Tarık Gür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarık Gür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.2.10

ADALET BAKANI AÇIKLAMASI

Sadullah Ergin Basın Toplantısı

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in 'Ergenekon terör örgütü üyeliği'nden tutuklanması ve 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk'in ifadeye çağrılmasının ardından yaşanan gelişmeler, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nu (HSYK) yeniden tartışmaların odağına yerleştirdi.

Daha önce Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıları görevden almaya çalışan HSYK, bu kez Cihaner için devreye girdi. Kurul'un yüksek yargıdan gelen üyeleri, Adalet Bakanı'nın katılmadığı olağanüstü toplantıda oyçokluğuyla hukukçuları ayağa kaldıran bir karar aldı. Yapılan yazılı açıklamaya göre, Erzurum'daki Ergenekon soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Başsavcı Vekili Tarık Gür, savcılar Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal'ın yetkileri alındı. Başsavcı Sinan Kuş'la birlikte adı geçen ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulması kararlaştırıldı. Gün içinde Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulu, Danıştay ve Yargıtay Başsavcılığı HSYK'ya destek veren açıklamalarla gündeme geldi. Başbakan Tayyip Erdoğan da hukukçu kurmaylarıyla bir araya gelip, kararı değerlendirdi. Akşam saatlerinde basının karşısına geçen Adalet Bakanı Sadullah Ergin, yüksek yargı organlarının tavrına sert tepki gösterdi. HSYK'nın Anayasa ve CMK'yı hiçe sayarak, savcıları görevden almasını tam bir hukuksuzluk olarak değerlendiren Ergin, Kurul'un yargısal görevi bulunmadığını, buna rağmen 'açık bir yetki gasbı' yaptığını söyledi.Yargıtay'ın ihsas-ı reyde bulunduğunu, Danıştay'ın yanlışa katkı sağladığını, Yargıtay Başsavcısı'nın ise hiçbir yetkisi olmadığı soruşturmaya müdahale ettiğini kaydeden Ergin, "Yargı sistemini kaosa sürükleyecek bu girişimleri yargı bağımsızlığına büyük bir darbe olarak görüyoruz. Yargılama sürecine yapılan bu müdahaleden sonra bağımsızlık ve tarafsızlık bakımından yargı reformunun acilen hayata geçirilmesi zorunluluğu bir kez daha ortaya çıkmıştır." dedi.


Adalet Bakanı Ergin'in sert açıklaması, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın başkanlığındaki toplantının ardından yapıldı. Erdoğan, yüksek yargının birbiri ardına aldığı kararların ve yaptığı açıklamaların ardından hukukçu kurmaylarıyla bir araya geldi. Toplantıya Başbakan yardımcıları Bülent Arınç ile Cemil Çiçek, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ve AK Parti Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ katıldı. Bakan Ergin, 3 saatlik toplantının ardından Müsteşar Ahmet Kahraman'ı yanına alarak basının karşısına çıktı.

Ergin, Yargıtay ve Danıştay başkanları ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın peş peşe yaptığı açıklamaların ardından "üstlendikleri sorumluluk ve görevleri gereği mevcut gelişmeler karşısında daha fazla sessiz kalınamayacağını'' belirtti. Kamuoyunu bilgilendirmek için açıklama yapma zarureti doğduğunu kaydetti. Ergin'in açıklamaları özetle şöyle:

HSYK, idarî bir kuruldur, yargısal denetim yapamaz

HSYK, yargısal görevleri olmayan idarî bir kuruldur. Hakim veya savcı, hakim veya mahkeme kararlarına karşı kanun yollarına başvurma hakkı cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya katılana aittir. Bunlardan herhangi birinin müracaatı olmaksızın, süreçte yargısal denetimi yapmakla görevli mercilerin bile bu denetimi yapması mümkün değil iken idarî bir kurul olan HSYK'nın bu denetimi yapmaya kalkışması çok açık bir yetki gasbıdır. Anayasa ve yasalara tamamen aykırı bir hukuksuzluktur.

Bağımsız yargının işleyişine engel olundu

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında yapılan arama, gözaltına alma ve tutuklama kararları üzerine yasada bu konuda hiçbir yetkisi ve görevi olmayan HSYK, aldığı kararla yürütülmekte olan soruşturmaya müdahale etmiş, doğrudan taraf olmuş, yetkisini aşmış, bağımsız yargının işleyişine engel olmuş, soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi ve sonuçlandırılmasını tehlikeye sokmuştur.

Savcı ve hâkimlere gözdağı

Bu ve benzeri girişimleri Adalet Bakanlığı olarak yargı bağımsızlığına büyük bir darbe olarak görüyoruz. Yargının bağımsız ve tarafsız şekilde görevini yapması engellenmiş, bu sürece dahil olanlar görevlerinden alınmak suretiyle diğer görevlilere açıkça gözdağı verilmiştir.

Anayasa'nın 138. maddesi ihlal edildi

HSYK tarafından alınan karar ve yapılan açıklamalarla Anayasa'nın 138. maddesindeki "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.'' hükmü ihlal edilmiştir.

Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcılıkları ve tedbir kararlarını veren mahkemeler yüksek mahkemelerin ve HSYK'nın ağır baskısı altına alınmıştır. Bu şartlar altında bağımsız ve tarafsız bir yargılama yapmak son derece zorlaşmıştır.

Şemdinli kararı AB raporlarına girdi

HSYK'nın Şemdinli olaylarına ilişkin soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı hakkında verdiği meslekten çıkarma kararı, Avrupa Birliği'nin Türkiye hakkında düzenlediği ilerleme raporlarında "yargıya ağır baskı'' olarak nitelendirilmiştir. Yine Avrupa Birliği adına düzenlenen 'Türk Yargısının İşleyişine İlişkin İstişari Ziyaret' raporlarının sonuncusunda yargıya yönelik 'iç tehdit' olarak değerlendirildi.

Gerçekten tarih de bu kararı bu boyutuyla ayrı değerlendirecektir. Van savcısı ile ilgili karar nasıl bugün Türkiye'nin önüne getiriliyorsa, bu karar da hukuk ihlali olarak, yargı bağımsızlığının ihlali olarak çokça önümüze çıkacak konulardan birisi haline gelmiştir. Yaz dönemi kararnamesinde de belli girişimler olmuştu; o zaman da devam etmekte olan soruşturmaların hakim ve savcılarını hizaya getirmek için girişilecek bu tür girişimlerin Türk yargısına yapılacak en büyük haksızlık ve müdahale olacağını ifade etmiştik.

Yargı sistemi kaosa sürükleniyor

HSYK, soruşturmanın tamamlanmasını beklemeksizin ve varsa hukuk ihlallerini araştırma gereği duymaksızın ve hangi somut verilere ve dosyalara dayanarak böyle bir karar aldığını da açıklamaksızın yetki gaspı yapmak suretiyle sürece çok vahim bir müdahalede bulunmuş, yargı sistemini kaosa sürükleyecek bir tutum takınmıştır. Yetkileri değiştirilen cumhuriyet savcılarının hakim tarafından verilen kararları yerine getirdikleri göz ardı edilmiştir. Savcıların yaptıkları, işlemlerin yetki ve görevleri kapsamında kaldığı mahkeme tarafından da kabul görmüştür. Bu durumda cumhuriyet savcılarına atfedilen suçun ne olduğu ve bunu ne şekilde işlediklerinin de yine kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir.

Başsavcılığın hiçbir yetkisi yok

Bu bağlamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan basın açıklamasında 'Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Habur, Erzincan ve Erzurum adli yargı çevrelerinde yargıyı yıpratan, yargıya olan güveni sarsan adli tahkikatlar incelemeye alınmıştır...' şeklinde değerlendirmelere yer verilerek, bu konuya ilişkin hiçbir yetkisi ve görevi olmadığı halde doğrudan bu makamca da HSYK gibi soruşturmaya müdahale etme girişiminde bulunulmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ve HSYK'nın açıklamaları ve bu konuda aldığı kararlar TCK'nın 288. maddesindeki 'Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hakim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi .... cezalandırılır' hükmü uyarınca adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs girişimidir.

Yargıtay ihsas-ı reyde bulundu

Hiçbir yargısal görevi bulunmayan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu'nun bu konuyu görüşmek üzere toplanarak, HSYK'nın yaptığının doğru olduğuna dair karar alması da yasal dayanaktan yoksundur, ihsas-ı rey niteliğindedir, yargılama faaliyetine müdahale anlamını taşımaktadır. Danıştay Başkanı'nın görev alanıyla ilgili olmayan bu konuyla ilgili yaptığı açıklama da bu yanlışlara katkı vermek anlamına gelmektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın devam eden yargısal bir faaliyetten dolayı siyaset kurumunu sorumlu tutmak anlamına gelen açıklamasının da kabul edilmesi mümkün değildir.
aktifhaber.com 18,02,2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

HUKUK KAZANACAK

Bu sefer hukuk kazanacak!

Bu seferki Şemdinli davası ve Ferhat Sarıkaya olayı değil. Endişeye mahal yok.
Peşinen yargıya müdahale edenler mağlup. Hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadıkları olaya dair hüküm tesis etmek, HSYK'nın meşruiyetini kaybettirir. HSYK geçmişte olduğu gibi yargıya alenen müdahale ediyor. Anayasa'nın 138. maddesini çiğniyor. Doğrudan görülmekte olan bir davaya ağır bir hukuk dışı müdahale söz konusu. Karmaşık bir hukuk davasını tartışmıyoruz. Terör örgütü üyeliği, vatandaşa iftira gibi çok ağır suçlarla suçlanan bir başsavcı, bir başka başsavcının aylardır yürüttüğü soruşturma sonucunda tutuklanıyor. Bir tek kişinin tasarrufu değil bu. Savcı suçluyor, delilleri sıralıyor ve mahkeme tutukluyor. HSYK ise, deliller hakkında fikir sahibi olmadan bu tutuklamayı yapan savcılara görevden el çektiriyor. Eğer hukuk arıyorsanız, meşruiyet arıyorsanız bir mantık aramanız gerekir. HSYK kararının bir mantığı var mı? Görülmekte olan bir davada, yargıç teminatını ve bağımsızlığını çiğneyerek hüküm tesis etmenin, meşru bir mantığı olabilir mi? Sonuçta kim kazanır? İşini yapan savcılar, yargıçlar mı? Baştan beri bir davada taraf olduğu tartışılan HSYK mı?Yargı erkinin geçtiği bir sınav bu. HSYK'ya rağmen yargı bu sınavdan yüzünün akıyla çıkacak. Çünkü hukuku uygulayan yargıya kimse telkinde bulunamadı? Kararlarını etkileyemedi. Anayasa'nın 138. maddesi: "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz" diyordu. "Emir ve talimat" verilmedi mi? "Tavsiye ve telkinde" bulunulmadı mı? Hepsi son üç yılda sistematik olarak ve göstere göstere yapılmadı mı? İşini yapan savcılar ve yargıçlar bize dönüp dedi ki "Biz kimseden emir ve talimat almayız; kimsenin telkinine bakmayız, tavsiyesine uymayız; hukuk ne diyorsa onu uygularız." Semboller üzerinden düşünmeye alışık olduğumuza göre, bir savcıyı tutuklayan ve cezaevine gönderen; generalleri çağırıp sorgulayan yargının bize verdiği mesajın üzerinde dikkatle durmalıyız. Hiçbir telkine boyun eğmeyen yargı, kendisi bize, hepimize bir telkinde bulunuyor. Çok basit, çok sağlam bir telkin. Bize hukuka güvenmemizi telkin ediyor. Hiçbir güce boyun eğmeyen bir yargının bizim hak ve hukukumuzu kararlı ve cesur biçimde koruduğunu söylüyor. Bizim hukukumuza kefil olduğunu gösteriyor.

Bu devletin güvenliğini sağlamakla görevli birimler kafa kafaya vermiş, sahte deliller uydurarak vatandaşına tuzak kurabilirler. Halkın huzurunu korumakla görevli Millî İstihbarat Teşkilatı elemanları, Jandarma'nın üst düzey kadrosu; halk adına halkın hukukunu tecavüzlerden korumakla görevli savcı ve bütün bunların üzerinde koskoca ordunun başındaki orgeneral bir ilde elbirliği ile suçsuz insanlara komplolar hazırlayabilir. Sahip oldukları bütün yetkileri, bütün imkânları ve imtiyazları bu komploları tezgâhlamak için kullanabilir. Karanlık kişilere güvenceler verip yalancı şahitliğe ikna edebilir. Evet bunların hepsini yapabilir. Bunların hepsi yapılabilir. Yapıldı mı? Bilmiyoruz. Yargı soruşturuyor. Yapılırsa ne olur?

Erzincan soruşturmasını yürüten savcı bize, bu kadar derin ve güçlü bir komplo karşısında kalsak bile endişeye kapılmamamızı, hukuka güvenmemizi telkin etti. Ve bu telkinin gereğini yerine getirdi. MİT elemanlarını, Jandarma komutanını ve subaylarını derdest edip tutukladı. Kendi meslektaşını saatlerce sorguladı ve mahkemeye tutuklanmak üzere sevk etti ve tutuklandı. Bu savcı, gücünü hukuktan alıyordu.

Peki HSYK ne yaptı? Yargıç teminatını sağlamak yerine, engel oldu. Peki meşruiyet kimden yana? Hukukun sağladığı meşruiyet kime güç veriyor? HSYK toplanan delilleri nereye saklayacak? HSYK gücünü nereden aldı?

Merak etmeyin. Bu sefer hukuk kazanacak. Çünkü son üç senede görüldü ki bu ülkede savcılar ve hâkimler var. O zaman hukuk da var. Teraziye ağırlığı koyduğunuz zaman önce bir sallanır, sonra dengeyi bulur. O kadar delili saklayacak bir çuval HSYK'da var mı?

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE
m.turkone@zaman.com.tr 18,02,2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

DARBECİLERİ YARGILAYAMAZSINIZ

Böyle bir ülkede darbecileri yargılayamazsınız!

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in tutuklanması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’yı harekete geçirdi.

İnceleme başlatmış, öğrendiğimize göre...

Nesini inceleyecek?

Herhalde, yargının siyasi güçlerin etkisi altında olup olmadığını...

Deniz Baykal, 367 kararı arefesinde, “Anayasa Mahkemesi bu kararı onaylanmazsa, ülkede çatışma çıkar” dediğinde projektörlerini bu beyanatın sahibine çevirdi mi, bilmiyorum.

Hatırlamıyorum da...

Bir şey daha yaptı Baykal:

İktidar Partisi hakkındaki kapatma davası Anayasa Mahkemesi’nde görüşülürken, hararetle “gereğinin yapılmasını” savundu. Bir anlamda, yargıçları baskı altına aldı... Geldiğimiz nokta ve iktidar partisinin içinde bulunduğu ruh haleti, Baykal gibi düşünenlere göre “kapatmayı” gerektiriyordu çünkü.

Baykal herhangi bir kişi değil, en az iktidar partisi kadar sorumluluğu bulunan ana muhalefet partisinin lideri.

Liderliğini yaptığı parti, bir Alman vakfından para almıştı.

Daha doğrusu, para aldığı iddia edilmiş, ortaya bazı belgeler sürülmüştü.

Konu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına intikal etti.

Başsavcı “derhal inceleme” başlattı.

Derhal incelemenin üzerinden 450 gün geçti.

Netice yok...Dün sabah yapılan açıklamadan öğreniyoruz ki, CHP konusunda bir neticeye varamayan değerli Yalçınkaya, ‘’Yargının siyasi güçlerin etkisi altında bulunup bulunmadığı, bireyi kamu gücünden koruyan hukuk kurallarının uygulanıp uygulanmadığı” konularında, “Habur, Erzincan ve Erzurum adli yargı çevrelerinde yargıyı yıpratan, yargıya olan güveni sarsan adli tahkikatlar” örneğinden hareketle inceleme başlatmış...

Kendisini kutluyoruz...

Hemen belirteyim: Tırnak içindeki ifadeler bana ait değil...

Erzincan ve Erzurum’da olup bitenler,

Başsavcılıkça “Erzincan ve Erzurum adli yargı çevrelerinde yargıyı yıpratan, yargıya olan güveni sarsan adli tahkikatlar” olarak değerlendiriliyor.
Habur için de geçerli bu...

Bir şeyi nasıl tanımlıyorsanız, varacağınız sonuç odur.

Henüz incelemeye aldığınız bir konuda, “yargıyı yıpratan, yargıya olan güveni sarsan adli tahkikatlar” hüküm cümlesini yapıştırıyorsanız, hangi durağa varacağınızı yola koyulmadan önce kararlaştırmışsınız demektir.

Başsavcı “inceleme yapmayı” seviyor.

İddianame yazmaktan da hoşlanıyor.

İktidar partisi hakkında dava açmadan önce, bol bol “google çıktısı” incelemiş, hedefe aldığı parti aleyhinde söylenmiş ne kadar söz varsa, bulup buluşturup iddianamesine tıkıştırmıştı.

Laikliği koruma cehdiyle böyle yapmıştı.

Laiklik, çünkü, bir “Cumhuriyet kazanımı”ydı, feda edilemezdi.

İyi yapmıştı da, neden aynı cehdi “demokrasi” konusunda göstermiyordu?

Demokrasi de bir Cumhuriyet kazanımı değil miydi?

Bakıyoruz, “Laikliğe bir şey olsa da, şöyle oturup ağız tadıyla bir iddianame yazsam” diye apartta bekleyen kıymetli Başsavcı “demokrasiye yönelik tehditleri” hiç görmüyor.

Darbe, cunta, çete gibi şeylerle hiç ilgilenmiyor.

Darbe cuntalarıyla içli dışlı olan partileri (ve yöneticilerini) “incelemeye değer” bulmuyor...

Erzincan ve Erzurum’da olup bitenleri görüyor da, burada olup bitenlere zemin hazırlayan olaylara bakma gereği duymuyor.

Başsavcı incelemesini yapadursun, HSYK olağanüstü toplanarak, özel yetkili savcı Osman Şanal’ın yetkilerini elinden aldı. Yani, Ergenekon soruşturmasını “fiilen” durdurdu.

Bir Sacit Kayasu ve Ferhat Sarıkaya vardı...

Bir de Osman Şanal oldu...

Bu karar da gösteriyor ki, Türkiye’de darbeler soruşturulamaz, demokrasiye karşı işlenmiş cürümler yargılanamaz...


AHMET KEKEÇ STAR 18,02,2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

SARIKAYA İÇİN SUSMUŞTUNUZ...

Van Savcısı Ferhat Sarıkaya için susmuştunuz...

Doğrusu... Öğleden sonra, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) açıklaması ertesinde, meslekten men edilen Van Savcısı Ferhat Sarıkaya’yı anımsamış bir şekilde, büyük bir soğukkanlılıkla haber izlemeyi kestim.

Çünkü “statükonun yargısı, değişimin yargısı” formülünü kullanarak her şeyi açıkça görmek mümkündü...

Ya da...

“Tek parti zihniyetinin yargısı, demokrasinin yargısı” ayrımı da yapılabilirdi.

***

Gündemim tam göbeğinde Erzincan’da Başsavcı İlhan Cihaner’in tutuklanması vardı...

Baktım bu gelişme Ankara’daki yargıyı ve yüksek yargıyı çok huzursuz etti...

Önce, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Erzincan Cumhuriyet Başavcısı İlhan Cihaner’in tutuklanmasıyla sonuçlanan soruşturmayı mercek altına aldı.

Ardından...

HSYK da olağanüstü toplandı. Toplantıya Adalet Bakanı Sadullah Ergin katılmadı.

Yaklaşık dört saat süren toplantı sonrasında alınan kararlara ilişkin yazılı bir açıklama yapıldı. Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK üyesi Ahmet Kahraman ise yazılı açıklama yapılmadan önce toplantıdan ayrıldı. HSYK, haklarında hiç bir soruşturma yapılmamış olan Erzurum özel yetkili Cumhuriyet Başsavcıvekili Tarık Gür, Cumhuriyet Savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal’ın, CMK 250. maddesi kapsamındaki yetkilerinin kaldırılmasına karar verdi.

HSYK, Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Başsavcıvekili Tarık Gür, Cumhuriyet Savcıları Karakullukçu, Yazıcı ve Şanal ile diğer ilgililer hakkında yasal gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasını da kararlaştırdı.

HSYK, kararı oy çokluğuyla aldı.

Ve bu karar neticesinde dört savcı artık Erzurum’da yürütülen Ergenekon soruşturmasında görev alamayacak.

Görüldüğü gibi ayrışmaların ekseninde hep “Ergenekon” var...

Olayları güncelin kelepçesinden kurtararak, daha geniş ve sağlıklı bir çerçeve açısından görebilmek için siz bunu “yeni devlet-eski devlet” diye de okuyabilirsiniz...

***

Demokratik ülkelerde eşi menendi olmayan “askeri yargı” konusunda ağzını açmayan...

28 Şubat darbe döneminde Genelkurmay’a brifing almaya gitmekte beis görmeyen...

27 Nisan Muhtırası’nı da tavana bakarak geçiştiren zevat...

Konu Ergenekon olunca sinir ucuna dokunulmuşçasına anında ayağa kalkıyor...

Demek ki gelişmeleri, “hukuksal çerçevede” değil, alınan kararların “kimin hukukuna” uygun olarak alınmakta olduğunu tartarak değerlendirmekte isabet var... “Saray”ın hukuku mu, “tebaa”nın hukuku mu?

***

Ankara’da yargı huzursuzlanınca benim aklıma otomatik olarak “meslekten men edilen” Van Savcısı Ferhat Sarıkaya gelir...

İddianame yazdığı için mesleğinden men edilen Ferhat Sarıkaya için kimsenin sesi çıkmamıştı... Neden acaba?

***

Nedenini daha sonra öğrendik...

Anayasal bir suç işleyerek Parlamento iradesine ket vuran eski Genelkurmay Başkanı, e-muhtırayı bizzat yazdığını açıklamakla kalmamış, Van Savcısı’nı da işten attırdığını itiraf etmişti...

Söz konusu “askeriye” olunca Ankara sus pus...

Yok, eğer Saray’a yönelik bir hukuksal denetim söz konusuysa Ankara diken üzerinde...

Van Savcısı’na yapılan askeri eyleme ses çıkarmayanlar, Erzurum’daki gelişmelere şahin kesiliyor ise bunda bir çifte standart, bir gariplik, hukuk dışı bir algı aramak çok mu yersiz?

***

Statüko-değişim kavgası günü birlik bir süreç değil...

Günlük gelişmeleri izlerken, bunun tarihsel bir sürecin parçası olduğunu asla unutmamak gerek...

Ne oluyor?

“Ergenekon” üzerinden “yeni devlet-eski devlet” kavgası yaşanıyor...

Bundan sonra ne olur?

Günlük gelişmeler ne olursa olsun, hiç şüpheniz olmasın zamanın ruhu, tarihin temposu kendi mecrasında akar gider...

Uluslararası konjonktür, yeni devlet iradesi, bu değişimin var gücüyle arkasında...

Tek parti hukuku buna ne kadar direnebilir ki?
MEHMET ALTAN STAR 18,02,2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

HSYK DAN 90'A GOL

Doksandan golü çaktı

Ergenekon süreci, 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye baskınıyla başladı. HSYK, 2 Temmuz 2007 günü İlhan Cihaner’i Erzincan’a başsavcı olarak atadı.

Ergenekon’da tutuklamaların başladığı günlerde, 2007 yılı Kasım ayında İsmailağa cemaati soruşturması için düğmeye basıldı. Soruşturmanın fitili, bir kadının “Cemaat üyesi kocam beni dövüyor” şikayetiyle yakıldı.

Aile içi şiddet soruşturması, bir anda tüm Türkiye’yi kapsayacak şekilde bazı cemaatlere yönelik terör örgütü soruşturmasına dönüştürüldü.

Ergenekon’da Veli Küçük ve arkadaşları tutuklandı, Erzincan’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Yeni Şafak Gazetesi Patronu Ahmet Albayrak dahil 16 ilde 235 kişi takibe alındı. 23 Şubat 2009 günü 29 kişi gözaltına alındı, 9’u tutuklandı.

Yaygın iddia şuydu: Silivri’nin rövanşı Erzincan’da alınacak, tüm Türkiye’yi tarayan karşı bir dava yolu açılacaktı.

Erzurum özel yetkili cumhuriyet savcısı Osman Şanal, 10 Mart 2009 günü Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği yazıda, bir ihbar üzerine ayrı bir soruşturma başlattıklarını ve ellerindeki dosyanın kendi görev alanında olduğunu bildirdi. Adalet Bakanlığı ise 16 Mart 2009’da Başsavcı İlhan Cihaner hakkında soruşturma açtı.

Erzincan planı bozuldu.

27 Ekim 2009’da Erzincan Çatalarmut Barajı’nda 14 adet el bombası ve mühimmat bulundu. Gizli tanık ifadeleri ve diğer belgeler soruşturmaya yeni bir boyut kazandırınca, hadise büyüdü ve Ergenekon’a bulaştı.
Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla tartışma gündemine gelen Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda tecrübe sahibi olan Orgeneral Saldıray Berk de “şüpheli” sıfatıyla soruşturma dosyasında yer aldı. Başsavcı İlhan Cihaner’in tutuklanması ve 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk’in şüpheli sıfatıyla ifadesine başvurulmak istenmesi yargı ve askeri harekete geçirdi. “Kelle” vermek istemediler.

HSYK, olağünüstü toplantıda, hukuk dışına çıkarak yürüyen bir soruşturmaya bodoslama daldı. Üstelik 5 de kelle aldı.

Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman, oylamaya katılarak hukuksuzluğu meşrulaştırdı.
Geçen yıl temmuz ayındaki HSYK toplantısında Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı ve davaya bakan hakimlerle ilgili görevden alma taleplerini “toplantıya katılmayarak” bloke eden irade, bu kez ortalıkta yoktu.

HSYK, futbol tabiriyle, öyle karamboldan falan değil, göstere göstere doksandan golü lamba gibi çaktı. Artık geçmiş olsun. Erzincan’daki Ergenekon soruşturması iğdiş oldu. Bu bir yeni Ferhat Sarıkaya hadisesidir.

Daha vahimi, Ergenekon davası ve soruşturması, daha güçlü şekilde baskı altına alınmıştır. Bakalım orada ne gibi sürprizlerle karşılaşacağız.

Hükümete de lafım şudur; siz biraz daha oyalanın, parmak hesabı yapın, yargı reformunu unutun.

Haberiniz olsun, atı alan Üsküdar’ı geçiyor.
ŞAMİL TAYYAR STAR 18,02,2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

ADALET PAŞAYA KURBAN

Adalet Yine Bir Paşaya Feda Edildi!

Ülkemizde epeydir hukuk katliamları yaşanıyor. Türlü hokkabazlıklarla hukuk-adalet ayaklar altına alınıyor. İşini yapan hakim savcılar baskı altına alınıyor, yıldırılıyor. Bırakın hukuk bilenleri, ortalama bir insan vicdanını sızlatacak kararlara imza atıyor HSYK ve üst yargı organları. Danıştay’ın katsayı ile ilgili adaletsiz ve hukuksuz kararını kamuoyu daha hazmedememişken, üst yargıçlar yeni bir hukuk cinayetine daha imza attılar. Yürüyen bir davaya müdahale ettiler ve davanın savcılarını görevden aldılar. Hukukun en temel ilkerini çiğneyerek, yürüyen bir davaya hariçten sipariş savcılar atamaya hazırlanıyorlar.


Erzurum’daki başsavcı ve savcılar ne yaptı da HSYK kılıcı ile kelleleri alındı,yetkileri iptal edildi?Başsavcı Erzincan’da masum insanlara tuzak kuran bir yapıya suçüstü yaptı. Deliller sağlam olduğu için mahkemede derin senaryonun bazı figüranlarına ve senaristlerine tutuklama kararı verdi. Senaryoda rol verilen figüranlar konuştular, silahlar yakalandı, senaryo deşifre oldu. Soruşturma derinleşiyor, halka o bölgedeki bir paşa için daralıyordu. Erzurum ağır ceza mahkemesi senaryonun içindeki tutuklanan Erzincan savcısı için yapılan itirazı reddetti.


Devletin sinirlerine çöreklenmiş, kendini millete rağmen ülkenin sahibi gören derin yapı, Erzincan’da başlatacakları yangın üzerinden ülkeyi karıştırmayı ve teslim almayı hedefliyorlardı. Yangın İsmailağa cemaati odaklı çıkarılacak, irtica silahlı hale getirilecek, yeni bir irtica kasırgası ile ülke gündemi işgal edilecekti. Arkasından olay başkalarına sıçratılacak ve silaha, şiddete bulaşmamış bir cemaat komplolarla “silahlı örgüt” haline getirilerek ülke çapında bir operasyona maruz kalacaktı.


Erzincan böyle bir senaryo için özellikle seçilmişti. Zira burada kullanılmaya müsait kadrolar vardı. Güçlü bir paşa da bu yapıyı himaye etme misyonunu yüklenmişti. Derin odaklar Erzincan odaklı bir yangın başlatacak, sonra bu yangını bütün ülkeye yayacaklardı. Arkasından hükümet başta olmak üzere derin yapının önünde engel olan kesimler bertaraf edilecek, kulvar dışına itilecekti. Ama cesur hukuk adamları tehditlere, şantajlara, askeri konvoyların yürütülmesine rağmen yılmadılar; senaryonun piyonları birer birer içeriye alındı, bu senaryoya destek veren savcı sorgulandı, sıra muvazzaf bir paşaya gelmişti ki birileri devreye girdi. HSYK’nın aymazlığı, hükmetin ve adalet bakanlığının tırsaklığı nedeniyle davanın savcıları Erzincan'dan Erzurum'a yürüyen askeri araçların paletlerinin altına atıldı.


Memleket bir hukuk faciasına daha şahit oldu, şamdinli savcısı Ferhat Sarıkaya’dan sonra yeni savcılar militer zihniyetin baskılarına, hükümetin korkularına feda edildi. Kamuoyunun vicadanını eze eze bir hukuk katliamına daha imza atıldı. Dün Cemil Çiçek’in yaptığını bu gün Sadullah Ergin yaptı.


HSYK’nın teşebbüsüyle, hükümetin gözyummasıyla hukuk tankların altına atıldı; görevini yapan hukuk adamları, savcılar yine bir paşaya feda edildi.
Yusuf GEZGİN 18,02,2010

Devamını BURADAN okuyun...>>>

17.2.10

HSYK KARARININ PERDE ARKASI

HSYK Kimi Kurtardı ?


Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in tutuklanması ve hapse atılması süreci sonrası başlayan olağan üstü hareketlenmeler ve HSYK'nın kararının perde arkası..
HSYK kimi kurtardı?

HSYK; Özel Yetkili Başsavcı, Başsavcı vekili ve diğer savcıların tamamını görevden aldı.

Bu kararla iki önemli dosyayı takip eden Erzurum Özel Yetkili Mahkemesi'nin hiç bir savcısı kalmadı.

İki önemli dosyadan biri malum Erzincan Başsavcısı ile ilgili dosya, diğeri 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk ile ilgili dosya.

Bu kadar kritik kararları takip eden bir ekibin tamamının görevden alınması ile HSYK Savcı ve Hakim bağımsızlığını tamamen yok etmiştir.



HSYK, Özel Yetkili Mahkeme'de kimse kalmadığından yerlerine kendi istek ve talepleri doğrultusunda yeni savcılar tayin edecek. HSYK bu kararıyla, bir kez daha hukuka mutlak müdahalesini tekrar gösterdi. Bu olay uzun süredir hukuka müdahale diye bas bas bağıran Baro, YARSAV, ve bazı yargı üyelerinin, yargı bağımsızlığından ne anladıklarını tam olarak ortaya koymaktadır.

HSYK bu kararıyla aslında Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’i kurtarmadı zira Cihaner şu an hapiste ve dosya artık mahkemede.

HSYK bu kararıyla 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk’i kurtardı.

Saldıray Berk’in bu sabah Ankara’ya gelişiyle Etimesgut askeri tesislerinde başlayan hareketlenme, ardından HSYK’nın olağanüstü toplantı kararı ve bilinen karar.

Dolayısıyla bu karar İlhan Cihaner’i değil Saldıray Berk’i kurtarmaya yönelik bir operasyondur.

Yaklaşık bir hafta sonra Erzurum Özel Yetkili Savcılığına ifade vermek için çağrı yapılan Org. Saldıray Berk’i kurtarma operasyonudur.

HSYK’nın Paşa kurtarma operasyonunun bahanesi de hazır ‘savcı yetkisini aştı’.

Bütün hukukçuların ittifakla karşı çıktığı hukuksuzluğu işleten HSYK, ‘ yetki aşımı’ açıklaması tamamen hukuksuzluğu uydurduğu kılıftır.

Asıl hedef ‘Er- Berk’i kurtarmak

Devamını BURADAN okuyun...>>>

2. FERHAT SARIKAYA VAKASI

HSYK dan tartışılacak karar

HSYK Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal'ın CMK 250. madde kapsamındaki yetkilerini kaldırdı...

Kararda:

1- "CMK'nın 250/3. maddesindeki Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal "amir hükmün" ihlal edilerek görev ve yetki aşımında bulunulmuştur."

2- Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekili Tarık Gür, Cumhuriyet Savcıları Rasim Karakullukçu ve Mehmet Yazıcı'nın da yetkileri kaldırıldı.

3- Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Cumhuriyet Başsavcı Vekili Tarık Gür, Cumhuriyet Savcıları Rasim Karakullukçu ve Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi.Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in gözaltına alınması üzerine bu sabah olağanüstü toplanan HSYK'dan, yaklaşık 4 saat süren toplantının ardından, alınan kararlara ilişkin yazılı bir açıklama yapıldı.

Toplantıya, Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK üyesi Ahmet Kahraman da katıldı. Kahraman, toplantıdan, yazılı açıklama yapılmadan önce ayrıldı.

HSYK açıklamasında, dün Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığında yapılan uygulamaların, HSYK'nın gündemine oy birliğiyle alınarak, incelenmesine karar verildiği anımsatıldı.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 250/3. maddesindeki amir hükmün ihlal edilerek, görev ve yetki aşımında bulunulduğunu tespit eden HSYK, Erzurum Özel yetkili Cumhuriyet Başsavcıvekili Tarık Gür, Cumhuriyet savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal'ın, CMK 250. maddesi kapsamındaki yetkilerinin kaldırılmasına karar verdi.

HSYK, Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Başsavcıvekili Tarık Gür, Cumhuriyet savcıları Karakullukçu, Yazıcı ve Şanal ile diğer ilgililer hakkında yasal gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasını da kararlaştırdı.

HSYK, kararı oy çokluğuyla aldı.

Bu arada yetkileri ellerinden alınan savcılar Adliye binasından ayrıldılar...
aktifhaber.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>



Snap Shots

Get Free Shots from Snap.com
 
^

Powered by BloggerAK Medya Haber Yorum Analiz by UsuárioCompulsivo
original Washed Denim by Darren Delaye
Creative Commons License