Cihaner Planı İşliyor
Deşifre olan Cihaner'i kurtarma operasyonu, planlandığı gibi işliyor: Anayasa ayaklar altında
Anayasa'yı açıkça ihlal eden Ceza Genel Kurulu, İlhan Cihaner'in ağır ceza mahkemesinde yargılandığı 'terör' davasının Yargıtay'a alınmasına onay verdi. Yerel mahkemelerin yetkisini gasp eden bu karar, internete düşen ve yalanlanmayan ses kayıtlarındaki kurtarma planını da doğrulamış oldu. Karara hukukçular sert tepki gösterdi: "Anayasa, yetkiyi normal mahkemelere vermiştir, Yargıtay bunu yapamaz."
Dosyaların aslını görmeden Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'i tahliye eden Yargıtay, hukuk tarihine geçen bir skandala daha imza attı. Dün toplanan Ceza Genel Kurulu, Cihaner'in Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde Ergenekon terör örgütü üyesi olmakla yargılandığı davayı Anayasa ve yasalara aykırı bir şekilde Yargıtay'a aldı. Ceza Genel Kurulu, Cihaner'in terör davası ile 'görevi kötüye kullanmak ve evrakta sahtecilik' iddialarıyla Yargıtay'da yargılandığı davayı fotokopi üzerinden birleştiren 11. Ceza Dairesi'nin kararını hukuka uygun buldu. 6 yüksek yargıcın karşı oyuna rağmen 18 oyla alınan bu kararla, sahtecilik suçlarına bakan 11. Ceza Dairesi, Anayasa'nın 138 ve 154. maddeleri ile CMK'nın 250., Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 93. maddelerine aykırı şekilde bir terör örgütü davasında yargılama yapacak. Bu, Yargıtay'ın görev bölümü içinde kendi iç hukukunu da çiğnediği anlamına geliyor. 11. Ceza Dairesi'nin muvafakat almadan verdiği birleştirme kararını da onadığı için mahkemelerin bundan sonra hukuksuz şekilde birleştirme yapmasının da önü açıldı. Alınan kararı 'skandal' olarak değerlendiren hukukçular ise internete düşen ses kaydındaki planın bire bir uygulandığına dikkat çekiyor. Cihaner'in birleştirme kararından önce Ceza Genel Kurulu Başkanı İhsan Akçin'i ziyaret ettiği iddialarının doğrulandığını belirten hukuk çevreleri, söz konusu ses kaydında ismi geçen yüksek yargıçların görevden alınmasını istedi."Dosya birleştirdikten sonra önce tüm sanıklar tahliye edilecek. Sonra biraz uzatıp dosya kapatılacak. Burada süreci biraz uzatmamız gerekiyor. (Erzurum göndermiyorum) derse ne yapacaksınız? Fotokopi bile gönderse birleştirme kararı ver. Fotokopi bile olsa ben olsam birleştiririm, basarım tahliyeyi."
Yargıtay 8. Dairesi Üyesi Hamdi Yaver Aktan'a ait olduğu ileri sürülen ve yalanlanmayan bu ses kaydı, 18 Mayıs 2010'da internet sitelerine düştü. Aktan ve bir başka Yargıtay üyesi Fatih Arkan arasında geçtiği iddia edilen görüşme, 'terör örgütüne üyelikle' suçlanan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner ve arkadaşlarının nasıl kurtarılacağını da gözler önüne seriyordu. Plan aynen uygulandı. Başkanlığını Ersan Ülker'in yaptığı Yargıtay 11. Ceza Dairesi beklenen tahliye kararını 18 Haziran 2010'da verdi. Daire, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen 'Ergenekon terör örgütüne üye olmak' suçlamasıyla aralarında İlhan Cihaner ve Saldıray Berk'in de bulunduğu sanıkların yargılandığı dava dosyası ile Yargıtay 11. Ceza Dairesi'ndeki dava dosyası arasında 'şahsi ve fiili irtibat' bulunduğu gerekçesiyle, her iki dava dosyasının Yargıtay 11. Ceza Dairesi'ndeki dava dosyasında birleştirilmesine oybirliğiyle hükmetti. Ergenekon ana davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi de 'İrticayla Mücadele Eylem Planı' davası ve Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki 'Ergenekon terör örgütüne üye olma' suçu kapsamında görülen davanın birleştirilerek İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmesi yönünde karar almıştı.
6 üye karşı oy kullandı
Mahkemenin kararının ardından Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 'aradaki olumlu görev uyuşmazlığının çözümü için' dosyaların Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilmesine karar verdi. Bu arada, önceki gün internete yüksek yargı üyelerine ait olduğu ileri sürülen ses kayıtları düştü. Kayıtlarda yine İlhan Cihaner'i Yargıtay'da kurtarma planının ayrıntıları vardı. Ve nihayet Yargıtay Ceza Genel Kurulu dünkü toplantısında, Erzurum mahkemesindeki 'terör örgütüne üye olma' suçu kapsamında görülen davanın Cihaner'in Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nde görülen davayla birleştirilerek Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nde görülmesine karar verdi. Edinilen bilgilere göre, görüşmelerde öncelikle Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin CD üzerinden verdiği birleştirme kararının geçerli olup olmadığı konuşuldu. 18 Yargıtay üyesi CD üzerinden birleştirmenin geçerli olduğu, 6 üye ise geçersiz olduğu yönünde oy kullandı. Azınlıkta kalan 6 üye, CMK 250. maddeye göre Cihaner'in işlediği terör örgütü üyeliği suçlarının görev suçu olmadığını, 'kişisel suç' kapsamında olduğunu, bu suçlarda yargılama yerinin Yargıtay değil özel yetkili mahkemeler olduğunu savundu. Bu üyeler, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin dosyanın aslını görmeden CD üzerinden verdiği birleştirme kararının hukuka aykırı olduğunu, buna onay verilmesi durumunda yargıda tehlikeli bir yolun açılacağını belirtti. Söz konusu üyeler, ilk derece mahkemelerinde Yargıtay'ın üst mahkeme olduğuna dair mevzuatta bir hüküm bulunmadığına dikkat çekti.
Kanun maddeleri tek tek çiğneniyor
Yargıtay'ın kararı Anayasa, Ceza Muhakemeleri Kanunu ve Yargıtay Kanunu'na uygun değil. Cihaner'i görev suçuyla yargılayan Yargıtay, ilk derece mahkemeleriyle eşit konumda. Kurul, "Yargıtay, kanunla gösterilen belli davalara bakar." diyen Anayasa'nın 154. maddesi ile "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." hükmünü içeren 138. maddesine aykırı bir karar almış oldu.
CMK'nın 250. maddesine göre terör suçu işleyenler özel yetkili mahkemelerde yargılanıyor. Başsavcı Cihaner'in, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 93.maddesine göre de özel yetkili mahkemede yargılanması gerekiyor. Ceza Genel Kurulu, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'ni davaya bakmakla görevlendirerek Yargıtay Kanunu'na da aykırı davrandı. Kanun, Yargıtay'ı kişisel suç kapsamındaki terör suçlarına bakmakla görevlendirmiyor. Yargıtay, sadece birinci sınıf hâkim ve savcılar ile yüksek yargı üyelerini görevlerinden dolayı yargılayabilir.
Kurtarma planı adım adım uygulandı
Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin skandal 'birleştirme' kararının ardından İlhan Cihaner'in de aralarında bulunduğu 10 sanık tahliye edilmişti. Cihaner'i kurtarma planı mayıs ayında internete düşen ses kayıtlarında ayrıntılı olarak deşifre edilmişti. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin verdiği karar, Yargıtay Üyesi Hamdi Yaver Aktan'a ait olduğu ileri sürülen ses kaydını da tam olarak doğruladı. İşte yaşanan süreç:
14 Mayıs 2010: İnternete düşen ses kayıtlarında Yargıtay Üyesi Hamdi Yaver Aktan olduğu iddia edilen kişi ile kimliği belirsiz bir şahıs, Erzincan davası sanıklarından 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk ve İlhan Cihaner'in yargıdan nasıl kaçırılacağı hakkında konuşuyor. Kayıtta, Erzurum'da görülen 'terör örgütü üyeliği' davasının Yargıtay'daki evrakta sahtecilik davası ile birleştirilmesi planlanıyor.
18 Mayıs 2010: İnternete düşen ikinci ses kaydının Hamdi Yaver Aktan ile bir diğer Yargıtay Üyesi Fatih Arkan arasında geçtiği ileri sürülüyor. İşte o ses kaydından planın ayrıntıları: "Ersan Ülker'e dedim bunu yaparsan Yargıtay başkanısın. Erzurum dosyayı göndermeyiverirse ne yapacağız? Fotokopi bile gönderse birleştirme kararı verip esası kapatıp dosyayı gönder kardeşim. Fotokopiyi bile gönderse burası cesaretli ise ben olsam birleştiririm, basarım tahliyeyi."
11 Haziran 2010: Yargıtay 11. Ceza Dairesi, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 'Ergenekon terör örgütüne üye olmak' iddiasıyla yargılandığı dava dosyasının aslı yerine CD üzerinden incelenmesine ve davaların birleştirilmesinin değerlendirilmesine karar verdi.
18 Haziran 2010: Yargıtay 11. Ceza Dairesi, İlhan Cihaner'in 'Ergenekon terör örgütüne üye olmak' suçlamasıyla yargılandığı dava ile 'görevi kötüye kullanma, evrakta sahtecilik' iddialarıyla Yargıtay'da yargılandığı davanın birleştirilmesine karar verdi. Sanıkların tamamı tahliye edildi.
27 Eylül 2010: İnternete düşen yeni ses kayıtları yüksek yargıda görevli hakimlerin İlhan Cihaner'i aklamak için yoğun bir mesai harcadıklarını ortaya koydu. Plana göre, Cihaner Yargıtay'da aklanacaktı.
28 Eylül 2010: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 'Ergenekon terör örgütüne üye olma' suçu kapsamında görülen davanın Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nde görülmesine karar verdi.
Karar, tam bir hukuk skandalı
Eski Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı: Yargılama süreci baştan beri şaibeli. Kamuoyuna yansıyan ve yalanlanmayan ses kayıtlarını dikkate aldığımızda bırakın şaibeyi, yer değiştirme cezasını gerektirecek, meslekten ihracın bir altındaki cezayı gerektirecek ciddi bir ceza alması gereken kişiler söz konusu. İlhan Cihaner'i kurtarma operasyonu artık iddialardan öte bir gerçeklik taşıyor. Son olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararı tam bir skandaldır. Zira gerekçeye baktığımızda CMK'nın 10. ve 16. maddesi yani birleştirmeyle ilgili hükümleri zikredilmiş. Birleştirmenin nasıl yapılacağıyla ilgili genel umdeleri gösterir. Yargıtay'ın hangi dairesinin görevli olacağıyla ilgili hüküm arz etmez.
Diğer sanıklar nasıl yargılanacak?
Eski Sivas Baro Başkanı Mustafa Coşkun: İlhan Cihaner, 'terör örgütü üyeliği' ve 'görevi kötüye kullanma' ile 'imar kirliliğine neden olma' gibi iddialarla suçlanıyor. Özellikle terör örgütü suçlamasıyla ilgili davanın, diğer terör örgütü davalarıyla birlikte ve aynı mahkemede görülmesi lazım. Sadece 'görevi kötüye kullanma' suçlaması, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin görev alanına girmektedir. Gelinen noktada Cihaner'in 'terör örgütü üyeliği' suçlamasıyla hakkında açılan davadan sağlıklı bir netice çıkması mümkün gözükmüyor. Dava sonunda da adil bir sonuç beklemek imkânsız hale gelmiştir.
Mahkemelerin yetkisi gasp edildi
EMEKLİ SAVCI SACİT KAYASU: Hakim ve savcıların yargılama usullerini belirleyen 2802 sayısı kanunla belirlenmiş durumda. Bu kanunda 1. sınıfa ayrılmış hakimlerin nasıl yargılanacağı açık bir şekilde belirtiliyor. Sadece şahsi suçlardan yargılandığında Yargıtay yetkili olur. Diğer durumlarda ağır ceza mahkemeleri yetkilidir. Yargıtay resmen yerel mahkemelerin elindeki yetkiyi gasp etti. Daha vahim bir durum ise bundan önce ortaya çıkan ses kayıtlarındaki planın aynen uygulanmış olması. Bu süreç normal bir hukuki sürece benzemiyor. Ses kayıtları ortaya çıkıyor ve kasetlerdeki planın aynısı uygulanıyor.
Yargıçlar görevden alınmalıydı
Hukukçular Derneği Başkanı Cahit Özkan: İnternete düşen ses kayıtları, Cihaner'in skandal tahliye kararının nasıl verildiği, davaya nasıl hukuksuzca müdahale edildiğini ortaya koymaktadır. Söz konusu yargıçların öncelikle haklarında yapılacak yargılamanın sonuna kadar görevden el çektirilmeleri gerekmektedir. İddia edilen ses kayıtlarına konu eylemleri hakkında soruşturma başlatılmalı ve yargılama yapılmalıdır. Mahkum olmaları halinde ihraçlarına karar verilmelidir. Adı geçen yüksek yargı mensuplarının ortaya çıkan ses kayıtları, anayasa ve yasalara, hukuka ve Yargıtay'ın kendi kararlarına açıkça aykırı. Hukuksuz kararların nasıl organize edildiği ses kayıtlarıyla deşifre olmuştur.
Ceza Genel Kurulu yetkisizdir
Emekli Yargıtay Savcısı Ahmet Gündel: Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun böyle bir uyuşmazlığa bakmaya kanunen bir yetkisi yoktur. Bu, birleştirmeden kaynaklanan bir uyuşmazlıktır. Birleştirme kararları görevle ya da yetki ile ilgili bir karar değildir. Fakat birleştirmeyle ilgili olumlu ya da olumsuz uyuşmazlıkta kanun herhangi itiraz yollarını göstermemiştir. Bu da mahkemenin verdiği bir karara itiraz edilebilmesi için bunun kanunda açık bir şekilde gösterilmesini gerektirir. Kanunda da bu konu ile ilgili açık itiraza yer verilmemiştir. Bu nedenle bu uyuşmazlığın Ceza Genel Kurulu'na götürülmesi yasalarımıza uygun değildir.
Hukuk yine yok sayıldı
Emekli Askeri Yargıç Faik Tarımcıoğlu: Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun aldığı bu karar benim hukuk anlayışıma uymuyor. Cihaner'i yargılamada normal mahkemeler yetkilidir. Çünkü suçlamalar ve isnatlar birbirinden çok farklı. Yargıtay görev suçundan dolayı görülen davalara bakabilir. Hukuk bazen yok sayılıyor. Mesela 367 kararı. Ama Anayasa Mahkemesi'ne gitseniz neden böyle bir karar verdiniz deseniz, bir dolu gerekçe sunar. Ama bu gerekçelerin hiçbiri kabul edilemez. Cihaner davasında da böyle. Yargılamanın Yargıtay'da yapılmasını gerektiren gerekçeler de kabul edilemez durumdadır.
ZAMAN 29.09.2010
Devamını BURADAN okuyun...>>>
29.9.10
YARGITAY GASPÇI OLDU
17.8.10
CİHANERDEN TANIĞA TEHDİT
Cihaner: Senin Kalemin Kırıldı
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan daha sonra Yargıtay'ın tartışmalı kararıyla serbest bırakılan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner gizli tanığı böyle tehdit etmiş.
Erzurum'da devam eden Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan daha sonra Yargıtay 11. Ceza Kurulu'nun tartışmalı kararıyla serbest bırakılan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in aynı davanın tanıklarından İlyas Meral'i tehdit ettiği iddiasının soruşturma dosyalarına eklendiği öğrenildi.Savcılığın, Cihaner'le ilgili iddiaları, Erzincan'da süren Ergenekon soruşturmasına dahil ettiği belirtiliyor. Cihaner'in, Meral'e iki defa lehte tanıklık yapması için baskı yaptığı ileri sürülüyor.
Zaman gazetesine konuşan İlyas Meral, Cihaner'in kendisini nasıl tehdit ettirdiğini şöyle anlattı: "2 Temmuz'da İlhan Cihaner, Yargıtay'daki duruşması öncesi Şenol Bozkurt ile bana haber gönderdi. Bozkurt, Cihaner'in davada kendi lehlerine tanıklık yapmamı istediğini söyledi. Cihaner aksi durumda beni bitireceğini söylemiş." Meral, ayrıca Cihaner'in Şenol Bozkurt'a, "Başbakan ve Cemil Çiçek'e rağmen kimse bana dokunamadı. İlyas Meral aklını başına alsın. Gelip ifade versin." dediğini ileri sürdü.
Diğer tehdit olayı Cihaner'in serbest bırakılmasının hemen ardından yaşanıyor. Meral'in iddiasına göre Yargıtay tarafından tahliye edildikten sonra Cihaner, Erzincan'daki bir esnaf ile İlyas Meral'in yakın arkadaşına haber gönderiyor. O.B. isimli esnaf, Meral'in yakın arkadaşı M.Y.'ye "Cihaner, İlyas Meral'in kalemini kırdı. Onun yaşamaya hakkı yok." ifadelerini kullanmış. Ayrıca Meral, Cihaner'in avukatı Turgut Kazan'ın da kendisine Şenol Bozkurt ile haber gönderdiğini söyledi. Diğer yandan yine sanık Şenol Bozkurt aracılığıyla Cihaner'in avukatı Turgut Kazan, Meral'e lehte ifade vermesi halinde kendisine sahip çıkacağını belirtmiş.
İlyas Meral, Cihaner'in tahliye olduktan sonra da tanıklık yapması için kendisine baskı kurduğunu söyledi. Erzincan'da yaşayan anne ve babasının evine sık aralıklarla jandarma personelinin geldiğini söyleyen Meral, ailesine psikolojik baskı yapıldığını da ileri sürüyor. Sanık veya şüpheli olmadığı halde Cihaner tarafından takip ettirildiğini savunan Meral, yanında kaldığı işadamı Cansey Önbay'a da kendisini evinden uzaklaştırması için baskı yapıldığını iddia etti.
İlhan Cihaner, İlyas Meral'in iddialarıyla ilgili Zaman'a konuştu. İddiaların deli saçması olduğunu söyledi. Uzun süreden beri Erzincan'da bulunmadığını anlattı. Cihaner'in avukatı Turgut Kazan da tehdit iddialarını yalandı. İlyas Meral'i sadece isim olarak tanıdığını belirten Kazan, tehdit iddialarının gerçeği yansıtmadığını savundu.
Kaynak: Zaman
Devamını BURADAN okuyun...>>>
12.3.10
CHP GİZLİ TANIK PAZARLIĞI
CHP li Ersin Pazarlıkta
CHP’li Heyetin Erzincan’da Eriza Otel’de gizli tanıklarla buluşmaları ve bu sırada gerçekleşen çanta alışverişinin şok görüntülerini yayınlıyoruz....
Görüntülerde CHP'li Ahmet Ersin elinde siyah bir çantayla Eriza Otel’e geliyor. Ersin, çantayı yere bırakıyor. Daha sonra gizli tanıklara ifadelerini değiştirten, onları Ankara gönderten ve geçtiğimiz gün gözaltına alınan Paradise Pastanesi sahibi Erdal Erdoğan çantayı Ersin’in koyduğu yerden alıyor. Erdoğan çantayı alıp çıkınca peşinden Gizli tanık Munzur da çıkıyor. Yani çantayı CHP'li Ahmet Ersin getiriyor, ama çantayı gizli tanık ekibi alıp götürüyor.
BURADA DURUP
GİZLİ TANIK FIRAT’IN İFADESİNE DÖNELİM
Gizli tanıklar ortadan 3 gün kaybedildikten sonra Erzincan Adliyesi’nde ortaya çıkmıştı. Tanıkların ifadelerini değiştirmeleri istenmişti. Gizli Tanık Fırat o ifadesinde “bir siyah çantadan” bahsetmişti. O çantanın içinde 80 bin tl olduğunu ve bu çantayı Erdal Erdoğan’ın getirdiğini söylemişti. Erdal Erdoğan’ın Eriza Otel’de CHP’li Ersin’in bıraktığı çantanın rengi ne dersiniz?
Fırat, Erdoğan’ın kendisine yaptığı teklifi şöyle anlatıyor: "Arkadaşlarınla görüş, Eriza Otel'de milletvekilleri sizi bekliyorlar, görüşecekler. Ahmet Ersin seninle özel olarak görüşmek istiyor."
Fırat, kendisine yapılan teklifi kabul etmediğini, ancak aynı günün sonunda Erdoğan’ın kendisine bir taksici göndererek çağırttığını itiraf ediyor. Taksici Fırat'a, Erdoğan’ın kendileri için bir ev tuttuğunu, bu evde bir hafta kalacaklarını ve kimseyle görüştürülmeyeceklerini, daha sonra basın ve milletvekillerinin geleceğini ve bilgi vereceklerini söylemiş. Gizli tanık Fırat, E.'nin kendilerine "Siz eşeksiniz, kafanız çalışmıyor. Üstünüzdeki elbiselerin haline bakın, gizli tanıksınız, devlet size ne verdi?" dediğini aktarıyor. Ancak bu evde öldürülebilecekleri korkusuyla teklifi reddetmişler.
İfadelerini değiştirmeleri için teklif edilen 2 milyarın 80 milyara çıkarıldığını ileri süren Fırat, şöyle devam ediyor: "Birkaç gün önce Erdal Erdoğan’ın Paradise isimli işyerine gittim. Burada siyah bir çanta getirdi, içinde 80 milyar olduğunu söyledi. 'Bu parayı al, ifadenizi değiştirin.' dedi. Beni bu yollara sevk eden Erdal Erdoğan’dan ayrıca şikâyetçiyim."
YENİDEN GÖRÜNTÜLERE DÖNELİM
CHP'li Ersin, gazetelerde gizli tanıklarla Erzincan’da buluştuğu bilgisini önce yalanlamıştı. Daha sonra Kanal A televizyonunda katıldığı programdan gizli tanıklarla Erzincan'da buluştuğunu doğrulamış ama "Ben oturuyordum onlar yanıma geldi. Boşanma işi varmış işsizmiş onlardan bahsetti" demişti. Oysa görüntüde olay net görünüyor ve Ersin’in anlattığının tam tersi. Gizli Tanık Munzur Eriza Otel’de buluşma masasında dururken, Ersin onun yanına gelip elini sıkan ve selam veren taraf. Üstelik görüntülerdeki durum görüşmenin bu amaçla ayarlandığını ayan beyan gösteriyor. Yani görüşme önceden ayarlanmış. Gizli Tanık Munzur’u tanıştıran ise İlhan Cihaner’in tanık ayarlama işlerini takip eden Paradise Pastanesi sahiplerinden Erdal Erdoğan, nitekim şu anda gözaltında.
VE İŞTE YAYINLADIĞIMIZ GÖRÜNTÜNÜN ÇOK KRİTİK SANİYE SANİYE DETAYLARI
00.16 sn: CHP Milletvekili Ahmet Ersin – Paradise Pastanesi sahibi Erdal Erdoğan
00.18 sn: Gizli tanık Munzur S.Z.
Ahmet Ersin, Görüş Farkı programında, Gizli Tanık Munzur’un yanına gelip oturarak iş istediğini söylemişti, oysa burada Erdal Erdoğan’ın ilk kez tanıştırdığı net olarak gözüküyor. Yani, Ersin yalan söyledi.
02.30 sn: Erdal Erdoğan
03.25 sn: FOX TV muhabirleri
08.29 sn: Cihaner’in Avukatı Hamit Sekman (gizli tanık ile yan yana. Yani olay, CHP-Gizli Tanık-Cihaner’in Avukatı-Erdal Erdoğan ekseninde)
10.41 sn: CHP milletvekili Erol Tınaztepe
VE EN ÖNEMLİ AYRINTI
00.29 sn: Ahmet Ersin para çantasını yere bırakıyor.
11.24 sn: Çanta Erdal Erdoğan tarafından bırakıldığı yerden alınıyor.
KAYNAK: SONSAYFA.COM
Devamını BURADAN okuyun...>>>
19.2.10
SALDIRAY'I KURTARMAK
Peşinen söyleyeyim: HSYK'nın rejisörlüğünü yaptığı "kaos"tan fal tutan bu son filmin orijinal adı "Saldıray Berk'i Kurtarmak"tır!*
HSYK, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in tutuklanması üzerine "hareket"e geçti...
Başsavcıyı tutuklatan özel yetkili savcı Osman Şanal ile Erzurum'daki soruşturmayı yürüten diğer savcıların yetkilerini kaldırdı.
Yani?
Soruşturmanın tamamlanmasını beklemeden...
Yetkisini aşarak...
Hukuki normların canına okuyarak, soruşturmaya müdahale etti.
Savcıları görevleri devam ederken azletti, HSYK!
*
Peki, İlhan Cihaner neden tutuklandı?
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı, "Ergenekon örgütü üyesi olmak"la suçlanıyor!
Başsavcı Cihaner'e yönelik suçlamaların temelinde "Darbe Andıcı'nın işaret fişeğini Erzincan'da ateşlediği" savı yer alıyor.*
Bakınız...
Erzurum'daki soruşturmanın tamamlanabilmesi için 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'in ifadesinin alınması gerekiyordu.
İki aydır...
Org. Berk'in bir türlü ifadesi alınamıyor.
Özel yetkili savcı Osman Şanal...
15 Aralık'ta (2009) Saldıray Berk'i, -soruşturma kapsamında bilgisine başvurmak üzere- Erzurum Adliyesi'ne davet etmiş, ancak Berk Paşa gitmemişti!
Org. Berk, pazartesi günü "Ergenekon soruşturması" kapsamında, şüpheli" sıfatıyla ikinci kez ifadeye çağrıldı.
Kendisine on gün süre verildi.
Bir kez daha gelmediği taktirde hakkında yasal işlem yapılacağı, -Erzurum Savcılığı'nın davetinde- vurgulandı.
*
Saldıray Berk'in şu ana kadar ifade vermeyişinin bir anlamı olmalı:
Bir korkusu mu var, Berk Paşa'nın?
*
Ergenekon Davası tüm hızıyla sürerken...
Orgeneral Saldıray Berk'in...
Komutanlığının girişine "Ergenekon tablosu" asmış olması...
Gayet tabii, "tesadüf"tü!
*
Orgeneral Saldıray Berk'e verilen süre 26 Şubat'ta sona eriyor.
Tam bu esnada, ne yaptı; HSYK?
Başta Osman Şanal, Erzurum özel yetkili savcılarını azlederek Saldıray Berk'i rahatlamış oldu!
*
Bu kararda oyu olan HSYK üyelerinin...
Başsavcı İlhan Cihaner'in tutuklanmasından...
Ve de Saldıray Berk'in ifade verecek olmasından dolayı bir rahatsızlıkları, bir korkuları mı var, acaba?
HSYK, Ergenekon soruşturmasını engellemek...
Bazı sarsıcı gerçekleri örtbas etmek mi istiyor?
Ergenekon örgütüyle bağlantılı olmakla suçlanan isimleri canla başla korumaya, kurtarmaya çabalayan bir
HSYK izliyoruz!
*
HSYK, dün Erzurum'daki soruşturma için yeni savcıları atadı.
Yeni özel yetkili savcıların...
HSYK'nın cenderesi ve baskısı altında iken görevlerini hakkıyla yapabilmeleri mümkün mü?
*
HSYK'nın gayesinin Erzurum'daki dosyayı kapatmak olduğuna kuşku yok.
*
Yargıtay Başkanı ile Danıştay Başkanı, yaptıkları açıklamalarla HSYK'ya güçlü bir destek verdiler.
Yargıtay Başsavcılığı da Erzurum'daki yargılama süreci için inceleme başlattı.
Yargı Bürokrasisi, bütünüyle siyasetin içindedir.
Devam eden bir soruşturmaya müdahale edilmesini desteklediklerine göre...
"Hukuk" diye bir dertlerinin olmadığı aşikardır.
Anlaşılan o ki...
Orgeneral Saldıray Berk'in ifade vermesini, onlar da istemiyorlar!
*
Bu arada...
AKP'ye yönelik yeni bir 'kapatma davası' açma hazırlığı içinde olduğu iddiası, giderek yoğun bir biçimde dillendirilen...
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın...
HSYK'nın son "harekat"ından fevkalade memnun kaldığını öngörmek hiç de zor değil!
İlhan Cihaner'in tutuklanmasına varan Ergenekon sürecine...
"Habur Karşılamaları"nı da ekleyip inceleme başlattığına göre...
Abdurrahman Yalçınkaya, AKP'ye ikinci bir kapatma davası açabilmek için sabırsızlanıyor, demektir!
*
Sahi?
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı...
Erzurum'daki Ergenekon'la bağlantılı soruşturmanın ilerlemesini-devamını istemeyenlere...
Neden destek veriyor, acaba?
Tamer Korkmaz
tkorkmaz@yenisafak.com.tr19 Şubat 2010 Cuma YENİŞAFAK
Devamını BURADAN okuyun...>>>
YARGIDA KANAMA
Şu sözler yeteri kadar açık:"Yetkileri kaldırılan başsavcılar hakkında size ulaşan bir soruşturma var mı? Siz bu kararı alırken bu savcıların görevlerini kötüye kullanmaları konusunda böyle bir rapora dayanıyor musunuz? Eminim dayanmıyorsunuz.
Yetkileri hangi hukuki gerekçelerle aldınız? Alelacele işlem tesis edilmesinin sebebi nedir?
Bu kararı alırken hangi bilgi ve belgelere dayanmıştır? Siz yargı kurulu değilsiniz. Siz idari bir kurulsunuz. Siz nakillere, atamalara bakarsınız. İnceleme yetkiniz yok. Madem ki soruşturma gizlidir, bu soruşturmanın belgeleri hangi sıfatla sizin elinizde bulunmaktadır? Böyle bir soruşturmayı yürüten savcıları görevden alırken 3 cümlelik bir açıklamayı yeterli görmüyoruz..."
Evet, Başbakan yardımcısı Bülent Arınç'ın dün yaptığı açıklamada işin özüne işaret ediyordu.
Dosyayı bilmeden, incelemeden karar alınıyor; kaldı ki soruşturma dosyası gizli; beteri, bu kurulun zaten bu tür dosyaları inceleme ve karar alma yetkisi yok...
2. Şemdinli vakası diyoruz, aslında Şemdinli'den de beter.
Bu kez Yargıtay ve Danıştay söz birliği yapmışçasına HSYK'ya destek veriyor, hukuksuzluğu, anayasa ihlalini destekliyor.
Böylesi sanırız ilk kez oluyor...Yüksek yargı tüm organlarıyla siyasi bir mücadelede taraf oluyor. Üstelik değişime ve demokratikleşmeye karşı, vesayetçi rejimin temellerini yargı gücüne dayanarak ancak hukuk dışı yollarla korumaya çalışan taraf haline geliyor.
Nitekim son olayda ileri sürdükleri gerekçe anlamsızlık sınırlarını zorlamaktadır...
Tutuklanan Başsavcı Cihaner'in Yargıtay'da yargılanması gerektiğini ve onu tutuklamaya götüren süreci başlatan savcıların görevlerini kötüye kullandığını iddia ediyorlar.
Ama Cihaner'i tutuklayan mahkeme heyeti, görevsizlik kararı vermiyor, yapılan itirazı oy birliğiyle, altını çizelim, oy birliğiyle reddediyor... Kaldı ki bu konuda bir usul hatası yapılmış bile olsa, HSYK'ya düşen bu konuda hızlı bir soruşturma talep etmektir. Karar almak değil...
Aslında bunlar işin gerçekten ikinci planda kalan ayrıntıları...
HSYK'nin Şemdinli hadisesinde, usul hatası nedeniyle en fazla kınamayı gerektirecek idari bir yaptırımın söz konusu olduğu bir durumda Ferhat Sarıkaya'ya meslekten men cezası vermesi, Türkiye'nin yargı tarihinde en kara sayfalardan birisini oluşturmamış mıydı?
HSYK yol alıyor! Bu kez ortada idari soruşturma bile yok... Bu kez soruşturma sürecini durdurma, yönlendirme niyeti var...
Durum aslında Şemdinli'den de ağır...
Ama öz aynı...
İki meselede de askeri koruma, kollama görevi var devrede.
Sarıkaya kararı, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Büyükanıt'ı iddianameye dâhil etmesinden kaynaklanıyordu.
Erzurum savcıları, soruşturmayı, 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk'e doğru ilerlettikleri için görevlerinden alındılar. Başsavcı Cihaner'i gözaltına aldırmışlar, üç MİT görevlisi ve altı asker girişimleri sonucu tutuklanmıştı. Eskişehir İl Alay Jandarma Komutanı Albay Recep Gençoğlu'nun tutuklanmasını sağlamışlardı. Orgeneral Saldıray Berk'i ifade çağırmışlar ve son olarak 26 Şubat'a kadar süre vermişlerdi. En nihayet Erzincan Başsavcısı'nın gözaltına alınmasını sağladılar.
Bu nokta orgeneral Berk'le aralarındaki mesafeyi en aza indirmişti.
Nitekim Cihaner'in sorgulandığı saatlerde, Ordu Komutanı Berk'in günü Ankara'da Genelkurmay'da geçirdiği biliniyor.
HSYK'nın girişimi ise tüm bunların ortasına oturuyor, daha doğrusu azalan mesafeyi yeniden açma hamlesi gibi görünüyor.
Şu her şeyden önemli:
Bu kez kriz, nedenleri ve sorumlularıyla gün kadar açık.
Ve yüksek yargının bu tavrı, hedeflediğinin tersine, ülkenin değişimini hızlandıracaktır.
Ali Bayramoğlu
alibayramoglu@tnn.net19 Şubat 2010 Cuma YENİŞAFAK
Devamını BURADAN okuyun...>>>
YARGININ ETÖ ATAĞI
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 17 Şubat kararı bu kurulun Ergenekon Davası'nı engellemek için giriştiği üçüncü teşebbüs.Birincisi, malum -Ergenekon yapılanmasının bir parçası olduğu artık iyice anlaşılan- Şemdinli Provokasyonu'nun aydınlanmasının önünü kesmekti. Teşebbüs, hükümetin de uzlaşması sonucu, davanın savcısı Ferhat Sarıkaya'nın başının yenmesiyle sonuçlandı. "İyi çocuklar" paçayı sıyırttı.İkinci teşebbüs Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz ve JİTEM davalarına bakan bazı savcıların görevlerinden alınmasını hedefliyordu. Ama bu defa başaramadılar. Hükümet sıkı durdu. İki-üç gün süren krizin ardından savcılar yerinde kaldı.
Ve nihayet önceki gün, baskın bir kararla Erzincan'da yürütülmekte olan Ergenekon soruşturmasının savcılarını görevden alarak üçüncü teşebbüslerinde -şimdilik- başarıya ulaştılar.
Böylece, bu soruşturmanın tutuklu sanığı Erzincan Başsavcısı Cihaner'i ve aynı soruşturma kapsamında ifadeye çağrılan Kolordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'i en azından bir süreliğine korumaya almış oldular.
Peki kazanılan bu sürede ne yapılacak? Başsavcı Cihaner'in tutukluluk halinin kaldırılması için şartlar zorlanacak, ayrıca Orgeneral Berk'le ilgili soruşturmanın Askeri Mahkeme'ye aktarılmasına çalışılacak.
Ve bu köşe kapmaca böyle sürüp gidecek...
Peki nereye kadar? Demokratik sistem bu vahim müdahaleleri daha ne kadar kaldırabilecek? Anayasa Mahkemesi'nin yasama organını, Danıştay'ın yürütme organını, HSYK'nın da yargıyı kitlemek için elbirliği halinde harekete geçtiği bu ortamda sistem nasıl işleyecek?İlk akla gelen çözüm, acil bir Anayasa değişikliği ile zaten epeydir gündemde olan yargı reformunu gerçekleştirmek oluyor. Yüksek yargının ve HSYK'nın bir cephe halinde, sistemin bütün kapılarına taktıkları kilitleri kırmanın bir yolu Anayasa değişikliği olabilirdi gerçekten de... Ama böyle bir paket Meclis'ten çıkabilse bile CHP'nin başvurusuyla yine Anayasa Mahkemesi'ne gidecek ve oradan dönecek. Üstelik, böyle bir durumda "son çare" olarak düşünülen referandumun gerçekten çare olup olamayacağı da şüpheli. Çünkü Anayasa Mahkemesi'nin tıpkı türban değişikliğinde yaptığı gibi bu defa da, Meclis'ten geçen değişikliği anayasanın değişmez maddelerine aykırı bulması -geçen defa laiklik ilkesine aykırı demişlerdi, bu defa da hukuk devleti ilkesine aykırı diyeceklerdir- ve referanduma götürülemeyeceğine karar vermesi mümkün.
Özetle söylemek gerekirse, yüksek yargı organları ve HSYK gibi üst kurumlar tam da 61 anayasasını yapanların işlemesini öngördükleri şekilde işliyor; Yüksek yargı, demokratik sistemin işleyişini engellemek üzere barikat üstüne barikat örüyor. Bu tabloya bir de Yargıtay Başsavcılığı'nın iktidar partisini kapatmak üzere yaptığı hazırlıkları eklerseniz resim tamamlanıyor: Anayasa Mahkemesi Meclis'in krizi yasa değişikliği ile aşma imkanını kilitlemiş; Danıştay üstüne vazife olan olmayan her şeye burnunu sokarak Yürütme'nin elini kolunu bağlamış; Yargıtay da son darbeyi vurmak, partiyi kapatmak üzere devrede...
Peki nedir Yüksek Yargı'da karşımıza çıkan bu ittifakın amacı?
Yaşanan büyük değişim, büyük aydınlanma ve şeffaflaşma sürecini durdurmak; bürokratik vesayetin sürmesini garantilemek; bunun için AK Parti'yi ülkeyi yönetemez hale getirmek ve askeri bir darbe olamıyorsa, bir yargı darbesiyle devirmek...
Bu arada, kimi "sivil paşaların" daha şimdiden Erdoğan'ın yerine getirilecek "siyasi mesih"i aramaya başladıklarını da ekleyelim ki tablo tamamlansın...
Değişim karşıtı ittifak bunu yapabilir mi yapamaz mı sorusunun cevabı her zamankinden daha çok, toplumun geniş çoğunluğunun bu gelişmeler karşısında alacağı tutuma bağlı. Tabii bu da, şu anda AK Parti'nin yaşanan yargı kuşatmasının amacını halka ikna edici bir şekilde anlatabilmesiyle bağlantılı...
Umalım ki bu konuda AK Parti'nin güvenilirliğini zedeleyecek defoları, sırtında taşıyamayacağı kamburları olmasın. Örneğin, eğer İsmail Ağa Cemaati'yle ilgili dinleme kayıtlarında ortaya çıkan telefon görüşmeleri doğruysa; cemaatin ileri gelenlerinden bir iş adamının hükümet çevresinden kimi kişilerle ihaleler hakkında yaptığı konuşmalar gerçekse, AK Parti'nin işi çok zor demektir.
Cumhuriyet tarihinin yaşadığı en hayati dönüşüm süreci, Türk siyasetçisinin iflah olmaz ihale yolsuzluğu huyu yüzünden zarara uğrayacaksa lanet olsun...
GÜLAY GÖKTÜRK BUGÜN 19,02,2010
Devamını BURADAN okuyun...>>>
YARGIYI ORDUYA BAĞLAYALIM
Baykal huzursuzlanıyor ise işler iyiye gidiyor demektir. Neden?Çünkü Şemdinli’de ağzını açmamıştı... Van Savcısı meslekten men edildiğinde susmuştu...
Oradaki sivil mahkemenin 39 yıl 4 ay verdiği sanıklar “askeri mahkemeye” yatay geçiş yapıp ilk celsede tahliye edilince de bunu yadırgamamıştı.
27 Nisan e-muhtırası yayınlanır yayınlanmaz yardımcısı televizyonlara çıkıp bunu virgülüne kadar desteklediklerini söylemişti... Parlamentodaki bir parti, Parlamento’ya karşı bir darbeyi sahipleniyordu.
Üstelik kendisi “eski devlet”in kara yüzü Ergenekon’un da “avukatı” zaten...
Baktım, dün gene heyecanlanmış, anladım ki işler iyiye gidiyor, demek ki pek becerikli olmasa da halk iradesine, sivilleşmeye, demokratikleşmeye doğru kör topal ilerlemekteyiz...
Hükümet, Ergenekon sürecinde AB reformlarını kaldırıp dama atmasa, siyasal milliyetçilik yarışına girmese şimdi böylesine bir toz duman olmayacaktı... İşler çok daha suhuletle gidebilecekti...
“Bir musibet, bin nasihatten evladır” hesabı belki bundan sonra akıllar başa gelir... Van Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı meslekten kim “men” edip avukatlık etmesini bile engelledi?
İktidarın yeşil ışığıyla Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu.
Neden?
İddianameye o zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı’nı karıştırdığı için.
Askeri suçlamanın cezası meslekten men edilmek midir?
Tabii ki değil.
Peki, bu nasıl oldu?
Eski Genelkurmay Başkanı canlı yayında açıkladı, hem anayasal suça giren e-muhtırayı bizzat yazmış, hem Van Savcısı’nı attırmış, hem de dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı’nın işten el çektirilmesini sağlamış.
O zaman, şimdi “Saray” tribünlerinde ayağa kalkanların hiçbirinde en ufak bir hareket görmemiştim.
Sadece kamuoyu vicdanı şakır şakır kanamıştı, şimdi de kanamaya
devam ediyor...
Böyle bir ülkeye “hukuk devleti” denir mi ki şimdi hukukun yitirildiği
söylenmekte?
Buralarda ne zaman hukuk oldu ki hukukun çiğnendiği iddia edilmekte?
“Eski devlet” anlayışı hâkimiyetini yitirmeden de hiçbir zaman “hukuk” olmaz zaten...
***
Bugünkü heyecan sebebi ne?
Galiba durum pek farklı değil...
Hatırlayın...
Erzincan’daki Üçüncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, Ergenekon soruşturması kapsamında şüpheli olarak ifade vermesi için daha önce Erzurum’a davet edilmişti. Orgeneral Saldıray Berk’e 9- 14 Şubat arasında gelmesi bildirildi.
Ancak Orgeneral, “hukuk devletiyiz” ya Erzincan Merkez Komutanlığı aracılığı ile gönderilen davete icabet etmedi.
İkinci bir davet daha yapıldı...
Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Üçüncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray
Berk’e Ergenekon soruşturmasında “şüpheli”
sıfatıyla ifade vermesi için 26 Şubat’a kadar süre verildiğini açıkladı.
Savcı Sinan Kuş, “yine Merkez Komutanlığı aracılığıyla davette bulunacağız. İfadesi mutlaka Erzurum’da adliyede alınacak. Ordu Komutanı’nın gelmemesi halinde yasal prosedür işleyecek” dedi.
Şu ayrıntıyı da unutmamak gerek:
HSYK’nın acilen “özel yetkililerini” aldığı Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal, geçen hafta İstihbarat Şube’de görevli bir astsubayın odasında arama yapmak için mahkeme kararıyla birlikte Üçüncü Ordu Komutanlığı’na gitmiş, ancak içeri alınmamıştı.
Cumhuriyet Başsavcısı Kuş, önceki gün konuya da şöyle değindi:
“Genelkurmay’ın kararıyla Ordu Komutanlığı’na giremeyecekleri bildirilmiş. Biz de Genelkurmay Başkanlığı’na yazı gönderdik. Böyle bir talimatın verilip verilmediğini öğreneceğiz. Gelen yazıya göre de mahkeme kararını uygulamaktan kaçınan Üçüncü Ordu Komutanlığı hakkında soruşturma açılabilinecek.”
***
Herkes bu sorunun nasıl aşılıp aşılamayacağını sormakta.
“Aşılmaktan” ne kast ediliyor acaba?
“Ergenekon’un” üzerini tamamen kapatarak tek parti zihniyetini devam ettirmeye yönelik bir “aşılma” söz konusu ise, benim önerim “yargıyı 3. Ordu’ya bağlamaktır”.
Yok, tam tersine...
Demokratikleşme,
sivilleşme, normalleşme, halk iradesi ve hukukun “Saray’ı” da denetleyebilmesi ise...
O zaman da referandum ve AB sürecine sonuna kadar abanarak 12 Eylül Rejimi’ni tamamıyla berhava etmektir...
Sistem ve rejimi bir
bütün olarak hedeflemedikçe, kurnazlık aklı yemekte çünkü...
MEHMET ALTAN 19,02,2010 STAR
Devamını BURADAN okuyun...>>>
ÇİÇEK ERZİNCANDAMIYDI ?
İstismara müsait bir durum var. Çünkü Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner üzerindeki tartışma, İsmailağa cemaatini soruşturmaya başlamasıyla ortaya çıktı. Üstelik bu soruşturma, "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" (TCK 220) kapsamındayken, "terör örgütü" iddiasına dönüştürüldü; Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesinde sıralanan bir suç söz konusu olduğu için, yargılama yetkisi de, Özel Yetkili Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi'ne geçti; dosya, Erzincan'dan Erzurum'a gönderildi. İzah edilmesi gereken şüpheli noktalar var ama buradan yola çıkarak, meseleyi sadece "cemaat soruşturmasını örtbas etme" niyetine bağlayamayız.Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, soruşturmayı, 2007'de, bir kadının, "İsmailağa cemaati mensubu eşim tarafından dövülüyorum" şikâyeti üzerine başlattı. Ama özellikle 2009'dan sonra, soruşturma kapsamı olağanüstü genişletildi.
Ve çok önemli bir nokta: Fethullah Gülen cemaati hakkındaki soruşturma, 2009 başında başlatıldı. Neden çok önemli diyorum? Çünkü iddiaya göre, 2009 Ocak ya da Şubat ayında, İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın altında imzası olduğu söylenen albay Dursun Çiçek Erzincan'a geldi ve Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner ile orduevinde, kahvaltıda buluştu. İlhan Cihaner, gene iddialara göre, Erzincan Alay Komutanı Recep Gençoğlu ve Erzincan İl Jandarma Alay Komutanı Ali Tapan ile protokol dışı görüşmeler yapıyordu. Hatta kırsal alanda, elektrik gerilim hatlarının altında, telefonlarının bataryaları çıkarılmış vaziyette bir buluşma gerçekleşmişti.Çatalarmut Barajı'nda bombalar ortaya çıktıktan sonra (Kasım 2009'da) tutuklanan İstihbarat Şube Müdür yardımcısı üsteğmen Ersin Ergut'un bilgisayarının hard diskinde yapılan incelemede, barajda bulunan mühimmatın kimlerle irtibatlı olduğu, kimlere bilgi verildiği yazılıydı. Burada, başsavcı İlhan Cihaner'in, Alay Komutanı Recep Gençoğlu'nun, İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Nedim Erten ile 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk'in isimleri geçmişti. Ersin Ergut'la birlikte tutuklanan astsubay Orhan Esirger de, Ergut'un kendisine "Bu mühimmat bizimkilere ait olabilir" dediğini anlatmıştı. Ersin Ergut, savcıya verdiği ifadesinde, Başsavcı İlhan Cihaner'in alayda birkaç toplantıya başkanlık ettiğini beyan etmişti. Ergut'un bu toplantılarda tuttuğu notlarda, "Gülen grubunun bir suç örgütü olduğu ispatlanacak, bunun için delil yaratılacak" gibi cümleler olduğu meydana çıktı. Gene aynı notlarda, "Fethullah Gülen cemaatinin arşivi, yapılanması", "Uzatmalıyız, Erzincan-Erzurum-Gümüşhane-Kelkit", "İstanbul ayağı önemli", "Şubat ayına kadar faaliyeti tamamlayacağız" gibi ibareler bulunmaktaydı.
Meselenin, cemaatlerin soruşturulmasının yargıdan kaçırılmak olmadığını bu iddialar gösteriyor. Gizli tanık ifadeleri de var. O ifadelere göre, gizli tanıktan, Gülen cemaatinin evlerine ve diğer kurumlarına ruhsatsız silâh, uyuşturucu ve belge koyması istenmiş. Hatta savcı Cihaner'in, MİT tarafından kullanılan bu elemana, MİT'teki görevlileri kastederek, "Ağabeylerin senden ne istiyorsa onu yap" dediği de belirtiliyor. 31 Ocak 2010'da tutuklanan Erzincan İl Jandarma Alay Komutanlığı'nda görevli astsubay Şenol Bozkurt'un, öğrenci evleri tuttuğu, bunları, cemaat evleri gibi gösterip, silâh yakalatma tertibine giriştiği de ileri sürülüyor. Baskını da, danışıklı dövüş biçiminde, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in gerçekleştireceği iddialar arasında.
İleri sürülen olayların doğru olup olmadığını elbette bilemeyiz. Ama mesele, "Cemaate dokunursan elin yanar" basitliği içinde anlatılamayacak kadar geniş kapsamlı.
Ben en çok şunu merak ediyorum: Gerçekten Dursun Çiçek, 2009 başında Erzincan'a geldi mi? 3. Ordu Karargâhı'nda Başsavcı İlhan Cihaner ile bir görüşme yapıldı mı? Yapıldıysa, bunu ispat edecek deliller mevcut mu? Zira hepimiz, İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nda, Fethullah Gülen cemaatine karşı bir tertibin öngörüldüğünü biliyoruz.
HSYK'nın gerekçesi ne?
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK'nın) aldığı karara, "yargı darbesi" denilmesinin sebebi, başlayan bir soruşturmaya müdahale edip, savcıların tümünün yetkisini kaldırması. Üstelik anayasaya göre, HSYK kararlarına itiraz merci bulunmadığından dolayı, fiili durumu herkes kabul etmek zorunda kalıyor.
Dün de yazdık, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 251'inci maddesinin 1'inci fıkrasına göre, "terör" suçlarında, -bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile- soruşturma, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılarınca yapılıyor; yargılamada ise, CMK'nın 250/3. maddesi uyarınca yetki Yargıtay'da.
İkinci bir husus: Özel Yetkili Savcı'nın, mahkemeye müracaat edip, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında tutuklama kararı aldırması, yargılama işlevi içinde sayılmıyor. Tutuklama talebiyle mahkemeye sevk ve mahkemenin verdiği tutuklama kararı, soruşturma işleminin bir parçası.
HSYK, hangi gerekçeye dayanarak Erzurum savcılarının yetkisini aştığından söz ediyor? Bu belli değil. Söz konusu iddiaların, Kurul bünyesinde tartışılmadan alelacele alındığı belirtiliyor. 3. Ordu Komutanı dahil çok sayıda subayı da hedef alan geniş kapsamlı bir hazırlık soruşturması söz konusu olduğu için, yargıya müdahale daha da rahatsız edici bir hal alıyor.
Devamını BURADAN okuyun...>>>
BU YARGIYLA DEMOKRASİ
Türkiye özellikle 28 Şubat’tan beri büyük bir altüst oluşun içinde. Sular bazen karışıyor, bazen durulur gibi oluyor.Ama çalkantı bitmek bilmiyor.
Bu bir iktidar mücadelesi.
Özünde bir demokrasi kavgası.
‘Eski’yle ‘yeni’nin kapışması.
Yani çok karmaşık değil.
Basite indirgenebilir bir kavga...
Adına ister asker-sivil bürokrasi, ister asker-sivil oligarşi, ister bürokratik vesayet rejimi deyin, ‘atanmışlar’dan oluşan bu güç, seçilmişler karşısında iktidarın iplerini elinden bırakmak istemiyor.
Milletin oyuyla seçim sandığından çıkan sivil güçlere karşı, özellikle çok partili demokrasiye adım atıldığından beri derin bir kuşku ve güvensizlik besliyor.
Seçim sandığından çıkan gücün Türkiye’yi böleceğine, Türkiye’yi irtica düzenine götüreceğine inanıyor.
Kafayı buna takmış durumda.
Bu nedenle, birinci sınıf demokrasi ve hukuk devletine inandığı yok.
Bu nedenle, askeri darbelerin ürünü olan ‘kırmızı çizgiler’le ulusal egemenliği temsil eden Meclisin manevra alanını sürekli kısıtlıyor; devleti güçlendirirken hükümetleri zayıflatıyor.
Fazla başarılı olamayacağını fark ettiğinde de, ya askeri ‘darbe’ye, ya askeri ‘muhtıra’ya ya da ‘yargısal darbe’lere başvuruyor.
Parlamentoları, partileri kapatıyor, siyaset yasakları koyuyor, yeni anayasal ve yasal düzenlemelerle demokrasinin kolunu kanadını kırıyor.2007’yi, 2008’i anımsayın.
Çankaya Savaşları’nı herhalde unutmadınız.
Meclise cumhurbaşkanı seçtirmek istemediler. Bunun için yargı 367’yi buldu; asker muhtırayı çaktı 27 Nisan’da.
Ama Çankaya yolunu kesemediler.
Bunun üzerine sandıktan yüzde 47 oyla gelen partiyi 2008’de kapatmak istediler.
Bir başka deyişle:
Açık darbe yapamayınca, yargısal darbe yoluna başvurdular.
Bu da olmadı.
Ama vazgeçmediler.
411 milletvekilinin oyuyla üniversitelerde türban yasağını kaldıran Meclis kararını iptal ettiler.
Yetmedi.
İleri demokrasilerde olduğu gibi, askere sivil yargı yolunu açan yasal düzenlemeye kırmızı ışık yaktılar.
Yetmedi.
Fetva verdiler, bu iktidar partisi, bu Meclis anayasa değişikliği yapamaz diye...
Şemdinli’de, ucu zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı’na dokunan iddianamenin sahibi savcıyı, Ferhat Sarıkaya’yı meslekten attılar, avukatlıktan men ederek üstelik...
Şimdi de Erzincan’da ucu Ergenekon’a dokunan, Üçüncü Ordu Komutanı’na dokunan soruşturmanın sahibi dört savcıya da benzer bir darbe vurdular, yetkilerini kaldırarak...
Yazık!
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın deyişiyle:
“Yargı bürokrasisi millet iradesine ağır bir darbe indirdi. Hiçbir kurum kendini Anayasa’yla yasaların üzerinde göremez. Türkiye ‘yargıçlar devleti’ değildir, olamaz.”
Artık devletin bu ‘eski yüzü’nün değişmesi gerekiyor.
Kuvvetler ayrılığı derken, yargı kendini yasama ve yürütmenin üzerinde dokunulmaz bir güç olarak göremez. Değerli anayasa hukukçusu Prof. Dr. Ergun Özbudun’un deyişiyle, yargı bugünkü yapısı ve zihniyetiyle Türkiye’de ikinci sınıf demokrasiye razıdır.(Star, Açık Görüş eki, 13 Eylül 09)
Yargı, Türkiye’de idari yargı yoluyla yürütme gücünü ve idareyi, anayasa yargısı yoluyla yasamayı, dilediğince ve keyfince -arkasına tabii askeri de alarak- kontrol altında tutmaktadır.
Yargı faaliyetinden dolayı kendinden başka kimseye hesap vermeyen bir yapı, kendi üyelerini kendi aralarından seçerek hiçbir Batı demokrasisinde bugüne kadar görülmeyen bir kapalı kast sistemi yaratılmıştır. Böyle bir yargının bulunduğu rejimin adına demokrasi ve hukuk devleti denemez.
Türkiye gerçekten demokratikleşmek istiyorsa, bu ülkede hukukun üstünlüğünü geçerli kılmaktan başka çare yoktur.
Bu da, ‘yargı sorunu’nu çözmekten geçiyor.
‘Yargı reformu’nu gerçekleştirmekten geçiyor.
Kısacası:
Demokrasi diyorsak, hukuk devleti diyorsak, bunun yolu yargıda geçerli zihniyet yapısının değişmesinden ve bu zihniyetin ‘hukuk ve demokrasi kültürü’yle tanıştırılmasından geçiyor. milliyet 19,02,2010 hasan cemal
Devamını BURADAN okuyun...>>>
18.2.10
ADALET BAKANI AÇIKLAMASI
Sadullah Ergin Basın Toplantısı
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in 'Ergenekon terör örgütü üyeliği'nden tutuklanması ve 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk'in ifadeye çağrılmasının ardından yaşanan gelişmeler, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nu (HSYK) yeniden tartışmaların odağına yerleştirdi.
Daha önce Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıları görevden almaya çalışan HSYK, bu kez Cihaner için devreye girdi. Kurul'un yüksek yargıdan gelen üyeleri, Adalet Bakanı'nın katılmadığı olağanüstü toplantıda oyçokluğuyla hukukçuları ayağa kaldıran bir karar aldı. Yapılan yazılı açıklamaya göre, Erzurum'daki Ergenekon soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Başsavcı Vekili Tarık Gür, savcılar Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal'ın yetkileri alındı. Başsavcı Sinan Kuş'la birlikte adı geçen ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulması kararlaştırıldı. Gün içinde Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulu, Danıştay ve Yargıtay Başsavcılığı HSYK'ya destek veren açıklamalarla gündeme geldi. Başbakan Tayyip Erdoğan da hukukçu kurmaylarıyla bir araya gelip, kararı değerlendirdi. Akşam saatlerinde basının karşısına geçen Adalet Bakanı Sadullah Ergin, yüksek yargı organlarının tavrına sert tepki gösterdi. HSYK'nın Anayasa ve CMK'yı hiçe sayarak, savcıları görevden almasını tam bir hukuksuzluk olarak değerlendiren Ergin, Kurul'un yargısal görevi bulunmadığını, buna rağmen 'açık bir yetki gasbı' yaptığını söyledi.Yargıtay'ın ihsas-ı reyde bulunduğunu, Danıştay'ın yanlışa katkı sağladığını, Yargıtay Başsavcısı'nın ise hiçbir yetkisi olmadığı soruşturmaya müdahale ettiğini kaydeden Ergin, "Yargı sistemini kaosa sürükleyecek bu girişimleri yargı bağımsızlığına büyük bir darbe olarak görüyoruz. Yargılama sürecine yapılan bu müdahaleden sonra bağımsızlık ve tarafsızlık bakımından yargı reformunun acilen hayata geçirilmesi zorunluluğu bir kez daha ortaya çıkmıştır." dedi.
Adalet Bakanı Ergin'in sert açıklaması, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın başkanlığındaki toplantının ardından yapıldı. Erdoğan, yüksek yargının birbiri ardına aldığı kararların ve yaptığı açıklamaların ardından hukukçu kurmaylarıyla bir araya geldi. Toplantıya Başbakan yardımcıları Bülent Arınç ile Cemil Çiçek, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ve AK Parti Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ katıldı. Bakan Ergin, 3 saatlik toplantının ardından Müsteşar Ahmet Kahraman'ı yanına alarak basının karşısına çıktı.
Ergin, Yargıtay ve Danıştay başkanları ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın peş peşe yaptığı açıklamaların ardından "üstlendikleri sorumluluk ve görevleri gereği mevcut gelişmeler karşısında daha fazla sessiz kalınamayacağını'' belirtti. Kamuoyunu bilgilendirmek için açıklama yapma zarureti doğduğunu kaydetti. Ergin'in açıklamaları özetle şöyle:
HSYK, idarî bir kuruldur, yargısal denetim yapamaz
HSYK, yargısal görevleri olmayan idarî bir kuruldur. Hakim veya savcı, hakim veya mahkeme kararlarına karşı kanun yollarına başvurma hakkı cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya katılana aittir. Bunlardan herhangi birinin müracaatı olmaksızın, süreçte yargısal denetimi yapmakla görevli mercilerin bile bu denetimi yapması mümkün değil iken idarî bir kurul olan HSYK'nın bu denetimi yapmaya kalkışması çok açık bir yetki gasbıdır. Anayasa ve yasalara tamamen aykırı bir hukuksuzluktur.
Bağımsız yargının işleyişine engel olundu
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında yapılan arama, gözaltına alma ve tutuklama kararları üzerine yasada bu konuda hiçbir yetkisi ve görevi olmayan HSYK, aldığı kararla yürütülmekte olan soruşturmaya müdahale etmiş, doğrudan taraf olmuş, yetkisini aşmış, bağımsız yargının işleyişine engel olmuş, soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve sonuçlandırılmasını tehlikeye sokmuştur.
Savcı ve hâkimlere gözdağı
Bu ve benzeri girişimleri Adalet Bakanlığı olarak yargı bağımsızlığına büyük bir darbe olarak görüyoruz. Yargının bağımsız ve tarafsız şekilde görevini yapması engellenmiş, bu sürece dahil olanlar görevlerinden alınmak suretiyle diğer görevlilere açıkça gözdağı verilmiştir.
Anayasa'nın 138. maddesi ihlal edildi
HSYK tarafından alınan karar ve yapılan açıklamalarla Anayasa'nın 138. maddesindeki "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.'' hükmü ihlal edilmiştir.
Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcılıkları ve tedbir kararlarını veren mahkemeler yüksek mahkemelerin ve HSYK'nın ağır baskısı altına alınmıştır. Bu şartlar altında bağımsız ve tarafsız bir yargılama yapmak son derece zorlaşmıştır.
Şemdinli kararı AB raporlarına girdi
HSYK'nın Şemdinli olaylarına ilişkin soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı hakkında verdiği meslekten çıkarma kararı, Avrupa Birliği'nin Türkiye hakkında düzenlediği ilerleme raporlarında "yargıya ağır baskı'' olarak nitelendirilmiştir. Yine Avrupa Birliği adına düzenlenen 'Türk Yargısının İşleyişine İlişkin İstişari Ziyaret' raporlarının sonuncusunda yargıya yönelik 'iç tehdit' olarak değerlendirildi.
Gerçekten tarih de bu kararı bu boyutuyla ayrı değerlendirecektir. Van savcısı ile ilgili karar nasıl bugün Türkiye'nin önüne getiriliyorsa, bu karar da hukuk ihlali olarak, yargı bağımsızlığının ihlali olarak çokça önümüze çıkacak konulardan birisi haline gelmiştir. Yaz dönemi kararnamesinde de belli girişimler olmuştu; o zaman da devam etmekte olan soruşturmaların hakim ve savcılarını hizaya getirmek için girişilecek bu tür girişimlerin Türk yargısına yapılacak en büyük haksızlık ve müdahale olacağını ifade etmiştik.
Yargı sistemi kaosa sürükleniyor
HSYK, soruşturmanın tamamlanmasını beklemeksizin ve varsa hukuk ihlallerini araştırma gereği duymaksızın ve hangi somut verilere ve dosyalara dayanarak böyle bir karar aldığını da açıklamaksızın yetki gaspı yapmak suretiyle sürece çok vahim bir müdahalede bulunmuş, yargı sistemini kaosa sürükleyecek bir tutum takınmıştır. Yetkileri değiştirilen cumhuriyet savcılarının hakim tarafından verilen kararları yerine getirdikleri göz ardı edilmiştir. Savcıların yaptıkları, işlemlerin yetki ve görevleri kapsamında kaldığı mahkeme tarafından da kabul görmüştür. Bu durumda cumhuriyet savcılarına atfedilen suçun ne olduğu ve bunu ne şekilde işlediklerinin de yine kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir.
Başsavcılığın hiçbir yetkisi yok
Bu bağlamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan basın açıklamasında 'Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Habur, Erzincan ve Erzurum adli yargı çevrelerinde yargıyı yıpratan, yargıya olan güveni sarsan adli tahkikatlar incelemeye alınmıştır...' şeklinde değerlendirmelere yer verilerek, bu konuya ilişkin hiçbir yetkisi ve görevi olmadığı halde doğrudan bu makamca da HSYK gibi soruşturmaya müdahale etme girişiminde bulunulmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ve HSYK'nın açıklamaları ve bu konuda aldığı kararlar TCK'nın 288. maddesindeki 'Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hakim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi .... cezalandırılır' hükmü uyarınca adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs girişimidir.
Yargıtay ihsas-ı reyde bulundu
Hiçbir yargısal görevi bulunmayan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu'nun bu konuyu görüşmek üzere toplanarak, HSYK'nın yaptığının doğru olduğuna dair karar alması da yasal dayanaktan yoksundur, ihsas-ı rey niteliğindedir, yargılama faaliyetine müdahale anlamını taşımaktadır. Danıştay Başkanı'nın görev alanıyla ilgili olmayan bu konuyla ilgili yaptığı açıklama da bu yanlışlara katkı vermek anlamına gelmektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın devam eden yargısal bir faaliyetten dolayı siyaset kurumunu sorumlu tutmak anlamına gelen açıklamasının da kabul edilmesi mümkün değildir.
aktifhaber.com 18,02,2010
Devamını BURADAN okuyun...>>>
HUKUK KAZANACAK
Bu seferki Şemdinli davası ve Ferhat Sarıkaya olayı değil. Endişeye mahal yok.Peşinen yargıya müdahale edenler mağlup. Hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadıkları olaya dair hüküm tesis etmek, HSYK'nın meşruiyetini kaybettirir. HSYK geçmişte olduğu gibi yargıya alenen müdahale ediyor. Anayasa'nın 138. maddesini çiğniyor. Doğrudan görülmekte olan bir davaya ağır bir hukuk dışı müdahale söz konusu. Karmaşık bir hukuk davasını tartışmıyoruz. Terör örgütü üyeliği, vatandaşa iftira gibi çok ağır suçlarla suçlanan bir başsavcı, bir başka başsavcının aylardır yürüttüğü soruşturma sonucunda tutuklanıyor. Bir tek kişinin tasarrufu değil bu. Savcı suçluyor, delilleri sıralıyor ve mahkeme tutukluyor. HSYK ise, deliller hakkında fikir sahibi olmadan bu tutuklamayı yapan savcılara görevden el çektiriyor. Eğer hukuk arıyorsanız, meşruiyet arıyorsanız bir mantık aramanız gerekir. HSYK kararının bir mantığı var mı? Görülmekte olan bir davada, yargıç teminatını ve bağımsızlığını çiğneyerek hüküm tesis etmenin, meşru bir mantığı olabilir mi? Sonuçta kim kazanır? İşini yapan savcılar, yargıçlar mı? Baştan beri bir davada taraf olduğu tartışılan HSYK mı?Yargı erkinin geçtiği bir sınav bu. HSYK'ya rağmen yargı bu sınavdan yüzünün akıyla çıkacak. Çünkü hukuku uygulayan yargıya kimse telkinde bulunamadı? Kararlarını etkileyemedi. Anayasa'nın 138. maddesi: "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz" diyordu. "Emir ve talimat" verilmedi mi? "Tavsiye ve telkinde" bulunulmadı mı? Hepsi son üç yılda sistematik olarak ve göstere göstere yapılmadı mı? İşini yapan savcılar ve yargıçlar bize dönüp dedi ki "Biz kimseden emir ve talimat almayız; kimsenin telkinine bakmayız, tavsiyesine uymayız; hukuk ne diyorsa onu uygularız." Semboller üzerinden düşünmeye alışık olduğumuza göre, bir savcıyı tutuklayan ve cezaevine gönderen; generalleri çağırıp sorgulayan yargının bize verdiği mesajın üzerinde dikkatle durmalıyız. Hiçbir telkine boyun eğmeyen yargı, kendisi bize, hepimize bir telkinde bulunuyor. Çok basit, çok sağlam bir telkin. Bize hukuka güvenmemizi telkin ediyor. Hiçbir güce boyun eğmeyen bir yargının bizim hak ve hukukumuzu kararlı ve cesur biçimde koruduğunu söylüyor. Bizim hukukumuza kefil olduğunu gösteriyor.
Bu devletin güvenliğini sağlamakla görevli birimler kafa kafaya vermiş, sahte deliller uydurarak vatandaşına tuzak kurabilirler. Halkın huzurunu korumakla görevli Millî İstihbarat Teşkilatı elemanları, Jandarma'nın üst düzey kadrosu; halk adına halkın hukukunu tecavüzlerden korumakla görevli savcı ve bütün bunların üzerinde koskoca ordunun başındaki orgeneral bir ilde elbirliği ile suçsuz insanlara komplolar hazırlayabilir. Sahip oldukları bütün yetkileri, bütün imkânları ve imtiyazları bu komploları tezgâhlamak için kullanabilir. Karanlık kişilere güvenceler verip yalancı şahitliğe ikna edebilir. Evet bunların hepsini yapabilir. Bunların hepsi yapılabilir. Yapıldı mı? Bilmiyoruz. Yargı soruşturuyor. Yapılırsa ne olur?
Erzincan soruşturmasını yürüten savcı bize, bu kadar derin ve güçlü bir komplo karşısında kalsak bile endişeye kapılmamamızı, hukuka güvenmemizi telkin etti. Ve bu telkinin gereğini yerine getirdi. MİT elemanlarını, Jandarma komutanını ve subaylarını derdest edip tutukladı. Kendi meslektaşını saatlerce sorguladı ve mahkemeye tutuklanmak üzere sevk etti ve tutuklandı. Bu savcı, gücünü hukuktan alıyordu.
Peki HSYK ne yaptı? Yargıç teminatını sağlamak yerine, engel oldu. Peki meşruiyet kimden yana? Hukukun sağladığı meşruiyet kime güç veriyor? HSYK toplanan delilleri nereye saklayacak? HSYK gücünü nereden aldı?
Merak etmeyin. Bu sefer hukuk kazanacak. Çünkü son üç senede görüldü ki bu ülkede savcılar ve hâkimler var. O zaman hukuk da var. Teraziye ağırlığı koyduğunuz zaman önce bir sallanır, sonra dengeyi bulur. O kadar delili saklayacak bir çuval HSYK'da var mı?
MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE
m.turkone@zaman.com.tr 18,02,2010
Devamını BURADAN okuyun...>>>
DARBECİLERİ YARGILAYAMAZSINIZ
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in tutuklanması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’yı harekete geçirdi.İnceleme başlatmış, öğrendiğimize göre...
Nesini inceleyecek?
Herhalde, yargının siyasi güçlerin etkisi altında olup olmadığını...
Deniz Baykal, 367 kararı arefesinde, “Anayasa Mahkemesi bu kararı onaylanmazsa, ülkede çatışma çıkar” dediğinde projektörlerini bu beyanatın sahibine çevirdi mi, bilmiyorum.
Hatırlamıyorum da...
Bir şey daha yaptı Baykal:
İktidar Partisi hakkındaki kapatma davası Anayasa Mahkemesi’nde görüşülürken, hararetle “gereğinin yapılmasını” savundu. Bir anlamda, yargıçları baskı altına aldı... Geldiğimiz nokta ve iktidar partisinin içinde bulunduğu ruh haleti, Baykal gibi düşünenlere göre “kapatmayı” gerektiriyordu çünkü.
Baykal herhangi bir kişi değil, en az iktidar partisi kadar sorumluluğu bulunan ana muhalefet partisinin lideri.
Liderliğini yaptığı parti, bir Alman vakfından para almıştı.
Daha doğrusu, para aldığı iddia edilmiş, ortaya bazı belgeler sürülmüştü.
Konu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına intikal etti.
Başsavcı “derhal inceleme” başlattı.
Derhal incelemenin üzerinden 450 gün geçti.
Netice yok...Dün sabah yapılan açıklamadan öğreniyoruz ki, CHP konusunda bir neticeye varamayan değerli Yalçınkaya, ‘’Yargının siyasi güçlerin etkisi altında bulunup bulunmadığı, bireyi kamu gücünden koruyan hukuk kurallarının uygulanıp uygulanmadığı” konularında, “Habur, Erzincan ve Erzurum adli yargı çevrelerinde yargıyı yıpratan, yargıya olan güveni sarsan adli tahkikatlar” örneğinden hareketle inceleme başlatmış...
Kendisini kutluyoruz...
Hemen belirteyim: Tırnak içindeki ifadeler bana ait değil...
Erzincan ve Erzurum’da olup bitenler,
Başsavcılıkça “Erzincan ve Erzurum adli yargı çevrelerinde yargıyı yıpratan, yargıya olan güveni sarsan adli tahkikatlar” olarak değerlendiriliyor.
Habur için de geçerli bu...
Bir şeyi nasıl tanımlıyorsanız, varacağınız sonuç odur.
Henüz incelemeye aldığınız bir konuda, “yargıyı yıpratan, yargıya olan güveni sarsan adli tahkikatlar” hüküm cümlesini yapıştırıyorsanız, hangi durağa varacağınızı yola koyulmadan önce kararlaştırmışsınız demektir.
Başsavcı “inceleme yapmayı” seviyor.
İddianame yazmaktan da hoşlanıyor.
İktidar partisi hakkında dava açmadan önce, bol bol “google çıktısı” incelemiş, hedefe aldığı parti aleyhinde söylenmiş ne kadar söz varsa, bulup buluşturup iddianamesine tıkıştırmıştı.
Laikliği koruma cehdiyle böyle yapmıştı.
Laiklik, çünkü, bir “Cumhuriyet kazanımı”ydı, feda edilemezdi.
İyi yapmıştı da, neden aynı cehdi “demokrasi” konusunda göstermiyordu?
Demokrasi de bir Cumhuriyet kazanımı değil miydi?
Bakıyoruz, “Laikliğe bir şey olsa da, şöyle oturup ağız tadıyla bir iddianame yazsam” diye apartta bekleyen kıymetli Başsavcı “demokrasiye yönelik tehditleri” hiç görmüyor.
Darbe, cunta, çete gibi şeylerle hiç ilgilenmiyor.
Darbe cuntalarıyla içli dışlı olan partileri (ve yöneticilerini) “incelemeye değer” bulmuyor...
Erzincan ve Erzurum’da olup bitenleri görüyor da, burada olup bitenlere zemin hazırlayan olaylara bakma gereği duymuyor.
Başsavcı incelemesini yapadursun, HSYK olağanüstü toplanarak, özel yetkili savcı Osman Şanal’ın yetkilerini elinden aldı. Yani, Ergenekon soruşturmasını “fiilen” durdurdu.
Bir Sacit Kayasu ve Ferhat Sarıkaya vardı...
Bir de Osman Şanal oldu...
Bu karar da gösteriyor ki, Türkiye’de darbeler soruşturulamaz, demokrasiye karşı işlenmiş cürümler yargılanamaz...
AHMET KEKEÇ STAR 18,02,2010
Devamını BURADAN okuyun...>>>
SARIKAYA İÇİN SUSMUŞTUNUZ...
Doğrusu... Öğleden sonra, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) açıklaması ertesinde, meslekten men edilen Van Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı anımsamış bir şekilde, büyük bir soğukkanlılıkla haber izlemeyi kestim.Çünkü “statükonun yargısı, değişimin yargısı” formülünü kullanarak her şeyi açıkça görmek mümkündü...
Ya da...
“Tek parti zihniyetinin yargısı, demokrasinin yargısı” ayrımı da yapılabilirdi.
***
Gündemim tam göbeğinde Erzincan’da Başsavcı İlhan Cihaner’in tutuklanması vardı...
Baktım bu gelişme Ankara’daki yargıyı ve yüksek yargıyı çok huzursuz etti...
Önce, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Erzincan Cumhuriyet Başavcısı İlhan Cihaner’in tutuklanmasıyla sonuçlanan soruşturmayı mercek altına aldı.
Ardından...
HSYK da olağanüstü toplandı. Toplantıya Adalet Bakanı Sadullah Ergin katılmadı.
Yaklaşık dört saat süren toplantı sonrasında alınan kararlara ilişkin yazılı bir açıklama yapıldı. Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK üyesi Ahmet Kahraman ise yazılı açıklama yapılmadan önce toplantıdan ayrıldı. HSYK, haklarında hiç bir soruşturma yapılmamış olan Erzurum özel yetkili Cumhuriyet Başsavcıvekili Tarık Gür, Cumhuriyet Savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal’ın, CMK 250. maddesi kapsamındaki yetkilerinin kaldırılmasına karar verdi.
HSYK, Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Başsavcıvekili Tarık Gür, Cumhuriyet Savcıları Karakullukçu, Yazıcı ve Şanal ile diğer ilgililer hakkında yasal gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasını da kararlaştırdı.
HSYK, kararı oy çokluğuyla aldı.
Ve bu karar neticesinde dört savcı artık Erzurum’da yürütülen Ergenekon soruşturmasında görev alamayacak.
Görüldüğü gibi ayrışmaların ekseninde hep “Ergenekon” var...
Olayları güncelin kelepçesinden kurtararak, daha geniş ve sağlıklı bir çerçeve açısından görebilmek için siz bunu “yeni devlet-eski devlet” diye de okuyabilirsiniz...
***
Demokratik ülkelerde eşi menendi olmayan “askeri yargı” konusunda ağzını açmayan...
28 Şubat darbe döneminde Genelkurmay’a brifing almaya gitmekte beis görmeyen...
27 Nisan Muhtırası’nı da tavana bakarak geçiştiren zevat...
Konu Ergenekon olunca sinir ucuna dokunulmuşçasına anında ayağa kalkıyor...
Demek ki gelişmeleri, “hukuksal çerçevede” değil, alınan kararların “kimin hukukuna” uygun olarak alınmakta olduğunu tartarak değerlendirmekte isabet var... “Saray”ın hukuku mu, “tebaa”nın hukuku mu?
***
Ankara’da yargı huzursuzlanınca benim aklıma otomatik olarak “meslekten men edilen” Van Savcısı Ferhat Sarıkaya gelir...
İddianame yazdığı için mesleğinden men edilen Ferhat Sarıkaya için kimsenin sesi çıkmamıştı... Neden acaba?
***
Nedenini daha sonra öğrendik...
Anayasal bir suç işleyerek Parlamento iradesine ket vuran eski Genelkurmay Başkanı, e-muhtırayı bizzat yazdığını açıklamakla kalmamış, Van Savcısı’nı da işten attırdığını itiraf etmişti...
Söz konusu “askeriye” olunca Ankara sus pus...
Yok, eğer Saray’a yönelik bir hukuksal denetim söz konusuysa Ankara diken üzerinde...
Van Savcısı’na yapılan askeri eyleme ses çıkarmayanlar, Erzurum’daki gelişmelere şahin kesiliyor ise bunda bir çifte standart, bir gariplik, hukuk dışı bir algı aramak çok mu yersiz?
***
Statüko-değişim kavgası günü birlik bir süreç değil...
Günlük gelişmeleri izlerken, bunun tarihsel bir sürecin parçası olduğunu asla unutmamak gerek...
Ne oluyor?
“Ergenekon” üzerinden “yeni devlet-eski devlet” kavgası yaşanıyor...
Bundan sonra ne olur?
Günlük gelişmeler ne olursa olsun, hiç şüpheniz olmasın zamanın ruhu, tarihin temposu kendi mecrasında akar gider...
Uluslararası konjonktür, yeni devlet iradesi, bu değişimin var gücüyle arkasında...
Tek parti hukuku buna ne kadar direnebilir ki?
MEHMET ALTAN STAR 18,02,2010
Devamını BURADAN okuyun...>>>
HSYK DAN 90'A GOL
Ergenekon süreci, 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye baskınıyla başladı. HSYK, 2 Temmuz 2007 günü İlhan Cihaner’i Erzincan’a başsavcı olarak atadı.Ergenekon’da tutuklamaların başladığı günlerde, 2007 yılı Kasım ayında İsmailağa cemaati soruşturması için düğmeye basıldı. Soruşturmanın fitili, bir kadının “Cemaat üyesi kocam beni dövüyor” şikayetiyle yakıldı.
Aile içi şiddet soruşturması, bir anda tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde bazı cemaatlere yönelik terör örgütü soruşturmasına dönüştürüldü.
Ergenekon’da Veli Küçük ve arkadaşları tutuklandı, Erzincan’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Yeni Şafak Gazetesi Patronu Ahmet Albayrak dahil 16 ilde 235 kişi takibe alındı. 23 Şubat 2009 günü 29 kişi gözaltına alındı, 9’u tutuklandı.
Yaygın iddia şuydu: Silivri’nin rövanşı Erzincan’da alınacak, tüm Türkiye’yi tarayan karşı bir dava yolu açılacaktı.
Erzurum özel yetkili cumhuriyet savcısı Osman Şanal, 10 Mart 2009 günü Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği yazıda, bir ihbar üzerine ayrı bir soruşturma başlattıklarını ve ellerindeki dosyanın kendi görev alanında olduğunu bildirdi. Adalet Bakanlığı ise 16 Mart 2009’da Başsavcı İlhan Cihaner hakkında soruşturma açtı.
Erzincan planı bozuldu.
27 Ekim 2009’da Erzincan Çatalarmut Barajı’nda 14 adet el bombası ve mühimmat bulundu. Gizli tanık ifadeleri ve diğer belgeler soruşturmaya yeni bir boyut kazandırınca, hadise büyüdü ve Ergenekon’a bulaştı.
Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla tartışma gündemine gelen Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda tecrübe sahibi olan Orgeneral Saldıray Berk de “şüpheli” sıfatıyla soruşturma dosyasında yer aldı. Başsavcı İlhan Cihaner’in tutuklanması ve 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’in şüpheli sıfatıyla ifadesine başvurulmak istenmesi yargı ve askeri harekete geçirdi. “Kelle” vermek istemediler.
HSYK, olağünüstü toplantıda, hukuk dışına çıkarak yürüyen bir soruşturmaya bodoslama daldı. Üstelik 5 de kelle aldı.
Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman, oylamaya katılarak hukuksuzluğu meşrulaştırdı.
Geçen yıl temmuz ayındaki HSYK toplantısında Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı ve davaya bakan hakimlerle ilgili görevden alma taleplerini “toplantıya katılmayarak” bloke eden irade, bu kez ortalıkta yoktu.
HSYK, futbol tabiriyle, öyle karamboldan falan değil, göstere göstere doksandan golü lamba gibi çaktı. Artık geçmiş olsun. Erzincan’daki Ergenekon soruşturması iğdiş oldu. Bu bir yeni Ferhat Sarıkaya hadisesidir.
Daha vahimi, Ergenekon davası ve soruşturması, daha güçlü şekilde baskı altına alınmıştır. Bakalım orada ne gibi sürprizlerle karşılaşacağız.
Hükümete de lafım şudur; siz biraz daha oyalanın, parmak hesabı yapın, yargı reformunu unutun.
Haberiniz olsun, atı alan Üsküdar’ı geçiyor.
ŞAMİL TAYYAR STAR 18,02,2010
Devamını BURADAN okuyun...>>>
ADALET PAŞAYA KURBAN
Erzurum’daki başsavcı ve savcılar ne yaptı da HSYK kılıcı ile kelleleri alındı,yetkileri iptal edildi?Başsavcı Erzincan’da masum insanlara tuzak kuran bir yapıya suçüstü yaptı. Deliller sağlam olduğu için mahkemede derin senaryonun bazı figüranlarına ve senaristlerine tutuklama kararı verdi. Senaryoda rol verilen figüranlar konuştular, silahlar yakalandı, senaryo deşifre oldu. Soruşturma derinleşiyor, halka o bölgedeki bir paşa için daralıyordu. Erzurum ağır ceza mahkemesi senaryonun içindeki tutuklanan Erzincan savcısı için yapılan itirazı reddetti.
Devletin sinirlerine çöreklenmiş, kendini millete rağmen ülkenin sahibi gören derin yapı, Erzincan’da başlatacakları yangın üzerinden ülkeyi karıştırmayı ve teslim almayı hedefliyorlardı. Yangın İsmailağa cemaati odaklı çıkarılacak, irtica silahlı hale getirilecek, yeni bir irtica kasırgası ile ülke gündemi işgal edilecekti. Arkasından olay başkalarına sıçratılacak ve silaha, şiddete bulaşmamış bir cemaat komplolarla “silahlı örgüt” haline getirilerek ülke çapında bir operasyona maruz kalacaktı.
Erzincan böyle bir senaryo için özellikle seçilmişti. Zira burada kullanılmaya müsait kadrolar vardı. Güçlü bir paşa da bu yapıyı himaye etme misyonunu yüklenmişti. Derin odaklar Erzincan odaklı bir yangın başlatacak, sonra bu yangını bütün ülkeye yayacaklardı. Arkasından hükümet başta olmak üzere derin yapının önünde engel olan kesimler bertaraf edilecek, kulvar dışına itilecekti. Ama cesur hukuk adamları tehditlere, şantajlara, askeri konvoyların yürütülmesine rağmen yılmadılar; senaryonun piyonları birer birer içeriye alındı, bu senaryoya destek veren savcı sorgulandı, sıra muvazzaf bir paşaya gelmişti ki birileri devreye girdi. HSYK’nın aymazlığı, hükmetin ve adalet bakanlığının tırsaklığı nedeniyle davanın savcıları Erzincan'dan Erzurum'a yürüyen askeri araçların paletlerinin altına atıldı.
Memleket bir hukuk faciasına daha şahit oldu, şamdinli savcısı Ferhat Sarıkaya’dan sonra yeni savcılar militer zihniyetin baskılarına, hükümetin korkularına feda edildi. Kamuoyunun vicadanını eze eze bir hukuk katliamına daha imza atıldı. Dün Cemil Çiçek’in yaptığını bu gün Sadullah Ergin yaptı.
HSYK’nın teşebbüsüyle, hükümetin gözyummasıyla hukuk tankların altına atıldı; görevini yapan hukuk adamları, savcılar yine bir paşaya feda edildi.
Yusuf GEZGİN 18,02,2010
Devamını BURADAN okuyun...>>>
17.2.10
HSYK KARARININ PERDE ARKASI
HSYK Kimi Kurtardı ?
Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in tutuklanması ve hapse atılması süreci sonrası başlayan olağan üstü hareketlenmeler ve HSYK'nın kararının perde arkası..HSYK kimi kurtardı?
HSYK; Özel Yetkili Başsavcı, Başsavcı vekili ve diğer savcıların tamamını görevden aldı.
Bu kararla iki önemli dosyayı takip eden Erzurum Özel Yetkili Mahkemesi'nin hiç bir savcısı kalmadı.
İki önemli dosyadan biri malum Erzincan Başsavcısı ile ilgili dosya, diğeri 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk ile ilgili dosya.
Bu kadar kritik kararları takip eden bir ekibin tamamının görevden alınması ile HSYK Savcı ve Hakim bağımsızlığını tamamen yok etmiştir.
HSYK, Özel Yetkili Mahkeme'de kimse kalmadığından yerlerine kendi istek ve talepleri doğrultusunda yeni savcılar tayin edecek. HSYK bu kararıyla, bir kez daha hukuka mutlak müdahalesini tekrar gösterdi. Bu olay uzun süredir hukuka müdahale diye bas bas bağıran Baro, YARSAV, ve bazı yargı üyelerinin, yargı bağımsızlığından ne anladıklarını tam olarak ortaya koymaktadır.
HSYK bu kararıyla aslında Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’i kurtarmadı zira Cihaner şu an hapiste ve dosya artık mahkemede.
HSYK bu kararıyla 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk’i kurtardı.
Saldıray Berk’in bu sabah Ankara’ya gelişiyle Etimesgut askeri tesislerinde başlayan hareketlenme, ardından HSYK’nın olağanüstü toplantı kararı ve bilinen karar.
Dolayısıyla bu karar İlhan Cihaner’i değil Saldıray Berk’i kurtarmaya yönelik bir operasyondur.
Yaklaşık bir hafta sonra Erzurum Özel Yetkili Savcılığına ifade vermek için çağrı yapılan Org. Saldıray Berk’i kurtarma operasyonudur.
HSYK’nın Paşa kurtarma operasyonunun bahanesi de hazır ‘savcı yetkisini aştı’.
Bütün hukukçuların ittifakla karşı çıktığı hukuksuzluğu işleten HSYK, ‘ yetki aşımı’ açıklaması tamamen hukuksuzluğu uydurduğu kılıftır.
Asıl hedef ‘Er- Berk’i kurtarmak
Devamını BURADAN okuyun...>>>
2. FERHAT SARIKAYA VAKASI
HSYK dan tartışılacak karar
HSYK Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal'ın CMK 250. madde kapsamındaki yetkilerini kaldırdı...
Kararda:
1- "CMK'nın 250/3. maddesindeki Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal "amir hükmün" ihlal edilerek görev ve yetki aşımında bulunulmuştur."
2- Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekili Tarık Gür, Cumhuriyet Savcıları Rasim Karakullukçu ve Mehmet Yazıcı'nın da yetkileri kaldırıldı.
3- Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Cumhuriyet Başsavcı Vekili Tarık Gür, Cumhuriyet Savcıları Rasim Karakullukçu ve Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi.Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in gözaltına alınması üzerine bu sabah olağanüstü toplanan HSYK'dan, yaklaşık 4 saat süren toplantının ardından, alınan kararlara ilişkin yazılı bir açıklama yapıldı.
Toplantıya, Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK üyesi Ahmet Kahraman da katıldı. Kahraman, toplantıdan, yazılı açıklama yapılmadan önce ayrıldı.
HSYK açıklamasında, dün Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığında yapılan uygulamaların, HSYK'nın gündemine oy birliğiyle alınarak, incelenmesine karar verildiği anımsatıldı.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 250/3. maddesindeki amir hükmün ihlal edilerek, görev ve yetki aşımında bulunulduğunu tespit eden HSYK, Erzurum Özel yetkili Cumhuriyet Başsavcıvekili Tarık Gür, Cumhuriyet savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal'ın, CMK 250. maddesi kapsamındaki yetkilerinin kaldırılmasına karar verdi.
HSYK, Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Başsavcıvekili Tarık Gür, Cumhuriyet savcıları Karakullukçu, Yazıcı ve Şanal ile diğer ilgililer hakkında yasal gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasını da kararlaştırdı.
HSYK, kararı oy çokluğuyla aldı.
Bu arada yetkileri ellerinden alınan savcılar Adliye binasından ayrıldılar...
aktifhaber.com
Devamını BURADAN okuyun...>>>
BAŞSAVCI ETÖ'DEN TUTUKLANDI
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, Erzurum'da çıkarıldığı mahkemece tutuklandıErzurum Adliyesi'nde Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal tarafından sorgulanan Cihaner, yaklaşık 7 saat süren sorgulamanın ardından, saat 06.00'da tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Cihaner, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklandı.
İlhan Cihaner'in avukatı Hamit Sekman, müvekkilinin tutuklandığını ifade ederek, ''Bu tarz gözaltına alınmalarda böyle kararlar çıkabilir. Sürpriz de değildi. Sorguya alınan birisini tutuklama ihtimali her zaman vardır'' dedi.
Sekman, bir soru üzerine, Cihaner'in durumunun iyi olduğunu söyledi.Sekman, 18 Şubat Perşembe günü Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne itiraz edeceklerini kaydetti.
Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal ile birlikte 3 savcı dün Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in makam odası ve adliye lojmanlarındaki evindeki aramaların ardından Cihaner'i gözaltına almıştı.
Cihaner'in avukatı Hamit Sekman, müvekkilinin ''Ergenekon terör örgütü üyesi olmak'', ''görevi kötüye kullanmak'', ''tehdit ve iftira'' suçlamalarıyla gözaltına alındığını bildirmişti.
17 Şubat 2010 05:44CİHANER ETÖ ÜYELİĞİNDEN GÖZALTINDA
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, Ergenekon Terör Örgütü üyeliğinden gözaltına alındı
Başsavcı, 'Ergenekon terör örgütü üyeliği'nden gözaltında
Erzincan'da devam eden Ergenekon soruşturması genişliyor. Jandarma Alay Komutanı Albay Recep Gençoğlu, MİT Şube Müdürü Ş.D. ile iki MİT görevlisinin tutuklandığı, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'in de ifadeye çağrıldığı soruşturma çerçevesinde dün önemli bir gelişme yaşandı. Mahkeme kararıyla adliyedeki makamında ve evinde arama yapılan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner gözaltına alındı. Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal'ın talimatı ve katılımıyla yapılan aramada çok sayıda belge ve CD'ye de el konuldu. 'Ergenekon terör örgütü üyesi olmak, evrakta sahtecilik, iftira, hakaret ve tehdit'le suçlanan Cihaner, sorgulanmak üzere Erzurum'a götürüldü. Edinilen bilgilere göre, aramalara Şanal'ın yanı sıra İlhan Cihaner'in avukatı ve iki savcı daha nezaret etti. 5 saat süren aramaların ardından el konulan evrak ve dokümanlar ise incelenmek üzere Erzincan Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne götürüldü.
Cihaner, İsmailağa cemaatine yönelik yürüttüğü soruşturmayı 2 yıl boyunca Adalet Bakanlığı'ndan gizlemişti. Bu yüzden hakkında soruşturma açılan Başsavcı, HSYK'ya gönderdiği 20 sayfalık savunmada, "Soruşturma sırasında hiçbir delil elde edilememiş, yasadışı bir yapılanmaya rastlanmamıştır." demişti. Erzurum özel cumhuriyet savcısına ifade veren bir gizli tanık ise, 800 bin TL karşılığında cemaatlere ait ev ve yurtlara silah yerleştirme teklifini kabul etmeyince, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner'le görüştürüldüğünü anlatmıştı.
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan son isim Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner oldu. Cihaner'in 'Ergenekon terör örgütüne üye olmak'la suçlandığı açıklandı. Evinde ve adliyedeki odasında yapılan aramalarda bazı evraklara el konuldu.
Toplumda irtica paranoyası oluşturmak ve kaosa zemin hazırlamak için hazırlanan İrticayla Mücadele Eylem Planı'ndaki bir maddede şöyle deniliyordu: "Askerî suç kapsamında belirlenen evlere yapılacak baskınlarda, silahlı terör örgütü oluşturmak doğrultusunda; silah, mühimmat, plan vb. materyal bulunması sağlanarak, (...) soruşturmalar askerî yargı kapsamında yürütülecektir." İddiaya göre plan, ilk olarak Erzincan'da hayata geçirilmişti. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, 2007'de İsmailağa cemaatine yönelik bir soruşturma başlatmış ve birçok ev ve işyerine jandarma eşliğinde baskınlar düzenlemişti. Aralarında önemli işadamlarının da bulunduğu birçok isim hakkında dinleme kararları çıkartıldı. Cihaner'in başlattığı soruşturmada operasyonları yürüten isim ise geçtiğimiz günlerde Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Albay Recep Gençoğlu'ydu. Polis bölgesi olmasına rağmen bütün operasyonlar jandarma tarafından yapılıyor, gözaltına alınan şahıslar yine jandarma tarafından sorgulanıyordu.
İlerleyen günlerde Cihaner'in soruşturmayı kanunlara aykırı olarak yürüttüğü ortaya çıktı. Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 250. maddesine göre, örgütlü suçlara bakma görevi özel yetkili savcılarındı. İsmailağa cemaatine yönelik soruşturma da 'örgütlü suçlar' kapsamına giriyordu. Cihaner'in kendisine böyle bir suç ihbarı geldiğinde dosyayı Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'na bildirmesi gerekliydi. Ancak bunu yapmak yerine soruşturmayı tam iki yıl, hem de Adalet Bakanlığı'ndan gizli olarak yürüttü.
BAŞSAVCI MAHKEMEDE
Erzincan Başsavcısı Cihaner mahkemeye sevk edildi
Erzurum'da Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in Erzurum Adliyesi'ndeki sorgusu tamamlandı.
Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal tarafından sürdürülen soruşturma kapsamında dün gözaltına alınan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in 23.30 sıralarında başlayan sorgusu sabah 06.00 sıralarında sona erdi.
Başsavcı Cihaner, nöbetçi İkinci Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevkedildi.
GENELGEYE AYKIRI HAREKET EDİYOR
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı, durumdan haberdar olması üzerine dosyayı aldı. Adalet Bakanlığı ise 'yetkisini aşarak soruşturma yürüttüğü' gerekçesiyle Cihaner hakkında inceleme başlattı. Adalet Bakanlığı müfettişlerinin, konuyla ilgili raporunda Cihaner'e yönelik önemli suçlamalar var. Raporda, Cihaner'in Adalet Bakanlığı'nın genelgesi gereği örgütlü suçların soruşturulmasına başlandığı sırada derhal ilgili formla bilgi vermesi gerektiği aktarılıyor. Ancak Başsavcı, formu iki yıl sonra göndererek, genelgeye aykırı hareket ediyor. 5 farklı tarihte izinli olmadığı halde görev yerini terk ettiği, İsmailağa cemaatine yönelik 2007'de başlattığı soruşturmada doğru ve tarafsız davranmadığı da üzerinde durulan konular arasında yer alıyor.
Rapora göre, Başsavcı, yetkisi olmadığı halde İsmailağa cemaati hakkında birçok yere talimat yazıyor, saptadığı şüpheli şahısların evlerinde arama yapılmasını istiyor. İlhan Cihaner, hakkında açılan soruşturma sebebiyle HSYK'ya 20 sayfalık savunma göndermişti. Cihaner, savunmasında önemli itiraflarda bulunmuştu. Cihaner, gizli olarak 2 yıl yürüttüğü soruşturma sırasında hiçbir delil elde edemediğini ve yasadışı bir yapılanmaya rastlamadığını anlatıyor: "İsmailağa cemaati örgütü ile ilgili soruşturma 2007 yılının sonlarında başlatılmıştır. Yaklaşık 2 yıl boyunca birçok örgüt yöneticisi ve mensubunun iletişimi takip edilmiş, evrak incelenmiştir. Bu süre içerisinde söz konusu yapılanmanın cebir, şiddet, tehdit kullandığı ya da silahlı örgüt olduğu yolunda hiçbir delil elde edilememiştir."
Cihaner'in gözaltına alınması hukuka uygun
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında 'Ergenekon terör örgütü üyesi olmak, evrakta sahtecilik, iftira, hakaret ve tehdit' iddialarıyla yapılan gözaltı kararının hukuka uygun olduğu belirtildi. Cihaner, dün Ergenekon terör örgütü üyeliği iddiasıyla gözaltına alındı. Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal'ın mahkemeden çıkarttığı karar üzerine Cihaner'in evinde ve adliyedeki odasında arama yapıldı. Özel yetkili savcı, CMK'ya göre söz konusu örgüt suçlarının görev sırasında ve görevden dolayı işlense bile soruşturma yapmaya yetkili. CMK'nın 250. maddesindeki Yargıtay'ın yargılayacağı kişilerle ilgili fıkranın kovuşturma aşamasıyla ilgili olduğu belirtiliyor. CMK'yı hazırlayan hukukçulardan Prof. Dr. Ahmet Gökçen de Erzincan Başsavcısı'yla ilgili soruşturmanın hukuka uygun olduğunu belirtti. Gökçen, "Yasal bir problem yok, Yargıtay tarafından yapılması görüşleri var. Anlaşılıyor ki isnat edilen fiil, görevle ilgili olan bir fiil olmadığı için görev yaptığı yere en yakın ağır ceza başsavcılığı yapabilir." dedi.
HSYK'nın Yüksek yargıdan gelen üyeleri Bugün toplanıyor Ergenekon soruşturması kapsamında Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in gözaltına alınması HSYK ve YARSAV'ı harekete geçirdi. HSYK Başkan vekili Kadir Özbek, Cihaner'in gözaltına alınmasıyla ilgili konuyu "öncelikli olarak incelediklerini'' söyledi. Yüksek yargıdan seçilen üyelerin bugün toplantı yapacağını söyleyen Özbek, toplantıda gözaltı olayını değerlendireceklerini belirtti. Ergenekon soruşturmasını yürüten hakim ve savcıların görevden alınmasını isteyen YARSAV ise Başsavcı Cihaner'in gözaltısıyla ilgili sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunduklarını ifade etti.
SUÇLAMA: ERGENEKON ÜYELİĞİ
Başsavcı Cihaner'in avukatı Hamit Sekman, 'Müvekkilim Özel Yetkili Savcı Osman Şanal tarafından 'Ergenekon üyesi olmak', 'görevi kötüye kullanmak' 'tehdit ve iftira' suçlamalarıyla gözaltına alındı. Erzurum'a götürülüyor. Sorgusu yapılacak. Muhtemelen tutuklanıp tutuklanmayacağı sabaha doğru belli olacak' dedi. Ergenekon kapsamında gözaltına alınan Cihaner, Genelkurmay Harekat Başkanlığı'nda görevli Albay Dursun Çiçek imzalı 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın Erzincan'da uygulamaya koymakla suçlanıyor. Cihaner'in 2007'de bazı vakıf ve dernekler ile ilgili başlattığı soruşturmayı genişleterek bazı siyasiler ve ünlü işadamlarını da dahil ettiği ortaya çıkmıştı.
BEBEK DÜŞÜREN SORUŞTURMA
Cihaner, yürüttüğü soruşturmada jandarma ekipleri yetkisi dışında olmasına rağmen Erzincan ve ilçelerinde 17 vakıf, dernek ve işyerine baskın yaparak 26 kişiyi gözaltına aldı. 26 kişiden sadece 2 kişinin tutuklandığı soruşturmada şüphelilerin baskıyla ifadesi alındığı, bir şüphelinin ikiz bebeğini sorguda kaybettiği ortaya çıkmıştı.
GİZLİ TANIKLAR KOMPLOYU ANLATTI
Cihaner, 16 kentte operasyon yapmak için hazırlık yaparken, soruşturmanın 'Darbe Andıcı'ndaki hedeflerin gerçekleştirmek için yapıldığı yönünde iddialar ortaya atıldı. Erzurum Cumhuruyet Başsavcısı Osman Şanal, Cihaner'in soruşturduğu örgütün silahlı olduğu yönündeki bir ihbarla soruşturmanın kendi yetki alanına girdiği gerekçesiyle dosyayı Cihaner'den aldı. Cihaner bu arada Gülen Cemaati'yle ilgili ikinci bir soruşturma başlattı. Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal, 27 Ekim 2009'da Erzincan'daki Çatalarmut Barajı'nda suyun çekilmesinin ardından çok sayıda el bombası ve mühimmatın ele geçirilmesiyle ilgili yürütülen soruşturmada, polis ve dini çevrelere komplo kurma hazırlıklarını ortaya çıkardı. Soruşturma çerçevesinde ifade veren gizli tanıklar, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, İl Jandarma Komutanı A.T. ve Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Nedim Ersan, J. Üsteğmen Ersin Ergut ve J. Kd. Bçvş. Orhan Esirger'in dini çevrelere ait ev, yurt ve eğitim kurumlarına silah, mühimmat, gibi suç unsurları ve kamera yerleştirmesini istediğini, kendilerine mühimmatın polis tarafından konulduğu izleniminin verilmesi için 'gizli tanıklık' teklifinde bulunduklarını anlattı.
aktifhaber.com
Devamını BURADAN okuyun...>>>
