27.7.09

ERTOSUN'UN GİZLİ BULUŞMASI

Ertosun'un gizemli buluşması


HSYK üyesi Ertosun'un gizli buluşmaları ortaya çıkmaya devam ediyor.

Korsan kararname ile HSYK’da krize sebep olan kurul üyesi Ali Suat Ertosun'un, faili meçhul cinayetlerden tutuklu Albay Temizöz'ün komutanı Tuğgeneral Ali Aydın ile Kayseri’deki bir bağ evinde buluştuğu ortaya çıktı...
Faili meçhul cinayetleri soruşturan savcı ve hakimlerin görevden alınmasını isteyen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi Ali Suat Ertosun'un aynı soruşturma kapsamında tutuklanan Albay Cemal Temizöz'ün komutanı tarafından Kayseri'de 2 gün ağırlandığı ortaya çıktı. Ertosun'un Kayseri Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Aydın'ın Tavas'taki bağ evinde 2 gün süren gizemli toplantılar yaptığı öne sürüldü.GÖRÜŞME TRAFİĞİ HIZ KAZANDI

Hakkında 9 kez ağırlaştırılmış hapis cezası istenen Temizöz'ün komutanı Ali Aydın ile Ertosun'un yakın ilişkisinin 19 Aralık 2000’de gerçekleştirilen Hayata Dönüş Operasyonları ile başladığı öne sürüldü.

Ertosun, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü yaptığı dönemde gerçekleştirimen Hayata Dönüş Operasyonu'nu o tarihte Jandarma Genel Komutanlığı Asayiş Daire Başkanı Kurmay Albay Ali Aydın birlikte yürüttü. Ertosun'un, Aydın'la görüşme trafiğinin son dönemde hız kazandığı belirtildi. Aydın'ın Kayseri'nin Talas semtindeki bağ evinde 6-7 Mart tarihlerinde iki gün boyunca HSYK üyesi Ali Suat Ertosun'u ağırladığı iddia edildi.

2 HAFTA SONRA TUTUKLANDI

Ertosun'un Aydın'la görüşmeleri sürerken faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma ilginç bir boyut kazandı. 6-7 Mart 2009’da gerçekleştirilen gizemli toplantıdan yaklaşık 2 hafta sonra Aydın emrindeki Albay Temizöz, 23 Mart’ta Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında tutuklandı.

SAVCI HUKUKSUZLUĞA DİRENDİ

Ancak, Temizöz'ün gözaltına alınarak Diyarbakır Başsavcılığı'na gönderilme talebine bağlı bulunduğu komutanlık uzun süre direndi. Önce Temizöz'ün gönderilmemesi için "uçak bulunamadı" gibi gerekçeler öne sürüldü. Konu kriz boyutuna ulaşınca soruşturmayı yürüten Diyarbakır Başsavcısı Durdu Kavak, Ankara'ya çağrıldı.

Kavak geri adım atmayınca, bağlı bulunduğu komutanlık Temizöz'ü göndermek durumunda kaldı. Başta Ergenekon'la ilgili hakim ve savcıların görev yerlerinin değiştirilmesini içeren Ertosun'un korsan kararnamesinde, Temizöz'ü cezaevine götüren süreçte görev alan hakim ve savcıların da bulunması kafaları karıştırdı.

KORSAN KARARNAMEDEKi 2 iSiM

Ergenekon sanığı Engin Aydın ile görüntülendiği ortaya çıkan HSYK üyesi Ertosun'un hazırladığı korsan kararnamede Diyarbakır'da görev yapan 2 isim dikkat çekiyor. Diyarbakır Başsavcısı Durdu Kavak ve Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Dündar Örsdemir'in görev yerlerinin değiştirilmesi isteniyor. Hakim Örsdemir faili meçhul dosyalara bakarken, Diyarbakır Başsavcısı Kavak ise faili meçhul dosyalar ile PKK'nın şehir yapılanması olan KCK'ya yönelik düzenlediği başarılı operasyonlarla biliniyor.

YÜZBAŞIDAN ASKER KURŞUNU iTiRAFI

Hayata Dönüş Operasyonu 19 Aralık 2000’de gerekleştirildi. Operasyonlarda 2'si asker 30'u tutuklu 32 kişi yaşamını yitirdi. Mahkûmların açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdiği iddia edilen Uzman Çavuş Nurettin Kurt'un, asker kurşunuyla öldürüldüğü ortaya çıktı. Skandal Adli Tıp raporlarıyla ortaya çıkarılırken, bu iddiayı doğrulayan bir gelişme 2007’de yaşandı. Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davada operasyonda görev alan Jandarma Yüzbaşı Uğur Pamukçu şok itirafta bulundu. Pamukçu, verdiği ifadesinde Uzman Çavuş Kurt'un askerler tarafından açılan ateş sonucu yaşamını yitirdiğini itiraf etti.

ERTOSUN, GÜLALTAY’LA GÖRÜŞTÜRMÜŞ!

Eski Başsavcı Reşat Petek, hazırladığı korsan kararname ile hakim savcı atamalarında krize neden olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi Ali Suat Ertosun'la ilgili çarpıcı bir iddada bulundu. Petek, Gazeteci Can Dündar'a Sabancı'nın katili Mustafa Duyar'la görüşme izni vermeyen Ertosun'un Gazeteci Uğur Dündar'a o dönem Yozgat Cezaevi'nde yatmakta olan Akın Birdal suikastinin azmettiricisi Semih Tufan Gülaltay'la görüşmesine izin verdiğini açıkladı.


Kaynak: Bugün

Devamını BURADAN okuyun...>>>

25.7.09

JİTEMCİLER İNTERNETTE LİSTELENDİ

JİTEM'cilerin Listesi İnternette!

Eski PKK'lı ve JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan, 1990-2000 yılları arasında JİTEM'de çalışanların isimlerini internette yayınladı. Listede Veli Küçük, Arif Doğan....

Eski PKK'lı ve JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan, 1990-2000 yılları arasında JİTEM'de çalışanların isimlerini internette yayınladı. Listede Veli Küçük, Arif Doğan, Ahmet Cem Ersever, Aytekin Özen, Nurettin Ata, Abdulkerim Kırcı gibi tanıdık isimler yer alıyor.

Terör örgütü PKK'dan ayrıldıktan sonra itirafçı olup JİTEM adına çalışan Abdülkadir Aygan, Güneydoğu'da faili meçhul cinayetlerin işlendiği 1990-2000 yılları arasında bu birimde görev yapan personeli internet sitesinde deşifre etti. İsveç'te yaşayan Aygan, 'nasname.com' isimli sitede yaptığı açıklamada, Ergenekon soruşturmasını sürdüren savcı ve hakimlere yönelik baskıları JİTEM'le ilişkilendirdi. Aygan, 'Hükümete ve savcılara son çağrımdır' diye başlayan yazısında, Ergenekon soruşturması kapsamında her türlü bilgi ve belgeyle birlikte yardıma hazır olduğunu dile getirdi. Aygan, yazıda, "İş işten geçmeden bu şer odaklarının yakasına yapışınız. Mazlum ve çilekeş halk sizi destekleyecektir." ifadesini kullandı.Abdülkadir Aygan, Güneydoğu'daki eylemlerin emir komuta zinciriyle gerçekleştiğini dile getirdi. Aygan şu bilgileri verdi: "Normal insanların özel hayatı bile JİTEM şefleri tarafından kontrol altındayken, sivil memur çalışanlar emirsiz hareket edebilir mi? JİTEM'de personel adımını dışarı atmadan önce görev formu doldurulur. Göreve çıkan personelin kimliği, görevin niteliği, görev yeri, görev başlangıç ve bitiş tarih ve zamanı, hepsi resmî görev defterine işlenir. Göreve gönderen kimdir? Teşkilatın amiri. Demek ki yapılan her şey emir-komuta zinciri içerisinde ve amirin talimatıyla yapılmıştır."

Abdülkadir Aygan'ın iddialarına göre JİTEM'in yapılanması şöyle:

İSTİHBARAT BAŞKANI: General, Jandarma Genel Komutanlığı karargahında.

JANDARMA GRUP KOMUTANLIĞI (JİTEM): Ankara'da, albay, yarbay, binbaşı.

GRUPLAR KOMUTANLIĞI: Ankara-İstanbul-Adana-Mersin-Samsun ve Antalya JİTEM Tim komutanlıkları. (Tim komutanlığı görevinde yüzbaşı, üsteğmen veya teğmenler görevlendirilmişti.) Diyarbakır JİTEM Grup Komutanlığı'na bağlı: Batman-Elazığ-Mardin-Silopi-Van-Hakkari ve Erzurum JİTEM Tim komutanlıkları vardı. Aygan'ın verdiği bilgiye göre 1990 yılından 2000 yılına kadar JİTEM'de görev yapan bazı isimler:

SUBAYLAR: Ali Akgöz, Veli Küçük, Arif Doğan, A. Cem Ersever, Aytekin Özen, Nurettin Ata, Hüseyin Kara, Ali Yıldız, Abdulkerim Kırcı, Cahit Aydın, Cemal Temizöz, Kadir Tahir, Zahit Engin, Savaş Gevrekçi, Tunay Yanardağ, Mustafa Karaduman, Musa Sümbül, Osman Aksu, Fatih Aslan.

ASTSUBAYLAR: Osman Altıntaş, Mehmet ..., Adnan Erdeve, İbrahim Gökçeyrek, Necmettin Çekiç, Ali Tellioğlu, Seyfullah Cural, Ali Savar, Ergün Çetin, Üzeyir Demirhan, Yusuf Aslan, Ufuk Kırılmaz, Şaban Bayram.

UZMAN ÇAVUŞLAR: Mustafa Uzel, Yakup Toprak, Cemal Yaşar, Recep Kara, Yüksel Uğur, Abdulkadir Öztürk, Şerif Yıldız, Murat Kaya, Mustafa Genç, Tuncay Şahiner, Mürsel Gözütok, Yavuz Gündoğdu, Oktay Yazıcı, Ahmet Karaçar ve Fevzi Yılmaz.

SİVİL MEMURLAR: Kemal Emluk, Saniye Emluk, Hatice Elmas, Serpil Toprak, Abdülkadir Aygan, Abdulkadir Karataş, Hasan Adak, Abdullah ve Hoca.


AKTIFHABER

Devamını BURADAN okuyun...>>>

24.7.09

ERDOĞAN'I ESENBOĞA'DA ÖLDÜRECEKTİK

Başbakana suikast ayrıntıları

Emekli Orgeneral Çevik Bir ve eski MİT İstanbul Bölge Müdürü Nuri Gündeş’e 25 Haziran tarihinde Ergenekon savcıları tarafından sorulan Başbakan Erdoğan’a suikast planını gizil tanık Zeytindalı’nın ifadelerinde tüm detayları ile anlattığı ortaya çıktı. İşte o ifadeden satır başları

İLK BULUŞMA GÜNDEŞ’LE

Nuri Gündeş ile Beşiktaş’ta bir pastanede buluştuk. O tarihte AK Parti yeni iktidara gelmişti. Buluşmada bana yeni bir görev olduğunu söyledi. Ancak görevin ne olduğunu o an söylemedi. Daha sonra şoförünün kullandığı arabasıyla hep birlikte Selimiye Kışlası’na gittik. Burada bazı rütbeli subaylarla yemek yedik. Çıkışta Gündeş ‘bir kaç güne işlerini hallet, hazır olduğunda beni ara diye 0212 258 .. 93 numaralı telefonu verdi2. BULUŞMA PASTANEDE

Birkaç gün sonra verdiği numaradan kendisini aradığımda çıkan görevliye Gündeş’in bana verdiği kod ismimi söyledim ve beni bağladılar. Bir saat sonra Kadıköy’deki Boğa heykelinin yanındaki bir pastaneye gelmemi söyledi. Pastaneye yanında bir şahısla geldi. ‘Göreve hazırım’ dedim. Görevin içeriğinden bahsetmedi ama yeni kimlik ve pasaport sözü verdi. Yanında getirdiği şahsı bana Yüzbaşı Mehmet... diye tanıttı. Mehmet Yüzbaşı ile Ankara’ya gitmemiz gerektiğini, sonra Mehmet’in bana yardımcı olacağını söyledi. Kendisini nasıl görüyorsam Yüzbaşı Mehmet’i de öyle görmemi istedi.

Ertesi sabah Harem’de Mehmet Yüzbaşı ile buluştuk ve otobüsle Ankara’ya gittik. Yolda Jandarma otobüsü durdurup arama yaptı. Mehmet Yüzbaşı arama yapan askerlere kimliğini gösterdiğinde bana da kimlik sormadılar. Geceyi Opera’daki bir otelde geçirdik.

MAKAMDAKİ ÇEVİK BİR

Ertesi gün taksi ile bir yerlere gittik ancak Ankara’yı bilmediğimden hangi semt olduğunu bilmiyorum. Yüksek bir binaya girdik ve asansör ile 3 ya da 4. kata çıktık. Bina büro tarzında işyerlerinin olduğu bir binaydı. Burada Çevik Bir’in makamda oturduğunu gördük.

HERŞEYİMİ BİLİYORDU

Bizi gördüğünde kalktı, hoş geldiniz dedi. Konuşmalarından Yüzbaşı Mehmet ile Çevik Bir Paşa’nın daha önceden tanıştıkları belliydi. Çevik Bir bana halimi hatırımı sordu ve benim hizmetlerimden haberi olduğundan, bundan dolayı tebrik ettiğinden bahsetti ve silah kullanıp kullanmadığımı sordu. Ben de ufak silahları kullanabildiğimi söyledim. Ardından bana füze kullanıp kullanamadığımı sordu. Ben de gördüğümü ancak kullanmadığımı söylediğimde bana ‘Çeçenistan da Stinger füzesini kullanmadın mı? Rus helikopterlerini nasıl düşürüyordunuz?’ diye sordu.

GİTAR KUTUSUNDA FÜZE

Daha sonra bana gitar çantasına benzer bir çantayı gösterip içini açtı ve içindeki bir metrelik füzeyi göstererek, bu füzeyi tanıyıp tanımadığımı sordu. Ben de görmediğimi söyledim. Füze bulunan çantayı Mehmet Yüzbaşı’ya verdi bana “bunu iyi öğren ve tanı, kullanma kılavuzu da var, Mehmet Yüzbaşı da sana yardımcı olacak” dedi.

HEDEF BAŞBAKAN’DI

Aynı gün Mehmet Yüzbaşı ile birlikte İstanbul’a dönmeden Çanakkale’ye gittik. Çanakkale-Biga’daki kulübeme geldik. Geceyi burada geçirdik ve sohbet ettik. Sohbetimizde yeni kurulan AK Parti hükümetinin usulsüzlüklerinden, BOP’tan, ülkenin peşkeş çekildiğinden, Erdoğan’ın ikili anlaşmalarda attığı imzalarla ülkenin satıldığından bahsetti. Füzeyi ve kullanımını anlattı.

EYLEM YERİ ESENBOĞA

Füzeyi yurtdışında mı kullanacağımızı sorduğumda, eylemin Ankara Esenboğa’da uçağın indiği esnada yapılacağını ve ülkeyi satan bu yobazlara derslerinin verileceğini söyledi. Hazırlanmamı ve hazırlıkların tamamlandığında beni alacaklarını söyledi. O an eylemin Başbakan’a yapılacağını anladım. Eylemin rahat olacağından, sonrasında yeni kimlik ve pasaportla, bundan sonraki hayatım için yeterli paranın verileceğinden, geleceğimin garanti altında olduğundan bahsetti.. Sabah gitti.

GEMLİK’TE GÖMDÜM

Devam eden birkaç ayda yanıma gelişlerinde bana 5-6 tane uçaksavar mermisi getirmişti.. Bu görevin devlet için teklif edilen bir görev olmadığına kanaat getirdim. Yüzbaşı’nın son ziyaretinde eylem teklifini reddettiğimde can güvenliğimin olmadığını düşünerek, füze ile uçaksavar mermilerini, önceden tanıştığım ve Gemlik’te Sanayi Sitesinin karşısındaki zeytinliklerin bir kilometre ilerisindeki bir çiftlik evine götürüp, evin bitişiğinde depo olarak kullanılan yere sakladım. Gidildiğinde rahatlıkla tarif ettiğim yerde bulunabilir. Bu füze eğitim amaçlı ve tamamen öğrenmem ve tanımam amacıyla verilmiştir. Eğitim amaçlı olsa da füze gerçeğinin tıpatıp aynısıdır.



Kaynak: Star


Devamını BURADAN okuyun...>>>

AMİRAL SUİKASTİ DERİNLEŞİYOR

Suikast planında Teymenler tutuklandı

Oramirallere suikast planında 5 Teğmen'e emir verdiği iddia edilen Albay ifade verecek

Oramirallere suikast planı iddiasıyla tutuklanan teğmen sayısı 5’e çıktı. Teğmenlere emir verdiği iddia edilen iki Albay Ergenekon savcılarınca ifadeye çağrıldı.

Deniz Kuvvetleri’nde görevli iki Oramiral’e suikast hazırlığı yaptıkları iddiasıyla önceki gün tutuklanan 3 teğmenle bağlantıları olduğu iddiasıyla dün gözaltına alınan 2 teğmen daha tutuklanarak cezaevine gönderildi. Öte yandan 3 teğmenin tutuklanmasına neden olan Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç ile Donanma Komutanı Oramiral Uğur Yiğit’e yönelik suikast planlarını hazırladıkları iddia edilen 2 albayın ise Ergenekon savcıları tarafından ifade vermeye çağrıldığı öğrenildiARANAN TEĞMENLERDEN İKİSİ FİRARDA

Suikast planlarıyla ilgili olarak önceki gün Deniz Kuvvetleri’nde görevli teğmenler Sinan Efe Noyan, Alperen Erdoğan ve Faruk Akın tutuklanarak Hasdal Cezaevi’ne gönderilmişti. Dün de tutuklanan teğmenlerin ifadelerinde isimleri geçen Deniz Kuvvetleri’nde görevli 4 teğmen için gözaltı kararı çıktı. Teğmenlerden Burak Düzelen ve Barboros Mercan Gölcük’te gözaltına alınırken, teğmenler Yiğithan Gökay ve Yasin Aksoy’un firari olduğu ve arandığı öğrenildi.

HASDAL CEZAEVİ’NE GÖNDERİLDİLER

Dün Beşiktaş’taki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nöbetçi savcılığına çıkarılan teğmenler Burak Düzelen ve Barbaros Mercan’ın, Poyrazköy cephaneliği ve fuhuş çetesi soruşturması kapsamında sorgulandığı öğrenildi. Teğmenlere, Ergenekon tutuklusu emekli Binbaşı Levent Bektaş’la bağlantıları ve suikast planlarına ilişkin sorular da soruldu. Çıkarıldıkları nöbetçi mahkemece tutuklanan iki teğmen, Hasdal Cezaevi’ne gönderildi.

Suikast planıyla ilgili tutuklanan teğmen sayısı 5'e ulaşırken, Ergenekon kapsamında tutuklanan teğmen 13’e yükseldi. Teğmenlerden Mehmet Ali Çelebi ‘örgüt yöneticisi’ olarak yargılanıyor.

Albaylara suikast ve intikam sorulacak

Öte yandan, önceki gün tutuklanan üç teğmene ‘Suikast planı’ yaptırdığı iddia edilen Deniz Kurmay Albay T. D ve Deniz Kurmay Albay O. Y.’nin de Ergenekon savcıları tarafından sorgulanmak üzere ifade vermeye çağrıldığı öğrenildi. Kurmay Albay T.D, daha öncede Demokrasiye Müdahele Planının altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek ile birlikte gündeme gelmişti. Kurbay Albay T.D, Dursun Çiçekle ve 8 albayla birlikte Poyrazköy cephaneliğine ilişkin Savcı Zekeriya Öz tarafından sorgulanmıştı. Albay O.Y’nin ise, internet sitelerine düşen ses kaydında ‘Ergenekon’un intikamı için yemini ettiği’ iddia edilmişti.

aktifhaber.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

18.7.09

BU FOTOĞRAF KELLE ALIR!

HSYK üyesi Ergenekonla beraber

Ankara'da çekilen ve Türkiye gündemine oturan bu fotoğraf HSYK'da kelle alır...

Ergenekon ve KCK soruşturmalarını yürüten savcıların görevden alınması teklifini veren HSYK Üyesi Ali Suat Ertosun hakkında dün bazı gazetelere çarpıcı fotoğraflar yansıdı.

Ertosun'un (sağda eli cebinde) 15 Haziran'dan sonra Ergenekon sanığı Engin Aydın'la (elinde dosya olan) bir araya geldiğini gösteren fotoğraflar, HSYK'ya baskı iddialarını güçlendirdi.

'Örgüt toplantısı' olarak nitelendirilen Kent Otel Toplantıları'na 13 kez katıldığı ileri sürülen Ertosun'un kuruldaki durumu da tartışmalı hale geldi. HSYK üyesinin tarafsızlığını yitirdiği üzerinde duruluyor.Ertosun'u kamuoyu yakından tanıyor

Gündeme getirdiği korsan kararname ile HSYK'da atama krizine yol açan Ali Suat Ertosun, kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim. Ertosun, 2000 yılında F tipi cezaevlerini protesto için ölüm oruçlarına karşı yapılan 'Hayata Dönüş' operasyonu sırasında Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü görevindeydi. Operasyonda iki askerle birlikte 32 kişi öldü. Ertosun'a bu operasyonların ardından 2004 yılında 'Devlet üstün hizmet madalyası' verilmişti. Ertosun daha sonra, 2003 yılında Yargıtay üyeliğine, 5 Mayıs 2008'de ise Yargıtay Genel Kurulu'nun gösterdiği üç aday arasından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından HSYK üyeliğine seçildi. Diğer yandan Sabancı suikastı sanığı Mustafa Duyar'ı Uşak Cezaevi'ndeki isyan sırasında öldüren Nuri Ergin, "Cumhuriyet savcısı Zekeriya Öz, Sabancı suikastıyla ilgili bir şeyler ortaya çıkarmak istiyorsa Ali Suat Ertosun'un neden Mustafa Duyar'a yakınlık gösterdiğini sorgulasın." demişti.

KANUN ÇEKİL DİYOR

Ergenekon savcılarıyla ilgili ‘korsan kararname’ ile HSYK’yı kilitleyen Ertosun’a kötü haber. HSYK Yasası’na göre, Ergenekon sanıkları ile irtibatı tespit edilen Ertosun, istifa etmeli. Yargıtay da, 2001’de Neşter davasında benzer durumdaki üyesinin görevden alınmasına karar vermişti

Ergenekon Davası’na bakan savcıların görevden alınması için Yaz Kararnamesi’ne eklenmek istenen liste nedeniyle tıkanan HSYK’da, üye Ali Suat Ertosun’un üyelik durumu tartışılıyor. Ertosun’un, Ergenekon sanıklarıyla iyi ilişkileri ve gizli toplantılara katılması, nedeniyle HSYK üyeliği de tartışmalı hale geldiği bu yüzden de Ergenekon soruşturmasındaki hakim ve savcıları yakından ilgilendiren kararname oylamalarına katılmasının kanuna ve etiğe aykırı olduğu belirtiliyor. Yargıtay’ın Neşter operasyonunda benzer bir durumda olan hakim için ‘çekilme’ kararı verdiği hatırlatılıyor.

ÇEKİLMEZSE BİLE REDDEDİLEBİLİR

HSYK kanununu 14. maddesin göre, başkan, üyeler ile yedek üyeler “İş kendisi ile ilgili ise” sözkonusu tayin ve terfi işlemlerine bakamıyor. Ertosun’un Ergenekon toplantıları ve sanıklarıyla ilgisi nedeniyle Ergenekon hakim ve savcılarının görev yerinin değiştirilmesi oylamasına katılamayacağı belirtiliyor. Aynı Kanunun 15. maddesinde ise; “HSYK Başkanı, üyeleri ve yedek üyeleri işe bakamama hallerinde ve ilgili ile arasında bir husumet veya tarafsızlıklarını şüpheye düşürecek önemli bir halin mevcut olması durumunda, kendiliklerinden işi görmekten çekilebilecekleri gibi ilgili tarafından da ret olunabilirler” deniliyor. Ertosun’un Ergenekon toplantılarına katılması ve Ergenekon sanıklarıyla sürdürmekte olduğu ilişkiler nedeniyle tarafsızlığını yitirdiği ve bu yüzden de 15. maddenin geçerli olduğu belirtiliyor.


YARGITAY ‘NEŞTER’ ATMIŞTI

Ertosun’un irtibatları nedeniyle HSYK üyeliğinin netleşmesi için yetki Yargıtay’da bulunuyor. Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem, Neşter davasına dikkat çekerek durumu şöyle özetledi: “Yargıtay, yargının tarafsızlığı için devreye girmeli. 2001 yılında Neşter Operasyonu sırasında Yargıtay Üyesi Ergül Güryel’in, sanıklarla ilişkisi ortaya çıkmıştı ve Yargıtay gereğini yapmıştı. Şimdi eğer Ertosun istifa etmez ise Yargıtay istifasını istemelidir.”

ERGENEKON İRTİBATLARI

Ertosun’un, Ergenekon İddianamesi’nde üzerinde özel olarak durulan Kent Otel toplantılarına 13 kez katıldığı ortaya çıkmıştı. Ertosun’un ismi Ergenekon sanığı Genelkurmay Adli Müşaviri emekli Tümgeneral Erdal Şenel’in ifadelerinde de sıklıkla geçmişti. Ergenekon’un tutuklu sanıklarından Albay Levent Göktaş’ta da Ertosun’un özgeçmiş bilgileri çıkmıştı. Ergenekon 3. İddianamesi’nde Ertosun’un, Engin Aydın, Sabih Kanadoğlu ve Ömer F. Eminağaoğlu ile ilişkilerinin yeralması bekleniyor.

Tarafsızlıkları şüpheliyse

HSYK Kanunu Madde 14: 2461 sayılı HSYK kanununu 14. maddesi, başkan, üyeler ile yedek üyelerin atama, tayin ve terfi gibi işlemlere bakamama hallerini düzenliyor. Kanuna göre, başkan, üyeler ile yedek üyeler aşağıdaki hallerde Kurul’a katılamıyor ve herhangi bir şekilde işe bakamıyorlar: İş kendisi ile ilgili ise, İkinci dereceye kadar (Bu derece dahil) akrabalığı olursa, Aynı işte tanık olarak dinlenmiş, bilirkişilik, hakimlik veya savcılık yapmış ya da daha önce işin soruşturulması ile görevlendirilmiş ise, İlgili ile aralarında bakılan işe esas olan olaydan önce açılmış bir dava varsa, Kurul’a katılamazlar ve herhangi bir şekilde işe bakamazlar.”

Madde 15: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanı, üyeleri ve yedek üyeleri işe bakamama hallerinde ve ilgili ile arasında bir husumet veya tarafsızlıklarını şüpheye düşürecek önemli bir halin mevcut olması durumunda, kendiliklerinden işi görmekten çekilebilecekleri gibi ilgili tarafından da ret olunabilirler. Reddin, inceleme başlamadan veya ret sebebi daha sonra meydana gelmiş ise, öğrenilmesinden başlayarak onbeş gün içinde ve her halde karar verilmeden önce yapılması lazımdır. Ret isteği, reddi istenen üye yerine yedeğinin kurula katılmasıyla incelenerek sonuçlandırılır. Kurulun toplanmasına engel olacak sayıda üye reddine ilişkin istekte bulunulamaz. Ret isteği üzerine Kurulun verdiği kararlara karşı esasla birlikte, itirazları inceleme Kuruluna itiraz olunabilir.

Değil savcı mübaşir bile değişmez

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu’nun (USAK)Başkanı Doçent Doktor Sedat Laçiner HSYK’nın Ergenekon ve Albay Cemil Temizöz davalarının savcılarını değiştirme iddiaları için böyle bir şeyin mümkün olmadığını söyledi. 24’e konuşan Laçiner,şunları söyledi: Ergenekon davası yüzyılın davası da deniyor. Görev ortasında hâkim savcı değiştirmek çok yanlış yorumlara neden olacaktır. Şunu da çok iyi biliyoruz ki kutuplaşma yargının içinde de var. Ergenekon yapılanması yargının içinde de üyesi olan bir yapılanma. Dava ortasında makul bir gerekçe olmaksızın bırakın savcı değiştirmeyi, bir mübaşiri bile değiştirmemek gerek. İnsanların zihninde şüphe uyandıracak her şeyden kaçınılmalı. Savcılar ve hâkimlerin arasındaki husumetten dolayı eğer bir görev değişikliği olur ve bu davaların sonucunu etkilerse, o zaman bunu Türkiye kaybeder. Adalet üzerinden de gizli gündemleri araya sokmamak lazım.

Bu fotoğraf varken Ertosun o koltukta oturmamalı

HSYK üyesi Ali Suat Ertosun’un, Ergenekon sanıklarıyla birlikte “Kent Otel Toplantıları”na tam 13 kez katıldığının ortaya çıkması üzerine hukukçular, Ertosun’un görevden hemen ayrılması gerektiğini belirttiler. Neşter operasoynunda Ertosun ile benzer durumda olan Yargıtay Üyesi Ergül Güryel’i istifaya çağırıldığını vurgulayan hukukçular, Yargıtay’ı göreve çağırdı.

Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem: Yargıtay, yargının tarafsızlığı için devreye girmeli. 2001’Neşter Operasyonu sırasında Yargıtay Üyesi Ergül Güryel’in, sanıklarla ilişkisi ortaya çıkmıştı ve Yargıtay gereğini yapmıştı. Şimdi eğer Ertosun istifa etmez ise Yargıtay istifasını istemelidir.”

Eski Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı: “Bu çok vahim bir durum. Bu görüşmeler ve birliktelikler suç delili olmasa bile bu kişi HSYK’da görev yapamaz. HSYK kanunun 68. maddesine göre bu kişin yerinde kalmaması gerekir. Tarafsızlık ve adalet ilkesinden tamamen uzaklaşmış olan YARSAV üyesi 3 kişi bu Kurulu’nun üyesi iken kimse burada adaletten bahsedemez.”

TBMM Anayasa Komisyonu Sözcüsü Ayhan Sefer Üstün: “Bu durum, hukuktaki “hakimlik teminatı” ve “tabii hakim” ilkesine ters düşüyor. Eğer iddialar doğru ise HSYK zan altında kalır. Türkiye, 3. Dünya ülkesi konumuna düşmemeli.”

Yargıtay Cumhuriyet eski Savcısı Ahmet Gündel : “HSYK üyesi olan yüksek bir yargıcın bu davanın sanığı ile oturup kalkması, bunun süreklilik arz etmesi hoş karşılanacak bir durum değil. İlgili kurul üyesinin HSYK’nın savcılarını değiştirilmesini teklif ettiği dikkate aldığımızda çok vahim bir durum karşı karşıyayız. Gazetelerde çıkan haberleri Yargıtay’ın ilgili birimlerinin dikkate alması ve bu konuda gerekeni yapması gerek. Bunlar doğru ve ispatlanırsa bu üye için cezai sorumluluklar gerekir. HSYK’dan ayrılması gerekir. Hem ahlaki hem de hukuki olarak ayrılması gerekir. Ancak ben, bu üyenin ahlaki olarak görevinden ayrılacağını düşünmüyorum.”

Emekli Askeri Hâkim Albay Doç. Dr. Ümit Kardaş: ”Bu deliller ortaya çıktıktan sonra bu üyenin istifa etmesi gerekir. Sayın üyenin görevde kalması etik değildir. Yargıtay’ın da bu iddialar sonrasında soruşturma yapması gerekir. Ortada çok ciddi iddialar ve emareler var. Kimse bunları görmemezlikten gelemez.”

aktifhaber.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

PAKSÜT GİZLİ BİLGİLERİ SIZDIRMIŞ

Paksüt Gizli bilgileri sızdırmış

Anayasa Mahkemesi Paksüt hakkında kararını verdi: 'Ortada bir kanunsuzluk var ama...'

Yüksek Mahkeme Paksüt'ü kurtardı: Gizli kararları basınla paylaştı ama delil tesadüfen ele geçti

Anayasa Mahkemesi heyeti, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gönderdiği dosya üzerine Başkanvekili Osman Paksüt hakkında ''soruşturma açılmasına gerek bulunmadığına'' oy çokluğuyla karar verdi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Paksüt ile ilgili iletişim dinleme tutanakları nedeniyle Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’nca başlatılan hukuki süreç sonuçlandı. Anayasa Mahkemesi heyeti, 1'e karşı 10 üyenin oyuyla Paksüt hakkında, ''soruşturma açılmasına gerek olmadığına'' karar verdi. SORUŞTURMA AÇILMASINA GEREK YOK

Heyetin kısa kararında, Paksüt hakkındaki Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na sunulan delillerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun ''İletişimin Tespiti, Dinlenmesi ve Kayda Alınması'' başlıklı 135. maddesi ve ''Tesadüfen Elde Edilen Deliller'' başlıklı 138. maddesindeki nitelikle uygun görülmediğinden soruşturma açılmasına gerek olmadığı kaydedildi.

ETİK TARTIŞMASI DOĞURAN GEREKÇE

Mahkemenin kararı Osman Paksüt'e tebliğ edildi ama mahkemenin yazdığı gerekçe etik bir tartışma doğurdu. Çünkü kısa gerekçede "Anayasa Mahkemesi müzakereleri ile gizli kalması gereken bilgilerin Osman Alifeyyaz Paksüt'ün bazı basın mensuplarıyla paylaştığı anlaşılmış olmakla birlikte” ifadesi yer alıyor. Bir başka ifadeyle mahkeme heyeti Ergenekon sanıkları ve basın mensuplarıyla gizli kalması gereken görüşmelerin aktarıldığı gerçeğini kabul edip soruşturmaya gerek görmedi.

199 SAYFALIK DOSYA DEĞERLENDİRİLDİ

Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt'ün Ergenekon davasında sanık konumuna gelmesinin ardından 6 Mayıs 2009'da Anayasa Mahkemesi üyeleri Paksüt'ün de katılımıyla bir toplantı gerçekleştirmişti. Toplantıdan oy birliğiyle Paksüt hakkında inceleme başlatılması kararı alınmış, Başkan Haşim Kılıç, bir üyeyi incelemeyi yapması için görevlendirmişti. İncelemeyi yapan üye, 199 sayfalık dosya ile birlikte basında çıkan haberleri de değerlendirdi. 2 aylık inceleme sonunda hazırladığı raporunu tamamlayan üye, raporu mahkemeye sundu. Anayasa Mahkemesi'nde Osman Paksüt hakkında hazırlanan raporu görüşmek için toplanan heyette, Paksüt'ün yerine başka bir üye yer aldı.

KALELİ'DEN ÇARPICI İTİRAZ

Mahkeme üyelerinden Serruh Kaleli uzun karşı oy yazısında, eylemlerin varlığının gerçekliği ve disiplin hukuku adına da işlem yapılması gerektiğini fakat yasal boşluk nedeniyle mahkeme üyelerinin soruşturmaya gerek görmediğini ifade etti.

BULGUDAN DELİLE

Kaleli yazısında 'ortada görevi kötüye kullanmaya dair yüksek şüphelerin bulunduğunu, bilginin ediniliş biçiminin ise hukuka aykırı olmadığını belirterek tartışmanın bulguya delil niteliği verilip verilmeyeceği konusunda' çıktığını belirtti. Kaleli şöyle dedi: "Mahkememiz daha baştan ihbar delilini, tesadüfen elde edilmiş olması nedeniyle hukuka aykırı delil ilan etmiştir. Şüpheli hakkında delil yasal dinleme sırasında ve iyi niyetle elde edilmiştir. Bu kabil delillerin yok hükmünde sayılamayacağı CMK 138/1 de ifadesini bulduğu gibi muhafaza altına alınacak denmekte ve eldeki deliller ile birlikte değerlendirilmeye alınacağı söylenmektedir. Mahkememiz, eldeki diğer delillerin elde edilmesi için soruşturma açılmasına gerek olmadığı kararı ile buna imkan tanımamıştır. Tesadüfen elde edilen delil 'ihbar niteliği bile kazanamaz, yok hükmündedir' e götüren düşünce, subut bulan olaya ilişkin maddi gerçeğin aydınlatılmaması sonucunu doğurur ki bu sonuca hukukçu olarak katılmak mümkün değildir" dedi.

PAKSÜT: 'NEDEN İSTİFA EDEYİM?'

Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt Ergenekon sanığı. Ergenekon soruşturması kapsamında Osman Paksüt'ün de 8 Ergenekon sanığı ile telefonda görüştüğü belirlenmişti. Paksüt'ün istifa etmesi için yoğun kamuoyu baskısı gelmişti.

İSTİFA ETMEM ÇÜNKÜ...

Ancak, Paksüt istifa çağrılarını dikkate almamış, buna gerekçe olarak da ilginç bir savunma yapmıştı. Paksüt, 'İstifa etmemi gerektirecek bir durum yoktur. Hiçbir şekilde istifa gündemimde yok. İstifa ettiğim takdirde Sayın Cumhurbaşkanı herhangi bir aday belirlemeksizin üye atayabiliyor' demişti.


Devamını BURADAN okuyun...>>>

ERGENEKONCU KONTRATAK

Ergenekoncu kontratak

Artık güneşi balçıkla sıvamaya çalışmanın gereği yok. Hâkim ve savcı tayinlerine ilişkin ‘Yaz Kararnamesi’ HSYK’daki kilitlenme nedeniyle çıkamıyor ve Türkiye yine askerlerle ilgili spekülasyonların kol gezmeye başladığı bir ortamda ‘siyasi gerilim’ hattı üzerinde.
HSYK üzerinden yürütülmek istenen bir ‘Ergenekoncu kontratak’ ile karşı karşıyayız.
Bir ay kadar önce ‘askerler sivil yargıya yasası’ çıktığı vakit, Mardin’de bir gece sohbet ederken eski Diyarbakır Baro Başkanı bana ‘Bu yılki HSYK toplantısı tarihi nitelikte olacak. Tayin kararnamesine dikkat’ diye ‘alarm’ vermişti ama ben, itiraf edeyim, bu uyarıyı önemle zihnime kaydetmemiştim. Bir meslek grubu ilgilendiren rutin bir uygulama özellikle dikkat sarfettiğim bir konu olmamıştı.
O haklı çıktı zira gelinen noktada bir ‘rutin uygulama’ya ilişkin ‘bürokratik bir tıkanıklık’ ile yüzyüze değiliz. HSYK, Ergenekon savcılarının tümünü, mahkeme heyetini, Güneydoğu’da 1990’larda JİTEM marifetiyle işlenmiş olduğu anlaşılan ‘faili meçhul cinayetler’ üzerindeki örtüyü ilk kez kaldırmakta olan savcı ve hâkimleri görevlerinden uzaklaştırmak konusunda harekete geçmiş durumda.
‘Ergenekoncu kontratak’tan kasıt budur ve bu ‘kontratak’a siyasi iradenin karşı koyması nedeniyle tayin kararnamesi bir türlü yayınlanamıyor. Zira, Adalet Bakanı ile müsteşar, kararnamenin imza aşamasına geldiği bir sırada, 13 Temmuz’da HSYK’nın diğer 5 üyesinin aniden Ergenekon ve faili meçhul cinayetlerle ilişkin dava ve soruşturmada görev almış olan savcı ve hâkimleri değiştirmek amacıyla getirdikleri taslağı müzakere etmeyi reddettikleri için, iş tıkandı. Müzakere yapılmadan karar da alınamıyor.Birkaç gündür, ‘HSYK’nın 5 üyesinin ağır asker baskısı altında hareket ettiği’ dedikodusu bizim de kulağımıza geldi. Öyle mi, değil mi bilmiyoruz ama o 5 üyenin Ergenekon ve faili meçhul cinayetler soruşturmalarının yönünü değiştirecek, hatta hasır altı edilmelerine yol açabilecek bir gayret içine girdikleri pek gizlenemez bir halde.
***
Türkiye gündeminde yer alan herhangi bir konu, medyada kendi uzmanlarını yaratır. Ergenekon dendiğinde Ankara’da neler döndüğüne ilişkin kulağımızı uzattığımız bu konunun önde gelen uzmanlarından biri Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar.
Şamil Tayyar’ın son günlerde yazdıklarını dikkatle okuyorum. Dünkü yazı başlığı ‘Yuh Artık’ idi. Bugüne dek kendisinde pek rastlanmayan sözcükler yazı başlığına yansımıştı. Yazısı şöyle başlamıştı:
“Dün ulaştığımız bazı bilgiler, bize ‘pes doğrusu’ dedirtti. Bu kadar cüretkâr olacaklarını hiç beklemiyorduk. Estergon Kalesi gibi Ergenekon çıkışını kapatmış durumdalar. Neredeyse ölümüne savunuyorlar. Sanki Majino Hattı oluşturmuşlar. Hikâyenin gerisi ve direnç noktaları, HSYK üyelerinin asıl derdinin farklı olduğunu gösteiyor. Ayrıca, tek başlarına hareket etmedikleri, rap rap seslerinden cesaret buldukları izlenimi doğuyor. Arkalarında ‘güçlü’ bir irade olmadan böylesine bir savunma hattında dizilmeleri, başka nasıl açıklanır, izahı zordur.”
Sözünü ettiği HSYK’nın 5 üyesi.
Şamil Tayyar, hâkimler ve savcılar tayin kararnamesi krizinin ‘perde arkası’ öyküsünü gün, gün, tarih vererek ayrıntısıyla anlatmış, ayrıca hangi hâkim ve savcıların ‘topun ağzında’ olduğunu da isim isim belirtmiş.
Bir gün önceki yazısının başlığı ‘Sivil yargılamanın rövanşı’ idi, iki gün önceki ise ‘HSYK’da Ergenekon şoku’. O yazının şu satırları özellikle dikkat çekiciydi:
“... HSYK’da bazı üyeleri bu kadar cesaretlendiren ne oldu? Bu soruya verilecek cevap önemli. Biliyorum, ilk aklınıza gelen, ‘CHP’yi cesaretlendiren neyse, HSYM’yi cesaretlendiren de’ odur cevabıdır.
Doğruysa, çok vahimdir. Böyle bir durumda; askere sivil yargı yolunu açan yasaya tepkili TSK’nın 28 Şubat sürecindeki gibi tüm güç odaklarını harekete geçirmek istediği algısı oluşur ki, buna inanmak istemem...
Ama aksi olursa, yani söylenti doğrulanırsa, hükümet, Ağustos Şûrası’nda büyük bir operasyona ihtiyaç duyabilir. Bazı komutanlara emeklilik yolu gözükebilir.
Şimdi ne olacak?
Adalet Bakanlığı, HSYK Başkanvekili’nin önerilerine şiddetle karşı. Böyle bir kararnameye imza atmak niyetinde değil. Çünkü, böyle bir karar, Ergenekon ve diğer davaları Susurluk’a, Şemdinli’ye dönüştürür...
Bir bakarsınız, bu yıl kararname hiç çıkmaz.”
***
Kararnamenin hiç çıkmaması, 2000’e yakın tayin bekleyen hakim ve savcıyı aileleriyle birlikte mağdur edecek. Kararnamenin, HSYK’nın 5 üyesi ve destekçilerinin istediği doğrultuda çıkması ise, Türk demokrasisini ve Türkiye’nin geleceğini on milyonlarca insanı ve birkaç
kuşağı birden- mağdur edecek.
Askeri vesayet rejiminin, demokrasiye karşı ‘kontratağı’nın başarısını tescillemiş olacak.
Böyle bir durumu önlemek amacının sonucunda, şayet bu yıl kararname hiç çıkmazsa?
Çıkmasın!
CENGİZ
ÇANDAR
radikal

18/07/2009

Devamını BURADAN okuyun...>>>

17.7.09

HSYK ÜYESİ ERGENEKON TOPLANTILARINDA

HSYK üyesi Ertosun Ergenekoncularla

HSYK'yı kilitleyen Ali Suat Ertosun, Ergenekon toplantılarının gediklisi çıktı.

Ergenekon, KCK ve faili meçhul savcılarının görevden alınmasını isteyerek HSYK’yı kilitleyen Ertosun, iddianamede ‘örgüt toplantısı’ diye nitelenen Kent Otel Toplantıları’na 13 kez katılmış

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi Ali Suat Ertosun’un, Ergenekon soruşturması kapsamında ‘üst düzey yönetici’ suçlamasıyla yargılanan sanıkların da katıldığı ‘Kent Otel Toplantıları’nın müdavimlerinden olduğu ortaya çıktı. HSYK’da Ergenekon, PKK’nın şehir yapılanması KCK ve Albay Cemal Temizöz’ün de tutuklandığı Faili Meçhul dosyalarına bakan savcıların görevden alınmasını istemesiyla gündeme gelen Ertosun, Nuriş lakaplı Nuri Ergin tarafından da Sabancı cinayeti sanığı Mustafa Duyar’ın öldürülmesi olayında suçlanmıştı.ERGENEKON İDDİANAMESİ: ÖRGÜT İŞİ

Ergenekon terör örgütü iddiasıyla başlatılan soruşturmayla ilgili hazırlanan iddianamede Kent Otel Toplantıları’nın örgütün amaçları doğrultusunda yapıldığı anlatılmıştı. Kent Otel Toplantıları’nın sekreterliğini Ergenekon tutuksuz sanığı Engin Aydın yaparken, toplantılara katılanlar arasında ‘Ergenekon Üst Düzey Yöneticisi’ olarak suçlanan emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon ile Cumhuriyet Başyazarı İlhan Selçuk, Başkent Üniversitesi Rektörü Mehmet Haberal, ATO Başkanı Sinan Aygün, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, emekli Tümgeneral Erdal Şenel ve Mustafa Balbay da bulunuyordu.

KENT OTEL’DE SANIKLARLA 13 BULUŞMA

Kent Otel Toplantıları’nın sekreterliğini yapan Engin Aydın’da bulunan toplantı tutanakları, toplantıya katılanlarla Ergenekon soruşturması arasında ilginç bağlantıları ortaya çıkarmıştı. Aydın’da bulunan ve gün gün tutulan ‘Kent Otel Notlarına’ göre, HSYK üyesi Ali Suat Ertosun toplantılara 13 kez katılmış. Teknik takibe takılan konuşmalarda, Ergenekon operasyonlarının başlamasının ardından toplantılara ara verildiği, Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun Engin Aydın ve İlhan Selçuk’u ‘toplantılara ara vermemeleri, devam etmeleri konusunda’ uyardığı da belirlenmişti.

Kent Otel toplantısı sekreteri ile yan yana

HSYK’da, Ergenekon, KCK ve faili meçhuller soruşturmalarını yürüten savcıların görevden alınmasını isteyerek yaz kararnamesinin çıkmasını kitileyen üye Ali Suat Ertosun’un şok fotoğrafları ortaya çıktı. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Engin Aydın ile birlikte yürürken görüntülenen Ertosun’un yanında CHP avukatı Tezcan Çakır ile bir Yüksek Yargı yöneticisi de var. Fotoğrafın Adalet Bakanlığı’nın HSYK’nın Yaz Kararnamesi’ni bitirip kurula verdiği 15 Haziran’dan sonra çekildiği öğrenildi.

Nuriş: Duyar’ı Ertosun’a sorun

Ergenekon iddianamesinde, Sabancı suikastı sanığı Mustafa Duyar hangi cezaevine nakledilirse Nuriş Kardeşler olarak bilinen Nuri ve Vedat Ergin’in de oraya nakledildiği ve sonunda Duyar’ın Nuriş tarafından öldürüldüğü anlatıldı. Nuri Ergin, Uşak Cezaevi isyanı sırasında çekilen görüntülerde ‘Ben Devlet için adam öldürdüm. Veli Küçük’e sorun’ diye bağırdığı ortaya çıktı.

Nuri Ergin mahkemede ‘Zekeriya Öz, Sabancı suikastıyla ilgili birşeyler ortaya çıkarmak istiyorsa Ali Suat Ertosun’un neden Mustafa Duyar’a yakınlık gösterdiğini sorgulasın’ dedi. Duyar’ın öldürüldüğü dönemde Ertosun, Cezaevleri Genel Müdürü’ydü.

Ertosun hemen istifa etmeli

HSYK üyesi Ali Suat Ertosun’un Ergenekon toplantısı olarak nitelenen ‘Kent Otel Toplantıları’na 13 kez katılmasını değerlendiren hukukçular, ‘skandal’ dedi.

Ümit Kardaş (Emekli Askeri Hakim): Ertosun’un davranışı etik değil. HSYK’daki mücadelenin de anlamı ortaya çıkmış oldu. İstifa etmesi yerindedir.

Yılmaz Geniş (Boğaziçi Hukukçular Derneği Başkanı): Normal demokrasilerde onurlu insanın yapması gereken istifa etmektir bu olaydan ötürü. Tarafsızlığı ortadan kaldıran bir durum ve hakimlere yönelik şüpheyi de artırıyor.

Kazım Berzeg (Avukat): Hakimin evvela halkın adalet duygusunu rencide edecek tavır içinde olmaması lazım. Ertosun’un görevinden hemen ayrılması gerek. Çağdaş demokratik memleketlerde bu hadiselerde hakimi yetkili merciler de görevden alır.

Mete Göktürk (Eski DGM Savcısı): Böyle bir kişinin bu toplantılara katılması sonra sanıkların yargılanma sürecelerinde onu yargılayan hakim üzerinde herhangi bir subjektif işlem yapması sonucu doğurulabilir.

Prof. Dr. Mustafa Kamalak: Yapılması gereken suçlananları yargılayacak hakimi atayacak konumdaki Ertosun’un istifa etmesidir.

Prof. Dr. Hikmet Sami Türk(Adalet Eski Bakanı): Sayın Ertosun benim dönemimde Cezaevleri Genel Müdürlüğü yapmış bir kişidir. Kendisi üstün hizmet madalyası sahibidir. Çalışkan ve dürüstür.

HSYK: Atamalar haftaya kalabilir

Hakim ve savcı atamalarına ilişkin kararnameyi hazırlamak üzere bir araya gelen Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) dünkü toplantısı sonunda da sonuç çıkmadı. HSYK Başkanvekili Kadir Özbek, bugunkü toplantı sonunda yaptığı açıklamada, hakim ve savcı atamalarının gelecek haftaya kalabileceğini kaydetti.

Eskiden çağırırdık savcıyı ikaz ederdik

Ergenekon sanığı Hurşit Tolon, internete düşen ses kaydında, geçmiş dönemlerde hakim ve savcıları nasıl hizaya getirdiklerini anlatıyordu. Ergenekon savcılarına ‘Sen kim oluyorsun ulan’ diye seslenen Tolon, ‘DGM’nin savcısını çağırırdık. Arkadaşlar, ikaz ediyoruz. Böyle konuşulurdu, nezaketle önce, efendice. (...) aç telefonu Cengiz Aykut’a (Başsavcı) deki: ‘Ben şimdi, biz şimdi GATA’dan bir heyet gönderiyoruz buraya’ de emrimi ilet. ‘Hastamızı almaya geldik’ desinler. Hadi şimdi o çevik kuvvetle durdursun. Bakan, başbakan gelsin durdursun. Sıkar yaa..’ diyordu.

DEĞİŞTİRİLSİN DENİLEN SAVCILAR ÖRGÜTLERİN İLİŞKİSİNİ ORTAYA KOYDU

Yakın geçmişimizin karanlık noktaları

Ergenekon terör örgütü ididasıyla başlatılan soruşturmayı yürüten Zekeriya Öz liderliğindeki savcı ekibi, Türkiye’nin yakın tarihindeki karanlık olayları bir bir günyüzüne çıkardı. Bugüne kadar kamuoyuna ezberletilen birçok şeyin yalan ve yanlış olduğunu ortaya çıkaran Ergenekon savcıları, Danıştay saldırısı, Gazi olayları, şehit oldu denilen bazı subayların katledilişi, terörle mücadele maskesi altında işlenen yüzlerce faili meçhulün sorumluları ve Ergenekon yapılanmasının PKK başta olmak üzere DHKP-C ve Hizbullah terörürün perde arkasında yönlendiren güç olduğunu gözler önüne serdi. Bugüne kadar ‘suç işlese de konulamaz’ denilen kişiler, Ergenekonla bağlantıları tespit edilince bir bir gözaltına alınıp tutuklandı. Ergenekon savcıları, bu sebeple görevden uzaklaştırılıp, soruşturmanın önü kesilmek ve üzeri örtülmek isteniyor.

PKK - Ergenekon bağlantısını buldu

PKK’nın şehir yapılanması KCK’ya yönelik operasyonu gerçekleştirip, iddianamesini de hazırlayan savcıların, Ergenekon’un hedefi olması kafaları karıştırdı. Ergenekon iddianamesinde ‘Ergenekon birçok terör örgütünün yönlendiricisi’ iddiasını güçlendirecek girişimin temelinde, KCK kararnamesinin olduğu belirtiliyor. İddianamede KCK ‘derin PKK’ olarak netelendirilirken, Ergenekon bağlantısı da gözler önüne serildi. Dava dosyasında Ergenekon’un PKK’ya yaptırdığı eylemler listesi bulunuyor. Özellikle Diyarbakır’da bir dershane önünde 3 Ocak 2008’de meydana gelen ve 7 öğrencinin hayatını kaybettiği patlama ‘Ergenekon-KCK ilişkisinin tam bir deşifresi’ olarak tanımlanıyor. İddianamede ‘KCK eylemlerinin sonuçlarının Ergenekon’un hedefleri ile nasıl örtüştüğü’ de ayrıntılarıyla anlatılıyor.

Terörle mücadele diye terör azdırıldı

Faili meçhullerle ilgili soruşturmayı yürüten savcılar ise özellikle Ergenekon sanığı bazı emekli ve muvazzaf subayların, ‘PKK terörüyle mücadele ediyoruz’ maskesiyle nasıl bir suç ve rant şebekesi kurduklarını gözler önüne serdi. Yüzlerce insanın suçsuz yere gözaltına alındıktan sonra yargısız infazlara kurban edildiği, tanık ifadeleri ve kazılan çukurlardan çıkarılan kimliksiz cesetlerle gözler önüne serildi. Kayseri İl Jandarma Komutanı, faili meçhul cinayetler nedeniyle tutuklandı ve hakkında 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle iddianame hazırlandı. Ergenekon sanıkları Levent Ersöz, Hasan Atilla Uğur, Levent Göktaş Güneydoğu’da PKK itirafçılarından ele silahlı çeteler kurup faili meçhul cinayetler işletmekle suçlanıyorlar. Bu kişilerin yargısız infazları kurbanların ailelerini PKK’nın kucağına ittiği belirtiliyor.

Kaynak: Star

Devamını BURADAN okuyun...>>>

16.7.09

ALBAY TEMİZÖZ'E 9 MÜEBBET

O ALBAY'A 9 KEZ MÜEBBET

Görevi sırasında tutuklanan en yüksek rütbeli subaya 9 kez ağırlaştırılmış müebbet...

Kayseri Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan Albay Temizöz hakkında iddianame kabul edildi. Temizöz’ün korucu, itirafçı ve uzman çavuşlardan yasadışı grup oluşturduğu belirtildi.

Diyarbakır Başsavcılığı’nca bir dizi faili meçhul cinayetler nedeniyle tutuklanan eski Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz hakkında 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen iddianamede Temizöz’ün yanı sıra eski Cizre Belediye Başkanı Kamil Atağ, oğlu Tamer Atağ, itirafçılar Adem Yakin, Hıdır Altuğ ve Abdulhakim Güven ile tutuksuz yargılanan sanık Kukel Atağ’ın ‘Adam öldürmek’, ‘Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak’ ve ‘Adam öldürmeye azmettirmek’ suçlarından cezalandırılmaları istendi KORUCU-İTİRAFÇI-UZMAN ÇAVUŞ GRUBU

104 sayfalık iddinamade Temizöz’ün 1993 yılında Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı’nda bölük komutanı olarak başlamasından itibaren ‘terörle mücadele ediliyor’ görüntüsü altında ‘korucu, itirafçı ve uzman çavuşlardan oluşan bir grup oluşturduğu’ ifade edildi. ‘Grubun süreç içerisinde asli görevinden ayrılarak, PKK’ya yardım ettiğini değerlendirdiği ya da özel sebeplerden dolayı gözaltına aldıkları kişileri sorguladığı’ bildirilen iddianamede, bu kişilerden bir kısmını öldürdüğü öne sürüldü.

ALBAY TEMİZÖZ’ÜN KOD ADI METİN

Albay Temizöz’ün bu dönemden başlamak üzere ‘Metin’ kod adını kullandığı ifade edilen iddianamede, söz konusu grupla ilgili şu ifadeler yer aldı: ‘Şüpheli Temizöz, emrinde bulunan ‘Şahin Bedran’ kod adlı Adem Yakin, ‘Ferit’ kod adlı Abdulhakim Güven, ‘Tayfun’ kod adlı Hıdır Altuğ ile ‘Yavuz’ kod, ‘Selim hoca’ kod, ‘Tuna’ kod ve ‘Cabbar’ kod isimli kişileri ve korucubaşı Kamil Atağ ile emrindeki korucuları suç işlemek amacıyla kurulmuş bir teşekkül haline dönüştürmüştür. Emrinde bulunan kod isimleri belirtilen uzman çavuş rütbesindeki kişilere talimatları bizzat kendisinin verdiği, bu kişilerin de kendilerine verilen talimatları yerine getirdikleri ve gerçekleştirdikleri eylemleri direkt Temizöz’e rapor ettikleri...’

Grubun öldürdükleri kişilere ait kimlik belgelerini Albay Temizöz’e teslim ettikleri belirtilen iddianamede, ‘Bir çok eylemde öldürülen kişilerin üzerlerinden kimlik belgelerinin çıkmamasının da bu hususu doğruladığı’ belirtildi.

YAŞ öncesi terfiye Ergenekon ayarı

Diyarbakır 6. Ağır Ceza’nın kabul ettiği 104 sayfalık iddianamede Albay Temizöz’ün tutuklanmasına neden olan ‘Tükenmez kalem’ ve ‘Sokak lambası’ adlı iki gizli tanığın ifadeleri de yer aldı.

Yüksek Askeri Şura (YAŞ) öncesi subay ve astsubay sicil yönetmeliğinde çok kritik bir değişiklik yapıldı. Ergenekon ve fail-i meçhuller gibi davalardan yargılanmakta olan subayların da bir üst rütbeye yükseltilmelerinin önünü kesebilecek düzenleme, Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Buna göre üstün başarı gösteren subay ve astsubayların terfilerini etkileyecek yeni düzenlemede terfiyi olumsuz yönde etkileyen ‘cezalandırılmış olma’ hali, ‘yargılanması devam edenleri’ de kapsayacak biçimde genişletildi. Bu değişiklik, Ergenekon Davası başta olmak üzere TSK personellerinin yargılandığı çok sayıda davada sanık durumunda olan muvazzaf subay ve astsubayların kapsam içine girmesi anlamına geliyor.

TERFİDE SON KARAR KOMUTANDA

Yönetmelikte mevcut olan ‘Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanı belirlenen esaslara göre sıralanmış subaylardan mahkemelerce veya disiplin amirlerince cezalandırılmış olanları seçmeyebileceği’ yönündeki hükme, ‘askeri veya adli mahkemelerde herhangi bir suçtan yargılanması devam edenleri seçmeyebilecekler’ düzenlenmesi eklendi. Düzenlemeyle pek çok davadan yargılanmakta olan subay ve astsubayların terfilerindeki kararı Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanı’na bırakılmış oluyor.

ERGENEKON SANIKLARI DA KAPSAMDA

Özellikle terörle mücadelede görev almaları nedeniyle Ergenekon Davası kapsamında yargılanan muvazzafların neredeyse tamamı üstün başarı almış durumda. Bu düzenleme sonrası terfide seçimleri komutanın yetkisine bırakılıyor. Bu durumda Ergenekon Savcıları’nın sorguladıkları ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan İrticayla Mücadele Eylem Planı’nda imzası bulunduğu iddia edilen Kurmay Albay Dursun Çiçek’in de durumu kritik. Çiçek’le ilgili suçlamalar 3. iddianame kapsamına alınır ve iddianame YAŞ’tan önce çıkarsa, Çiçek de değişen yönetmelik gereği paşa olamayabilecek. Çiçek’in durumu da ‘yargılanıyor olma hali’ nedeniyle Kuvvet Komutanı’nın inisiyatifine geçeçek. ANKARA star

‘Üst düzey yöneticiler’ hakim karşısına çıkıyor

Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan 2. iddianameyle ilgili ilk duruşma 20 Temmuz pazartesi günü yapılacak. Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde yeni yapılan duruşma salonunda başlayacak duruşmada ‘Ergenekon’un üst düzey yöneticileri’ ile akademisyenler, polisler ve bazı tutuklu muvazzaf subaylar hakim karşısına çıkacak. Emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon ‘üst düzey yönetici oldukları’ suçlamasıyla haklarında 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle ilk kez hakim karşısına çıkacak.

Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Mustafa Ali Balbay, Tuncay Özkan, ATO Başkanı Sinan Aygün, emekli albaylar Arif Doğan ve Hasan Atilla Uğur da hakim karşısına çıkacaklar arasında bulunuyor. Mahkeme ilk iddianamenin davasıyla ikinci iddianamenin davasını birleştirebilecek. PELİN BERKÜR

Erdoğan’a hakaretten 11 ay 20 gün hapis

Ergenekon tutuklusu Yeni Parti Genel Başkanı Tuncay Özkan, Başbakan Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davada 11 ay 20 gün hapse mahkum oldu. Menemen Savcılığı Şehit Kubilay törenlerinde Başbakan Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla Özkan hakkında 3 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Hakim İbrahim Durak, önce 1 yıl 2 ay hapse hükmetti, iyi halden 11 ay 20 güne inen cezayı erteleyerek, 1 yıl denetimli serbestliğe çevirdi. DENİZHAN GÜZEL

İbrahim Şahin Adli Tıp raporu peşinde

Ergenekon tutuklusu eski Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin, sağlık durumundaki şikayetler üzerine dün Adli Tıp Kurumu’nda kontrol edildi. Geçen ay Şişli Etfal Hastanesi’nden aldığı raporla tahliye talebinde bulunan Şahin’in bu talebi ‘’Tahliye durumunu gerektirecek sağlık sorunu söz konusu değildir’’ gereçesiyle reddedilince Adli Tıp Kurumu’ndan alacağı raporla yeniden tahliye talebinde bulunacağı öğrenildi.
AKTIFHABER.COM

Devamını BURADAN okuyun...>>>

ANDIÇIN SUÇ NİTELİĞİ NEYDİ ?

Andıçın suç niteliği neydi?

Olayın güncel boyutu "Akın Birdal'ın Çevik bir için yaptığı suç duyurusu" haberinde yer alıyor.Yani suikasta maruz kalan Birdal, buna azmettirdiğini düşündüğü bir general hakkında dava açıyor. Güncel haberi okuyalım:
"Askere sivil yargı yolu açan yasanın ardından bir suç duyurusu da eski Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir hakkında yapıldı. DTP'li Birdal, Çevik Bir'i kendisine suikast düzenlemeye azmettirmekle suçladı.

Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt hakkında yapılan başvurudan sonra ikinci önemli suç duyurusu eski Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir hakkında yapıldı. İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı olduğu dönemde Genelkurmay'da hazırlanan andıçtaki ifadeler yüzünden suikasta uğradığını iddia eden DTP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ile İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Çevik Bir hakkında suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda eski generalin, "suç işlemek amacıyla yasa dışı silahlı örgüt kurma, insan öldürmeye azmettirme, suç işlemek için tahrik etme, hakaret ve iftira" suçlarından cezalandırılması istendi.Suç duyurusunda, Sakık yakalandıktan sonra 24-25 Nisan 1998 tarihli gazetelerde Sakık'a ait olduğu iddia edilen ifadelere atfen "Akın Birdal'ın PKK ile ilişki içinde olduğu Apo ile defalarca telefonda görüştüğü, Apo'nun kendisine para gönderdiği ve 'O benim Türkiye'deki tabancamdır' dediği" haberlerinin çıktığı belirtildi. Bu haberlerden yaklaşık iki hafta sonra Birdal'ın suikasta uğradığı ve yaralı olarak kurtulduğu hatırlatılan dilekçede, daha sonra gazetelerde yayınlanan ifadelerin Sakık'a ait olmadığının ortaya çıktığı belirtildi. Suç duyurusunda sahte ifadelerin "Andıç" başlıklı "Güçlü Eylem Planı" isimli belgede yer aldığı ve altında Çevik Bir'in imzasının yer aldığı bu belgenin basına sızdırılarak haber yapılmasının sağlandığı kaydedildi. Suç duyurusunda belgedeki planların icraya konulduğu belirtilerek, "Bu belge ile Çevik Bir'in, Akın Birdal'a yönelik silahlı saldırıdaki rolü açığa çıkarılmalı ve azmettirmeden dolayı yargılaması yapılmalıdır" denildi.

Birdal, adliyede yaptığı açıklamada, 1998'de PKK'lı Şemdin Sakık'a ait olduğu ileri sürülen ifadelerin bazı gazetelerde yayımlandığını hatırlatarak, "Bu ifadelerde muhalif kurum ve kuruluşlar ile kişiler hedef gösterilmişti. Daha sonra ifadelerin, Sakık'a ait olmadığı, Genelkurmay Karargahı'nca hazırlanmış bir andıç belgesi olduğu açığa çıktı. Bu belgenin altında Çevik Bir'in imzası bulunduğunu ve dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak tarafından gazetelere servis yapıldığını öğrendik. O hedef göstermeden sonra uğradığımız hayatımıza yönelik bir olay oldu. 30 Kasım 2000'de, Bir hakkında suç duyurusunda bulunmuştuk. Fakat olumlu ya da olumsuz bir bildirim yapılmadı" dedi.

Suç duyurusu Ankara Başsavcılığı'nın yanı sıra İstanbul özel yetkili Cumhuriyet Savcılığı'na da gönderildi. İHD Başkanı Türkdoğan, suç duyurusunun Ergenekon soruşturması çerçevesinde dikkate alınmasını talep ettiklerini söyledi.

Böyle bir haberi okuduğunuzda, sivil ve adli yargı düzenlemesi ile ilgili tartışmalarda nasıl bir noktaya geliyorsunuz?

Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada "Karargah içi bir çalışma olduğu" ve uygulamaya konulmadığı savunulan "Andıç", birçok gazetecinin başını yiyor, bu arada hedef gösterilen İHD Başkanı Akın Birdal da suikasta maruz kalıyor.

Andıç'ın altında da Çevik Bir'in imzası var.

Ne yapılmalı bu durum karşısında?

Malum, 30 Kasım 2000'de suç duyurusunda bulunulmuş ama olumlu-olumsuz bir bildirim yapılmamış.

Yani Çevik Bir'in güçlü günlerinde olay hasıraltı edilmiş.

Şimdi hangi suç askeri suç sayılsın hangisi adli yargı konusu olsun, meselesi tartışılıyor.

Ne yapalım bu Andıç'ı? Bir kere "suç" sayılsın mı?

Bakın o günlerde "suç"lama üzerine herkes kulağının üstüne yatmış.

Askeri bir suç sayılıp da soruşturma açılmamış. "Genelkurmay içi bir çalışma" denip kapatılmış.

Demek ki, "Asker içinde hazırlanan andıç" yüzünden sivillerin gördüğü zarar, askeri yargı nezdinde dikkate alınmamış.

Şimdi aynı mesele, adli yargı alanında ele alınacak.

Aradan 10 yıl geçmiş.

Akın Birdal, "Ben canımdan oluyordum. Bunun bir sorumlusu olmalı" diyor.

Belki o dönemde ihanetle suçlanan ve işlerinden kovulan tanınmış gazeteciler de yargılama isteyecekler.

Belki, ifadesine müdahale edilen Şemdin Sakık da dava açacak. Cezaevindeki bir sanığın ifadesine girdiler yapma hakkını hangi asker kişiye veriyor bizim hukukumuz?

Bu da mı yargılanmasın?

Çevik Bir gibi birileri daha, andıçlar hazırlayıp, kimi sanıkların ifadelerine ilaveler yaparak provokatif bir kampanya yürütebilsin mi?

Rütbesi general olunca her şey mubah mı olsun?

-Ya generallere dava açılırsa...

Çok yadırgamamızın beklendiği bu ihtimalin karşıtı yine bir sorudur:

-Ya generallerin yaptıkları yüzünden insanlar can derdine düşüyorsa...

Anlaşılıyor ki, asker içinde, general seviyesinde bile, çok yanlış işler yapılmış... Bu, yapanın kesesine de kalmış.

Şimdi yeni yargı düzeni bunu önleyecek. Önlemeli.

Ahmet TAŞGETİREN
atasgetiren@bugun.com.tr

Devamını BURADAN okuyun...>>>

ÇEVİK BİR'İN İŞİ ZOR

Çevik Bir'in işi zor
28 Şubatçıların ordu içinde yaptığı tasfiyede en önemli ayaklardan birisi, bugün Gatakulli galat-ı meşhuru ile anılan Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde yaptıkları ayıklamadır.General Çevik Bir bu tasfiyeyi gerçekleştirirken yasa dışı her türlü yola başvurmuş bazı tabip subayları haklarında düzmece raporlar düzenleyerek onları ordu dışına atmıştır.
Tabip Albay Mustafa Kahramanyol bunlardan birisi.

Kahramanyol, darbecilere sivil mahkemelerin yolunu açan kanunun yürürlüğe girmesi ile kendisini GATA'daki görevinden çeşitli hilelerle uzaklaştırdığını söylediği Çevik Bir'e dava açıyor.

Kahramanyol'un hikâyesi şu günlerde televizyon ve gazetelerde geniş yer alıyor.

O dönemde Çevik Bir tarafından görevinden uzaklaştırılan bir isim daha vardı: Prof. Dr. Nevzat Tarhan.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan'ın hikâyesi çok daha ilginç. Nevzat Tarhan o zaman GATA klinik şefliği yapıyordu.

Uzmanlığı psikiyatri olan Nevzat Tarhan, Çevik Bir'in bir emriyle "veteriner" ilan edilir.

Yanlış okumadınız. Psikiyatri Profesörü Nevzat Tarhan, Çevik Bir tarafından Gaziantep'e veteriner olarak tayin edildi.Nevzat Tarhan ve Mustafa Kahramanyol 28 Şubat sürecinde resen emekli edilen veya ordudan uzaklaştırılan isimlerden sadece ikisi. O süreçte 1565 subay-astsubay resen emekliye sevk edildi. 10 bine yakın subay astsubay da zorla emekli edildi.

Bu subay astsubayların yeri Doğu Aktulga tarafından atanan subaylarla dolduruldu.

Kurumsal olarak 28 Şubat ile hesaplaşmak aslında mümkün. Batı Çalışma Grubu denilen yasadışı yapının icraatlarıydı bu ordudan uzaklaştırmalar. Şimdilerde bu insanlar teker teker Çevik Bir'e karşı sivil mahkemelerde dava açma hazırlıkları yapıyorlar, kendilerine yapılan haksızlıkların hesabını sormaya hazırlanıyorlar.

Hepsi dava açamıyor çünkü bu subay astsubayların çoğu dava açamasınlar diye Yüksek Askeri Şûra kararıyla ordudan atıldılar.

Prof. Tarhan'ın hikâyesine devam edelim:

GATA'da görev yaparken haksız bir şekilde tayini çıkıyor. Bunun üzerine Tarhan mahkemeye gidiyor ve görevine iade ediliyor. Tekrar tayini çıkıyor, tekrar mahkeme oluyor ve tekrar görevine dönüyor. Bunun üzerine dönemin GATA Komutanı Tarhan'ı makamına çağırıyor ve "Nevzat, yine kazanırsın biliyorum ama bu sefer tayinin Şırnak'a çıkacak. Bunu söylemek zorundayım" diyor. Bunun üzerine Nevzat Tarhan "Suçumuz ne diye" sorunca GATA Komutanı "Devlet içinde emir komuta zinciri dışında bir odak var, sizi istemiyor" der.

-Peki neden beğenmiyor komutanım?

-"Sizin yaşam tarzınızı beğenmiyor!"

Nevzat Tarhan'a göre devlet içindeki emir komuta dışındaki birim Batı Çalışma Grubu'ydu.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde kurulmuş bir tür çete yapılanmasıydı Batı Çalışma Grubu.

Bu grup emir komuta zinciri dışında istihbarat topluyor, kişileri fişliyor ve yalan yanlış bilgilerle hazırladığı raporları Yüksek Askeri Şûra'da projeksiyon cihazlarıyla komutanlara sunuyor ve neticede fişlenenler ordudan uzaklaştırılıyordu.

YAŞ kararı ile ordudan atılanların hiçbir yasal mercide hak aramaları mümkün değil. Bu yolun açılabilmesi için Anayasa'nın 125. Maddesi'ndeki "YAŞ kararları yargı denetimi dışındadır" ibaresinin değiştirilmesi gerekiyor.

İşte bu anlamda 28 Şubat Cumhuriyet tarihinin en büyük kadrolaşma hareketi olmasının yanında yine bu tasfiye edilenlerin yerine getirilen subaylarla da en büyük kadrolaşma hareketi olarak anılabilir.

Türkiye'de bir daha 28 Şubatların yaşanmaması için hiç değilse 28 Şubatçılara ve en önemlisi Batı Çalışma Grubu'na yaptıkları yasadışı işlerin hesabı sorulmalıdır.

28 Şubat'ta bir şekilde Çevik Bir'in elinden zarar gören kişiler, andıçlanan siviller, mesela Cengiz Çandar, Mehmet Ali Birand, Akın Birdal, Altan kardeşler vs. hepsi için artık mahkeme yolu açık.

Bu demektir ki, Çevik Bir'in başı büyük belada...

Nuh GÖNÜLTAŞ
nuhgonultas@gmail.com bugün

Devamını BURADAN okuyun...>>>

15.7.09

HSYK DA DERİN GÜÇLER İŞBAŞINDA

HSYK'nın Yeni Hedefi Ergenekon

12 Eylül darbesinden sonra kurulan HSYK yakın tarihte bakın nasıl davalarda devreye girdi ve davaların sonuçları nasıl oldu? Susurluk, Şemdinli...

HSYK, kritik davalarda devreye giriyor

Yargıtay, sivil mahkemenin Şemdinli davasındaki kararını bozarak, dosyanın askerî mahkemeye gönderilmesini istedi. Yargıtay'ın kararına uymayan mahkeme heyeti HSYK tarafından dağıtıldı. Yeni gelen heyet, ilk duruşmada dosyayı askerî mahkemeye gönderdi.

HSYK'nın, kritik davaların hakim ve savcılarına dönük atama kararları sıklıkla tartışmaların odağına oturdu. 12 Eylül darbesinden sonra kurulan HSYK'nın yakın tarihte dikkat çeken ilk müdahalesi Susurluk davasında yaşandıSusurluk davasına bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Sedat Karagül'ün görevini değiştirdi. Karagül, 2001 yılında Sultanahmet'teki İstanbul Adliyesi'ne düz hakim olarak atandı. Hakim Metin Çetinbaş mahkeme başkanı olarak atandı. Davayı 2-3 ay gibi kısa bir sürede sonuçlandıran Çetinbaş, emekli olduktan sonra Ergenekon davasında bazı sanıkların avukatlığını üstlendi.

Susurluk davası hükümlüsü Özel Harekâtçı polis Ayhan Çarkın, Ekim 2008'de verdiği bir röportajda ilginç bir itirafta bulunmuştu: "Bizi dava sürecinde 3,5 sene yargılayan bir heyet vardı. Hakim Sedat Karagül. O adamda ben adaleti gördüm. Sonra bu heyet görevden alındı. Son 15 gün Mesut Yılmaz hükümetinin atadığı bir başka heyet geldi. 4 yıl ceza aldık. Oysa neyle yargılanıyorduk."

HSYK, Şemdinli soruşturmasında iddianamenin açıklanmasının ardından Savcı Ferhat Sarıkaya hakkında inceleme başlattı. Savcı görevinden ihraç edildi. Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık iki astsubaya 39 yıl 5 ay ceza verdi. Kararı bozan Yargıtay, dosyanın askerî mahkemeye gönderilmesini istedi. Mahkeme karara uymadı. HSYK yeniden devreye girdi ve mahkeme üyelerini dağıttı. Yeni gelen heyet, dava dosyasını askerî mahkemeye gönderdi. Sanıklar askerî mahkemedeki ilk duruşmada salıverildi.

HSYK, verdiği kararla banka davalarına da damgasını vurdu. Davalara bakan İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mustafa Akın, 2007'de görevinden alındı. Akın döneminde 3 yıl içinde birçok davayı karara bağlayan mahkeme, bu atamanın ardından karar vermez oldu. Mustafa Süzer'in baş sanık olarak yargılandığı Kentbank davası hâlâ devam ediyor.
AKTIFHABER.COM

Devamını BURADAN okuyun...>>>

ORHUN KİTABELERİNE DİKKAT !!!

Bilge Kaan'dan Çin Öğüdü

Aslında bin yıllar öncesinde atalarımız Çin hakkında bizi uyarmış. Orhun Abideleri'nin, Bilge Kağan Anıtı'nda Türk Milleti uyarılmış...

Çin'in Doğu Türkistan'da gerçekleştirdiği zulüm gündemdeki yerini hala korumaya devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ziyaretinin ardından yüzlerce Uygur Türk'ünün öldüm haberini aldık. Aslında bin yıllar öncesinde atalarımız Çin hakkında bizi uyarmış. Orhun Abideleri'nin, Bilge Kağan Anıtı'nda Türk Milleti, Çin'e karşı dikkatli davranmaları konusunda uyarılmış.

İşte anıtta Türk Milletini uyaran cümleler:


“Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, aldatıcı olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirttiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş. Çin milletine beylik erkek evlâdını kul kıldı, hanımlık kız evlâdını cariye kıldı. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutarak, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edi vermiş. Batıda Demir Kapıya ordu sevk edivermiş. Çin kağanına ilini, töresini alı vermiş. Türk halk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi, gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. Düşman olup, kendisini tanzim ve tertip edemediğinden, yine tâbi olmuş. Bunca işi, gücü vermediğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş.”Anıtta ayrıca Çin milleti için, “Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesine, milletine, akrabasına kadar barındırmaz imiş" deniliyor. Bu cümlenin ardından Türk milleti yine "Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin!” denerek uyarılıyor.



İşte Bilge Kağan Anıtı Kitabesi


Doğu Yüzü:

Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağanı ... Sir, Dokuz Oğuz, İki Ediz çadırlı beyleri, milleti ... Türk tanrısı ... üzerinde kagan oturdum. Oturduğumda ölecek gibi düşünen Türk beyleri, milleti memnun olup sevinip, yere dikilmiş gözü yukarı baktı. Bu zamanda kendim oturup bunca ağır töreyi dört taraftaki ... dim. Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini, töresini tutu vermiş, düzene soku vermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye dik çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilâtsız Gök Türk'ü düzene sokarak öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku bilgili imiş tabiî, Cesur imiş tabiî. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefât etmiş. Yasçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusundan Bökli Çöllü halk, Çin, Tibet, Avar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, bunca millet gelip ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş. Ondan sonra küçük kardeşi kağan olmuş tabiî, oğulları kağan olmuş tabiî. Ondan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi kılınmamış olacak, oğlu babası gibi kılınmamış olacak. Bilgisiz kağan oturmuştur, kötü kağan oturmuştur. Buyruku da bilgisizmiş tabiî, kötü imiş tabiî. Beyleri, milleti ahenksiz olduğu için, aldatıcı olduğu için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirttiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, kağan yaptığı kağanını kaybedivermiş. Çin milletine beylik erkek evlâdını kul kıldı, hanımlık kız evlâdını cariye kıldı. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutarak, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edi vermiş. Batıda Demir Kapıya ordu sevk edi vermiş. Çin kağanına ilini, töresini alı vermiş. Türk halk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi, gücü veriyorum der imiş. Öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. Düşman olup, kendisini tanzim ve tertip edemediğinden, yine tâbi olmuş. Bunca işi, gücü vermediğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş. Yok olmaya gidiyormuş. Yukarıda Türk Tanrısı, mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiştir. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye, babam İltiriş kağanı, annem İlbilge Hatun'u göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmıştır. Babam kağan on yedi erle dışarı çıkmış. Dışarı yürüyor diye ses işitip şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş. Toplanıp yetmiş er olmuş. Tanrı kuvvet verdiği için, babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş. Doğuya batıya asker sevk edip toplamış, yığmış. Hepsi yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, ecdadımın töresince yaratmış, yetiştirmiş. Tölis, Tarduş milletini orda tanzim etmiş. Yabguyu, şadı orda vermiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca .... kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lûtfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili, töreyi kazanıp, uçup gitmiş. Babam kağan için ilkin Baz kağanı balbal olarak dikmiş. Babam kağan uçtuğunda kendim sekiz yaşında kaldım. O töre üzerine amcam kağan oturdu. Oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, tekrar besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı. Amcam kağan oturduğunda kendim prens ... Tanrı buyurduğu için ondört yaşımda Tarduş milleti üzerine şad oturdum. Amcam kağan ile doğuda Yeşil Nehir'e, Şantung ovasına kadar ordu sevk ettik. Batıda Demir Kapı'ya kadar ordu sevk ettik. Kögmen'i aşarak Kırgız ülkesine kadar ordu sevk ettik. Yekun olarak yirmi beş defa ordu sevk ettik, on üç defa savaştık. İlliyi ilsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliye diz çöktürdük, başlıya baş eğdirdik. Türgiş kağanı Türk'üm, milletim idi. Bilmediği için, bize karşı yanlış hareket ettiği, ihanet ettiği için kağanı öldü, buyruku, beyleri de öldü. On Ok kavmi eziyet gördü. Ecdadımızın tutmuş olduğu yer, su sahipsiz kalmasın diye Az milletini tanzim ve tertip edip ... Bars bey idi. Kağan adını burda biz verdik. Kız kardeşim prensesi verdik. Kendisi ihanet etti, kağanı öldü, milleti cariye, kul oldu. Kögmen'in yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az, Kırgız milletini tanzim ve tertip edip geldik. Savaştık ... ilini geri verdik. Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. Batıda Kengü Tarbana kadar Türk milletini öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. O zamanda kul kullu, cariye cariyeli olmuştu. Küçük kardeş büyük kardeşini bilmezdi, oğlu babasını bilmezdi. Öyle kazanılmış, öyle düzene sokulmuş ilimiz, töremiz vardı. Türk, Oğuz beyleri, milleti işit: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilecekti? Türk milleti, vazgeç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan kağanına, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hâle soktun. Silâhlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mızraklı nereden gelerek sürüp gönderdi? Mukaddes Ötüken ormanının milleti, gittin! Doğuya giden, gittin! Batıya giden, gittin! Gittiğin yerde hayrın şu olmalı: Kanın nehir gibi koştu. Kemiğin dağ gibi yattı. Beylik erkek evlâdını kul kıldın. Hanımlık kız evlâdını cariye kıldın. O bilmemenden dolayı, kötülüğün yüzünden amcam kağan uçup gitti. Önce Kırgız kağanını balbal olarak diktim. Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı, annem hatunu yükselten Tanrı, il veren Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, kendimi o Tanrı kağan oturttu tabiî. Varlıklı, zengin millet üzerine oturmadım. İçte aşsız, dışta elbisesiz; düşkün, perişan millet üzerine oturdum. Küçük kardeşim Kül Tigin, iki şad, küçük kardeşim Kül Tigin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye Türk milleti için gece uyuyamadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım. Öyle kazanıp bütün milleti ateş, su kılmadım. Ben kendim kağan oturduğumdan her yere gitmiş olan millet yaya olarak, çıplak olarak, öle yite geri geldi. Milleti besleyeyim diye kuzeyde Oğuz kavmine doğru; doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru; güneyde Çine doğru on iki defa ordu sevk ettim ... savaştım. Ondan sonra Tanrı buyurduğu için, devletim, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli kıldım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Değerli illiden, değerli kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tâbi kıldım, düşmansız kıldım. Hep bana itaat etti. Onyedi yaşımda Tanguta doğru ordu sevk ettim. Tangut milletini bozdum. Oğlunu, karısını, at sürüsünü, servetini orda aldım. Onsekiz yaşımda Altı Çub Soğdaka doğru ordu sevk ettim. Milleti orda bozdum. Çinli Ong vali, elli bin asker geldi. Iduk Başta savaştım. O orduyu orda yok ettim. Yirmi yaşımda, Basmıl Iduk Kut soyumdan olan kavim idi, kervan göndermiyor diye ordu sevk ettim. K ... m tâbi kıldım, malını çevirip getirdim. Yirmi iki yaşımda Çin'e doğru ordu sevk ettim. Çaça general, seksen bin asker ile savaştım. Askerini orda öldürdüm. Yirmi altı yaşımda Çik kavmi Kırgız ile beraber düşman oldu. Kemi geçerek Çike doğru ordu sevk ettim. Örpende savaştım. Askerini mızrakladım. Az milletini aldım ... tâbi kıldım. Yirmi yedi yaşımda Kırgız'a doğru ordu sevk ettim. Mızrak batımı karı söküp, Kögmen ormanını aşarak yürüyüp Kırgız kavmini uykuda bastım. Kağanı ile Songa ormanında savaştım. Kağanını öldürdüm, ilini orda aldım. O yılda Türgiş'e doğru Altın ormanını aşarak İrtiş nehrini geçip yürüdüm. Türgiş kavmini uykuda bastım. Türgiş kağanının ordusu ateş gibi, fırtına gibi geldi. Bolçu'da savaştık. Kağanını, yabgusunu, şadını orda öldürdüm. İlini orda aldım. Otuz yaşımda Beş Balıka doğru ordu sevk ettim. Altı defa savaştım ... askerini hep öldürdüm. Onun içindeki ne kadar insan ... yok olacaktı ... çağırmak için geldi. Beş Balık onun için kurtuldu. Otuzbir yaşımda Karluk milleti sıkıntısız, hür ve serbest iken, düşman oldu. Tamag Iduk Başta savaştım. Karluk milletini öldürdüm, orda aldım ... Basmıl kara ... Karluk milleti toplanıp geldi ... m, öldürdüm. Dokuz Oğuz benim milletim idi. Gök, yer bulandığı için, ödüne kıskançlık değdiği için düşman oldu. Bir yılda dört defa savaştım: En önce Togu Balık!ta savaştım. Togla nehrini yüzdürerek geçip ordusu ... İkinci olarak Andırgu'da savaştım. Askerini mızrakladım ... Üçüncü olarak Çuş başında savaştım. Türk milleti ayak titretti, perişan olacaktı. İlerleyip yayarak gelen ordusunu püskürttüm. Çok ölecek orda dirildi. Orda Tongra yiğiti bir boyu Tonga Tigin mateminde çevirip vurdum. Dördüncü olarak Ezginti Kadız'da savaştım. Askerini orda mızrakladım, yıprattım ...yıprat ... Otuziki yaşımda Amgı kalesinde kışladıkta kıtlık oldu. İlk baharında Oğuz'a doğru ordu sevk ettim. İlk ordu dışarı çıkmıştı, ikinci ordu merkezde idi. Üç Oğuz ordusu basıp geldi. Yaya, kötü oldu diyip yenmek için geldi. Bir kısım ordusu evi barkı yağma etmek için gitti, bir kısım ordusu savaşmak için geldi. Biz az idik, kötü durumda idik. Oğuz ... düşman ... Tanrı kuvvet verdiği için orda mızrakladım, dağıttım. Tanrı bahşettiği için, ben kazandığım için Türk milleti kazanmıştır. Ben küçük kardeşimle beraber böyle başa geçip kazanmasam Türk milleti ölecekti, yok olacaktı. Türk beyleri, milleti, böyle düşünün, böyle bilin! Oğuz kavmi ... göndermeden, diye ordu sevk ettim. Evini barkını bozdum. Oğuz kavmi Dokuz Tatar ile toplanıp geldi. Aguda iki büyük savaş yaptım. Ordusunu bozdum. İlini orda aldım. Öyle kazanıp ... Tanrı buyurduğu için otuzüç yaşımda ... idi. Seçkin, muhterem, güç beslemiş olan, kahraman kağanına ihanet etti. Üstte Tanrı, mukaddes yer, su, amcam kağanın devleti kabul etmedi olacak. Dokuz Oğuz kavmi yerini, suyunu terk edip Çin'e doğru gitti. Çin ... bu yere geldi. Besleyeyim diye düşünüp ... millet .... suçla ... güneyde Çin'de adı sanı yok oldu. Bu yerde bana kul oldu. Ben kendim kağan oturduğum için Türk milletini ... kılmadım. İli, töreyi çok iyi kazandım ... toplanıp ... orda savaştım. Askerini mızrakladım. Teslim olan teslim oldu, millet oldu; Ölen öldü. Selengadan aşağıya yürüyerek Kargan vâdisinde evini, barkını orda bozdum ... ormana çıktı. Uygur valisi yüz kadar askerle doğuya kaçıp gitti ...... Türk milleti aç idi. O at sürüsünü alıp besledim. Otuz dört yaşımda Oğuz kaçıp Çin'e girdi. Eseflenip ordu sevk ettim. Hiddetle .., oğlunu, karısını orda aldım. İki valili millet ..... Tatabı milleti Çin kağanına itaat etti. Elçisi, iyi sözü, niyazı gelmiyor diye yazın ordu sevk ettim. Milleti orda bozdum. At sürüsünü ... askeri toplanıp geldi. Kadırkan ormanına kon ... yerine doğru, suyuna doşru kondu. Güneyde Karluk milletine doşru ordu sevk et diyip Tudun Yamtarı gönderdim, gitti ... Karluk valisi yok olmuş, küçük kardeşi bir kaleye ... kervanı koşmadı. Onu korkutayım diyip ordu sevk ettim. Koruyucu iki üç kişi ile beraber kaçıp gitti. Halk kütlesi kağanım geldi diyip övdü ... ad verdim. Küçük adlı ...

Güneydoğu Yüzü

.... Gök Öngü çiğneyerek ordu yürüyüp, gece ve gündüz yedi zamanda susuzu geçtim. Çorağa ulaşıp yağmacı askeri ... Keçine kadar ...

Güney Yüzü:

... Çin süvarisini, on yedi bin askeri ilk gün öldürdüm. Piyadesini ikinci gün hep öldürdüm. Bi ... aşıp vard ... defa ordu sevk ettim. Otuzsekiz yaşımda kışın Kıtay'a doğru ordu sevk ettim ... Otuz dokuz yaşımda ilk baharda Tatabı'ya doğru ordu sevk ettim.... ben ... öldürdüm. Oğlunu, karısını, at sürüsünü, servetini ... millet... karısını yok kıldım....... savaştım. ... verdim. Kahraman erini öldürüp balbal kılı verdim. Elli yaşımda Tatabı milleti Kıtaydan ayrıldı. ... lker dağına ... Ku general kumandasında kırk bin asker geldi. Töngkes dağında hücum edip vurdum. Otuz bin askeri öldürdüm. On bin ... ise ... öktüm. Tatabı .... öldürdü. Büyük oğlum hastalanıp yok olunca Ku'yu, generali balbal olarak diki verdim. Ben on dokuz yıl şad olarak oturdum, on dokuz yıl kağan olarak oturdum, il tuttum. Otuz bir ... Türk'üm için, milletim için iyisini öylece kazanı verdim. Bu kadar kazanıp babam kağan köpek yılı, onuncu ay, yirmi altıda uçup gitti. Domuz yılı, beşinci ay, yirmi yedide yas töreni yaptırdım. Bukağ vali ... babası Lisün Tay generalin başkanlığında beş yüz yiğit geldi. Kokuluk .... altın, gümüş fazla fazla getirdi. Yas töreni kokusunu getirip diki verdi. Sandal ağacı getirip öz ... Bunca millet saçını, kulağını ... kesti. İyi binek atını, kara samurunu, mavi sincabını sayısız getirip hep bıraktı. Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağanı, sözüm: Babam Türk Bilge Kağan'ı oturduğunda şimdiki Türk beyleri, sonra Tarduş beyleri; Kül Çor başta olarak, arkasından şadpıt beyleri; önde Tölis beyleri; Apa Tarkan başta olarak, arkasından şadpıt beyleri; bu ... Taman Tarkan, Tonyukuk Boyla Baga Tarkan ve buyruk ... iç buyruk; Sebig Kül İrkin başta olarak, arkasından buyruk; bunca şimdiki beyler, babam kağana fevkalâde fevkalâde çok iltica etti ... Türk beylerini, milletini fevkalâde çok yüceltti, övdü ... babam kağan ... ağır taşı, kalın ağacı Türk beyleri, milleti ... Kendime bunca ...

Kuzey Yüzü:

Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat, Buyruk beyleri, Otuz Tatar, ... Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersin'e kadar ordu sevk ettim, Tibet'e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapıya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği, ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa kabilesine, milletine, akrabasına kadar barındırmaz imiş. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin! Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına varıp, çok insan öldün! O yere doğru gidersen Türk milleti, öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiç bir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın. Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Acıksan tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla, her yere zayıflayarak ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı? Türk beyleri, milleti, bunu işitin! Türk milletini toplayıp il tutacağını burda vurdum. Yanılıp öleceğini yine burda vurdum. Her ne sözüm varsa ebedî taşa vurdum. Ona bakarak bilin. Şimdiki Türk milleti, beyleri, bu zamanda itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız? Babam kağan, amcam kağan oturduğunda dört taraftaki milleti nasıl düzene sokmuş ... Tanrı buyurduğu için kendim oturduğumda dört taraftaki milleti düzene soktum ve tertipledim ... kıldım. ... Türgiş kağanına kızımı ... fevkalâde büyük törenle alı verdim. Türgiş kağanının kızını fevkalâde büyük törenle oğluma alıverdim ... fevkalâde büyük törenle alı verdim ... yaptırdım ... başlıya baş eğdirdim, dizliye diz çöktürdüm. Üstte Tanrı, altta yer bahşettiği için gözle görülmeyen, kulakla işitilmeyen milletimi doğuda gün doğusuna, güneyde ... batıda ... Sarı altınını, beyaz gümüşünü, kenarlı ipeğini, ipekli kumaşını, binek atını, aygırını, kara samurunu, mavi sincabını Türk'üme, milletime kazanı verdim, tanzim edi verdim ... kedersiz kıldım. Üstte Tanrı kudretli ... Türk beylerini, milletini ... besleyin, zahmet çektirmeyin, incitmeyin! ... benim Türk beylerim, Türk milletim,... kazanıp ... bu ... bu kağanından, bu beylerinden ... suyundan ayrılmazsan, Türk milleti, kendin iyilik göreceksin, evine gireceksin, dertsiz olacaksın. ... Ondan sonra Çin kağanından resimciyi hep getirttim. Benim sözümü kırmadı, maiyetindeki resimciyi gönderdi. Ona bambaşka türbe yaptırdım. İçine dışına bambaşka resim vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü vurdurdum ... On Ok oğluna, yabancına kadar bunu görüp bilin! Ebedî taş yontturdum ... yontturdum, yazdırdım. ... O taş türbesini ...

Batı Yüzü:

... üstte ... Bilge Kağan uçtu. Yaz olsa, üstte gök davulu gürler gibi, öylece ve dağda yabani geyik gürlese, öylece mateme gark oluyorum. Babam kağanın taşını kendim kağan ...... bilge kağan oldi.


Güneybatı Yüzü:

Bilge Kağan kitâbesini Yollug Tigin, yazdım. Bunca türbeyi, resimi, sanatı ... kağanın yeğeni Yollug Tigin ben bir ay dört gün oturup yazdım, resimledim




BİLGE KAĞAN KİMDİR?


Bilge Kağan, İkinci Göktürk'ün kağanıdır. 683 (ya da 684) yılında doğdu. Babası Göktürk Devleti'ni yeniden kuran İlteriş Kutlug Kağan, annesi İlbilge Hatun'dur. 8 yaşında babasını yitiren Bilge Kağan, 24 yıl boyunca Göktürk Devleti kağanlığı yapan amcası Kapağan Kağan'ın elinde büyüdü.


Amcası öldüğünde yerine geçen oğlu İnal'ı devirerek 32 yaşında 716 yılında Göktürk Devleti'nin başına geçti. Devletin yönetimini ele alan Bilge Kağan'ın ilk işi iyi bir yönetim oluşturmak oldu. Bunun için, ordunun başına 31 yaşındaki kardeşi Kül Tigin'i, vezirliğe de Tonyukuk'u getirdi.


Bilge Kağan'ın en büyük hayali milletini yerleşik hayata geçirip onları şehirlerde oturtmak idi. Ama buna vezir Tonyukuk karşı çıkarak: "Türkler, Çinlilerin yüzde biri kadar bile değildiler. Su ve otlak peşindedirler. Avcılık yaparlar. Belli bir yerleri yoktur ve savaşçıdırlar. Kendilerini güçlü görünce, orduları yürütürler. Güçsüz bulunca kaçarlar ve gizlenirler. Çinlilerin sayı üstünlüklerini böylece etkisiz kılarlar. Türkleri surlarla çevrili bir kentte toplarsanız ve bir kez Çin'e yenilirseniz, onların tutsağı olursunuz" dedi.


Bilge Kağan, bir dönem de Türkler arasında Budizm'i yaymak hevesine kapıldı. Tapınaklar yaparak Türkleri Budist yapmak arzusunu taşıdı. Vezir Tonyukuk, bu düşünceye de karşı çıkarak, Budizm'in insandaki hükmetme ve iktidar duygusunu zaafa uğrattığını, kuvvet ve savaşçılık yolunun bu olmadığını, eğer Türk milletinin yaşaması isteniyorsa bu din ve tapınakların ülkeye sokulmaması gerektiğini söyledi. Bilge Kağan, çok itibar ettiği Veziri Tonyukuk'un tavsiyelerine uyarak, aklından geçen bu planları yapmadı.


Bilge Kağan döneminde Göktürk Devleti'nin sınırları Çin'in Şan-Tung ovasından, İç Asya'da Karaşar bölgesine, kuzeyde Bayırku sahasından Ani Irmağı havalisi ve Batı Demir Kapı'ya (Ceyhun Irmağı'nın yakınında Semerkand-Belh yolu üzerinde) kadar ulaştı.


Önce veziri Tonyukuk'u sonra kardeşi Kül Tegin'i kaybeden Bilge Kağan'ı, Çinlilerle işbirliği yapan bakanı Buyrak Cor (Buyrukçur) zehirledi. Yatağında hasta yatarken, kendisini zehirleten bakan ve yardımcısını öldürten Bilge Kağan, 25 Kasım 734'de öldü. Bilge Kağan'ın cenazesi 22 Haziran 735 tarihinde ("domuz" yılının 5. ayının 272'si) büyük bir törenle defnedildi.

aktifhaber.com

Devamını BURADAN okuyun...>>>

ÇEVİK BİRDEN 28 ŞUBAT İFTİRASI

Çevik Bir'den İrtica Parası!

Tabip Kıdemli Albay Prof. Dr. Mustafa Kahramanyol'un 1997'de Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) kararlarıyla ordudan atılması konusunda ilginç iddialar ortaya atıldı.

Kahramanyol'un eski eşi Nurcan Akçay, kocasının irticacı diye ordudan atılması için aralarında dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir'in de olduğu üst rütbeli bazı subayların kendisine para ve iş teklif ettiğini, asılsız mektup yazdırdıklarını öne sürdü. Bu mektup sebebiyle Akçay'a Mehmetçik Vakfı'nda iş verilmiş. Ancak Albay Kahramanyol, açtığı boşanma davasında bu duruma dikkat çekince Akçay, Çevik Bir'in yazısıyla 1998'de işten çıkarılmış. Albay, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurunca Genelkurmay'ın davayı kaybetmemesi için ikinci bir mektuba daha ihtiyaç duyulmuş.

Akçay, bu talebi de yerine getirmiş ve bunun karşılığında Mehmetçik Vakfı'nın İstanbul TEM Otoyolu üzerindeki akaryakıt tesislerinde çalışmaya başlamış. Fakat buradan da yolsuzluklara göz yummadığı için kovulmuş. Nurcan Akçay, Genelkurmay eski 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir'in Belçika'da NATO karargahında görev yaparken yaşanan bir olaydan dolayı Kahramanyol'a karşı kin beslediğini savunuyor. Akçay'a göre Bir, kendisini kullanarak irtica kılıfıyla eski kocasından intikam aldı. Albay Mustafa Kahramanyol, eski eşinin söylediklerini hayretler içerisinde okuduğunu belirtiyor.Savcıları göreve çağırdı

Adaleti Savunanlar Derneği Onursal Başkanı Prof. Dr. Ahmet Alper, Nurcan Akçay'ın açıklamalarıyla ilgili olarak savcıları göreve çağırıyor. Prof. Dr. Alper, Kahramanyol'un eski eşinin ifadelerinin 28 Şubat sürecinde yaşanan ahlaksızlıklara ve çete faaliyetlerine iyi bir örnek teşkil ettiğini söylüyor. 28 Şubat sürecinde buna benzer çete faaliyetlerinin yürütüldüğünü iddia eden Prof. Dr. Alper, "28 Şubat döneminde ne şekilde ahlaksızlıklar yapıldığını bu açıklamalar çok iyi şekilde göstermektedir. Silahlı Kuvvetler içerisinde bazı insanlar kendi fikirlerinde olmayan kişileri tasfiye etmek için her türlü yolu denemişlerdir. 'Sen böyle dersen, sen böyle yaparsan, biz sana iş buluruz, para buluruz' diyen bir grup var. Maalesef bunlar YAŞ kararlarının yargı denetimine açık olmaması sebebiyle olan işlemler. YAŞ kararları bu şekilde devam ettiği sürece Türkiye'de hukuk devletinden bahsedilemez. Bu açıklamalar karşısında savcıların hiç vakit kaybetmeden takibat başlatmasını istiyoruz." şeklinde konuşuyor.

Mustafa Kahramanyol ise eski eşinin söylediklerini küçük dilini yutarak okuduğunu belirtiyor. Aradan geçen sekiz yıl içinde çok zor günler yaşadığını anlatan Kahramanyol, YAŞ kararları ile Silahlı Kuvvetler'den uzaklaştırılan bin 500 kişinin hakkının geri verilmesini istiyor. Her biri üniversite bitirmiş yetişkin olan çocuklarının kendisine "Baba biz seni çok seviyoruz. Ama bu işin içinde hakikaten bir şey yok mu? İrticai olaylara karışmış olamaz mısın?" diye sorduklarını anlatan Kahramanyol, "Bir babanın böyle bir soru ile karşılaşması bile ağırdır." diyor. Kendisi gibi sıkıntı çeken YAŞ'zedelerin sıkıntılarının giderilmesi için TBMM'yi göreve çağırdığını ifade eden Kahramanyol, şöyle devam etti: "Gerekli Anayasa değişikliği yapılmalı. Bizlere yapılanlar utanç verici bir hukuk çiğneme olayıdır. Normal şartlarda her kuvvet komutanı disiplinsiz olarak mütalaa ettiği her subayı re'sen ordudan çıkarabilir. Ama bu takdirde bu subay Askerî Yüksek İdare Mahkemesi nezdinde dava açabiliyor. YAŞ tarafından çıkarıldığı takdirde hakkını arayamıyor. Bu, hukukun çiğnenmesidir. Kanun çiğnenmesi değil; çünkü bunlar ihtilal kanunları. 1983'ten bu yana Türk milletinin gözünün içine baka baka hukuku çiğniyorlar. Düne kadar silah arkadaşı olarak gördükleri bizleri torbaya koyup denize atarken hiç mi vicdan azabı çekmiyorlar? Bugün Silahlı Kuvvetler'den zorla ayrılmak durumunda bırakılan subay ve astsubaylar çok sefil duruma düşmüş durumda. Millete hizmet etmiş kişilerin millet tarafından ellerinden tutulması lazım. Bunu sağlayacak makam ve mevki TBMM'dir."

Kahramanyol, intihar eden GATA eski komutanı Tümgeneral Prof. Dr. Fahrettin Alparslan'ın ölümünden birkaç gün önce kurulan komployu itiraf ettiğini söyledi. Kahramanyol, "Alparslan, 1997 Kasım ayında intihar etmeden birkaç gün önce beni çağırdı. 'Mustafa, sana çok büyük haksızlıklar ettik. Vicdan azabı içerisindeyim' dedi. Bunların bir kısmını anlattı. Görüşmemizden birkaç gün sonra da intihar etti." dedi. Mustafa Kahramanyol, YAŞ kararıyla ihracının ardından özel hastanelerde çalışmasının bile engellendiğini söyledi.

Bana söylenenleri yazdım

"GATA İstihbaratı beni defalarca Ankara'ya çağırdı. Eşi olduğum için güvenilir olacağımı ve belge olarak kabul edilebileceğini belirttiler. Ağustos şûrasının yaklaştığını, bu mektubun dosyasına konulacak en önemli delil olacağını söylediler. Mustafa Bey'in irticai faaliyetlerle ilgili olduğunu, vatan hainliği yaptığını yazmam istendi. Bilgim olmadığı halde, söyledikleri konuları mektuba ekledim. Mektubu yazmamı Çevik Bir'in adamı olduğu bilinen GATA İstihbaratı'nda görevli C. Binbaşı istedi."

Eşlerin kavgası etkili oldu

"Çevik Bir'in ikinci eşi ile Mustafa Bey'in benden önceki eşi Belçika'da araba kullanmayı öğrenirken, korna çalma yüzünden kavga etmiş. Çevik Bir bu olayla ilgili olarak Mustafa Bey'i yanına çağırmış. Mustafa Bey, randevulu hastaları olduğu için gelemeyeceğini söyleyince Çevik Bir, odasına gidip 'Savunmanı hazırla.' dedikten sonra tehdit falan etmiş. Yıllardır bu husumetin devam etmesi, bence eski eşimin ordudan atılmasında çok etkili oldu. Onlar dikecekleri elbisenin modelini çoktan tasarlamışlardı. Dikişte kullanılacak iplik rengini bana belirlettiler."

Tolon, 'İşini bitireceğiz' dedi

"Şubat 1997'de boşanma davası açtığı için eşime çok öfkeliydim. Bu psikoloji içerisinde iken ailece görüşmekte olduğum generallerden Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ve Hurşit Tolon'a aile içindeki sıkıntılarımı anlatmak ve maddi sıkıntılarıma bir çere bulunması için Genelkurmay'a gittim. Hurşit Paşa, anlattıklarım kendisini etkilemiş olacak ki, bana 'Kahramanyol'u bu defa affetmeyeceğim. Durumuyla ilgili olarak Genelkurmay'da iki general arkadaşım ile görüşüp işini bitireceğim.' dedi ve beni GATA komutanına gönderdi."
aktifhaber.com, atv televizyonu 14,07,2009 ana haber bulteni

Devamını BURADAN okuyun...>>>

14.7.09

ASKERİ VESAYET YOKMUŞ

Askeri vesayet yokmuş!!!

Nabucco projesinin imza töreni, dün Ankara'da gerçekleşirken, Deniz Baykal da, Türkiye'nin esas sorununun "askeri vesayet" değil, "Tayyip Erdoğan vesayeti" olduğunu söylüyordu. 50 yıldır 3 darbe, bir post-modern darbe, çok sayıda muhtıra, andıç, lahika vs. görmüş ülkemizde, bir siyaset adamının "Sorun askeri vesayet değil" demesini yadırgadım. Baykal'ın gerekçelerinin arasında, temcit pilavı gibi tekrarladığı "dokunulmazlıkların kaldırılması" meselesi de vardı. CHP Genel Başkanı'na göre, Avrupa ülkelerinde Askeri Yargı mevcutmuş ama, milletvekillerinin dokunulmazlığı yokmuş. Her türlü değişimin önünü tıkamak için Baykal, sürekli dokunulmazlık konusuna sığınıyor. Sanki, darbe teşebbüsünde bulunanlardan, ya da "iç düşmanlar" ihdas ederek halka karşı psikolojik harekât yürütenlerden hesap sorulmasıyla, milletvekili dokunulmazlığının bir ilgisi varmış gibi. Avrupa'nın bazı ülkelerinde, sadece, askerlerin hizmet alanı ve görevleriyle ilgili konularda, Askeri Yargı faaliyet gösteriyor. Kaldı ki, bu ülkelerin hemen hemen hiçbirinde darbe teşebbüsüne rastlanmıyor.Yunanistan, İspanya gibi memleketler de, zaten darbecilerini çoktan sivil mahkemelerde yargılayıp, cezalandırdı. Bizde ise asker, daha 2007'de, bir e-muhtıra ile cumhurbaşkanı seçimine müdahale edebildi. Ergenekon operasyonu dolayısıyla ortaya çıkan gömülü silahlar ile Güneydoğu'daki kazılarda ele geçirilen kemik ve kumaş parçaları, ülkemizin yaşadıklarına ve yaşamak üzere olduğu provokasyonlara tanıklık ediyor.
Baykal'a göre, provokasyon yapanlar ve darbeciler, şu anda da adli mahkemelerde yargılanabilir.
Madem öyle, neden, Yargıtay, "görevsizlik" sebebiyle,Van Ağır Ceza Mahkemesi'nin, astsubay Özcan İldeniz ve Ali Kaya hakkında verdiği 39 yıllık mahkumiyet kararını bozdu da, Şemdinli davası Askeri Mahkeme'ye gönderildi? Ve Sarıkız darbe planını hazırlayan askerler ( Aytaç Yalman, Özden Örnek, İbrahim Fırtına) niçin hâlâ yargı önüne çıkamıyor?

CHP Andıçı
CHP, demokratikleşme yolundaki önemli bir adımın önünü kesiyor. Haziran 2000'de, TSK Güvenlik Dairesi İç İstihbarat Şubesi, CHP hakkında, Baykal'a destek amaçlı bir andıç hazırlamıştı. Bu andıçta, Doğu ve Güneydoğu'daki il ve ilçelerde CHP teşkilâtı izleniyordu. Meselâ, her şeyi açıklayacak şöyle bir cümle gözümüze çarpmıştı: "Hassas kaynaktan konu ile ilgili alınan bir bilgiden, CHP Parti Meclis üyesi Fikri Sağlar'ın, CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal yanlısı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki CHP il teşkilâtlarını ele geçirme gayreti doğrultusunda, HADEP yönetimi ile temasa geçerek destek arayışında bulunduğu öğrenilmiştir."
Andıç'ı hazırlayan dönemin İstihbarat Başkanı Korgeneral Fevzi Türkeri, CHP Parti Meclis üyesi Fikri Sağlar'ı izlemek suretiyle, 1999 seçim yenilgisi sonrasında Genel Başkanlık koltuğunu bırakan Baykal'ın parti içindeki hakkını hukukunu korumaya çalışıyordu. Baykal'ın halefi Altan Öymen, Andıç'ın bir başka hedefiydi: "Yaptığı konuşmalarda, Kürt realitesini kabul ettiği, Kürt enstitüsü ve araştırma çalışmaları yapılmasını önerdiği, Kürtçe televizyon ve radyo yayınlarının yapılabilmesini, kalıcı bir barış için genel af çıkarılmasını, Kürt kimliğinin özgürce açıklanabilmesini, Türkiye'de Kürt sorunu ve Kürtçe dil sorunu olduğunu, barış sürecine HADEP ve diğer partilerin katkılarını beklediğini belirtmiştir."
Baykal'ın darbecilerin ya da Andıç'çıların sivil mahkemelerde hesap vermesini istememesinde bu yakınlığın acaba rolü yok mu? Acaba ahde vefa mı söz konusu? Bilmem Altan Öymen ve Fikri Sağlar ne düşünür? Askerin, siyasi parti yöneticilerini izleyip fişlemesinin yasal bir dayanağı var mı?
SABAH Nazlı ILICAK

Devamını BURADAN okuyun...>>>



Snap Shots

Get Free Shots from Snap.com
 
^

Powered by BloggerAK Medya Haber Yorum Analiz by UsuárioCompulsivo
original Washed Denim by Darren Delaye
Creative Commons License