Onur Öymen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Onur Öymen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.11.09

MUHALEFETİN İNSANLIĞI

Muhalefet ve insanlık

Kürt sorununun barışla çözülmesine, yirmi beş yıldır süren savaşın sona ermesine, Kürtlerin eşit vatandaşlar olacağı demokratik bir yapının kurulmasına baştan beri karşı çıkan CHP, bu sorunun “nasıl çözüleceği” hakkında bir açıklama yapmıyordu.

Sonunda baklayı ağızlarından çıkardılar.

“Çocuklar ölmesin, analar ağlamasın” diyenlere cevap veren Onur Öymen, “Dersim isyanında analar ağlamadı mı” diye sordu.

Öymen’e göre orada da analar ağlamış ama kimse “annelerin gözyaşlarına aldırmamıştı”, doğru olan da buydu.

İnsanlar ölmeli, anneler de ağlamalıydı.

Öymen, ardından bir açıklama daha yaptı.

Sözlerinin arkasında olduğunu söyleyen Öymen, AKP’nin bu barış açılımına “Atatürk’ün bazı sözlerini” dayanak yaptığını vurguladı.

Dayanak yapıldığı ileri sürülen söz şu meşhur, “yurtta sulh, cihanda sulh” lafı.

Öymen’in de karşı çıktığı bu.

Atatürk’ün Dersim meselesini “yurtta sulh” ilkesiyle çözmediğini, Atatürk’ün “terör örgütleriyle müzakere yöntemini” benimsemediğini söylüyor.

“Atatürkçü” bir parti olarak da Kürt meselesinde “Atatürk’ün yöntemini” tercih ediyorlar.Atatürk nasıl çözmüş peki Dersim sorununu?

Ayşe Hür’ün bir daha yayımladığımız yazısında sorunun nasıl “çözüldüğünü” ayrıntılarıyla okuyacaksınız.

Ben o yazıdan, o dönemde Genelkurmay Başkanı’na yazılan bir rapor bölümünü alacağım önce:

“Dersimli okşamakla kazanılmaz. Silahlı Kuvvetlerin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil eder. Dersim evvela koloni gibi nazarı itibara alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve tedricen öz Türk hukukuna mazhar kılınmalıdır.”

Ülkenin bir bölümü olan Dersim “koloni” gibi görülecek, Dersimliye iyi davranılmayacak, silahla müdahale edilecek.

CHP’nin de aklına yatıyor bugün bu yöntem.

Dersim yerine şimdi çok daha geniş bir bölgeyi “koloni” olarak göreceğiz, bütün Güneydoğu “koloni” olacak.

Peki, daha sonra bu Güneydoğu “kolonisine” Atatürk yöntemiyle ne yapacağız?

Atatürk’ün Dersimlilere yaptığını.

Atatürk’ün, CHP’nin çok hoşuna giden yönteminin ayrıntılarını da o günlerde Dersim’de görevli olan İhsan Sabri Çağlayangil anlatıyor.

“Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti.”

“Fare” gibi zehirlemişler, “Kürtleri yediden yetmişe” kesmişler.

CHP’nin beğendiği yöntem bu.

“Terör örgütleriyle müzakere etmeyen” Atatürk gibi davranılmasını istiyorlar.

Artık bu ülkede sahtekârlıklara, demagojilere, yalanlara, çarpıtmalara boş verip açıkça konuşmamız gerekiyor.

“Biz Atatürkçüyüz” diyen insanlar, Onur Öymen gibi Atatürk’ün bu tarz “çözümlerini” tercih etmemizi mi savunuyorlar?

“Atatürkçü” olmak, Atatürk’ün yaptığı her şeyi doğru bulmak ve bugün aynen tekrarlamak anlamına mı geliyor?

Tarihî bir figürü, “yurtta sulh, cihanda sulh” sözleriyle hatırlamayı tercih eden insanlara, “o sözleri unutun, siz Dersim katliamını örnek alın” demek mi Atatürkçülük?

Atatürk, Dersim’de katliam yaptı diye şimdi de Güneydoğu’da katliam mı yapılsın?

Öymen belki unutuyor ama “bazı Atatürkçüler” bunu zaten denediler, 17 bin kişi sokaklarda vuruldu Güneydoğu’da, kırk bin kişi dağlarda öldürüldü.

Daha kaç bin kişinin öldürülmesi gerekiyor?

“Yediden yetmişe Kürtleri kesmek” mi Atatürkçülerin savunduğu yöntem?

Atatürk büyük başarıları olan, çok da büyük hatalar yapan bir liderdi, onu kendi yaşadığı şartlar içinde soğukkanlı bir şekilde tartışmak en doğrusudur ama siz alır Atatürk’ü bugünkü “kanlı çözüm önerilerinize” alet ederseniz, Atatürk’ü çok hırpalanacağı bir tartışmaya sokarsınız.

Eğer “Dersim katliamını” çok doğru buluyorsanız niye okullarda o katliamı değil de “yurtta sulh, cihanda sulh” lafını öğretiyorsunuz?

CHP, akıl ve vicdan çizgisinden, insanlığın ortak adalet duygusundan kopmuş gözüküyor.

Nedenini anlayamadığımız bir çıldırma hali bu.

İnsanlıktan, akıldan, vicdandan nasibini almış hiç kimsenin CHP’nin önerilerine alkış tutacağını sanmıyorum.

Ama asıl sesi çıkması gerekenler bence samimi “Atatürkçüler”.

Kürtlerin “yediden yetmişe” öldürülmesini çözüm önerisi olarak dile getiren bu tuhaf ve hastalıklı yaklaşıma Atatürkçüler ne diyor?

Destekliyorlar mı bu öneriyi?

Sanırım buna artık açık bir cevap vermeleri gerekiyor.

İçi boş hamasi laflar, sonunda CHP gibi partilerle Öymen gibi insanlara “katliam önerileri” yapmanın yolunu açıyor çünkü.

Ahmet Altan - 13.11.2009 taraf

Devamını BURADAN okuyun...>>>

...ZULÜMDÜR, CİNAYETTİR

Ayıptır, zulümdür, cinayettir...

TBMM Genel Kurulu bugün ‘Açılım’ konusunda ‘Genel Görüşme’ için toplanacak. ‘Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir’ özdeyişine uygun biçimde ‘Cumanın gelişi salıdan belli oldu.’ Yani, ‘Açılım’ın ‘Genel Görüşme’ amacıyla TBMM gündemine alınıp alınmayacağını belirleyecek olan ve Salı günü yapılan ‘ön görüşme’de ortaya çıkan tablo, bu ‘Açılım’ın CHP ve MHP’nin herhangi bir esaslı katkısı olmadan yürümek zorunda olduğunu belli etti.
Ak Partililer gözlerini dört açmalı ve ‘keşke işin en başında CHP ve MHP ile görüştükten sonra ‘Açılım’ başlatılsaydı’ cinsinden gereksiz bir ‘özeleştiri’ havasına kapılarak kendilerini ‘CHP-MHP söylemi’ne teslim eden bir ruh haline girmemelidirler. Kürt sorununa çözüm arayışı-Demokratik Açılım-Milli Birlik Projesi, adını ne koyarsanız koyun, sonuç itibarıyla bir ‘iç barış’ projesinin gerçekleşmesi, ‘varoluşunu savaşa endekslemiş’ olanlar ile uzlaşma arayarak gerçekleşemez.
Bunun neden mümkün olamayacağını Salı günü CHP adına TBMM kürsüsünde konuşan genel başkan yardımcısı Onur Öymen mükemmel biçimde ortaya koydu. TBMM kürsüsünde bugüne dek yapılmış en ‘faşizan’ konuşmalardan birine CHP adına- imza atarak, tarihe geçti.
Tarihe, TBMM zabıtlarına girerek, geçen şu sözlere bakın:
“Maalesef bu ülkenin anaları çok ağladı. Tarihimiz boyunca çok şehit verdik. Çanakkale Savaşı’nda 200 bin şehit vardı, hepsinin anası ağladı. Kimse çıkıp ‘bu savaşı bitirelim’ demedi. Kurtuluş Savaşı’nda, Şeyh Sait isyanında, Dersim isyanında, Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Kimse ‘analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım’ dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Çünkü sizin terörle mücadele cesaretiniz yok.”Bir CHP yetkilisi düşünün ki, bir dünya savaşı ölçeğinde ülke topraklarına yapılmış bir saldırıyla, bir iç çatışmayı aynı kategoride mütalaa ediyor; Türkiye topraklarına giren Britanya İmparatorluğu’nun ve Yunanistan’ın askerleriyle Türkiye’nin Kürt ve Alevi vatandaşları için hiçbir fark görmüyor. Ve ‘çözüm yolu’ olarak ‘silahla karşı koymaya ve ezmeye devam’dan başka önerisi yok; bunun için ‘Açılım’a da karşı. Hadi, bu kafa ile ‘Açılım’ konusunda ‘uzlaşın’ bakalım.
Demokrasi ile faşizm nasıl uzlaşabilirse, ‘Açılım’ konusunda da ancak o kadar uzlaşma sağlanabilir.
***
Onur Öymen’in -CHP adına- konuşmasının en can alıcı bölümü Dersim’i anmasıydı kuşkusuz. ‘Analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım’ denmemesi gerektiğinin örnekleri arasında saydığı Dersim. Dersim, Cumhuriyet tarihinin yeterince ve gereğince açılmamış en kara sayfalarından biri. Oradaki insanlar, yakın tarihimizin hem Kürt ve hem de Alevi oldukları için zulüm ve katliam hedefi olarak ‘çifte kavrulmuş’ vatandaşlarımız.
Dersim’de olan-biten bir isyanı bastırma boyutlarının o kadar ötesine geçmişti ki, isyanın lideri olarak darağacına gönderilen Seyit Rıza, vakarla çıktığı idam sehpasında tabureyi ayağı ile itmişti ve itmeden önce de şu sözleri söylemişti:
“Evlâd-ı Kerbelâ’yık; Bî-Hatayık; Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.”
Yaşlı ve dinî kimlikli bir Anadolu insanının cellâtlarına kendini asma fırsatı vermeden, işini kendi bitirmeden saniye önceki ruh halini hiç düşünebilir misiniz? ‘Kerbelâ çocuklarıyız’, ‘Hatasızız’ yani ‘masumuz’ dedikten sonra üç basit sözcük: Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.
Seyit Rıza’nın bu sözleri halk kültürünün içinde, özellikle Kürt ve Alevi yurttaşlarımızın bilinçaltlarında kazınmış olarak kuşaktan kuşağa geçmiştir.
Bunu tabii ki faşistler bilmez ya da umursamazlar.
Kalkıp, CHP’nin Güneydoğu’da niye silindiğini sormanın, üzerinde araştırma yapmanın artık fazla bir anlamı kalmadı. CHP Genel Başkan Yardımcısı, Deniz Baykal’ın sağ kolu Onur Öymen, bunun gerekçesini TBMM kürsüsünden veciz biçimde verdi.
Artık gözünü açması gerekenler arasında, CHP’nin ‘seçmen tabanı’ olarak kabul edilen Türkiye’nin Alevi kitlesinin ve temsilcilerinin de yer alması gerekiyor. Tarihte başlarına gelen en amansız felaketin bugün CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen tarafından -CHP adına- TBMM’de, hem de ‘Demokratik Açılım’ içerikli bir konuda, niçin buna gerek olmadığının emsali gibi anlatılmasını herhalde önemle not etmeleri gerekiyor.
Onur Öymen’in Dersim katliamından ‘analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım, savaşı bitirelim’ yaklaşımına karşı ‘örnek tutum’ olarak söz etmesi bir dil sürçmesi sayılır mı?
Sayılmaz. Onur Öymen’in diplomatlığı da Türkiye’yi haksız ve gereksiz yere savaşa yöneltmek konusunda ‘sabıkalı’dır. Onur Öymen, Ocak 1996’da Türkiye ile Yunanistan’ı savaşın eşiğine getiren ve ‘Kardak Krizi’ adıyla siyasi tarihimizde yerini alan olayın başlıca mimarıdır.
Eski Amerikan Başkanı Bill Clinton, bir hafta kadar önce bir konuşmasında ‘Kardak Krizi’ni ‘şaka gibiydi’ diye nitelemiş ve “Ben o gün Rusya Başbakanı ile güvenlik görüşmeleri yapıyordum Toplantının ortasında yardımcım, Türkiye ve Yunanistan’ın üzerinde koyunların yaşadığı Kardak kayalıkları yüzünden çatışmaya girmek üzere olduğunu söyledi. Bunun bir şaka olduğunu sandım. Toplantıyı yarıda bıraktım. Liderlerle, Türkiye Başbakanı ile telefonda konuştum. Sonunda üzerinde 20 koyundan fazlasının yaşamadığı bir kayalık yüzünden savaş çıkmayacağına karar verildi ve krizden dönüldü. Ve bundan ders çıkardım, dünyada ülkelerin nasıl savaşın eşiğine geldiği konusunda buna benzer yüzlerce örnek verebilirim.”
Aslında ‘Onur Öymen gibi diplomatları olan ülkelerin savaş çıkartma riski çok yüksektir’ de diyebilirdi. Onur Öymen o tarihte Dışişleri Müsteşarı idi. Dönemin başbakanı Tansu Çiller kendisine Kardak’ın kime ait olduğunu sormuş ve alacağı tavrın bunun cevabına dayanacağını söylemişti. Onur Öymen, Başbakanı’nın kesin bir dille ‘Bize ait’ diye yanıltmıştı. Çiller bunun üzerine krizi tırmandırmış ve Türk ve Yunan donanmaları Kardak kayalıklarının dibinde savaşın eşiğinde dolaşmışlardı.
Yanıltmıştı çünkü Türkiye’nin Roma Büyükelçiliği’nden kendisine iletilen ve İtalyanların elinde bulunan ve Türkiye’nin Kardak kayalıklarını terk ettiğini ve Kardak’ın Türk karasuları içinde olmadığını ortaya koyan belgeyi içeren kriptoyu hasıraltı etmişti. O bilgi, Türkiye’nin Kardak’ta kriz çıkartmasını ya da öyle bir krize taraf olmasını engelleyici nitelikteydi.
Türkiye’nin yakın tarihindeki, Türkiye’nin Yunanistan’la savaşa girmesine yol açacak önemde, Clinton’un ‘şaka gibiydi’ diye söz ettiği krize yol açan bu çok ciddi ve büyük ‘skandal’da Onur Öymen’in rolü örtbas edildi. Onur Öymen, Dışişleri’nde büyükelçilik görevleri almaya devam etti ve en sonunda CHP’nin genel başkan yardımcısı oldu.
Devletin resmi belgelerini sahip olduğu konumun ve sıfatın verdiği imkânla hasıraltı edip, Türkiye’yi savaşa yöneltmeye kalkışan bir diplomatın, siyaset adamı olduğu vakit, Türkiye’nin kendi vatandaşlarını ‘barıştırmaya’ yönelen bir ‘Açılım’ın karşısına dikilerek Dersim’deki ‘insanlık ayıbı’nı, ‘zulüm’ü ve ‘cinayet’i örnek göstermesinde aslında bir tutarsızlık görmemek ve bundan bir şaşkınlığa kapılmamak gerekir.
***
“Üç-beş tane yıllanmış, kaşarlanmış siyasetçi ile uğraşmayacağız. Artık halkımıza gideceğiz. Halkımızla bu projeyi paylaşacağız...”
Bu sözler Diyarbakır’da Dicle Üniversitesi’nin açılışında konuşan Bülent Arınç’a ait. 10 Kasım günü muhalefetin TBMM performansından sonra söylenmiş sözler.
Doğrusu budur. ‘Proje’ye, ‘Açılım’a Türkiye insanının sahip çıkmasını sağlamak, onunla ‘paylaşmak’ gerekiyor. TBMM’deki ‘savaş lobisi’ ile uzlaşamazsınız çünkü; ‘barış isteyen halk’ ile ‘Süreç’ yol alabilir.
Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, Bülent Arınç’a “Kararlılığınız, cesaretiniz ve samimiyetiniz gerçekten güven veriyor. Kavga, çatışma, ölüm ve gözyaşı hepimize kaybettirdi. Artık kaybedecek tek bir insanımız yok” diyor; Arınç, Baydemir’in makam odasında “Mahmur Kampı’ndan buraya gelişler olabilir. Topraklarına gelsinler, ülkemizden, vatanımızdan ayrı düşmesinler, onlarla kucaklaşmayı isteriz” diye konuşuyor. Bu sözlerinin ardından Dicle Üniversitesi’ndeki konuşmasında Türkiye’de faili meçhul cinayetlerin fazlasıyla olduğunu, asit kuyularının da fazlasıyla gerçek olduğunu söyleyerek şunu ilâve ediyor:
“Keşke, olmadı diyebilseydik ama biliyorum ki oldu. Biz bunlardan kurtulmak istiyoruz. Henüz bir yaşında iken babasını, annesini görmeden öksüz kalan çocuklar biliyoruz. Annesi, dağda babasının yanına gitmiştir. Bütün bunların tekrar yaşanmadığı Türkiye’de yaşamak istiyoruz. Bütün çabamız bu.”
TBMM üyeleri: ‘Açılım’ konusundaki ‘Genel Görüşme’ günü, bugün; bu dilden, bu bakış açısından mı yanasınız, yoksa Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kimse ‘analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım’ demedi diyen dilden; ülke vatandaşlarının karşılıklı kırılmasına, ülkemizin ‘iç kanama’ ile takatsiz kalmasına yol açacak ‘savaşa devam’ önerisinden mi yanasınız?
Cevap sizin.
Ama doğru soru şöyle de sorulabilir: Ey TBMM üyeleri, ‘Açılım’ ve Kürt sorununa ilişkin olarak, Türkiye’de demokrasi içinde çözümden mi yanasınız yoksa faşist zihniyetten mi?
Cevabı basit olmalı...
CENGİZ
ÇANDAR

radikal

13/11/2009
ccandar@radikal.com.tr

Devamını BURADAN okuyun...>>>

DERSİMLİLER NEREDESİNİZ ?

Dersim’in yiğit insanları neredesiniz?

Dinlerken insanlığımdan utandım. İnsan politika uğruna bu kadar kalpsiz ve vicdansız olabilir mi?
CHP adına TBMM kürsüsünde konuşan Onur Öymen’i dinlediğimde utancımdan yüzüm kızardı.

Eleştirmek için kelime bulmaya zorlanıyorum.

***

Dün Dersim’in üzerine bomba yağdıran, Dersimlilerin kanına ekmek doğrayan bir partinin bugünkü sözcüsü Seyyid Rıza’nın torunlarının üstüne bu kez hıncını boca ediyor.

Bir de ne göreyim?

Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu alkışlıyor, lideri Baykal’la beraber!

Utancımı asıl katmerleştiren asıl bu oldu canlar, bilesiniz!***

Öymen’in söylediklerinin binde birini o kürsüde AKPartili biri söylemiş olsaydı, Kılıçdaroğlu fırsatı ganimet bilip kıyametleri kopartırdı, biliyorum.

Alevi yurttaşlarımız haklı olarak sokağa çağrılırdı.

Şahsen ben de onların safında sokağa dökülürdüm. Onu diyen AKPartili’ye tepkimi koymakla yetinmez, öyle düşünen AK Parti’yle bağımı kopartırdım.

Öymen’in sözlerini Baykal da alkışladığına göre CHP böyle düşünüyor demektir.

Zaten Dersim’in altını üstüne getiren de CHP’nin kendisi değil miydi, canlar?

Öymen’e kızmamak lazım.

Öymen partisinin zihniyetine ve geçmişine sahip çıkıyor.

Kızacaksanız asıl Kılıçdaroğlu gibi Dersimlilere kızın canlar!

Hala o partinin arkasından emir eri olarak yürüyorsanız asıl kendinize kızın derim ey canlar!

Tabii Dersim’e ve kendinize saygınız varsa!

***

Dersim, bir tür Kerbala’dır.

O yüzden Seyyid Rıza, yaşı hukuksuz yollarla küçültülüp gözleri önünde vasiyetine rağmen idam sehpasına yollanan oğlunu görünce şöyle haykırmamış mıydı?

“Evlad-ı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür.”

Merak edenler bu ayıbın ve zulmün hikayesini o tarihte Emniyet Genel Müdürlüğü’nde çalışan ve bizzat o operasyonu yürütmekle görevlendirilen İhsan Sabri Çağlayan’ın anılarına bakabilirler.

***

Dersim’de isyanın nasıl bastırıldığı biliniyor.

Munzur’un günlerce nasıl kan aktığını Dersimliler biliyor.

Kutu deresine yağdırılan bombaları Dersimliler hala unutmuş değil.

Kayaların üstüne çıkan Dersimli kadınların Munzur’a nasıl ölümüne atladıklarını Dersimliler gözyaşı dökerek hala anlatırlar.

Dersim’in dağları ve Munzur bu zulmün tanığıdır.

Öymen gibi birikimli bir siyasetçinin bütün bunları bilmemesine imkan var mı?

Öymen partisinin zihniyetini savunuyor. Hem de maskesiz bir biçimde. Belki bunu yaptığı için kendisini kutlamak bile gerekir.

***

Öymen’i dinlerken faşizmin ayak seslerini yüreğimin tüm kıvrımlarında ürpererek hissettim.

“Demokrasi yüzyılı”nda hala faşizm...

Ama bilesiniz ki dostlar, Kılıçdaroğlu’nun alkışları daha bir utandırdı beni.

Yüreğim buz kesti birden.

Çünkü ben, Munzur’un kirvesiyim dostlar!

***

Madımak’ın hesabını her seferinde AK Parti’den sormaya hevesli, Alevilik üzerinden politika yapmaya meraklı dernek ve vakıf yöneticileri nerdesiniz siz, niçin çıkmıyor sesiniz hiç?

Yoksa önümüzdeki seçimlerde CHP’den milletvekili olmayı düşündüğünüz için mi sesiniz çıkmıyor? Sesiniz çıkarsa milletvekili olma şansınızı yitireceğinizden korktuğunuz için mi susuyorsunuz?

Dersim’in onurlu ve yiğit evlatları size sesleniyorum: Hala Kılıçdaroğlu gibilerini sırtınızda taşımaya devam edecek misiniz?

***

Onur Öymen şunu bilmeli ki, Dersim isyanını kanla ve zulümle bastırmak çözüm olmuş olsaydı bugün hala bu sorunu yaşıyor olmazdık.

Öymen’in önerdiği yöntem geçerli ve sonuç alıcı bir yöntemolsaydı, bugün karşımızda PKK sorunu olmazdı.

Şeyh Said ve Dersim isyanlarını bastırma yöntemleri, PKK’yı doğuran, besleyip büyüten zemini oluşturmuş olmasın?

PKK’yı aynı yöntemlerle bitirme yanlışlığı, Türkiye’nin çeyrek asrını heba etti.

Bu süreçte herkes kaybetti.

Türkiye kaybetti.

Yeter, yeter artık!

Anaların ağlaması umurunuzda değil biliyorum sayın Öymen!

Çünkü siz anaları ağlatmayı çok iyi bilen bir partinin mensubusunuz.

Ama kabahat sizde değil!

Asıl kabahat hala sizin arkanızda yürüyen o Dersimlilerde ve Aleviler kardeşlerimizde!

Sizi alkışlayan Kılıçdaroğlu gibiler var olduğu sürece ne söyleseniz yeridir
Mehmet Metiner
Star Gazete 13 Kasım 2009 Cuma

Devamını BURADAN okuyun...>>>

ÖYMEN ATATÜRKE SARILDI

İyice Battı, Atatürk'e Sığındı!
Dersimlileri terörist yapan CHP'li Öymen, savunma yaparken iyice battı. Geri adım atmayan Öymen Atatürk'e sığındı. 'Cesareti olan Atatürk'e itiraz etsin' dedi.

Meclis’teki demokratik açılım görüşmelerinde yaptığı konuşmada “Atatürk terörle böyle mi mücadele etti” diyerek, Dersim olaylarını örnek gösteren, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, tepki çeken konuşması ile ilgili Bugün’ün sorularını yanıtladı.

Konuşmamı iyi okuyun

Öymen “Atatürk’ün partisine mensup birisi olarak Atatürk’ün yaptıklarından utanç mı duyacağım” diyerek başladı. Atatürk, devlete karşı silah çekenlerle mücadele etti. AKP gibi dağa silahla çıkanlarla, devlete silah çekenlerle müzakere etmedi. Benim konuşmamın iyi okunması lazım. Ben Atatürk’ün devlete silah çekenlerle nasıl mücadele ettiğini anlattım.İtiraz edenler bana niye itiraz ediyor. Atatürk’ün yaptıklarını anlattım. Cesareti olan Atatürk’e itiraz etsin, Atatürk hata yaptı desin, Atatürk bile bile yanlış yaptı deyin. Atatürk müzakere etti diyen varsa, buyursun desin" dedi.

Operasyon yapılmayacak mı?

Devletin sonuna kadar terörle mücadele etmesi gerektiğini de vurgulayan CHP Genel Başkan Yardımcısı ”Aslında sıkıntı, hükümetin açmazlarını ortaya koymamız. Hangi hükümet analar ağlamasın diye devletini koruyacak operasyondan çekindi. Ecevit analar ağlamasın dese Kıbrıs’a girilmese ne olacaktı? 500 şehit verdik orada. Analar ağlamadı mı? Devlete yönelik silahlı saldırıda onu yapmak zorundasın" diye konuştu.

Her dönemde acı yaşanır

Öymen, Dersim olaylarının yaşandığı dönemde halka yönelik bazı uygulamaların eleştirildiğinin anımsatılması üzerine, “Her dönem eleştirilen şeyler var. Silahlı mücadelelerde sıkıntılar olur. Acı olaylar yaşanır. Acı olayların sorumlusu devlet mi, devlete silahla başkaldıranlar mı? Kaç tane ayaklanma oldu Türkiye’de. Atatürk bu ayaklanmaları bastırırken yanlış mı yaptı” dedi.

Darağacı kurulsun mu dedim

O dönemde yaşanan idamları kesinlikle savunmadığını belirten Öymen, “Darağacı kurulsun mu dedim” diyerek tepkisini ortaya koydu. Öymen, “ Ben çıkıp o dönemdeki uygulamalar şimdi de aynen uygulansın mı dedim. Benim ne zaman idam cezasını savunduğumu gördünüz. İdam cezasına hep karşı çıktım. Benim şu an dediğim de terörist yakalansın ve yargıya teslim edilsin. Terörle mücadelenin alternatifi darağacı kurmak mı? Biz her zaman idam cezasının kaldırılmasını savunduk. Yakalayıp yargıya vereceksiniz” dedi.

Müzakere mi etti, mücadele mi?

11Kasım'da Onur Öymen'in Meclis'teki “Dersim” konuşması tutanaklara şöyle geçti: "Siz bu tarihi Atatürk'ün yaptığının tam tersini yapmakta olduğunuzu ilan etmek için seçiyorsunuz. Atatürk terörle böyle mi mücadele etti? Atatürk terörle müzakere mi etti? Atatürk Şeyh Sait ile müzakere mi etti? Dersim İsyanı’nı yapanlarla müzakere mi etti, mücadele mi etti? Hem 'Atatürkçüyüm' diyeceksiniz, hem Atatürk'ün yaptığının tam tersini yapacaksınız, bunu da millete kabul ettirmek için Atatürk'ün öldüğü günü tercih edeceksiniz, o günü seçeceksiniz. Bu kadara olamaz."

BUNLARA KARNIMIZ TOK!

CHP’li Öymen kendisini eleştirenlere ise, “Dersim olaylarının yaşandığı dönemde Atatürk Cumhurbaşkanı, İnönü Başbakan, Fevzi Çakmak Genelkurmay Başkanı. Bunların hepsi yanlış mı yaptı?” sorusuyla cevap verdi. Öymen konuşmasını şöyle sürdürdü: “O dönemdeki uygulamaları hatırlattım sadece. Hatırlatanı niye eleştiriyorlar. Herkes oturup okusun. Atatürk’ün dediklerini, Meclis tutanaklarına baksın. Çakmak’a gönderdiği telgrafa baksın beni eleştirmeden önce" dedi. Öymen, kendisine yönelik faşist suçlamasını da “Bu eleştirilere karnımız tok" diyerek reddetti. Parti yönetiminden hiç tepki gelmediğini de ifade eden Öymen, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın da kendisini tebrik ettiğini belirtti.

TUNCELi ÖRGÜTÜ KARIŞTI

Onur Öymen’in açıklamaları CHP Tunceli il örgütünü de sıkıntıya soktu. Parti il örgütüne, Tuncelili vatandaşlardan tepki yağdı. Ankara’ya gelen İl Başkanı Hüseyin Güneş, tepkileri genel merkeze ileterek, düzeltilmesini istedi.
aktifhaberden alıntıdır

Devamını BURADAN okuyun...>>>

12.11.09

KALPSİZ SİYASET

Şefkatsiz, kalpsiz siyaset

İnsan bazen, “Bunları duyacağıma ölseydim” der... Önceki gün bu isyan sözünü hatırlamanın tam zamanıydı.

Türkiye’nin Meclis’inde bir insanlık trajedisi, bu ülkenin hatırlamak bile istemediği bir dram; yani Dersim Vak’ası övgülerle anılacağına, açılım için hiç oturum yapılmasaydı. Kürt meselesi hiç konuşulmasaydı da Kürtler bir kez daha üstelik ölümle istiskal edilmeseydi.

CHP’li Onur Öymen şöyle konuştu;

“Kurtuluş Savaşı’nda, Kıbrıs’ta, Şeyh Sait ve Dersim isyanlarında analar ağlamadı mı? Kimse ‘analar ağlamasın mücadeleyi durduralım’ dedi mi? Şimdi size ne oluyor da bunu ilk siz diyorsunuz...”

Yanlış duymadık... Bir siyasetçi, bir eski diplomat, bir “sosyal demokrat” şahsiyet daha çok annenin ağlaması için konuşuyor. Bırakın ağlasınlar size ne oluyor, diyor. Üstelik de Kürt sorununu doğuran en büyük yanlışlardan birisi olan Dersim isyanının acımasızca bastırılmasını örnek vererek. Bu öylesine acı bir hatıradır ki Dersim şehrinin adı, operasyona adını veren Tunç Eli’yle değiştirilmesine rağmen konuşulmamış, unutulmak istenmiştir.Onyıllar sonra birisi çıkıyor ve o yanlışa, o trajediye övgüler yağdırıyor. Ama bu utanç da yetmiyor. CHP’li vekil Öymen kürsüde bunları söylerken, “Dersim” doğumlu dürüst insan Kemal Kılıçdaroğlu dahil, Baykal dahil bütün CHP’liler onu hararetle alkışlıyor.

Bir tanesinin de vicdanı rahatsız olmuyor, “Biz ne yapıyoruz, neyi alkışlıyoruz, Allah aşkına...” demiyor.

Hasılı, Türkiye’nin parlamentosunda “Analar ağlamasın” diyenlerle, “Bırakın ağlasın. Geçmişte de ne güzel ağlamışlardı” diyenler düello yapıyor.

Bir siyaset şefkatini, insancıllığını, kalbini yitirirse ona siyaset denmez. O siyasetten de memleket menfaatine birşey beklenmez.

Kendi insanına yaptığı haksızlığı, Kurtuluş Savaşı gibi gören, kendi vatandaşını düşmanlardan bir düşman kabul eden adamlara siyasetçi de denmez.

Demokratik açılıma, Kürt meselesinin halline itirazı olanlar bir kez daha düşünsünler. Onur Öymenlerin, Deniz Baykalların ve doğduğu toprakların acısına bigane Kemal Kılıçdaroğluların peşine mi düşecekler; hakkın, hukukun, kardeşliğin peşine mi? Analar ağlasın mı diyecekler, yeterince ağladılar artık
sussunlar mı?

Olamaz... Ölümle, öldürmekle, gözyaşıyla övünen zihniyet kazanamaz,
kazanmamalı...

“Varsın analar ağlasın” diyenlerin yüzü gülmemeli.

Kürtlerden oy alamadığı için, Kürtlerin yüzü gülerse kendi yüzünün somurtacağını zannettiği için, Kürdü boğazından geçen lokmanın ortağı gördüğü için koskoca bir bölgeyi gözden çıkaran; oraya daha çok baskıyı, daha çok silah gölgesini ve daha fazla ölümü reva gören anlayış galebe çalmamalı.

Türkiye, yıllardır acıyla, öfkeyle ve kanla yaşadığı bir sorunu çözmek için cesaretini toplamışken, Kürtlere ancak Dersim’i reva gören, onları Kurtuluş Savaşı’dan ülkeden kovulan düşmanlarla bir tutan siyasetin dediği olmamalı.

O siyasetin, ucuz pankartlarla, ilkokul temsilini andıran gösterilerle sözümona saygı gösterdiği 10 Kasım, Kürt düşmanlığının sembolü yapılmamalı.

Evet, Kürt meselesini çözmekten daha zor olan şey; bu meseleyi yaratan, büyüten ve şimdi de Meclis kürsülerine kadar bunu müdafaa eden anlayışı çözmektir.

Evet, varlığını büyük sorunların devamına bağlayan bir kesim vardır.

Evet, Öymenler, Kılıçdaroğlular sadece Meclis’te değildir.

Ama, ne yapsalar çaresizliklerini
gizleyemiyorlar.

Madem, çözüme direnenler bu kadar pervasızlaştı, başkalarının ölümünü bu kadar kanıksadılar; o zaman daha da yüreklenmenin vaktidir.

Türkiye, cesaretini kaybetmeden, umudunu kırmadan hem Kürt sorununu, hem anaların ağlamasını umurnsamayan bu kalpsiz siyaset anlayışını yenmelidir.
Mustafa KARAALİOĞLU star 12,11,2009

Devamını BURADAN okuyun...>>>



Snap Shots

Get Free Shots from Snap.com
 
^

Powered by BloggerAK Medya Haber Yorum Analiz by UsuárioCompulsivo
original Washed Denim by Darren Delaye
Creative Commons License