuğu neden 156'yı aramıyor da polisi arıyor” şeklinde küfürler ettiği iddia edildi. Evinde arama yapılan A.T. ile ilgili soruşturmanın sürdüğü öğrenildi.

Eve silah koy 800 bin lirayı sana verelim

Cemaatlere yönelik komplolar ile ilgili Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısına ifade veren Gizli Tanık Erzincan'ın iddialarından satır başları şöyle:

• Bana görüşmelerde özellikle Gülen cemaatine ait kolejde kalmam ve verecekleri her işi yapmam söyleniyordu, Kolejde kalmam için baskı yapıldı.

• Jandarma İstihbaratçı Kerim, Nurcu Kurdoğlu Cemaati evinde birlikte kaldığımız Yüzbaşı Yıldırım'ın çantasına silah koymamı istedi.

• İki gün sonra buluşma noktamıza gittik, Kerim de gelmişti. Yıldırım'ın kimliğinin fotokopisini çekmemi söyledi. İsteklerini yerine getiremeyeceğimi söyledim.

• Bunun üzerine Kerim bir çek çıkardı. Bana bu ne diyerek çeki salladı. Çekte “800 milyar yazıyor, senin ve ailenin yardıma muhtaç olduğunu biliyoruz. Söylediklerimizi yaparsan çek senin olabilir” dedi.

• Yıldırım'ın çantasına silah ile illegal kitap ve doküman veya evde odasındaki kitaplığa suç unsuru dokümanlar koymamı istediler.

• Bunun üzerine Kerim, bir defa Yıldırım'ın üzerinde arama yaptıklarını, çantasında bir Risale-i Nur bulduklarını, bu kişi ile başa çıkmak için çantasına, odasına verecekleri silah ve belge koymamı söylediler

• Ancak ben kabul etmedim.

• Akşam 21.00'de aynı yerde buluştuk. Yine aynı araç idi, camları perdeliydi, az sonra arkadan bir araç yaklaştı. Takım elbiseli birisi arabaya bindi. (...) Araçta 3 kişiydik. Arabaya binen savcı geriye dönerek, “Ben Hüseyin” dedi. Ben de kendimi tanıttım. Ailemle ilgili konuştu. (...) ‘Abilerle abi kardeş olmuşsunuz' dedi.

• Savcı dönerek “sen niye abilerini dinlemiyorsun, dediklerini yapmıyorsun, ailen var, enişten var, kardeşlerin memur, yaptığın hata hayatlarına malolabilir, bu işe giren mezara kadar bizimle gelir, deşifre olmaman bizim için önemli, kaldığın yerde askerler var mı” dedi.

Bu cemaatin içerisinde kalarak daha sonra cemaatte öğretmenlik yapacak ve bize faydalı olacaksın, zeki birisin, abilerini dinlemen lazım, verdiğimiz paraları dikkat çekici biçimde harcama, bankaya yatırma” dedi.”

• Haberlerde “Erzincan'da cemaate darbe planı” şeklinde haber sunulmaya başlayınca dikkat ettim. Televizyonda Erzincan Başsavcısı'nın törende bayrağın yanındaki görüntüsünü görünce irkildim, “bu işte” diyerek kalktım gittim. Başımdan geçenleri babama anlattım.

Erzincan'da araçta görüştüğüm ve kendisini “Savcı Hüseyin” diye tanıtan kel kafalı savcının haberlerdeki Erzincan Başsavcısı olarak gördüğüm kişinin olduğunu söyledim. (...) ‘Bu kişi kesinlikle Erzincan Başsavcısıdır.

• Verdiğim bilgiler karşılığında 100-300-350-400 TL veriyorlardı. Buna karşılık makbuz imzalıyordum.

• Gerek Kerim gerekse bana tanıtılan savcı “sana verdiğimiz görevler silah ve illegal eşyalar konulması ile ilgili olarak bize en ufak ucu dokunursa senin sülaleni bitiririz yok ederiz, gerekirse bizde ölürüz ama senin sülalelini bitirdikten sonra ölürüz” diyerek tehdit ettiler.

Soruşturma CMK gereği başlatıldı

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, Başsavcılığın, ‘'İsmailağa cemaati'' olarak bilinen yapılanmaya yönelik yürüttüğü soruşturmayla ilgili yazılı ve görsel basın ile internet medyasında, kişisel onur ve saygınlıklara saldırı niteliğinde yayınlar yapıldığını bildirdi. Cihaner, yaptığı yazılı açıklamada Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ‘'İsmailağa cemaati'' olarak bilinen yapılanmaya yönelik yürüttüğü soruşturmayla ilgili yapılan bazı haberlerin, olgulara ve mantık kurallarına açıkça ters, soruşturmada görev almış kolluk mensuplarını ve adli görevlileri hedef gösterici, halen yürütülmekte olan soruşturma ve davaları etkileyecek nitelikte olduğunu savundu. Haberlere konu ‘'İsmailağa soruşturmasının'' CMK'nın 160. maddesi gereği başlatıldığını belirten Cihaner, açıklamasını şöyle sürdürdü: Başsavcılığımız, hiçbir yasa dışı oluşumun yönlendirmesinde olmadığı, olamayacağı gibi buna cüret edenler hakkında yasalardan aldığı gücü kullanacak cesaret ve hukuk bilgisine sahiptir.''

STAR GAZETESİ

02.12.2009

Devamını BURADAN okuyun...>>>

16.11.09

3. İHBAR MEKTUBU

Karargâhtan yeni mektup

Ergenekon Savcıları, Cumhurbaşkanlığı, Adalet Bakanlığı, Başbakanlık ve Muhalefet Liderleri'ne yeni bir ihbar mektubu gönderildi.

Albay Çiçek’in ofisinde imha işlemine katılan bir subay Ergenekon savcılarına ihbar mektubu gönderdi. Mektubun ekinde, ‘ofisteki imhadan kurtardım’ dediği ‘Bilgi Destek Planı’ Çiçek’i tutuklatan planı aratacak cinsten

İhbar mektubuyla birlikte gönderilen CD içerisinden çok ilginç belgeler çıktı. Bilgi Destek Planı olarak hazırlanan ve CD’de “Faa.çiz. 23.10.Selvi” isimli Powerpoint sonusunda “Kamuoyu yaratmak” için yapılması gerekenler sıralanıyor. Buna göre “Genelkurmay en güvenilir kurum” sonuçlu anketler yaptırılması, medyaya “Şeyh müritlerinin parasıyla zengin oldu, şeyh kadınla basıldı” haberleri servis edilmesi isteniyor. İktidar toplumla mücadele için siyasetin derinliklerine kadar girildiği görülen belgede şok eylemler öneriliyor:YANDAŞ İSİMLERLE SEMİNERLER

Seminer ve çalıştaylara “kamuoyu yaratma gücü bulunan” devlet adamları, akademisyenler ve araştırmacılar (Dr.Ercan Çitlioğlu, Prof.Emre Kongar, A.Necdet Sezer, Süleyman Demirel, Prof. Ümit Özdağ, Doç.Emin Gürses, Gazeteci-yazar M.Ali Kışlalı, Gündüz Aktan, Güler Kömürcü gibi) çağrılarak, verilecek mesajların kamuoyuna daha etkili olarak sunulmaları sağlanacaktır.

FİLMLER İÇİN BÜTÇE OYAK’TAN

“Pahalı projeler” bölümünde “Terörle ilgili filme destek 550.000 YTL verilmesi”, “İrtica ilgili filme 550.000 YTL destek verilmesi”, “TSK’nın dinkarşıtı olmadığı, dininticaret, siyaset ve kişisel çıka için kullanılmasına karşı olduğu temalarını yansıtan bir film yaptırılması”, “Çeşitli konularda anketler yaptırılması 80-150.000 YTL”, “Çizgi film yapılması” gibi projeler alt alta sıralanıyor. Bunlara aktarılacak paranın TSK adı gizlenerek, örtülü ödenek, kantin gelirleri ya da OYAK şirketlerinin tanıtım bütçelerinden karşılanması isteniyor.

Adamlarımıza sonucu belli anket yaptıralım

Belgede “Kamuoyu yaratmak ve kamuoyunda yaratılan izlenimlerin etkisini ortadan kaldırmak amaçlı” anketler yaptırılması isteniyor. “Anket çalışmalarının dolaylı olarak yapılacağı”, anketlerin “Kamuoyu yaratma gücüne sahip bulunan bir araştırma şirketine yaptırılacağı ve araştırma danışmanları olarak kamuoyu yaratma gücüne sahip kişiler (Prof. Emre Kongar, Prof.Orhan Türkdoğan, gazeteci-yazar Bekir Coşkun, Gazeteci Ece Temelkuran gibi) kullanılacağı” anlatılıyor. Başkent, Süleyman Demirel veya Ankara Üniversitesi gibi uygun üniversitelerle ortak ve benzer anket çalışmaları yapabileceği belirtiliyor. Yapılacak anketlerden çıkması istenen sonuçlar ise şöyle:

ANKETTEN ÇIKACAK SONUÇLAR

• Türk toplumunun en çok güvendiği kurum %93’le yine TSK çıktı...

• Hükümete olan güven %45...

• Türkiye’de türban takan kadın sayısı son beş yılda %10 arttı...

• Türkiye’ye yaşayan yabancılara göre, Türkiye hızla dinci bir toplum haline geliyor, Arap ülkelerine daha fazla benzemeye başladı...

• Türban takan kadınların %65’i çevre, aile ve eş baskısı nedeniyle takıyor...

• Öğretmenler arasında yapılan bir ankete göre eğitim hızla dinselleşiyor...” gibi sonuçlar elde edilecek.

Planda, uydurma haberler üreterek kamuoyunun yönlendirilmesi isteniyor. Ve üretilmesi istenen haberlerin başlıkları veriliyor. İşte Genel Sekreterlik kanalıyla medyaya servis edilecek üretilmiş haberlerde istenen bazı başlıklar:

Başlığı belli irticayla haberleri yayınlatalım

• İrticai sermayenin vatandaşları dolandırması, dolandırılan vatandaşların hazin hikayeleri

• Tarikatçı babanın okula gitmemesi için kız çocuğuna hapis hayatı yaşatması

• İrticai ailenin çok küçük yaştaki kızını yaşlı biriyle para karşılığında evlendirmeye çalışması

• İrticai unsurların cemaatten yardım amacıyla topladığı paraların tarikat şeyhinin cebine gitmesi, tarikat şeyhinin çok lüks bir hayat yaşaması

• Cemaatin başındaki kişinin söylemlerine ters bir şekilde ünlü tatil yörelerine ve kumarhanelere, geneleve gitmesi

• Şeyhin yabancı fahişelerle sarmaş-dolaş resimleri

• Bir cami yaptırma derneği başkanının, toplanan paraları irticai unsurların ne şekilde harcadığına ilişkin açıklamaları

• Türban takmaya zorlanan bir genç kızın Hürriyet gazetesi yazarı ‘“Güzin Abla”ya durumunu yazması ve yardım istemesi

• Türban takmak istemeyen bir genç kadının başına gelenler ve yaşadığı çevrede nasıl bir baskı altında tutulduğuna ilişkin yazdığı mektuplar.

İmhadan geriye kalanlar

Demokrasiye Müdahale Eylem Planı’nın altında ıslak imzası olmasına rağmen Albay Dursun Çiçek, ikinci kez “Sabit adresi var, kaçmaz” denilerek serbest bırakılırken, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara üçünhcü bir ihbar mektubu daha gönderildi. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Adalet Bakanlığı ve muhalefet liderlerine de gönderilen mektubu, Bilgi Destek Dairesi’nin bilgisayarlarını inceleyen ekipte görev alan bir TSK personeli gönderdi. Mektubun ekinde, ise imhadan kurtarılan çok sayıda belge yeralıyor.

14 HARD DİSK BİR GÜNDE İNCELENDİ!

Dursun Çiçek ile ilgili Askeri Savcılıkta yürütülen soruşturma kapsamında Bilgi Destek Dairesi’nin bilgisayarlarını inceleyen ekipte görev alan bir TSK personeli, incelemenin nasıl gerçekleştirildiğini anlattı. Mektupta, Bilgi Destek Şubedeki bilgisayarlardan 14 adet hard disk söküldüğü ve hızlı bir incelemeyle ertesi gün iade edilmesinin istendiği belirtiliyor. 14 adet hard diskin imajlarının alınması bile bu sürede mümkün olmadığının belirtildiği mektupta, dosyalarda kelime taraması yapılmakla yetinildiği anlatılıyor.

GÖREVLİ ALBAYLA PSİKOLOJİK BASKI

Bir günlük süre tanınması nedeniyle, İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın ortaya çıkmasından sonra olası imha, silme, şifreleme gibi işlemlerle ilgili yeterli incelemenin yapılamadığı belirtiliyor. Sözkonusu hızlı incelemede, şifreli dosyaların aranmadığı, şifre çözme işlemlerinin yapılmadığı belirtilirken; inceleme sırasında aynı dairede görevli olan Albay Sedat Özüer’in görevlendirilerek inceleme işlemini gerçekleştiren ast rütbeli personel üzerinde psikolojik baskı oluşturuldu iddia ediliyor. Karargahta resmi dosyaların “Ana Server” denen dosya sunucuda tutulduğu belirtilen mektupta, buradaki dosyaların olaydan 4-5 gün sonra gerekli temizlik yapıldıktan sonra incelendiği ifade ediliyor.

ÇİÇEK’İNKİ 5 GÜN SONRA İNCELENDİ

Mektupta bu tür özel gizli dosyalarla ilgili de önemli bilgiler yer alıyor: “Karargahta bu tür gizli çalışmalar en az albay düzeyinde personel tarafından kendilerine tahsis edilmiş özel dizüstü bilgisayarlarda (bunların bir kısmı parmak izi ile çalışmaktadır) yapılmaktadır. Bu bilgisayarlara Genelkurmay MEBS Başkanlığı’nda görevli personel bile erişim sağlayamamaktadır. Çiçek Albaya ait dizüstü bilgisayar ise olaydan ancak 4-5 gün sonra incelenebilmiştir. 5 gün içinde kayda değer bir şey kaldıysa tabii ki.”

BAZI DOSYALARI KURTARDIM

İncelemede görev alan ve ihbar mektubunu yazan personel, bu sırada hard disklerden silinmiş bazı dosyaları kendi imkanlarıyla geri getirdiğini belirtiyor. Kurtarabildiği dosyaları kopyalayan görevli, bunlardan bazılarını açamadığını bunlar arasında Dursun Çiçek’in bilinen belgesinin izine rastlamadığını ancak benzer pekçok belge bulduğunu ifade ediyor. Dosyaları kurtardığını belirten TSK personeli, bunları bir CD ile mektubuna ekledi.

KORKUDAN AMİRLERİME SÖYLEMEDİM

Mektubun sözkonusu bölümü şöyle: “Benden sadece Dursun Albay ile ilgili belgeyi aramam istendiği için korkudan bulduğum diğer belgeler hakkında amirlerime herhangi bir şey bahsetmedim. Ancak lazım olabilir diye bunları sakladım. Ortaya çıkarırsam benim üzerime de gelirler diye bu konu hakkında şimdiye kadar kimseye bilgi vermedim. Ancak söz konusu belgenin gerçek olduğunun ortaya çıkarılmasından sonra bu dosyaların sizin tarafınızdan incelenmesinin daha doğru olacağını düşünerek CD ortamında sizlere gönderiyorum.”

KAYBOLMASIN DİYE HERKESE DAĞITTI

Mektubun sonuna düşülen notta ise şu ifadeler yeralıyor: “Sayın Savcım bu mektubu, kaybolabileceğini dikkate alarak Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, Muhalefet liderlerine ve Adalet Bakanına da gönderdim.”

AKP KURMAYLARI FİŞLENMİŞ

İhbar mektubuyla birlikte gönderilen CD içiresindeki “Kişilere Ait İstihbari Bilgiler” isimli dosyada “Ahmed Davutoğlu, Ali Babacan, Egemen Bağış, H. Cüneyd Zapsu, Nabi Avcı, Ömer Çelik ve Yalçın Akdoğan” isimli klasörler bulunuyor.. Bu klasörlerde sözkonusu kişilerin doğum tarihleri, eğitim durumları ve fotoğrafları konulduktan sonra “Kürt, Şeriatçı, Yahudi Lobilerinin Adamı” gibi nitelemelerle istihbarat bilgileri yeralıyor. İşte skandal fişlemeler:

AKP’nin Derviş’i...

Ali Babacan: (Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı): "Korkut Özal'ın öğrencilerinden ve Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa Dergahı mensubudur. AKP çevrelerinde 'Erdoğan'ın Prensi' ve ya 'AKP'nin Derviş'i' olarak isimlendirilmektedir. 1968 yılında yasak olmasına karşın okula 'türban' ile girmekte ısrar eden Ankara İlahiyat Fakültesi öğrencilerinden Hatice Babacan ile derslerinde 'İslamiyet'e reform gerektiğin' dile getiren İslam Tarihi öğretim üyesi Doç. Dr. Bahriye Üçok'a hakaret eden Mustafa Demirsöz, disiplin kurulu kararıyla fakülteden atılmışlardır. Atılan bu öğrencilerden Hatice Babacan, Ali Babacan'ın halasıdır. Hatice Babacan üniversitede ilk türban eylemini başlatan kişidir. Yahudi lobileri, mason ve rotary kulüpleri ile Recep Tayyip Erdoğan'ın irtibatlarını sağlamada aktif rol oynayan Ali Babacan evli ve bir çocuk babasıdır."

Gizli görüşmelerde yanında

Egemen Bağış (TBMM 22. Dönem Milletvekili, AK Parti Genel Başkanının Dış İlişkiler Danışmanı, NATO Parlamenter Asamblesi Türk Grubu Üyesi): "Uzun süre Beyaz Saray'da resmi çevirmenlik yapmıştır. Türkiye'den giden devlet adamlarının görüşmelerinde de bulunduğundan birçok konuda gizli bilgilere tanıklık ettiği bilinmektedir. Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu Başkanlığı yaparken Erdoğan'ın ABD'deki temaslarını ayarlamıştır. New York'ta Turkish Link adlı danışmanlık şirketi vardır. 32 yaşındadır ve yaşamının büyük bölümü ABD'de geçmiştir. Erdoğan'ın siyasi hareketi nedeniyle Türkiye'ye dönmüştür. Erdoğan'ın tüm görüşmelerinde çevirmenlik görevini yapmakta, en gizli görüşmelerinde bile Erdoğan'ın yanında yer almıştır. Siyasi çizgisi babasından kalma bir gelenektir. Babası Abdullah Bağış eski Siirt Belediye Başkanıdır. Üst düzey tercüman olan Eğemen Bağış, profosyonel yaşamı boyunca ABD Başkanları Villiam Jefferson, Clinton ve George W.Bush, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ABD Dışişleri Bakanları Madeleine Albright, Colin Powell ve daha pek çok üst düzey dünya liderlerine tercüman olarak hizmet vermiştir.”

Erdoğan’a yakın isim

H.Cüneyd Zapsu: "Azizler Holding, Balsu Gıda, BİM Şirketler Grubunun sahibi. BİM; 500'den fazla mağazası bulunan satış zincirine sahiptir. Azizler Holding ticaretini, For You (Senin için) adlı yeni mağazalar zinciriyle büyütmektedir. 1989'dan bu yana Erdoğan'ın yeni oluşumunu hazırlamaktadır. Erdoğan'ı TÜSİAD'a ve ABD'ye tanıtan kişidir. Korkut Özal'ın Demokrat Parti'nin başında olduğu dönemde DP Başkan vekilliği yapmıştır. 1999'da Erdoğan için TÜSİAD yemeğini düzenlemiştir. Belediye Başkanlığı döneminden beri Erdoğan'a yakın isimlerdendir. Son dönem özellikle dış politikadaki etkinliğiyle 'gölge Dışişleri Bakanı' milletvekili, bakan veya genel başkan yardımcılı olmayı kendisinin istemediği değerlendirilmektedir. Resmi olarak Erdoğan'ın dış politika danışmanlığını yapmaktadır. Ancak Erdoğan'ın kararlarına, tüm bakanların ve yöneticilerin üstünde bir etkinliği vardır. (...) Zapsu, anne tarafından araptır. Zapsu'nun halası, Musa anter'in karısıdır. Zapsu'nun şirketinde çalışan yöneticilerden; Ticaret Müdürü Mehmet Geylan'ın dedesi Kürt Teali cemiyetinin başkanı Seyit Abdülkadir. ikinci başkanı Seyit Şefik'in torunu ise aynı şirkette üretim müdürüdür. Zapsu'nun şirketlerinin yapısı ve yöneticileri incelendiğinde Kürt Teali Cemiyeti ve diğer şer örgütlerinin 20000 versiyonu olduğu görülmektedir. Zapsu bir yandan Erdoğan'a tanışmanlık yaparken, bir yandan da İstanbul'da ticari işlerini sürdürmektedir. Erdoğan Belediye Başkanlığı döneminde alışılmışın dışında bir işadamı grubu oluşturmuştur. Albayraklar dışında, Atasay Kuyumculuk sahibi Cihan Kamer, Ramsey firmasının sahibi Remzi Gür ve Cüneyd Zapsu gibi. Kamuoyunda fazla tanınmayan işadamları, Erdoğan'ın AKP'nin başına geçmesiyle birlikte ön plana çıkıvermiştir.

Ömer Çelik: (Adana Milletvekili. Diyarbakır asıllı. Başbakanlık Dış İlişkiler Danışmanı-özellikle Ortadoğu konusunda): "Erdoğan'ın siyasi danışmanıdır. Siyasi söyleminde ve iç siyasetteki taktiklerinde pay sahibidir. Dış gezilerinin tamamında genel başkanın yanında yer almaktadır. Erdoğan'ın olmadığı bir kabinede yer almak istemediği için bakan olmamıştır. Radikal İslam ekolünden gelmektedir. Yaşar Kaplan'ın yetiştirdiği bir kişidir. Ali Bulaç ile birlikte 'Bilgi ve Hikmet' dergisini çıkartmışlardır. Eski Kırıkkale Üniversitesi Rektörü Beşir Atalay tarafından siyasi görüşü nedeniyle üniversiteye alınmıştır. İkinci Cumhuriyetçidir. Siyaset bilimci olan Ömer Çelik, Yeniyüzyıl, Yeni Şafak ve Star gazetelerinde köşe yazarlığı da yapmıştır. Aralık ayında Amerika'nın Türkiye'yle ilgili planlarının ve üs pazarlıklarının basına sızdığı görüşmede brifing vermiştir. Basına sızan bilgilerin AKP'nin Ömer Çelik ve Egemen Bağış'ın da içinde bulunduğu heyet aracılığıyla ABD ile gizli pazarlık içinde olduğunu, daha mecliste karar alınmadan üstlerle ilgili takvimin belirlendiğini ortaya koymuştur. Ömer Çelik'in Kürt olduğu belirtilmektedir. Halen bekardır."

Menfaatine göre...

Nabi Avcı: (Başbakanlık Baş Danışmanıdır): "Zaman Gazetesi Genel Yayın Danışmanlığı ve yazarlığı yaptığı bilinmektedir. Geçici görevle Başbakanlık müşavirliğinde çalışmış, Molla Kasım müstear ismiyle çeşitli mecmualarda değişik yazılar kaleme almıştır. Menfatine göre her oluşuma destek sağlayabileceği değerlendirmesi yapılmıştır.”

Yalçın Akdoğan: (Başbakan Danışmanı): "2003’ten beri Erdoğan'ın siyasi danışmanlığını yapmakta, AKP'ye çeşitli konularda seminerler vermektedir. Türkiye'de s iyasal İslamı kim temsil ediyor? Adalet ve Kalkınma Partisi mi? Yoksa Saadet Partisi mi? sorusuna cevap bulma maksatlı, tüm illerin özelliklerini göstermesi açısından 220 AKP ve SP yöneticisi arasında araştırma yapmıştır.

‘Şeriatçı vakfın üyesi...’

Ahmet Davutoğlu (Dışişleri Bakanı olmadan önce yapılan değerlendirme): "Şeriatçı ve Kürtçü Vahdet adlı örgütle işbirliği yapan Risale yayınları tarafından laikliğin küçümsenip şeriatın övüldüğü bir 'Sosyal Bilimler Ansiklopedisi'nin yazarlarındandır. Şeriatçı Eyüp Sultan Vakfı'nın üyesidir. Sabahattin Zaim'in talebelerinden olduğu söylenmektedir. Marmara üniversitesi'nde öğretim üyesi olduğu dönemden beri Başbakan Abdullah Gül ile yakın ilişki içinde olan Davutoğlu, AKP hükümeti kurulduktan sonra Gül tarafından Başbakanlık Başdanışmanlığı’na getirilmiştir. Gül'ün Kopenhag ve Arap ülkelerini kapsayan seyahatlerinde yanı başında yer alan Davutoğlu, üniversitedeki çalışmalarına ara vererek bütün mesaisini dönemin Başbakanı Gül'e ayırmaya başlamıştır."

Bazı kişiler için de klasör oluşturuldu

Bazı Kişiler adlı klasöründeki fişlemeler ise şöyle:

Ahmet Tezcan: "2004 Mart ayında Başbakan Basın Danışmanı Ahmet Tezcan'ın Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk'a gönderdiği mektup tartışma yarattı. Söz konusu mektup Cumhuriyet Gazetesi ve hükümeti eleştiren medya organlarına yönelik bir tehdit olarak değerlendirildi. Yunanistan Başbakanı Karamanis'in Emine Erdoğan'ı öptüğü görüntü Basın Müşaviri Tezcan'ın TRT dışında özel kanalları da arayarak kendi ifadesiyle ‘Ricada bulunduk. Yayınlamazsanız iyi olur dedik' demesi üzerine yayınlanmamıştır. Tezcan'ın Kadiri tarikatındaki zikir ayinindeki fotoğrafları Hürriyet Gazetesi'nin eki Kelebek'te yayınlanmıştır. (...)”

Ender Arat: "9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in özel kalem müdürlüğünü yapmıştır. Büyükelçi ünvanına sahiptir. Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı’na atanınca Erdoğan'ın dış ilişkiler danışmanlığı görevinden ayrılmıştır. AKP'nin Kıbrıs konusunda savunduğu (Çözümsüzlük çözüm değildir) politikasının mimarlarındandır."

Mücahit Arslan: "AKP Diyarbakır milletvekili Mehmet İhsan Arslan'ın oğludur. AKP Genel Merkezi'nin projesini yapmıştır. Parti içinde mali konularda Erdoğan adına birinci derecede imza yetkisine sahiptir. Arslan İnşaat'ın sahibidir. Baba Arslan'ın, Hüseyin Velioğlu ile Fidan Güngör'ün yakın arkadaşı olduğu iddia edilmektedir.

Şehirler, kişiler, dernekler tek tek fişlenip dosyalanmış

Ergenekon savcılarına da ulaşan CD içinde imhadan kurtarılan bir başka klasörde ise “Çorum, Isparta, Kırıkkale, Kırşehir, Kişilere Ait İstihbari Bilgiler, Personel Bilgi Formu, Temalar, Umut İnsan İsimli Dernek (Not: her klasörün içinde çok sayıda alt klasör ve dosya yeralıyor)” notunun altında birçok dosya bulunuyor.

WORD DOSYALARI: 1.EK-A_Eylem Planı Metni_V2_26 EYL 07_yeni, 2.EK-A_LAHİKA_1_Faaliyet Çizelgesi_V2_26 EYL 07_YENİ, Asker Yazarlar, Atatürkün Psikolojik harekat uygulamaları, Bazı Kişiler, BBF için STÖ kısa metin, EK-A.STÖLERHAKKINDAMEDYABİLGİLERİ, HÜKÜMETDIŞI KURULUŞLAR (NGO)1, Mustafa Yıldırım, NGO, NGO çalışma, PKK GERÇEĞİ, Psikolojik Savaş, PSK.HRK. KURULLARI 3 TB., sTÖ, STÖ bilgi notu (1972’liler Vakfı), STÖDOSYAKAPAK, stÖekamedya, stÖekÇ, stÖekd, STÖEKE, STÖLER, STÖLERBİLGİNOTU, SVL TOP ÖRGÜTLERİ İNTERNET ÇALIŞMASI, TERÖR ÖRGÜTLERİ, TERÖR ÖRGÜTLERİN İNTERNET ORTAMINDA KULLANDIĞI TAKTİK

POWER POİNT SUNUM DOSYALARI: EK-C.STÖLERİNİLİŞKİLERŞEMASI, Faa.çiz. 23.10.Selvi, Faaliyet Çizelgesi, PsikolojikHarekatPlanlari SON, soros, stÖekcŞemalar, stÖŞema, yeni değişiklik ile 10 DAKİKA KISA BRF.

PDF DOSYALAR: Psk.Hrk.Doktrini, KKT 31-75 Psk.Hrk.Tek. ve Yöntemleri, MT 31-1 PSK.HRK, MY 33-2 TSK PSK.HRK.YÖNERGESİ, PsikolojikHarekatPlanlari SON, ruhbanokulu_17mart2006,

Zileli’nin TSK bilgi formu çıktı

Bilgi isimli ek CD’de yeralan “Personel Bilgi Formu” isimli dosyada, Psikolojik Harekat konusunda irtibat içinde olunan sivillerle ilgili çok sayıda bilgi formu yeralıyor. Belgedeki en dikkat çeken isim ise Cumhuriyet gazetesi yazarı Ümit Zileli. Binbaşı Osman Uçar’la irtibatlı olduğu belirtilen Zileli için “sağlıklı ve somut bilgiler verir”, “Makam ve mevki hırsı vardır”, “İşçi Partilidir”, “İrticai ve misyoner faaliyetler konusunda kullanılabilir” deniliyor.

Şehit törenleri Eylem Planı kapsamında

Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara gönderilen CD'de Psikolojik Harekât Dairesi'nin yönlendirdiği ve icra ettiği faaliyetler sunumlar halinde rapor edilmiş. "Yurtiçinde icra edilen / edilecek bilgi destek faaliyetleri" bölümünde yurt genelinde tertip edilen konferanslar ve gösterilerden fotoğraflarla afiş çalışmaları yer alıyor. Bu faaliyetler arasında, şehit ve gazilerle ilgili programlar özellikle dikkat çekiyor. Buna göre Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde Bilgi Destek Birimi'nin gazetelere ilan verdiği, değişik şehirlerde sivillere yönelik konferanslar düzenlediği ve halka açık anma törenleri tertip ettiği görülüyor.

TSK'NIN SIR SAKLAYAN PERSONELLERİ

İhbarcının gönderdiğ belgeler arasında "3'üncü Tim Komutanlığı" adlı klasör içinde de ilginç kayıtlar çıktı.
Ermeni vatandaşı Levon Panos Dağbağyan, Paşa Ümit Erenerol, Ergenekon davası sanığı Sevgi Erenerol ile Uğur Yıldırım hakkında "gizli" ibareli 'personel bilgi formu' doldurulduğu anlaşıldı.

İtimada şayan mıdır?

Araştırmacı, gazeteci yazar Levon Panos Dağbağyan:

Vatana bağlılığı: Tamdır

Siyasi Temayülü: Milliyetçi

Güvenilir ve İtimada Şayan mı? -Evet

Sır saklar mı? -Evet

Cesaretli mi? -Evet

Personelden hangi konularda yararlanılabilir?

-Sözde Ermeni soykırımı iddiaları, misyonerlik ve tarihi konular

-Personel ile en uygun temas şeklinin izahı? -Yüz yüze görüşerek.

-Personel hakkında kanaat: Ülke menfaatleri açısından elinden gelen bütün gayreti gösterir, sağlıklı ve somut bilgiler verir. Misyonerlik ve sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı propagandalarda kullanılabilir.

-Personel hakkında tespit edilen diğer hususlar (aile, arkadaş, çevre vb): Milliyetçi kesimden farklı kişi, dernek ve kuruluşlarla irtibatı vardır. Siyasi oluşumlara mesafe ile yaklaşır, ancak MHP'ye yakındır"

Hangi konularda yararlanırız?

Türk Ortodoks Patrikhanesi Patriği Paşa Ümit Erenerol: (...)

Personelden hangi konularda yararlanılabilir? - Misyonerlik, Fener Rum Patrikhanesi faaliyetleri

-Personel ile en uygun temas şeklinin izahı? Yüz yüze görüşerek.

-Personel hakkında kanaat: TSK ile iyi geçinme, destek görme temayülü içerisindedir. Ülke menfaatleri açısından elinden gelen bütün gayreti gösterir, sağlıklı ve somut bilgiler verir. Makam ve mevki hırsı yoktur. Misyonerlik ve Fener Rum Patrikhanesi Faaliyetlerine karşı propaganlarda kullanılabilir.

-Personel hakkında tespit edilen diğer hususlar: Milliyetçi ve ulusalcı kesimden farklı kişi, dernek ve kuruluşlarla irtibatı vardır. TSK'nde üst düzeyde görüştüğü birçok şahıs olduğunu beyan etmektedir. Siyasi oluşumlara mesafe ile yaklaşır. Halkla çok iyi diyalog kurabilecek özelliklere sahiptir.

Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol:

Ülke menfaatleri açısından elinden gelen bütün gayreti gösterir, sağlıklı ve somut bilgiler verir. Makam ve mevki hırsı yoktur. TSK ile iyi geçinme, destek görme temayülü içerisindedir. Misyonerlik ve Fener Rum Patrikhanesi Faaliyetlerine karşı propaganlarda kullanılabilir. Siyasi oluşumlara mesafe ile yaklaşır, ancak MHP'ye sempati duyar"

Uğur Yıldırım: (Aydınlık Dergisi eski Yazı İşleri Müdürü):

"Vatana bağlılığı? Tamdır, siyasi temayülü? Ulusalcı/ milliyetçi.

Özel merak ve kabiliyetleri nelerdir? Misyonerlik, bölücü ve irticai terör, cumhuriyet tarihi, Fener Rum Patrikhanesi konuları

Personelden hangi konularda yararlanılabilir? Devlet aleyhindeki oluşumlar hakkında bilgi alınabilir

Personel hakkındaki kanaat: Ülke menfaatleri açısından elinden gelen bütün gayreti gösterir, sağlıklı ve somut bilgiler verir.

Personel hakkında tespit edilen diğer hususlar: Siyasi oluşumlara mesafe ile yaklaşır. Kilit haberleşmecilerle çok iyi diyalog kurabilecek özelliklere sahiptir.
http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=255598

İŞTE O İHBAR MEKTUBUNUN TAM METNİ:


Sayın Zekeriya ÖZ,

Kur. Alb. Dursun Çiçek ile ilgili Askeri Savcılıkta yürütülen soruşturma kapsamında Bilgi Destek Dairenin bilgisayarlarını inceleyen ekipte görev alan birisi olarak incelemenin nasıl gerçekleştirildiğini, gerçeklerin nasıl üzerinin örtülmeye çalışıldığını sizinle paylaşmak istiyorum.

Bilgi Destek Şubedeki bilgisayarlardan 14 adet hard disk sökülerek incelendi. Acele bir inceleme yaptırılarak bir gün sonra iade edilmesi istendi. 14 adet hard diskin sadece imajlarının alınması bile bu kadar kısa sürede mümkün değildi. Sadece hard disklerdeki dosyalarda kelime taraması yapılarak arama gerçekleştirildi. Bu şekilde yapılan arama ile ne silinmiş dosyalar ne de şifreli dosyalar incelenebildi. Şifreli dosyalar aranmadı ve şifre çözme işlemleri yapılamadı. Herhangi bir şifreli belgenin çözülmesi için bile zamana ihtiyaç vardır.

İnceleme sırasında aynı dairede görevli olan Sedat ÖZÜER Albay görevlendirilerek inceleme işlemini gerçekleştiren ast rütbeli personel üzerinde psikolojik baskı oluşturuldu. Karargahta resmi dosyalar genellikle “Ana Server” denen dosya sunucuda tutuluyor. Bu dosya sunucudaki dosyaların olaydan 4-5 gün sonra incelendiğini öğrendim. Tabii ki gerekli temizlik yapıldıktan sonra. Karargahta bu tür gizli çalışmalar en az albay düzeyinde personel tarafından kendilerine tahsis edilmiş özel dizüstü bilgisayarlarda (bunların bir kısmı parmak izi ile çalışmaktadır) yapılmaktadır. Bu bilgisayarlara MEBS Başkanlığında görevli personel bile erişim sağlayamamaktadır. Dursun ÇİÇEK Albaya ait dizüstü bilgisayar ise olaydan ancak 4-5 gün sonra incelenebilmiştir. 5 gün içinde kayda değer bir şey kaldıysa tabii ki.

Bu inceleme işlemleri sırasında bazı dosyalar çok dikkatimi çekti. Bu yüzden kendi olanaklarımla bazı hard disklerden silinmiş dosyaları geri getirmeye çalıştım. Bu şekilde dosya adlarından dikkatimi çekenleri kurtarmaya çalıştım. Kurtarabildiğim dosyaların kopyasını aldım. Geri getirmeye çalıştığım bazı dosyaları açamadım. Bu aramalar sırasında Dursun Çiçek Albayın belgesinin izine rastlamasam da aynı paralelde bir çok çalışma yapıldığını gördüm.

Benden sadece Dursun Albay ile ilgili belgeyi aramam istendiği için korkudan bulduğum diğer belgeler hakkında amirlerime herhangi bir şey bahsetmedim. Ancak lazım olabilir diye bunları sakladım. Ortaya çıkarırsam benim üzerime de gelirler diye bu konu hakkında şimdiye kadar kimseye bilgi vermedim. Ancak söz konusu belgenin gerçek olduğunun ortaya çıkarılmasından sonra bu dosyaların sizin tarafınızdan incelenmesinin daha doğru olacağını düşünerek CD ortamında sizlere gönderiyorum.

Not: Sayın Savcım bu mektubu, kaybolabileceğini dikkate alarak Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, Muhalefet liderlerine ve Adalet bakanına da gönderdim.http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=255632

Devamını BURADAN okuyun...>>>



Snap Shots

Get Free Shots from Snap.com
 
^

Powered by BloggerAK Medya Haber Yorum Analiz by UsuárioCompulsivo
original Washed Denim by Darren Delaye
Creative Commons License