Şamil Tayyar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şamil Tayyar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.9.10

AVCI VE GK

Hanefi Avcı neden Genelkurmay'a gitti?

Dün yaşanan Hanefi Avcı operasyonu, iktidar karşıtlığı üzerinden yürütülen ideolojik kampanyaları alevlendirdi. Avcı'nın kitabı nedeniyle böyle bir operasyona maruz kaldığı algısı oluşturulmaya çalışılıyor.

Oysa üç emniyet genel müdür yardımcısı ve iki emniyet müdürü hakkındaki soruşturmalar, tutuklamalar yaşanırken onların siyasi iktidar veya cemaatle ilgili piyasaya çıkmış kitapları yoktu. Avcı'yı diğer emniyet müdürü dostlarından ayıran en önemli tarafı, kurnazlığıdır. Devrimci Karargah Örgütü operasyonu kapsamında dinlenen Nejdet Kılıç'la görüşmelerinin dinlemeye takılması üzerine, anı kitabına cemaat bölümünü eklemesidir. Kitabı kendisine "zırh" yapmaya çalıştı, bu sayede olası bir operasyondan kurtulabileceğini umdu ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Ancak, kabul etmek gerekir, diğer müdürlere göre kitap sayesinde kendisine kamuoyu desteği bulmayı başardı. Atatürkçü Düşünce Derneği ve İşçi Partisi sempatizanları Avcı'nın kitaplarını dağıtarak böyle bir algının oluşmasına katkıda bulundular. Kitabının yazımına emek harcayan bazı gazeteciler de gönüllüğü avukatlığına soyundu. Kafalar karışmasın, zihinleri bulandıran bir iki soruya da cevap vermek gerekir. Soruşturmayı yürüten savcılık, Avcı'ya 27 Eylül pazartesi günü saat 12.00'ye kadar ifadesini vermek üzere süre tanıdı. Avcı ise sivil savcılığın bu çağrısına uymak yerine gizli bir şekilde Genelkurmay'a giderek askeri savcı Yavuz Şentürk'le görüştü, Adli Müşavir Hıfzı Çubuklu da bu görüşmede hazır bulundu. Avcı'nın sivil mahkemedeki soruşturmaya direnerek askeri savcılığın yolunu tutması, üstelik bunu gizli şekilde yapması, manidar.

Sizce neden?
ŞAMİL TAYYAR STAR

Devamını BURADAN okuyun...>>>

24.9.10

AVCI AVLANDI MI?

Örgüt Evinde "Yasak Aşk"

Eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, irtibatlı olduğu tespit edilen Devrimci Karargah terör örgütü mensubu Mecdet Kılıç'ın evinde yasak aşk yaşadığı iddia edildi.
Eskişehir eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın “Haliçte Yaşayan Simonlar” isimli kitabında “Telefonum dinleniyor” dediği hattın Devrimci Karargah isimli terör örgütüne üye olduğu tespit edilen ve geçtiğimiz gün tutuklanan Necdet Kılıç'a ait olduğu şüphesiyle mahkemeye kararıyla dinlemeye takıldığı belirlendi. Geçtiğimiz yıl Bostancı'da 16 yaşındaki bir çocuğu ve bir polis memurunu şehit eden terörist Orhan Yılmazkaya'nın evindeki parmak izlerinden ulaşılan Necdet Kılınç'ın bir yıldan beri mahkeme kararıyla teknik takipte olduğu ve adına kayıtlı telefonunun dinlendiği ortaya çıktı. Ancak Kılıç'ın mahkeme kararıyla dinlenilen telefonunun kullanıcısının K.K isimli bir kadın olduğu K.K'nın bu hatla sevgilisi eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ile görüşmelerinde kullandığı belirlendi. Avcı'nın kitabında “Arkadaşım” dediği Kılınç'ın evinde sevgilisi K.K ile buluştuğu da belirlendi.TERÖR ÖRGÜTÜNDEN YASAK AŞK ÇIKTI
Yazdığı “Haliç'teki Simonlar” kitabıyla gündeme gelen Eski Eskişehir Hanefi Avcı'yı terör örgütü Devrimci Karargah'a götüren ilginç bir yasak aşk ilişkisi ortaya çıktı. Avcı'nın yaşadığı yasak aşk, geçtiğimiz yıl Nisan ayında İstanbul Bostancı'da bir polis amiri ve 16 yaşındaki bir çocuğu şehit eden terörist Orhan Yılmazkaya'nın liderliğini yaptığı Devrimci Karargah örgütüne yönelik soruşturmayla tesadüfen ortaya çıktı. “Haliçte'ki Simonlar” kitabını şantaja uğradığı için mi yazmak zorunda kaldı?” sorusunu akıllara getiren olayın süreci şu şekilde şu şekilde gelişti:


GİZLİ TANIK SON TEZGAH'IN İFADESİ
Savcılığın hazırladığı Devrimci Karargah iddianamesinde, örgütün birçok farklı terör örgütünden ayrılan örgüt mensuplarını tek çatı altında toplamaya çalıştığı ve örgütün omurgasını 16 Eylül Hareketi ve Bedreddini Hareketi üyelerinin oluşturduğu tespiti yapıldı. Polis katili Orhan Yılmazkaya'nın evinde yapılan incelemelerde örgütün Sosyalist Demokrasi Partisi ile ilişkisi olduğu ve partiye nüfuz ettiği ortaya çıktı. Polis bunun üzerine örgütün SDP içindeki ilişkilerini incelemeye aldı.


ESRARENGİZ İHBAR MEKTUBU
Polis, örgütün SDP ile ilişkilerini araştıran incelemelerde bulunurken 1 Eylül 2009'da Emniyet'e ilginç bir ihbar mektubu geldi. Mektupta, örgüt üyelerinin yakalanmamaları için kendilerine Emniyet içinden haber verildiği belirtiliyordu. Bunun üzerine savcılık ihbar mektubundaki bilgilerin de incelenmesini ve SDP-Karargah ilişkisinin detaylı araştırılmasını istedi. Faaliyetleri mercek altına alınan kişiler arasında SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan'ın da aralarında bulunduğu üst düzey yöneticiler yer alıyordu. SDP'nin Devrimci Karargah bağlantısı kapsamında, SDP çevresinde faaliyet gösteren ve Rıdvan Turan ve Genel Başkan Yardımcılarıyla ileri derecede yakın ilişkileri bulunan Nejdet Kılıç da takip edildi.


NECDET KILIÇ BAĞLANTISI SORUŞTURMAYI DERİNLEŞTİRDİ
Emniyet'in Necdet Kılıç ile ilgili yaptığı çalışmalarda; Kılıç'ın 1980 öncesi yasadışı THKP-C Kurtuluş örgütü içerisinde Haşmet (K) ismiyle faaliyet yürüttüğünü ve 1981 yılında yakalanarak tutuklandığını tespit etti. Kılıç'ın ayrıca 1987 yılında Mersin E Tipi cezaevinde iken, bulunduğu koğuştan alınarak THKP-C Kurtuluş mensubu şahısların bulunduğu koğuşa verilmek için ölüm orucu eylemi gerçekleştirdiği belirlendi. Kılıç Mersin'de "Bahçe" olarak ifade ettiği yerde üst düzey örgüt mensupları, TKKKÖ Merkez Komite üyeliği yapmış şahıslar, Dev-Sol kurucusu, THKP-C/Kurtuluş örgütü kurucusu gibi şahıslarla toplantılar düzenlediği öğrenildi.


KILIÇ'IN TELEFONUNUN TESPİT EDİLMESİ
Nejdet Kılıç'ın kullandığı telefonların tespiti çalışmalarında adına kayıtlı bazı telefon numaralarının Emniyette görevli bazı şahıslarla irtibatlı olduğu görüldü. Polisin yaptığı soruşturma neticesinde Kılıç'ın irtibatlı olduğu emniyet görevlilerinden en çarpıcı olanı dönemin Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'ydı. Emniyet'ten bilgi sızdırıp sızdırmadığı tespit edilmek üzere dinlemeye alınan Kılıç'ın Avcı ile görüştüğü ve arkadaşları için istihbarat desteğinde bulunduğu tespit edildi.


AVCI'NIN DEVRİMCİ KARARGAHÇI ARKADAŞI
Polisin Kılıç'ın kullanıyor olabileceği ikinci bir telefonun tespiti çalışmalarında, Kılıç'ın ikamet ettiği adresin cell bölgelerinde yapılan çalışmalarda Tuğrul Çakır adına kayıtlı 0.531.7307094 numaralı şüpheli bir telefon tespit edildi. Telefon numarasının şüpheli olarak görülmesinin nedeni sadece Ceyhun Ünlü adına kayıtlı 0.531.7307092 numaralı telefon ile irtibatlı olmasıydı. Bu iki numaranın genellikle Organize Suç ve Terör Örgütü mensuplarınca teknik takipten kurtulmak amacıyla kullanılan tarzda sadece birbirleri ile irtibatlı oldukları tespit edildi. Çakır ve Ünlü adına kayıtlı bu iki ardışık numaralı telefonları ilginç kılan ise Necdet Kılıç'ın evinde sinyal veriyor olmaları oldu. Yapılan bu tespitler sonrasında Savcılık ve Emniyet, bu iki telefonun Devrimci Karargah Örgütü adına faaliyet gösteren Necdet Kılıç tarafından örgüte bilgi sızdırmak amacıyla, örgütsel amaçlı kullanıldığı kanaati oluştu.


HAKİM KARARIYLA DİNLEMEYE TAKILDI
Bu numaralardan Nejdet Kılıç'ın kullandığı değerlendirilen ve Kılıç'ın ev adresinden sinyal veren 0.531.7307094 numaralı telefon hattı hakim kararıyla 7 Kasım 2009'da dinlemeye alındı. Polis yapılan dinlemelerde ilk olarak dinlemeye alınan numaranın Nejdet Kılıç tarafından kullanılmadığını, kimliği tespit edilemeyen bir kadın tarafından kullanıldığını belirledi. Diğer önemli tespit de bu iki numara kullanıcıları arasında yasak aşk ilişkisinin bulunduğuydu. İlerleyen süreçte, Nejdet Kılıç’ın ikametgahından sinyal verdiği ve sadece tek telefon ile irtibatlı olduğu için dinlemeye alınan 0.531.7307094 nolu telefonun Edebiyat Öğretmeni K.K tarafından kullanıldığı tespit edildi. Karşı telefonun da başkasının adına kayıtlı olmasına rağmen dönemin Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı tarafından kullanıldığı anlaşıldı.


POLİS DİNLEMEYİ DURDURDU
Dinlemelerde iki telefon kullanıcısının Nejdet Kılıç'ın evinde buluşacakları bilgisine ulaşıldı. Kılıç'ın adresinde yapılan takipte bir kadınla Hanefi Avc'nın buluştuğu görüldü. Polis telefonların cell çalışması ile de telefon kullanıcılarını Hanefi Avcı ve Edirne'de Edebiyat öğretmeni olan Kezban Küçük olduğunu belirledi. Hanefi Avcı'nın Kezban Küçük isimli kadınla yasak aşk yaşadığının belirlenmesi üzerine dinlemeye alınan 94 ile biten numara dinleme süresinin sona ermesi beklenmeden teknik takipten çıkarıldı.


KILIÇ'IN EVİNDEKİ YASAK AŞK KAYDEDİLDİ Mİ?
Hakim kararıyla dinlenen Nejdet Kılıç ve Hanefi Avcı'nın dinlemeye düşen konuşmalarında yakın ve samimi ilişkinin yanısıra Avcı'nın Kılıç'a karşı yardımcı olma gayretinde ve ricalarını geri çevirmeme eğiliminde olduğu belirlendi. Hanefi Avcı'nın polis katili Devrimci Karargah örgütü üyesi Nejdet Kılıç ile ilişkili olması da dikkat çeken başka bir konu. Kılıç'ın örgütsel geçmişi ve Avcı'nın 80 döneminde solculara yaptığı söylenen işkenceler düşünüldüğünde Avcı'nın Kezban Küçük'e olan zaafiyetinin Devrimci Karargah örgütü tarafından Avcı'ya şantaj amaçlı kullanıldığı düşünülüyor. Hanefi Avcı'nın Nejdat Kılıç'ın evindeki birlikteliğinin Devrimci Karargah mensuplarınca kaydedilmiş olabileceği de belirtiyor. Teknolojik imkanlardan sonuna kadar faydalanan Devrimci Karargah'ın Avcı'nın kasetini çekmiş olma ihtimalinin yüksek olduğu belirtiliyor.


AŞK YAŞARKEN İKİSİ DE EVLİYDİ
Öte yandan K.K ve Hanefi Avcı'nın ilişkilerinin başladığı dönemde ikisinin de evli olduğu ortaya çıktı. Halen evli olan Avcı'nın gerek Edirne gerekse Eskişehir Emniyet personeli arasında karısından boşanma aşamasında olduğunun bilindiği öğrenildi. K. K'nın ise kısa bir süre önce eşinden ayrıldığı belirtildi.Bu arada Avcı'nın yazdığı kitapta Nejdet Kılıç'ın dinlendiğini açık açık yazınca polisin operasyonu sekteye uğradığı belirtiliyor. “Haliçte Yaşayan Simonlar” isimli kitabın piyasaya çıkması ile Devrimci Karargâh terör örgütü kapsamında yürütülmekte olan soruşturmanın gizliliği ihlal edildi. İlgili tahkikattan haberdar olan Avcı, kitabında Nejdet Kılıç'ın dinlendiğini açıkça belirtmişti.


KILIÇ, MAKAMINDA AVCI'YI ZİYARET ETTİ
Bu arada Avcı'nın kitabın yayınlanmasından sonra dinlendiğini öğrenen ve telefonlarını iptal ettiren Nejdet Kılıç'ın Hanefi Avcı ile irtibatlarını ankesörlü telefon üzerinden kurmaya başladığı ve bu durum adli soruşturma kapsamında delil dosyasına alındığı da öğrenildi. Kılıç'la ilgili soruşturma dosyasındaki bir diğer önemli konuda Nejdet Kılıç'ın Hanefi Avcı'yı Eskişehir'deki makamında ziyaret etmesi ve özel bir cihaz alıp almadığı konusu.. Ziyaretten sonra Kılıç'ın Eskişehir Polis evinde Hanefi Avcı'nın misafiri olarak ağırlandığı da soruşturma dosyasına yer aldı.
Avcı Haliç’te mi karargahta mı avlandı?



Şamil Tayyar Star

Kısmet olursa yeni kitabımız Çelik Çekirdek, cumartesiden itibaren piyasada raflardaki yerini alacak. Kurumsal manada derin devletin ve bürokratik iktidarın 200 yılı aşan öyküsünü anlatıyoruz. Osmanlı Sultanı 3. Selim’den günümüze kadar devam eden sürecin kodlarını deşifre etmeye çalışıyoruz.

Ayrıntısına girmeyeceğim, kararı okuyucu verecektir.

Kitabı, köşeye taşımamım asıl nedeni, son bölümüne eklediğimiz Hanefi Avcı Operasyonudur. Referandum öncesi sahnelenen bu operasyonun perde gerisinin aralanmasına yönelik yoğun okuyucu talebi nedeniyle böyle bir eke ihtiyaç hasıl oldu.

Kabul etmek gerekir, kitaplarla ilgili bu tür aktüel gelişmelerin hızına yetişmek, neredeyse imkansız. O nedenle, gündeme yeni düşen Devrimci Karargah Örgütü Operasyonu ve Hanefi Avcı’nın bu süreçteki rolüne ilişkin iddiaları kitaba yetiştiremeyince, köşeye taşımak istedim.

Malum, bu radikal sol örgüt, adını ilk kez, Karacaahmet Mezarlığı’ndan birinci orduya ait Selimiye Kışlası’na yönelik el yapımı roketatarı fırlatarak duyurmuştu. Sütlüce’deki AK Parti İstanbul İl Binası’na gönderilen, bir polisin şehit olmasına ve bazı görevlilerin yaralanmasına yol açan bombalı paketin sahibi de bu örgüttü.

Bu eylemlerin ardından örgüt daha sıkı takibe alındı. Ardından örgütün Bostancı’daki hücre evine baskın düzenlendi, örgüt üyesi Orhan Yılmazkaya öldürülürken emniyet amiri Semih Balaban şehit olmuş, Mazlum Şeker adında bir genç hayatını kaybetmiş, 7 polis yaralanmıştı.

Avcı sürprizi

Polis, bu baskından sonra örgütle ilgili çalışmalarını yoğunlaştırırken, bir sürprizle karşılaştı. Örgüt üyesi olduğu iddiasıyla teknik takibe alınan Toplumsal Özgürlük Gazetesi yazarlarından Necdet Kılıç’la Hanefi Avcı’nın yakın ilişkisi tespit edildi.

Polis şaşkındı. Kılıç, Eskişehir’e Avcı’nın yanına gidiyor, Avcı İstanbul’da Kılıç’la buluşuyordu.

Bir süre sonra takipte iz kaybı oldu. Polis klasik yöntemlerin dışında denediği tüm hünerlerine rağmen örgüt üyelerini takipte zorlanıyordu. Örgütün, polisin takip yöntemlerini iyi bilen uzman birinden yardım aldığını düşünmeye başladılar.

Birinci derecede şüpheli Avcı’ydı.

Burada beklenmedik bir başka gelişme yaşanıyor. İstanbul emniyetinden bir köstebek polis,

Avcı’ya giderek Devrimci Karargah Örgütü’nün takip edildiğini ve kendisinin de dinlendiğini söylüyor.
Zaten Avcı da kitabında bu bölümü şöyle anlatıyor: “Sadece 2 kişinin konuştuğu bir telefonun tespitiyle dinleme başlamış, IMEI numarası üzerinden mahkeme kararı alınarak dinleme yapılmış. Yasadışı örgüt elemanı gibi gösterilerek dinlendim.”

Avcı, daha sonra katıldığı bir TV programında ise sadece bir kişiyle konuştuğu telefon hattındaki karşı tarafı dinleyerek kendisinin dolaylı şekilde takibe alındığını iddia etmişti.

Neyse...

Salı günü 3 ilde 20 adrese düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda İstanbul’da 15, Bursa’da 1, Ankara’da 1 kişi olmak üzere 17 kişi gözaltına alındı. Avcı da ifadesine başvurulmak üzere savcılığa davet edildi. Bu satırlar kaleme alınırken Avcı henüz davete uymamıştı.

Anahtar kadın

Buradaki kritik sorular şunlar: Avcı, bu sol örgüte nasıl bulaştı? Necdet Kılıç’la muhabbetinin sınırları nedir? Bu kadar tecrübeli bir istihbaratçı nasıl oyuna gelir?

Gördüğüm kadarıyla her meselede olduğu gibi burada da anahtar, bir kadın...

Hanefi Bey, Edirne’de Emniyet Müdürüyken hızlı okuma kursuna merak salıyor. Doğaldır, geçmişte de birçok önemli bürokrat aynı kursa dahil olmuşlardır. Orada Kezban Hanım’la tanışıyorlar. Kezban Hanım, Necdet Kılıç’la da çok yakın...

Avcı ve Kılıç’ı bir araya getiren Kezban Hanım...

Bu ilişki düzeneğine ilişkin çok duyum aktarıldı, “özel hayata girer” diyerek kitabın o sayfalarını kapatacağım.

Duyduğum kadarıyla Hanefi Bey, o kadar rahat değil. Korkusunun iki önemli nedeni var: 1- Necdet Kılıç’la yaptığı görüşmelerin kayıtları savcının elinde mi? 2- Kezban Hanım’la görüşmeleri görüntülendi mi?

Soruşturmanın safahatı hakkında bilgimiz olmadığı için bu sorulara kesin cevaplar vermemiz çok zor. Hele, ikinci sorunun cevabıyla hiç ilgili değilim. Ama silahlı bir örgütle ilgili yürütülen soruşturmada, (bir kadın yüzünden) teröristlere teknik destek verdiği iddiası çok vahimdir.

Soruşturmanın sonucunu bekleyip göreceğiz. İfade vermeye gittiğinde kendisini nasıl savunacak bakacağız.

Avcı, Haliç’te mi Karargahta mı avlandı, anlayacağız...



POLİS KATİLİ ÖRGÜT İÇİN "UYDURUK" DEDİ
Yazdığı kitapla olay adam haline gelen Hanefi Avcı Cumhuriyet gazetesine polis katili Devrimci Karargah örgütüyle ilgili olarak ilginç açıklamalarda bulundu.

Telefonun ucundaki skandal

Hanefi Avcı'nın 'Haliç'te Yaşayan Simonlar' kitabı üzerine oldukça uzun, iki yazı yazmış ve kitabı analiz etmiştim.
Analizi bitirirken de şöyle demiştim; "Avcı'nın son bir yılında açıklanamayan 'gri alanlar' var. Eğer o gri alanlar aydınlığa kavuşursa Avcı'nın bu kitabı niye yazdığı anlaşılabilir."
Beklenmeyen bir şey oldu ve üç gün önce yapılan Devrimci Karargah Örgütü'ne (DK) yapılan operasyon Avcı'nın hayatındaki gri sahaları aydınlattı.
Açıkçası tam anlamıyla bir şok hali var. Çünkü Hanefi Avcı ile polis katili DK örgütünün yan yana gelmesi kolay açıklanabilecek bir durum değil.
Operasyonun detayları haber sayfamızda var. Çok çarpıcı bir hikâye. İşin içinde bilgi sızdırma var, yasak aşk var ve belki de şantaj var.
Özetlersek;
DK soruşturmasını yürüten polis, Nejdet Kılıç üzerinden Hanefi Avcı'ya çıktı. Bu konuşmalarda Kılıç'ın bazı adli konularda arkadaşları için istihbarat desteği talebinde bulunduğu tespit edildi.
Kılıç'ın kilit bir konumda olduğunu tespit eden polis üzerinde yoğunlaşınca, Kılıç'ın ikamet ettiği adresin baz verileri üzerinden T.Ç adına kayıtlı bir numarayı tespit etti.
Telefon numarası şüpheli bulundu çünkü o telefon C.Ü adına kayıtlı bir numarayla irtibatlı. Sadece birbirlerini arıyorlar ki bu organize suç örgütlerinde çok görülen bir şey.
Savcılıkta, bu iki telefonun Nejdet Kılıç tarafından örgüte bilgi sızdırmak amacıyla kullanıldığı kanaati oluştu.
Hakim kararıyla Nejdet Kılıç'ın telefonu 7 Kasım 2009'da dinlemeye alındı. (Olay Avcı'nın kitabında farklı yer alıyor.)
Fakat dinlemeye alınan numaranın Nejdet Kılıç tarafından değil kimliği tespit edilemeyen bir kadın tarafından kullanıldığı ortaya çıktı. Yapılan çalışmada bu telefonu kullanan kişinin edebiyat öğretmeni Kezban K. olduğu görüldü.
Hattın diğer ucundaki isim ise adeta şok etti. Çünkü başkasına kayıtlı bu telefonu kullanan kişi Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'ydı.
Yine şok bir gelişme de gerçekleşti: Hanefi Avcı ile öğretmen Kezban K. Nejdet Kılıç'ın evinde buluşuyorlardı.
Akıllara takılan temel soru ise şu: Acaba Avcı'nın K. ile görüşmeleri örgüt tarafından kaydedildi mi? Örgüt Avcı'ya şantaj yaptı mı?
Bostancı'da yapılan operasyonda DK'nın teknolojiyi en üst düzeyde kullandığı görülmüştü. Acaba buluşma ya da buluşmalar kayıt edildi mi?
Çünkü Avcı, kitabın basımından sonra çıktığı NTV yayınında cemaate yüklenirken 'herkes korku içinde benim de bir şeyim çıkacak mı' mealli ifadeler kullanmıştı.
Eğer Avcı'nın örgüt evinde yaşadığı bir yasak aşk varsa ve bu kaydedilmişse, geçmiş yıllarda Ergenekon'u ilk ortaya çıkartan şahıslardan biri olan Avcı'nın kitabında Ergenekon'u boşa çıkarmaya çalışması farklı bir durumu ortaya koyuyor.
Avcı'nın öğretmen K. ile ilişkisini Nejdet Kılıç üzerinden yürüttüğü biliniyor. Bu durumda örgütün Avcı'nın yaşadığı ilişkiyi kontrol altında tutması, Kezban K'yı kullandığı örgüt evinde yaşadığı ilişkiyi kaydetmesi de kuvvetle muhtemel.
Bu süreçte yaşanan bir başka hadise var ki olayı daha da ilginç kılıyor. Çünkü Avcı kitabında Nejdet Kılıç'ın dinlendiğini açıkça yazdı. Böylece polis ve MİT'in gizli operasyonu deşifre oldu. Dinlenildiklerini/izlenildiklerini fark eden örgüte yönelik operasyon öne çekildi ve üç gün önceki gözaltılar gerçekleşti.
Avcı kitabının 491. sayfasında yalnızca bire bir, iki telefonun karşılıklı görüşme ve mesajlaşma için kullanıldığını (05.. ... .. 92 ve 05.. ... .. 94) İstihbarat şubesinin görev alanına girmemesine rağmen dinlendiğini iddia etmişti.
Oysa sadece sonu 94 ile biten numara mahkeme kararıyla dinlemeye alındı. Fakat bu iki telefonun Avcı ve ilişkide olduğu iddia edilen Kezban K. arasında kullanıldığı görülünce vaktinden önce (26.01.2010) çıkış yapılarak dinleme bitirildi.
Yani Avcı'nın iddia ettiği gibi bir telekulak hadisesi yok. Kulislere göre de Avcı'nın Adalet ve İçişleri bakanlıklarına yaptığı başvurular 'süren soruşturmayı açık edeceği için' cevapsız bırakıldı.
Avcı'nın öğretmen K. ile olan ilişkisi sadece ikisini ve kendi ailelerini ilgilendirir. Buna diyecek bir şey yok.
İlişki başladığında her ikisi de evliydi. Öğretmen K. daha sonra boşandı. Kulislere göre Avcı da eşinden boşanacaktı.
Hatta bu durum Avcı'nın eşiyle ve onun ailesiyle arasında gerginliğe de neden oldu. Fakat bütün bunlar olayın kahramanlarının özel hayatı. Sadece kendilerini ilgilendirir.
Fakat bu durumu gizlemek için Avcı'nın emniyeti, yargı camiasını ve Gülen Cemaati'ni bir suç örgütü gibi göstermeye çalışması anlaşılamaz bir durum.
Ergenekon, Danıştay, Kafes ve Balyoz gibi hayati soruşturmaları boşa çıkarmaya çalışması en basit tabirle Avcı için talihsizlik oldu.

KAYNAK aktifhaber.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

24.8.10

HANEFİ AVCININ TUTARSIZLIKLARI

Avcı’ya hodri meydan

Referandum öncesi Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndaki Ergenekon Operasyonu ile Eskişehir Emniyet Müdürü Hanifi Avcı’nın yeni kitabı, aynı zaman aralığında piyasaya düştü.

Mahir Kaynak’ın dediği gibi bu kitap karşı hamledir, kurgusu ve zamanlaması stratejik bir çıkıştır.

597 sayfalık kitabın aslında “cemaat yapılanması” üzerine yazılmadığı, son anda eklemelerle konseptinin değiştirildiği anlaşılıyor. İlk 397 sayfalık bölümü, anılardan ibarettir, hayatını anlatıyor. “Cemaat” başlıklı kalan 200 sayfa, aceleyle kaleme alınmış, tümüyle duyumlara ve özel sohbetlere dayalı.

Ergenekon’u, Balyoz’u, Danıştay’ı, faili meçhul cinayetleri, darbe günlüklerini, son yıllarda yapılan tüm çete operasyonlarını duyumlarına göre aklarken, yine duyumlarla hüküm kurarak düşman ilan ettiği cemaat torbasına ne bulduysa dolduruyor. Çözüm olarak önerdiği formül ile HSYK’daki Ergenekon Operasyonu ise birebir örtüşüyor.Cemaatin 5-6 yıl içinde özel yetkili mahkemelere hakim ve savcı atayarak bu operasyonları yönettiğini öne süren Avcı, “Bu tüm yargıç ve savcılar hemen değiştirilmeli” diyor. Buradaki temel çelişki, HSYK’nın “cemaatin arka bahçesi” olarak görülmesidir. HSYK’da biliyorsunuz, İstanbul’daki özel yetkili mahkemelerde görevli hakim ve savcılarının tamamının değiştirilmesini gündeme gelmişti.

EMEKLİ GENERAL VELİ KÜÇÜK ŞOKU

Avcı, 4 Şubat 1997’de TBMM Susurluk Komisyonu’na verdiği ifadede, Veli Küçük adını ilk kez deşifre eden isimdir. Yeni kitabında (sayfa 553) şu ifadeyi kullanıyor: “Veli Küçük suçlu mu masum mu bilmiyorum ama herhalde ilk kez ben Susurluk döneminde ortaya atmıştım.”

Şimdi Ergenekon sanığı İbrahim Şahin’le ilgili o dönemdeki sözleri de şöyle: “Mehmet Ağar’a bağlı Özel Harekat Dairesi’nde İbrahim Şahin’in başkanlığında bir grup polis, Korkut Eken’e bağlı bir grup sivil insan, geçmişte yatmış çıkmış ülkücü insan; bunlar birleştirilerek, bu dediğim (hukuk dışı) yöntemlerle çalışan bir grup oluşturulmuştur.”

28 Şubat sürecinde İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu’nun yanında yardımcı olarak çalışan Avcı, askerle emniyet arasında köstebek savaşı çıktığında, Orakoğlu’na sahip çıkıp “Darbeleri araştırmak bizim görevimizdi” dedi. Şimdi, (sayfa 408) “Orakoğlu istihbarat formasyonuna sahip değildi, yanlışlıkla ya da tesadüf eseri daire başkanı yapılmıştı” görüşünde.

ASIL ŞİMDİ BEN AÇIKLIYORUM

Susurluk’ta ortalığı kasıp kavuran Avcı, Ergenekon soruşturmasında dut yemiş bülbüle döndü. 2008 Şubat’ında savcılara, Susurluk’ta anlattıklarının dışında yeni hiçbir bilgi aktarmadı. Bu çelişkiyi, 2008 yılı Temmuz ayında piyasaya çıkan Gölge İktidar kitabımda (sayfa 156) “Hanifi Avcı topa girmedi” ara başlığı altında dile getirdim.

Kitapta yer vermediğim önemli bir ayrıntıyı şimdi açıklıyorum, Avcı, suskunluğunu savcılara şöyle izah ediyor: “Soruşturduğunuz kişilerin çoğu benim eski arkadaşlarım, konuşmam doğru olmaz, beni mazur görün.”

BÜYÜKANIT VE BAYKAL'I YALANLADI

Şemdinli olayıyla ilgili meclisteki araştırma komisyonuna “Hırsız evin içindeyse kilit işe yaramaz” dediği için İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan alınan Sabri Uzun’un cemaat tarafından harcandığını (sayfa 423) söylüyor. Oysa, Yaşar Büyükanıt’ın emekli olduktan sonra Uzun’u başbakana şikayet ederek görevden aldırdığı yönünde açıklaması var.

Avcı, Baykal’ın video görüntülerinin çok eski olduğunu (sayfa 566) iddia ediyor. Baykal, görüntüler için “iki haftalık” demişti. Görüntülerdeki saç kesimi ve ağrıları yüzünden bacağı aksayarak yürüdüğü dönemi herhalde Baykal’dan daha iyi bilemez?

UYUŞTURUCU KAÇAKÇILIĞI HESABI MI?

Uyuşturucu davasında sanık olarak yargılanan eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan için “Ben kefilim” diyen Avcı, kitabında da Emin Bey’e komplo kurulduğu (sayfa 435) iddiasında ısrarlı. Avcı’nın KOM Başkanı olduğu 2004’de yakalanan eroin miktarının 2 bin 500 kilo, Emin Aslan’a komplo kurmakla suçladığı mevcut KOM Başkanı Ahmet Pek’in başkan olduğu 2009’da yakalanan eroin miktarının 12 bin 500 kilo olduğunu hatırlatırsak, bir şey ifade eder mi, takdir sizin.

Ayrıca, uyuşturucu kaçakçısı Ertuğrul Yılmaz tarafından kurulan Doğuş Factoring’in yüzde 10 hissedarı ve Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin’i, bu karanlık şirketin avukatı ve Danıştay cinayetinin tetikçisi Alpaslan Arslan’ı korumaya çalışması (sayfa 504-505) şüphe vericidir.

KANLI DANIŞTAY SALDIRISI AYIBI

Avcı’nın bu arada, Ergenekon kapsamındaki Danıştay cinayetinde faturayı, eski imam 83 yaşındaki Salih Kunter’e kesmesi ilginçtir. Yakalandığı sırada hiç konuşmayan, kaldığı Sincan cezaevinde çok özel ziyaretçilerinin ardından 40 gün sonra Salih Kunter adını veren Alpaslan Aslan, ilk duruşmada bu ifadesini yalanladı. Eylemi, “türban çetesinin işi” olarak karara bağlayan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Kunter hakkında beraat kararı verdi.

Diğer sanıklarla ilgili daha somut delilleri görmezden gelen Avcı, Danıştay’ı Ergenekon’a bağladıkları için savcılara kızıyor. Avcı’nın, birleştirme kararını Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin verdiğini bilmeyecek kadar cahil olduğunu düşünmüyorum, sanırım, istihbaratçı kimliğiyle kafa karıştırmayı hedeflemiş.

AVCI’NIN ATLADIĞI İNCE AYRINTI

Soruşturmalar nedeniyle görevlerinden alınan emniyetçiler Mustafa Gülcü, Celal Uzunkaya, Faruk Ünsal ve Orhan Özdemir’i koruyan Avcı, burada da çelişki içinde. Mesela Ünsal, AK Partili isimlerin karıştığı bir çeteye bilgi sızdırdığı iddiasıyla tutuklandı. Avcı kitapta bir kurnazlık daha yapıyor, soruşturmada görevli polisleri çok iyi tanıdığını belirttiği halde güya “onların da bilmediği” bilgilere ulaşmak için (sayfa 475) polislere olayı sormuyor. Çünkü o polisler, Ülkücü kökenli ve kendisi bunu çok iyi biliyor.

Avcı, Gülcü’nün emniyet genel müdür yardımcılığı görevinden “Ergenekon diye terör örgütünün kayıtlarında olmadığını” söylediği için cemaat tarafından alındığını söylüyor. Herkes biliyor, Gülcü, Bakan Beşir Atalay’ın çok yakın dostudur, hakkında soruşturma açılınca gözünün yaşına bakmadı.

BASKININ NEDENİ MEÇHUL İHBARCI MI?

Kitabın 488. sayfasında, İstanbul istihbarat birimi hakkında hukuk dışı dinlemeler yaptığı gerekçesiyle 8 ayrı yere gönderdiği ihbar mektuplarına yer veren Avcı’nın bu girişimi, Osman Paksüt’le ilgili soruşturma kapsamında 2008 Ağustos’unda yapılan emniyet baskınının gerisindeki “meçhul ihbarcı” olduğu izlenimini doğurdu. Erzincan dosyasına da el atan Avcı, Başsavcı İlhan Cihaner’in görev sınırlarını aştığını kabul etmekle birlikte komploya kurban gittiğini (sayfa 508) anlatırken, iddiasını Eskişehir’de görev yapmış aynı davada sanık Albay Recep Gençoğlu’nun sözlerine (sayfa 509) dayandırıyor. Avcı, Sabancı Center’deki cinayette cevabı verilmemiş hiçbir sorunun kalmadığını (sayfa 540) söylerken, hapishanede öldürülen katil Mustafa Duyar’a hiç değinmiyor. Vakit Gazetesi’nin web sayfası Habervaktim’i bile cemaatle ilişkilendiriyor. 51 Nolu DVD’deki görüntüleri de cemaat çıkınına ekleyen Avcı, bu konuda bildirimde bulunulduğu halde sadece bir kişinin dava açtığını unutmuş olmalı. Bir de vukuatı var Avcı’nın. Başbakanın eşi Emine Erdoğan’ın telefonlarını dinlemiş. Özrü kabahatinden büyük, “tesadüfen dinlemeye takılmış” diyor. Başka tesadüfler üzerinden yargısız infaz yapan Avcı’nın bu tutumu sizce tesadüf mü?

Kitapta, çeteler ve uyuşturucuyla mücadeleyi gölgeleme gayretinin yer aldığı daha bir dizi “zırva” var. Eğer, dünün efsane polisi, iddialarını tartışmak isterse, kendisiyle istediği TV kanalına çıkmaya hazırım. Hadi kap gel kitabını...
ŞAMİL TAYYAR
23 Ağustos 2010 Pazartesi
STAR GAZETESİ

Devamını BURADAN okuyun...>>>

19.5.10

BAYKALI DEVLET Mİ ÇİZDİ?

Devlet Baykal’ı neden çizdi?

CHP il başkanlarının dünkü toplantısı, Deniz Baykal’ın dönüş umutlarını tümden suya düşürdü. Deniz Bey’in bu kurultayda tek başına oyun kurması, artık imkansızdır. Baykal’ın şu andaki hali, düşünen ancak fiziksel fonksiyonu olmayan ünlü fizikçi Stephen Hawking’den farklı değildir.

Belki içinizde Baykal’ın böylesine bir hazin sonu hak ettiğini düşünenleriniz olabilir. 30 yıl önce Bülent Ecevit’e “Kenara çekil, gençlerin önünü aç” diyen Baykal’ın 30 yıl sonra aynı taleplere yenik düşmesine sevinenleriniz çıkabilir.

40 yıldır sol siyasette entrikalarla ayakta kalmayı başaran Baykal’ın, hayatının son deminde arkadaşlarının entrikasıyla gitmesini doğa kanunuyla açıklayanlarınız, “etme bulma dünyasıdır” diye özdeyişlere sarılanlarınız ortaya dökülebilir.

Kuşkusuz, Baykal’ı sele kaptıran rüzgarı bu birikimlerin fırtınaya dönüştürdüğü tezi, dayanaksız değildir. Aynı şekilde Kılıçdaroğlu’nun yelkenlerini dolduran rüzgar da önemli ölçüde Baykal’a duyulan güvensizliğin tezahürüdür.

Cevabını aradığım soru, bunların hiçbiri değildir. Başlığa taşıdığım gibi kritik soru şu: CHP’nin sahibi devlet, Baykal’ı neden çizdi? Bu soruyla iç içe giren ilave soru ise şöyle: Devlet, Dersimli Kılıçdaroğlu’yla nasıl uzlaştı? Çünkü: Evine dönmeye hazırlanan Kılıçdaroğlu’nun bir gecede aday olmaya karar vermesi, CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın saf değiştirmesi, 60’a yakın milletvekilinin aynı gün ortaya dökülmesi, ardından 76 il başkanının ortak deklarasyonla Baykal’ı gömmesi, sadece kamuoyundaki Kılıçdaroğlu rüzgarıyla açıklanacak basitlikte değildir.

Gelinen nokta, içeride ve dışarıda Türk siyasetini yeniden dizayn etmeye çalışanların denklemin yumuşak bölgesi olan Baykal üzerinden yaptıkları can alıcı hamlenin sonuç verdiğini gösteriyor.

Onlar için Baykal, artık kullanılabilir bir enstrüman olmaktan çıkmıştı. Yüzde 20 bandına mahkum CHP ile oyun kurmak çok zordu.
Baykal’ı çizenler, çaresiz Kılıçdaroğlu seçeneği üzerinde yoğunlaştılar. Yoğrulduğu kültür ve politikaları statüko için kolay sindirilebilir bir durum değildi. Ancak, Kılıçdaroğlu dışında karşılarında daha uygun alternatif yoktu.

Daha önce yazdığım gibi nihai hedef, Erdoğansız AK Parti veya AK Partisiz iktidar projesi olunca, “düşmanımın düşmanı dostumdur” ilkesi, en geçer akçedir.

Dolayısıyla, Kılıçdaroğlu, senaristler için “geçici” seçenektir. Zaman içinde dönüşürse “kalıcı” olabilir. Ya da Kılıçdaroğlu palazlanana kadar bu ittifakı sürdürür, sonra ayak bağından kurtularak bağımsızlığını ilan eder.

Süreci yönetim şekli, Kılıçdaroğlu’nun geleceğini belirleyecektir. Başlangıçta içine girdiği bu zorunlu ittifakın esiri olmayıp kendisine yönelik ilginin nedenlerini haklı kılacak politikalar peşinde koşarsa, CHP’nin yıllardır hasret olduğu yüzde 30 bandını zorlayabilir.

Bu konuda TV ekranlarından söylediğim bir iddiam var, arkasındayım.

Zaman içinde kirli ittifaka rehin düşerse, Ergenekon’un avukatı olursa, darbecilerden medet umarsa, halka güvenmezse, temel hak ve özgürlüklerin önüne bent çekerse, 12 Eylül anayasasına arka çıkarsa, kısaca Baykal gibi olursa, siyasi ömrü dili kadar uzun olmaz. Baykal’a reva gördükleri sonu bile mumla arar.

Daha simgesel ifadelerle tanımlamak gerekirse; Kılıçdaroğlu Gandi Kemal mi olacak, Ergenekon’un avukatı mı? Operasyon Ergenekon kitabımdan dolayı 20 ay hapis cezası aldığımda beni arayıp “Şamil Bey çok önemli işler yapıyorsunuz” diyen adam mı olacak, Ergenekoncuların başı sıkıştığında aradığı Şahin Mengü’yü kılavuz mu edinecek?

Haydi Kemal Bey, bol şanslar...
Şamil Tayyar star 19 mayıs 2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

24.2.10

YARGIYA MUHTIRA

Yargıya muhtıra

Balyoz gözaltıları başladığında, nedense aklıma, Genelkurmay Başkanı’nın kozmik oda aramasına atfen söylediği “Nah alırlar” sözü geldi.

Diğer taraftan, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’in “şüpheli” sıfatıyla içinde bulunduğu Erzurum’daki Ergenekon soruşturmasını hatırladım.

Eğer Başbuğ, askeri tesislere girişin mahkeme kararına rağmen kendi iznine tabi olduğunu düşünüyorsa, Balyoz’a “vize” verdiği, Erzurum’daki Ergenekon’a “dur” dediği sonucu çıkarılabilir mi?

Daha açık ifadeyle; Çetin Doğan, Ergin Saygun, Özden Örnek, İbrahim Fırtına ve arkadaşlarını gözden çıkarıp Saldıray Berk’e sıkı sıkı sarıldı mı?

Yoksa “nah” ifadesi, askeri personele “ara gazı” mıydı?

Komutanlar rahatsız

Nedeni ne olursa olsun, Genelkurmay’ın hem Balyoz hem Erzurum hattındaki gelişmeleri yakından takip ettiği ve rahatsızlık duyduğu aşikardır.

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in önceki gün alelacele Genelkurmay 2. Başkan Orgeneral Aslan Güner’le görüşmesi, böyle bir iklimin tezahürüdür. Bu görüşme, ilk defa gerçekleşmiyor. İki ismin, hükümetle asker ilişkilerinin normalleşmesi sürecinde birkaç defa bir araya geldiği biliniyor.

Çiçek, görüşme nedenini, parola skandalına bağlasa da kamuoyuna yansıyan söylentiler, Genelkurmay’ın Balyoz operasyonuna açık müdahale talep ettiği yönündedir.Nitekim, Çiçek’in görüşmeden hemen sonra önceki akşam saat 19.30 sularında Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman’la görüşmesi, parola skandalıyla ilgili olmasa gerek. Askerin hassasiyeti müsteşar üzerinden savcılara mı iletilmek istendi yoksa parola skandalına ilişkin müsteşarın görüşü mü merak edildi, takdir size ait.

Dün akşam saatlerinde orgeneral ve oramirallerin sürpriz şekilde toplanması yukarıdaki tezi teyit eden önemli bir gelişmedir.

İlk kez böyle bir toplantının bildiriyle kamuoyuna duyurulması ve hiçbir açıklama yapılmaması, yargılama sürecine müdahale talebinin resmileştirilmesidir.

Bu bildiri, içerik ve yöntem olarak farklılık arz etse de yargıya yönelik 23 Şubat Muhtırası’dır, daha dar anlamıyla Balyoz soruşturmasını yürüten savcılara gözdağıdır. Hiç merak etmeyin, eften püften nedenlerle hoplayan yargı, iradesine yönelik bu müdahaleden mutlu olacaktır.

O bildiriyle verilen mesaj şudur: O generalleri tutuklama yoksa...

Orası muğlak...

Kimine göre, tüm üst düzey komutanlar istifa ederek tepkisini ortaya koyabilir. Veya AK Parti hakkında kapatma davasının önü açılabilir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nde bekleyen Cumhurbaşkanı Gül hakkındaki Sincan kararı hayata geçirilebilir. HSYK harekete geçirilip savcılar görevden alınabilir.

Belki de hepsi...

Nitekim, davayı sulandırdığı için Ergenekon taifesinin çok sevdiği İngiliz

Gazeteci Gareth Jenkins, Balyoz operasyonu sonrası Guardian’a yaptığı değerlendirmede, gözaltılar tutuklamaya dönüşürse ordunun katiyen sessiz kalmayacağını söyledi.
Yani, mutabakat için ön şart, tutuklama olmaması...

Asker istemezse olmaz

Ordu darbe yapamayacağına göre, sessizliğini nasıl bozabilir? Sanıyorum en büyük kozları, yukarıda saydığım alternatiflerdir. Denebilir ki, ordunun kapatma davası ve Yargıtay’daki dosyada ne gibi rolü olur?

Lafı hiç evelemeye gevelemeye gerek yok. Asker istemezse asla dava açılmaz, açılamaz. Yargıtay’dan da istediği kararı çıkartır. 367 kararı, askere sivil yargı yolunu açan düzenlemenin iptali, son HSYK operasyonu ve 28 Şubat sürecinde karargahtaki yargıçların tek kol düzeni kulaklara küpe olsun.

Yine karşıysanız, bu iddia, “fantezim” olsun. Belki, paralel evrendeki hadiselerle karıştırmış olabilirim.

Kamuoyu oluşturmak ise öyle zor bir iş değildir. Yararlanılacaklar listesine şöyle bir göz atın epeyi Yakup Cemil bulursunuz.

“Ne olur yalvarıyorum, kapatma davası açmayın” diye timsah gözyaşı döken Ertuğrul Özkök gibilerine de sakın aldanmayın.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, geçen kasımda kapatma incelemesinin başladığını resmen duyurdu. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in gözaltına alınmasından sonra uyarısını yineledi.

AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan ve Çorum Milletvekili Ahmet Aydoğmuş’un saçmalıklarının neredeyse Balyoz operasyonunun önüne geçecek şekilde tartışma konusu yapılmasının temel nedeni, Yargıtay havuzuna su taşıma gayretinden ibarettir.

Nuray’ın keşfi

Oysa daha bu ayın başında, başsavcının kapatma gerekçesi kapsamına aldığı “sivil vesayet” tezinin bayraktarı Nuray Mert, Avni Doğan için şöyle yazdı: “Ben kendisini tanımıyordum, sordum soruşturdum, partide de saygı duyulan bir isimmiş, kendi isteği ile geri planda duruyormuş.”

Devam ediyor Mert: “Saldırgan üslubu, ucuz polemikçiliği marifet sayan, öne çıkmak için bu yollara başvuran münazara çocuğu siyasetçi tipinden, onun ötesinde, önceliği siyasetçiden bile çok iktidarı kollama gayreti olan gazetecilerden sonra Avni Doğan gibi birini dinlemek bana ilaç gibi geldi.”

Eminim, Doğan’ın son açıklaması da ilaç gibi gelmiştir.

Benzer saçmalıklar birçok partide diz boyudur. Hoşgörüyle karşılanır. Yaptırım uygulanmaz. Çünkü, o partiler devlet tarafından kutsanmıştır. Ne zamana kadar? Yeni tehdit algısı oluşturana kadar...

Herkes biliyor ki, kavga, bürokratik cumhuriyetle demokratik cumhuriyet arasındadır. Gerisi teferruattır.

Karamsarlığa kapılmayın, romantik iyimser de olmayın. Realist olun. Böylece mücadelenin çetin şartlarını bilerek ve yılgınlığa düşmeden umudunuzu geleceğe taşırsınız.
Şamil TAYYAR STAR 24,02,2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

18.2.10

HSYK DAN 90'A GOL

Doksandan golü çaktı

Ergenekon süreci, 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye baskınıyla başladı. HSYK, 2 Temmuz 2007 günü İlhan Cihaner’i Erzincan’a başsavcı olarak atadı.

Ergenekon’da tutuklamaların başladığı günlerde, 2007 yılı Kasım ayında İsmailağa cemaati soruşturması için düğmeye basıldı. Soruşturmanın fitili, bir kadının “Cemaat üyesi kocam beni dövüyor” şikayetiyle yakıldı.

Aile içi şiddet soruşturması, bir anda tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde bazı cemaatlere yönelik terör örgütü soruşturmasına dönüştürüldü.

Ergenekon’da Veli Küçük ve arkadaşları tutuklandı, Erzincan’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Yeni Şafak Gazetesi Patronu Ahmet Albayrak dahil 16 ilde 235 kişi takibe alındı. 23 Şubat 2009 günü 29 kişi gözaltına alındı, 9’u tutuklandı.

Yaygın iddia şuydu: Silivri’nin rövanşı Erzincan’da alınacak, tüm Türkiye’yi tarayan karşı bir dava yolu açılacaktı.

Erzurum özel yetkili cumhuriyet savcısı Osman Şanal, 10 Mart 2009 günü Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği yazıda, bir ihbar üzerine ayrı bir soruşturma başlattıklarını ve ellerindeki dosyanın kendi görev alanında olduğunu bildirdi. Adalet Bakanlığı ise 16 Mart 2009’da Başsavcı İlhan Cihaner hakkında soruşturma açtı.

Erzincan planı bozuldu.

27 Ekim 2009’da Erzincan Çatalarmut Barajı’nda 14 adet el bombası ve mühimmat bulundu. Gizli tanık ifadeleri ve diğer belgeler soruşturmaya yeni bir boyut kazandırınca, hadise büyüdü ve Ergenekon’a bulaştı.
Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla tartışma gündemine gelen Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda tecrübe sahibi olan Orgeneral Saldıray Berk de “şüpheli” sıfatıyla soruşturma dosyasında yer aldı. Başsavcı İlhan Cihaner’in tutuklanması ve 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’in şüpheli sıfatıyla ifadesine başvurulmak istenmesi yargı ve askeri harekete geçirdi. “Kelle” vermek istemediler.

HSYK, olağünüstü toplantıda, hukuk dışına çıkarak yürüyen bir soruşturmaya bodoslama daldı. Üstelik 5 de kelle aldı.

Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman, oylamaya katılarak hukuksuzluğu meşrulaştırdı.
Geçen yıl temmuz ayındaki HSYK toplantısında Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı ve davaya bakan hakimlerle ilgili görevden alma taleplerini “toplantıya katılmayarak” bloke eden irade, bu kez ortalıkta yoktu.

HSYK, futbol tabiriyle, öyle karamboldan falan değil, göstere göstere doksandan golü lamba gibi çaktı. Artık geçmiş olsun. Erzincan’daki Ergenekon soruşturması iğdiş oldu. Bu bir yeni Ferhat Sarıkaya hadisesidir.

Daha vahimi, Ergenekon davası ve soruşturması, daha güçlü şekilde baskı altına alınmıştır. Bakalım orada ne gibi sürprizlerle karşılaşacağız.

Hükümete de lafım şudur; siz biraz daha oyalanın, parmak hesabı yapın, yargı reformunu unutun.

Haberiniz olsun, atı alan Üsküdar’ı geçiyor.
ŞAMİL TAYYAR STAR 18,02,2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

23.11.09

ÖLEN ALBAY'IN SIRRI

O albayın sırrı

Albay Belgütay Varımlı’nın ölümü, resmi kayıtlara “intihar” olarak geçti. Ama kamuoyu, bu ölümü şüpheli buldu.

Zihinlerde “cinayet” şüphesine yol açan temel neden, albayın Ergenekon sürecindeki rolü ve intiharın çok ağır bir günah olduğunu bilecek kadar inançlı olmasıydı.

Bakın devre arkadaşı emekli Yarbay Tevfik Diker ne diyor: “Onu Ergenekon öldürdü, TSK’da sırlara vakıftı, darbe planlarını biliyor, Hilmi Özkök’e anlatıyordu. Savcı Zekeriya Öz olaya el koysun.”

Albayla 1 yıl mesai arkadaşlığı yapan eski bir silah arkadaşından (H.İ.T) da mesaj aldım: “Sizden istirhamım, intihar süsü verilerek şüpheli bir şekilde ortadan kaldırılan Albay Belgütay Varımlı cinayetine eğilmeniz.”

Gerçekten, intihar değil, cinayet olabilir mi?

Komplo teorisi üretecek değilim. Birçok önemli ve kritik şahıs gibi albay da intihar edebilir, kazaya kurban gidebilir. Gerçek olan şudur, zihinleri bulandıran sorulara cevap bulmadan dosya kapatılırsa, "intihar” tespitine kimseyi inandıramazsınız.

Albayı tanıyalım

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral İlhami Erdil’e cezaevini yolunu açan, Ergenekon’un ortaya çıkarılmasında önemli rol oynayan, Özel Kuvvetler ve İstihbarat’ta önemli operasyonlara katılmış Albay Varımlı ile 2007 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce telefonla tanıştım.

Vesile olan, devresi Tevfik Diker’di.

Gönlü, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün Cumhurbaşkanlığındaydı. Hükümetin, Özkök’ü Çankaya’ya aday gösterilmesini istiyordu. Hatta bu konuda hükümetle bir temas kurulduğunu ve aday gösterilme ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyordu.

Darbelere direnmiş ve demokrasiye sahip çıkmış bir generalin Cumhurbaşkanı seçilmesinde hiçbir beis görmediğimi, ancak hükümette böyle bir niyet beyanına rastlamadığımı ifade ettim. Ayrıca, tüm olumlu yanlarına rağmen asker kökenli olması nedeniyle konjonktürel olarak Özkök’ün şansının düşük olduğunu anlattım.

Sizi dinliyorlar

Aradan zaman geçti, köprünün altından epeyi sular aktı. Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı seçildi. Ergenekon süreci başladı.

Bir gün Albay aradı, dedi ki: “İstanbul’dayım. Sırf sizinle görüşmek için Ankara’ya geleceğim. Ne zaman müsait olursunuz?”

Randevulaştık, gazetedeki odamda buluştuk. Yüzünü ilk defa o zaman gördüm. Dikkatimi çeken husus, buluşuncaya kadar iki üç kez görüşme saatini değiştirmesi, farklı telefonlardan araması ve büroya gelene kadar sıkça araç değiştirmesiydi.

Oturur oturmaz, daha cümleye başlamadan el yazılı bir kağıt uzattı: “Takip ediliyorsun, telefonlarınız dinleniyor, telefon ve elektrik hatlarını kontrol ettir, dikkatli konuş.”

Sonra, görüşebileceğimiz başka bir oda olup olmadığını sordu. Büroda boş başka bir oda buldum, oraya geçtik. Bu esnada cep telefonlarını bıraktırdı, ceketimi çıkarttırdı, göz ucuyla dinleme cihazı olup olmadığını kontrol etti.

Hakkını helal etsin, itiraf etmeliyim, o an içimden şöyle geçti: “Nerden çattık bu deliye?”

Namaz kılıp ayrıldı

Fakat konuştukça, bond çantasındaki belgeleri çıkarıp anlattıkça, neden bu kadar ihtiyatlı olduğunu daha iyi anladım.

Çantasında ayrıca çok sayıda fotoğraf vardı. Kar maskeli katıldığı bazı operasyonlarda çekilmiş fotoğraflar dikkat çekiciydi. Temizlik görevlisi gibi çalıştığı bir cami avlusundaki sakallı ve elinde (saplı) süpürge bulunan fotoğraf, bunlar arasındaydı.

İlhami Erdil soruşturmasını nasıl başarıyla sonuçlandırdığını, Sarıkız darbe senaryosunu nasıl engellediğini, Hilmi Özkök’ün o süreçteki rolünü ayrıntılı olarak anlattı.

Sohbetin sonunda şöyle dedi: “Yazılarını takip ediyorum. Allah rızası için çok önemli işler yapıyorsun. Sana yardımcı olmak istiyorum. Şimdilik beni tanımanı istedim. İleride çok önemli belgeler vereceğim.”

Ayrılırken namaz kılabileceği bir yer sordu. Kendisine gösterdiğimiz odada öğle namazını kıldıktan sonra ayrıldı.

O Albay benim

Kısa süre sonra yine aradı. Yine aynı kuşkucu yollardan sonra büroda buluştuk.

“1 Numara” olarak tarif ettiği emekli generalin Tercüman Gazetesi’nde yayınlanan bir köşe yazısı üzerine aldığı notu gösterdi.

Not, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a yönelik ve sitem doluydu. Albay, Ergenekon taifesinin Büyükanıt’tan memnun olmadığını ve hayal kırıklığı yaşadığını anlattı.

Bir başka buluşmada Albay, “Operasyon Ergenekon kitabında Sarıkız’ı deşifre eden bir albayın mektubundan söz ediyorsun ya o albay benim” dedi.

Dondum kaldım. Devam etti: “Darbeler konusunda hükümeti sürekli uyardım. Hilmi Paşa (Özkök) olmasaydı Türkiye bugün çok farklı olurdu.”

Birkaç defa daha ziyaretime geldi. Çok aktifti, kuşkucuydu, Ergenekon süreciyle yakından ilgiliydi. Bir ricada bulundu, ama iki parçalıydı: “Beni Başbakan Erdoğan ve savcı Zekeriya Öz’le görüştürebilir misin?” Ergenekon’la ilgili hem başbakanı hem savcıyı yüz yüze bilgilendirmek istediğini söyledi.

Bunun mümkün olmadığını anlattım: “Başbakanlık Özel Kalem’i veya danışmanlarını arayarak not bırak, ben de ricacı olayım ama ötesinde yapabileceğim bir şey yok. Savcıyla bir defa görüştüm, o da ifade vermeye gittiğimdeydi. Beşiktaş Adliyesi’nde çalışıyorlar, ara, belki görüşür.”

Son konuşma

Ardından uzun süre sessizlik oldu, aramadı, sormadı. Bir gün haberlerde, Albay’ın bazı işadamlarını tehdit ettiği gerekçesiyle gözaltına alındığını okudum. Serbest bırakıldıktan sonra telefonla aradı, Zekeriya Öz’ün cep telefonunu sordu.

“Komutanım savcının bende telefonu yok, daha önce de söyledim” deyip ekledim: “Bu çete işi nerden çıktı?” Albay: “O yazıldığı gibi değil, çok büyük kumpas var, sonra konuşuruz.”

O konuşma, son konuşmamız oldu.

Kamuoyu, onu yakından tanımadı. Şunu söylemeliyim; Albay Belgütay Varımlı, Sarıkız başta olmak üzere Ergenekon’un darbe senaryolarını çökerten birkaç isimden biridir. Çok dikkatliydi. Cinnet geçirdiyse bilemem ama intiharın ne anlama geldiğini bilecek kadar yüksek inanç sahibiydi.

Devre arkadaşı Tevfik Diker’in “Ergenekon’un müdahalesi olabilir” iddiası yabana atılmamalıdır.
Şamil Tayyar star

Devamını BURADAN okuyun...>>>

4.11.09

GENELKURMAYA İHTARLI MESAJ

Genelkurmay’a ihtarlı mesaj

Demokrasiye yönelik kirli senaryoda ıslak imzası olduğu belirtilen Albay Dursun Çiçek’le ilgili soruşturma, ıslak zeminde devam ediyor. Genelkurmay, soruşturmanın önünü açmak yerine engelleyici bir tavır içinde gözüküyor.

Bir Albay, neredeyse rejim sorunu oldu.

ABD Başkanı Bill Clinton’un “Türkiye ile Yunanistan’ın üzerinde 20 koyun yaşayan bir kayalık (Kardak) yüzünden savaşacağını söylediklerinde şaka sanıyordum” sözünü hatırlatırcasına, hükümet ve asker, bir “çiçek” yüzünden karşı karşıya.

O zaman 20 koyun, şimdi bir çiçek...

Eğer devlet yönetenler, sorumluluklarının bilincinde olmazlarsa, eften püften nedenlerle savaşa davetiye çıkarabiliyorlar.

Yöneticilik, sorun üretmek değil, çözüm bulmak yeteneğini ifade eder. Başbakan Erdoğan’ın dün partisinin meclis grup toplantısında açık şekilde Genelkurmay’a gönderdiği mesaj, iyi okunmalıdır: “Yönetici makamında olanların tutuculuk içine girmemesi gerekir. Rahatlıkla gelip yargıya bunları teslim etmelidir. Sağdan, soldan, yandan, hangi yönden bakarsan bak, mesajın adresi Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’dur.

Demek istiyor ki; Albay Dursun Çiçek’i hukuka teslim et.

Başbakan düzeyinde böyle bir çağrının yapılması, Çiçek’in Genelkurmay tarafından korunduğu iddiasını teyit eder niteliktedir.

Başka bir ifadeyle, bu mesaj, ihtarlı mesajdır. Nasıl mahkeme, çağrıya cevap verilmediği zaman polis zoruyla şüpheliyi getirir ya, onun gibi...

“Ya gereğini yap, ya gereğini yaparım” denmiştir.

Unutulmasın, “gereği” yapılırken, sadece şüpheli değil, yardım ve yataklık yapanlar da nasibini alır. Şamil Tayyar star gazete 4,10,2009

Devamını BURADAN okuyun...>>>



Snap Shots

Get Free Shots from Snap.com
 
^

Powered by BloggerAK Medya Haber Yorum Analiz by UsuárioCompulsivo
original Washed Denim by Darren Delaye
Creative Commons License